Şiir Sanatı ile İlgili Temel Kavramlar ve Bilgiler

Şiir Sanatı ile İlgili Temel Kavramlar ve Bilgiler

Şiir kavramı tarih boyunca binlerce kez tanımlanmıştır. Bu tanımların hepsi birbirinden farklıdır ve pek çoğu da yanlış olarak nitelendirilemez. Çünkü çoğu zaman duygulara seslenen şiir, farklı yorumlara açık bir edebî tür olduğu için şiirin kesin bir tanımının yapılması da zordur.

Şiir, Türkçe Sözlük’te şu ifadelerle açıklanmaktadır: “Zengin sembollerle, ritimli sözlerle, seslerin uyumlu kullanımıyla ortaya çıkan, hece ve durak bakımından denk ve kendi başına bir bütün olan edebî anlatım biçimi, manzume, nazım, koşuk”.

Bu tanımda “sembol, ritim, uyum” ve “bütünlük” kavramları dikkati çekmektedir. Bu kavramların pek çok şiir için anahtar kelimeler olduğu söylenebilir. Türk ve dünya edebiyatında şiirin dinî törenlerde söylenen ahenkli sözlerle birlikte ortaya çıktığı ve edebî türlerin en eskisi olduğu bilinmektedir.

Şiir, dilin çok anlamlılığı ve ahenkli oluşu ile diğer edebî türlerden ayrılır. Şiirde bir araya gelen kelimeler, farklı çağrışımlar ve ahenkli yapılarıyla birlikte bambaşka bir bütünlük oluşturur. Bu bakımdan şiir, çok anlamlılığa ve farklı yorumlara açık bir edebî türdür.

Dünya edebiyatının ilk edebî türleri arasında yer alan şiir alanında pek çok önemli eser verilmiştir. Shakespeare‘in (Şekspir) “Soneler“i, Baudelaire‘in (Bodler) “Kötülük Çiçekleri”, Aragon‘un “Mutlu Aşk Yoktur”, Goethe‘nin (Göte) “Doğu Batı Divanı”, Rilke‘nin “Duino Ağıtları” gibi eserler, bu türün bütün dünyada tanınmış örnekleri arasında yer alır.

Türk edebiyatında köklü bir geçmişi olan şiir türünde tarihî dönem içerisinde çok önemli eserler yazılmıştır. Yunus Emre, Fuzulî, Bâkî ve Şeyh Galip gibi şairlerin şiirlerini topladıkları “divan” adı verilen eserleri ile Dadaloğlu, Köroğlu ve Karacaoğlan‘ın şiirleri, bu türün tarihî gelişiminde çok önemli yere sahiptir.

Tanzimat’tan sonra Nâmık Kemâl‘in şiirleri, Tevfik Fikret‘in “Rübab-ı Şikeste“, Abdülhak Hamid‘in “Makber” adlı kitapları bu türün önemli örnekleri arasında yer alır. Onların hemen arkasından Mehmet Akif‘in “Safahât“, Yahya Kemal‘in “Kendi Gökkubbemiz“, Ahmet Hâşim‘in “Piyale” ile “Göl Saatleri“, Faruk Nafiz‘in “Han Duvarları” ve Necip Fazıl‘ın “Çile” adlı kitapları bu türün önemli örnekleri arasında yer alır. Nâzım Hikmet, Ahmet Muhip Dıranas, Orhan Veli, Attilâ İlhan, Sezai Karakoç gibi şairler yazdıkları eserlerle bu türün önemli örneklerini vermişlerdir.

Şiirdeki ses uyumları ve akış şiire bir müzikalite katar. Şiirin yapı ve anlam bakımından daha iyi anlaşılabilmesi için onunla ilgili bazı temel kavramların açıklanması gereklidir.

Şiirin temel kavramları şunlardır:

a) Söyleyici: Şiirde konuşan, şairin sesini ve söyleyişini emanet ettiği kişi veya varlığa “söyleyici” adı verilir. Söyleyici kavramı “şiirin öznesi”, “şiirsel ben” veya “lirik ben” olarak da adlandırılır. Söyleyici, şiirde sesi duyulan, varlığı hissedilen kurmaca bir kişiliktir ve yalnızca şiir bağlamında değerlendirilmesi gereken bir kavramdır. Bu bakımdan şairler farklı şiirlerde farklı bir söyleyiciyi tercih edebilirler. Şiirdeki söyleyici, fiil veya isimlere getirilen eklerle belirgin hâle gelir. Şiirde söyleyici kendisini “ben” veya “biz” zamiri ile veya daha farklı bir zamirle ifade edebilir. Söyleyicinin şiirdeki tavrı (üzgün, meydan okuyan, cesaret verici vb.) ve hitap ettiği kişi veya varlık şiirin akışını da belirler.

