Attila İlhan’ın Şair Kimliği

Attila İlhan’ın Şair Kimliği, Poetikası (Şiir Anlayışı), Edebi Kişiliği

Attilâ İlhan, İzmir-Menemen’de doğdu (1925). Ortaöğretimi İstanbul Işık Lisesi’nde tamamladı (1946). İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okudu (1946-1949).
Senaryo yazarlığı, çevirmenlik, gazetecilik, fıkra yazarlığı yaptı.

Attilâ İlhan, Cebbar Oğlu Mehemmed adlı uzun şiiriyle CHP Şiir Yarışmasında (1946) ikincilik ödülü kazanarak yeni edebiyatın ünlü kalemleri arasına birdenbire girmiş, İstanbul, Ülkü gibi halkevi dergilerinin yanı sıra Türkiye Sosyalist Partisi’nin organı Gün’de yayımladığı şiirlerle ilk hızını korumayı başarmıştır. Ataç’ın deyişiyle “erkekçe sesi” güngörmüş şairlere özgü becerileri, özellikle getirdiği yerel havayla toplumcu gerçekçi anlayış içinde yerini ararken şiirini iki yönde geliştirmeye çalıştığı söylenebilir:

– Öykü-şiir diyebileceğimiz uzun kuruluşlarda;
– Genellikle belli bir toplumsal sorundan kaynaklanan duyarlıkların işlendiği şiirlerde.

Attila İlhan

♦ Eski şiiri (Divan şiirini) ve Batı şiirini çok iyi bilen Attila İlhan, bu iki geleneği toplumcu bir bakış açısı ile yepyeni bir sentez haline dönüştürmüştür.

İmge dünyası oldukça zengindir.

♦ 1946 yılında CHP Şiir Yarışması’nda “Cebbaroğlu Mehemmet” adlı eseriyle ikincilik ödülüne layık görülmüştür.

♦ Türk okuru onu özellikle “Ben Sana Mecburum” adlı aşk şiiri ile tanımıştır.

Sosyal realizmin önemli isimleri arasında kabul edilmektedir.

♦ Sanat yaşamını ele alırken Nazım Hikmet etkisinden özellikle bahsetmektedir.

♦ Attila İlhan’ın “Duvar” adlı eseri, toplumcu döneminin en bariz örneğidir.

Kendi Sesinden “Duvar” Şiiri

♦ Bağımsızlık, özgürlük mücadeleleri, eşitlik, halkçılık, modern insan bunalımı Attila İlhan şiirinde ön plandadır.

♦ Birçok araştırmacı, Attila İlhan’ın da neo-klasik özellikler taşıdığını öne sürmüştür.

♦ Aynı zamanda birçok senaryo da kaleme alan Attila İlhan, senaryonun olanaklarını şiirlerinde de yer yer kullanmıştır.

I. Yeni‘yi ve II. Yeni‘yi en sert eleştiren sanatçıdır. I. Yeni için “bob-stil” (züppece); II. Yeni için ise “yoz” değerlendirmesini yapmıştır.

♦ Attila İlhan anlatımda oldukça keyfi bir tutum sergilemiştir. İmla ve noktalama konusunda gayet serbesttir.

♦ Türk edebiyatında “Kaptan” lakabıyla anılagelmiştir.

♦ Bazı eserlerini de Ali Kaptanoğlu müstearıyla (takma ad) kaleme almıştır.

♦ İlhan kendisi ile yapılan bir röportajda ‘slogancılığı’ şiirimizin en büyük hastalığı olarak değerlendirmiştir.

♦ Attila İlhan tiyatro türünde eser kaleme almamıştır.


1948’de çıkan ilk kitabı Duvar’ın “Gâvurdağları’ndan Rivayet” bölümünde okuduğumuz öykü-şiirlerde, kuruluşun dokusuna tam ve yarım uyakların egemen olduğu görülür. Dil, yoğun içeriğine karşın, engebelerden arınmıştır. İşlediği temaya egemendir. Bu parçalarda Nâzım Hikmet’in ve Niyazi Akıncıoğlu’nun uzun şiirlerinden yararlandığı sezilir. Ama yerinde kullanılmış değişik deyimler, imge zenginliği ve beklenmedik sıçramalarla işlediği konuyu şiir düzeyine ulaştırma becerileriyle ustalarından çabuk kurtulur.

Belli toplumsal sorunlardan kaynaklanan şiirlerdeyse bireysel duyarlıkla toplumsal duyarlık kucaklaşma halinde görünür. Denebilir ki, bireysel duyarlık toplumsal gerçekleri yumuşatma görevi yüklenmiş gibidir bu şiirlerde. Dizelere, “boğazlanmış aydınlığın şarkısı“, “lacivert kanatlar“, “şimşeklerin kılıcı“, “şarap rengi şafak“, “erguvani çiçekler“, “uçuşan şarkılar“, “ela gözlü yağmur“, “yorgun kuşlar” gibi şairanelik düzeyindeki tamlamaların yanı sıra yer yer aynı nitelikte benzetiler egemendir. Bu yan öğelerden, şairin, şiirinde yaratmak istediği coşku fırtınasını sürekli kılmak için yararlandığı düşünülebilir. Bu dönem ürünlerinden 1941’de İzmir, Cemşid Hun’la Hasbihal, Karanlıkta Kaynak Yapan Adam, Revolution, Marianne, Lili Marlen, Heyemol’u Attilâ İlhan şiirinin bu özelliklerini taşıyan parçalar arasında sayabiliriz.

“Lili Marlen” Şiiri

Lili Marlen

akşam olur
mektuplar hasretlik söyler
zagrep radyosunda lili marlen türküsü.
siperden sipere ateş tokuşturanlar
karanlıkta dem çeken
ishak kuşu

bu civarlarda benim
bir cennetmekânım olacak
aslan sıfatlı johnny hisarboylu silahşör
arkasında mısır el kahire
ehramlar cana can katan nil
cüzamlı dilenci trahomlu insan
sağında mavi gözlü dilber akdeniz
solunda çöl
ve balta girmemiş orman

biz dünyalılar yemin içtik
imanımız var
hürriyet için, hürriyet aşkına
savulacak döne’m savulacak düşman

dehrin cefasını çektik
safasını süreceğiz.
biz sudanlılar
kıbleye karşı namaza duranlar
aragon’dan bıçak gibi çekilmiş yedi mısra
sydney’den bir muhalif rüzgâr

akşam olur
mektuplar hasretlik söyler
zagrep radyosunda lili marlen türküsü
dost ağlar karanfilim dost ağlar
marş söylemeden ölmek bize yakışmaz
ve biz yine yıldızlara bakarız
ve yine yıldızlar bize bakar

duadır
güneşbaht olasın civan oğlum
hürriyet için dipçik tutan el dert görmesin

Bu özellikler İlhan’ın sonraki şiir aşamalarında da değişmez pek. Biraz daha yoğunluk kazanır. Duvardaki kimi şiirlerinde gerçekleri yumuşatma görevi almış görünen bireysel duyarlıklar, giderek, Sisler Bulvarı’ndaki kimi parçaların oluşumuna yol açar. Bunlarda tamlama düşkünlüğü, sıfat abartmaları daha da artmıştır. Yer yer şairin iç dünyasını etkisine aldığı sezilen toplumsaldan sorumluluklardan kaçma eğilimlerini simgeleyen soyut imgeler çoğalmaya başlar. Kişi duyguları öznelliğe dönüşür. Bunalım, umarsızlık, nedensiz yolculuk istekleri, avarelik temalarının işlendiği bu şiirlerde dize, değişim geçirerek iç sesleri, boyutları, aralarındaki ilişkilerle Nâzım Hikmet estetiğinden uzaklaşır.

Kendi Sesinden “Sisler Bulvarı” Şiiri

Halk deyim ve deyişleri yerine bu şiirlerde, “Sidney Bichet’in caz havalarını çiğneyip tüküren“, “yağmur Saint-Jacques kulesine doğru yağıyordu“, “sana mardi gras için bir japon maskesi aldım” (Kaptan 2) biçiminde yabancı sözcükler görülmeye başlar. Bir yerde ifade ettiği gibi, “tout-va-bi-en kahvesinde” yazılan bu tür şiirlerin 1954’ten sonra gelen kimi şairler üzerinde hem içerik, hem biçim yönünden etkisi büyük olmuştur.

Kitabın “Dıştan içe” bölümünü oluşturan şiirler arasında Cazgır, Barak-Muslu Mezarlığı, Mustafa Kemal, Batı, Nâzım Hikmet için yazıldığı sezilen Bursa’dan Yaylım Ateş, yalnız içerikleriyle değil, yapılarıyla da kendine özgü bir toplumcu şiirin örnekleri olarak görünür. Yüksek sesle okuma özelliklerine karşın güçlerini sözcüklerin şiddetinden almaz bu şiirler. Tamlamalar ve benzetiler özgündür. Yine halk şiirine, türkülere özgü deyim ve deyişler çağdaş şiir beğenisine aykırı düşmeyecek biçimde kullanılmıştır,

Kendi Sesinden “Mustafa Kemal” Şiiri

diz dövdüm
gözlerimin şavkı aktı Sakarya’nın suyuna
Sakarya’nın sularında nâmın söyleşir
hemşehrim sakarya, öksüz sakarya
ankara’dan uçan kuşlar
kemal’im der günler günü çağrışır
kahrolur bulutlara karışır;
gök bulut yaşmak bulut
uca dağlar dev boyunlu morca dağlar
divan durmuş bekleşir
mustafa’m mustafa kemal’im.