b) Nazım Birimi: Şiiri oluşturan anlam birimlerine “nazım birimi” adı verilir. Şiirdeki en küçük nazım birimine “dize” veya “mısra” denir. İki dizeden oluşan bu birimlere “beyit“, dört dizeden oluşan birimlere “dörtlük” denir. Üç dizeden oluşan veya dört dizeyi aşan birimler ise “bent” olarak adlandırılır. Nazım birimleri, nazım biçimlerinin oluşmasını da sağlar.

c) Nazım Biçimi (Nazım Şekli): Şiirin; nazım birimi, ölçüsü ve kafiye örgüsü gibi dış özelliklerinin toplamıyla ortaya çıkan formlardır. Tarihten günümüze Türk şiirinde başlıca şu nazım şekilleri kullanılmıştır:

1. Halk edebiyatı nazım şekilleri: mani, koşma, türkü, semai, varsağı vb.

2. Divan şiiri nazım şekilleri: gazel, kaside, tuyuğ, şarkı, rubai, terkib-i bend, terci-i bend vb.

3. Batı edebiyatından alınan nazım şekilleri: sone, terza-rima, serbest müstezat vb.

ç) Nazım Türü: Şiirlerin konularına göre gruplandırılması “nazım türü” olarak adlandırılır. Örneğin halk şairlerinin kullandığı bir nazım şekli olan “koşma“; konularına göre güzelleme (bir kimseyi öven şiirler), koçaklama (yiğitlikleri veya savaşları anlatan şiirler), taşlama (yergi amaçlı yazılan şiirler) ve ağıt (ölen birinin ardından yazılan yas şiirleri) gibi türlere ayrılır.

d) Ölçü (Vezin): Şiirde hecelerin sayısı veya niteliği (uzunluk, kısalık) bakımından birbirine denk olması ile oluşan ölçü birimleri “vezin” veya “ölçü” kavramıyla adlandırılır. Türk şiirinde, tarih boyunca hece ölçüsü ve aruz ölçüsü kullanılmış, 19. yüzyılın sonlarından itibaren ise vezinsiz şiirler de yazılmaya başlanmıştır.

Hece vezni, dizelerdeki hece sayılarının birbirine eşit olması esasına dayanır. Türk şiirinde hecenin en çok 7, 8 ve 11’li kalıpları kullanılmıştır.

Aruz ölçüsü ise hecelerin açık (kısa) veya kapalı (uzun) oluşları esasına dayanır. Ünlü ile biten heceler “açık”, ünsüzle veya uzun ünlüyle biten heceler “kapalı” hecedir. Açık heceler (.), kapalı heceler (-) işareti ile gösterilir. Aruz ölçüsünde daha önceden belirlenen aruz kalıplarına göre şiir yazılır ve o kalıba şiirin bütününde uyulur. Ölçü, şiirin akışını belirleyen ve ritmini sağlayan önemli bir öğedir.

e) Kafiye (Uyak): Mısra sonlarında yer alan ses benzerliklerine kafiye denir. Tek ses denkliği ile kurulan benzerliklere “yarım kafiye“, iki ses denkliği ile kurulanlara “tam kafiye” ve ikiden fazla ses denkliği ile kurulan benzerliklere ise “zengin kafiye” denir. Mısra sonlarında yazılışları aynı, anlamları farklı kelimelerden oluşan benzerlikler varsa bunlara da “cinaslı kafiye” denir. “Serenad” şiirinde yer alan;

Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak,
Ben aşkımla bahar getirdim sana;
Tozlu yollarından geçtiğim uzak
İklimden şarkılar getirdim sana.

dizelerinde “yaprak” ile “uzak” kelimelerindeki “-ak” sesleri arasındaki benzerlik tam kafiyedir.

f) Redif: Mısra sonlarında, görevleri aynı olan eklerin veya aynı anlamdaki kelimelerin tekrarlanması redif olarak adlandırılır. Şiirde yer alan;

Ben aşkımla bahar getirdim sana
İklimden şarkılar getirdim sana

dizelerinde yer alan “getirdim sana” ifadeleri aynı anlamda kullanıldığı ve aynı görevde olduğu için rediftir.