Attilâ İlhan’ın Sisler Bulvarı’nda “dıştan içe” ve “içten dışa” olarak deyimlediği yönelişleri, şiirlerinin sonraki aşamalarında özellikleri daha da belirginleşmiş olarak görürüz. Yağmur Kaçağı, Ben Sana Mecburum ve Bela Çiçeği’nin belli bölümlerini oluşturan şiirler, yer yer iki ayrı kişiliğin ürünleri izlenimi bırakakacak ölçüde ayrı dünyaların havasını taşırlar.

İçten dışa, şairin ifadesiyle, “yalnızlığını giyinmek” zorundaki bireyin aşklarını, iç dünyasına sızan korkuları, kargaşayı, karşı koyamadığı tutkuların yarattığı fırtınaları, serüven düşkünlüğünü nerdeyse benmerkezli bir kişiliği yanısıtır. Bu şiirlerde yoğun ve sürekli bir karanlığı yaşar gibidir Attilâ Ilhan. Yaşamının her saatinde boğuntulu yağmurların getirdiği başkalarının bilemediği sıkıntılardan yorgun düşmüşe benzer. Sevdiği sözcükler arasında, “yalnızlık, korku, karanlık, düşmek, ağlamak, kahrolmak, bıçak, bıçaklanmak, gece, yıldızlar, ölmek, öldürmek, intihar”, özellikle “yağmur” kolay seçilmekte, bunların kullanıldığı dizeler, kaynağı anlaşılamayan bireysel acılarla yüklü romantik, ve dramatik bir ortamı oluşturmaktadır.

Öte yandan Yağmur Kaçağı’nda “acı ninni“, Ben Sana Mecburum’da “memleket havası“, Belâ Çiçeği’nde “mahur sevişmek” bölümlerindeki şiirlerdeyse yaşama bakışı, geçmişle yaşanan arasında kurmaya çalıştığı bağlantılar, 27 Mayıs 1960 hareketinden sonraki eylemlerin yarattığı sevinç ve umutlarla donanmış bir duyarlık olarak çıkar karşımıza. Bu iyimserlikle Yağmur Kaçağı’ndaki “Eğer ben yalnızsam yanılmışsam / Ellerimden tut yoksa düşeceğim / Yağmur beni götürecek yoksa beni” diye yakınan şairden aşağıdaki dizelerle hesap sorar gibidir:

Kendi Sesinden “Yağmur Kaçağı” Şiiri

hem bir kere yalnızlık ne demek
bu kadar milyonla bir
haksızlığın ekmeğini paylaşırken
bir cehennem sofrasında kadın erkek
saçımın her teli var ya her teli
saçımın her telinde
milyonlarca yürek taşırken
isimlerini bilerek bilmeyerek
yalnızlık ne kelime. (Bela Çiçeği)

Yasak Sevişmek ve Tutuklunun Günlüğü kitaplarındaysa geçmiş deneylerin, etkilenmelerin, bileşim çabalarının, kuruluşla içerik, içle dış arasındaki denge arayışlarının bütün olanakları kendini ortaya koyar. Bu kitapları oluşturan şiirlerde yer yer eski Attilâ İlhan’ı anımsatan sözcüklerle kurulmuş dizelere, yine ikili üçlü tamlama düşkünlüğünün yarattığı şairane havaya rastlanır belki. Ama bunlar çoğun, şiirin vazgeçilmez öğeleri olma durumundan çıkmıştır. Dörtlü, beşli, altılı kuruluş açılmalarında ayrıntı görünüşünde kalan “malzeme”ye rastlanmaz pek. Önceleri gerilim yaratmak için başvurulan kimi yapay öğeler de elenmiştir. Bu döneminde de;

elimden gelen bu ben iki kişiyim
ikisi birbirinden çıkmaya uğraşıyor
bilmem ki hangisinden vazgeçeyim
birisi yeni baştan serüvene başlamış
öbürü silahında son mermiyi yakıyor
çoğalmak neyse ne ayrılmak zor. (Yasak Sevişmek)

dizelerinde söylediği gibi, kişiliğindeki ayrı doğrultulardaki yönelişlerin etkisiyle yine “ben” ve “toplum” arasındaki gelgit’ler içinde görünür. Kurduğu düşler, yaşadığı özlemler, kendi kendisine yakıştırdığı niteliklerle “ben”, hayalsi bir evrenin öznesi durumundadır.

O kadar uğraşırım yalnızlığımdan çıkamam
(Yalnızgezer, Yasak Sevişmek)
Bitmeyecek bu benim alıp başımı gittiğim
Senin için kaç İstanbul değişerek
(Ağustos Mızıkacıları, a . y . )
Beni de kırdılar içimden kırdılar
(Ben Artık Küsüm, a . y . )
Benim sigortalarım yanmıştı cenova henüz çocuktu
(Sempilon Treni, a . y . )

Nedir ki bu iki ayrı duygusal yönelişin kesiştiği yerden sonra (Şehnaz Faslı, Yasak Sevişmek) çoğun, yapay niteliklerin ürünleri izlenimi bırakan “ben”, insana özgü ortak özelliklerle donanmaya başlar. Böylece dörtlük, gazel, şarkı gibi eski biçimlerde sıkıntıya düşmeden söyleyişin değişik hünerlerini gösteren Attilâ İlhan, son iki kitabında yarattığı dünyada, bireyselle toplumsal olanı -Duvar’daki ilk şiirlerindeki gibi- kucaklaştırmayı başarır. Yasak Sevişmek’te Yorgunlar Sendikası, Çalar Saat; Tutuklunun Günlüğü’nde Zincirleme Rubailer, Emekçiye Gazel, Alende Alende, İmgelem Kuşları… bu döneminin utkuları arasında ilk akla gelen parçalardır. Dörtlüklerdeyse kendini hiç zorlamadan, yapaylığa düşmeden becerilerinin son sınırlarına ulaşmıştır:

düşünceli sevda çiçekleri hangi uzak ölülerin
dudaklarıyla uzattıkları
buğulu camlar gibi serin
ölümlü insanın ölümsüzlüğü derinliğinde yatan
hayyâm’dan nâzım hikmet’e yazılmış bütün rubailerin.

Bir Ses Kaydı: Şiir Nedir? Şairin Gücünü Etkileyen Unsurlar Nelerdir?

ŞİİR KİTAPLARI:

  • Duvar (1948),
  • Sisler Bulvarı (1954),
  • Yağmur Kaçağı (1955),
  • Ben Sana Mecburum (1960),
  • Bela Çiçeği (1962),
  • Yasak Sevişmek (1968),
  • Tutuklu’nun Günlüğü (1973, 1974 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü),
  • Böyle Bir Sevmek (1977),
  • Elde Var Hüzün (1982),
  • Korkunun Krallığı (1987),
  • Kimi Sevsem Sensin (2002).

ROMANLARI:

  • Sokaktaki Adam (1953)
  • Zenciler Birbirine Benzemez (1957)
  • Kurtlar Sofrası (1963/64)
  • Bıçağın Ucu (1973)
  • Sırtlan Payı (1974)
  • Yaraya Tuz Basmak (1978)
  • Fena Halde Leman (1980)
  • Dersaadet’te Sabah Ezanları (1981)
  • Haco Hanım Vay (1984)
  • O Karanlıkta Biz (1988)

GEZİ-DENEME-ELEŞTİRİ KİTAPLARI:

  • Abbas Yolcu (1957)
  • Hangi Sol (1971)
  • Gerçekçilik Savaşı (1980)
  • Hangi Atatürk (1981)
  • Batı’nın Deli Gömleği (1982)
  • İkinci Yeni Savaşı (1983)
  • Sağım Solum Sobe (1985)
  • Yanlış Kadınlar Yanlış Erkekler (1985)
  • Ulusal Kültür Savaşı (1986)

KAYNAKLAR:

Şükran Kurdakul, Cumhuriyet Dönemi Şiiri:  Ö. F. Toprak, Ataç dergisi (15 Ağustos 1962); Asım Bezirci, On Şair, On Şiir (1971); Mehmet Kaplan Cumhuriyet Devri Türk Şiiri (1973); Ali Rıza Ertan, Yeni Dergi (Kasım 1974); Hikmet Altınkaynak, Edebiyatımızda 1940 Kuşağı (1977); Ahmet Oktay, Çağdaş Eleştiri; Behçet Necatigil, Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü, 2. bas. (1979); Asım Bezirci-Refika Taner, Seçme Romanlar, 3. bas. (1983), Varlık, özel bölüm (Eylül 1991); Hikmet Temel Akarsu, Varlık (Şubat 1994); Öner Kemal Ciravoğlu, Büyük Yolların Haydutu, Şairin Fotoğraflarla Yaşam Öyküsü (1997); İbrahim Oluklu, Tarih Öncesi Yazıları (1998).