Yeşil pencerenden bir gül at bana
Geldim işte mevsim gibi kapına

dizelerinde geçen “bana” ve “kapına” kelimelerindeki “-a” yönelme hâli eki de rediftir. Şiirde kullanılan bu redifler, şiirin ses akışına önemli bir katkıda bulunmaktadır.

Şiirin Diğer Ahenk Unsurları: Şiirde ölçü, redif ve kafiye gibi ahenk unsurları dışında ritmi sağlayan başka unsurlar da vardır. Dizelerde yer alan tekrarlar, şiirin ses akışına ve uyumuna yardımcı olur. Bunun dışında dizelerde aynı veya birbirine yakın ünlülerin tekrarıyla “asonans“, ünsüzlerin tekrarıyla “aliterasyon” adı verilen benzerlikler kurulur.

g) Edebî Sanatlar: Bir duygu, düşünce, durum veya olayı daha etkili bir biçimde anlatmak için başvurulan söz ve anlam sanatlarına “edebî sanatlar” denir.

Başlıca edebî sanatlar şunlardır:

Teşbih: Edebî metinde iki farklı unsurdan birinin diğerine benzetilmesi “teşbih” (benzetme) olarak adlandırılır. “Serenad” şiirinde yer alan

Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak
Geldim işte mevsim gibi kapına

dizelerinde benzetmeye başvurulmuştur. Teşbihin dört unsuru vardır: benzeyen, kendisine benzetilen, benzetme yönü, benzetme edatı, “benzeyen” ve “kendisine benzetilen”, benzetmenin iki temel unsurudur. “Ahmet, aslan gibi cesurdur.” cümlesinde “Ahmet” benzeyen, “aslan” kendisine benzetilen, “cesur” benzetme yönü, “gibi” benzetme edatıdır.

İstiare: Benzetmenin iki temel öğesinden yalnızca biriyle yapılan edebî sanata “istiare” denir. “Serenad” şiirinde geçen “gözlerimde bulut” ifadesinde istiare sanatı yapılmıştır. Buradaki “bulut” (kendisine benzetilen) ifadesi benzetme amacıyla “gözyaşı” yerine kullanılmıştır.

Mecazı mürsel: Bir sözün benzetme amacı güdülmeden başka bir sözün yerine kullanılması ile yapılan edebî sanat “mecazı mürsel” olarak adlandırılır. Örneğin “Bugünlerde Ahmet Muhip Dıranas’ı okuyorum.” cümlesinde şairin adı söylenerek eserleri anlatılmak istenmiş ve “mecazımürsel” sanatı yapılmıştır.

Teşhis: İnsan dışındaki varlıklara insana ait özelliklerin verilmesi ile yapılan edebî sanata “teşhis” (kişileştirme) denir. Serenad’da geçen “Mor akasyalarda ürperen seher” dizesinde, insana ait olan ürperme özelliği sehere aktarılarak kişileştirmeye başvurulmuştur. İnsan dışındaki varlıkların konuşturulması ile yapılan edebî sanat da “intak” olarak adlandırılır. Örneğin “Gül, bülbüle ‘Gitme.’ dedi.” ifadesinde bülbül konuşturularak hem kişileştirme hem de intak sanatı yapılmıştır.

ğ) Şiirde İmge: Edebî eserlerde yazar veya şairin ürettiği orijinal benzetme veya zihinsel tasarımlar “imge” olarak adlandırılır. İmgede genellikle şair veya yazarın dış dünyadan aldığı göstergeleri kendine özgü bir ifadeyle yeniden dönüştürmesi söz konusudur.

İmge, bir veya birden çok kelimeyle oluşturulabilir. Gizlenmiş benzetmeler olarak da nitelendirilen imgeler eski şiirimizde ortakken son dönem şiirinde her şairin kendine özgü olarak ürettiği imgeler, kullanılmaktadır.

Bir kuş sesi gelir dudaklarından
Gözlerin, gönlümde açan nergisler

dizelerinde, dış dünyaya ait unsurlar şairin sevgilisini andıracak şekilde aktarılmış ve imgesel bir anlatım kurulmuştur. Şiirde geçen “gözlerinde bulut, saçlarında çiy” olan bir kişi de şaire özgü bir imge ve özgün bir tasarım olarak değerlendirilebilir.

Ayrıca bakınız-> Şiir Sanatı Üzerine Makaleler