Yansıtma Kuramı

Edebiyatta Yansıtma Kuramı

Yansıtma kuramı, edebiyat incelemeleri üzerine yapılan ilk teorik değerlendirmedir. Aristo’nun “mimesis” kavramından adını alan bu kuramın temel ilkeleri de yine Aristo’nun Poetika‘sında yer alır.

Ancak “ayna” sözcüğü ile ifade edilen bu yansıtma terimi, öncelikle Platon’un Devlet diyalogunda kullanılmıştır. Platon bu eserinde ressamın ve tragedya şairinin yaptığı işi, dünyaya bir ayna tutmak olarak ifade etmiştir.

Edebiyat, sanat neyi aynalar? Yansıtma nedir ve yansıtılan nedir? Bu soruların cevabı ise farklı yüzyıllarda farklı şekillerde ortaya konmuştur. Sanatın gerçekliği yansıttığı kabul edilir. Fakat buradaki gerçeklik nedir? Platon’un ve Aristo’nun gerçeklik anlayışı aynı mıdır? Öncelikle bu filozofların gerçeklik anlayışının kısaca da olsa tanımlaması gerekmektedir.

Yansitma_Kurami_TeorisiPlaton’a göre esas gerçek(lik) dünyada değil, idealar âleminde bulunur. Dolayısıyla ilk kabul edilen sanat anlayışı; sanatın görüngü dünyasını yani fenomenler âlemini yansıttığıdır. Çünkü sanatçının idealar âlemini yansıtması mümkün olmadığı için yaptığı şey görüngü dünyasını yansıtmakla sınırlı kalacaktır.

Platon, soyut bir gerçekliği kabul eder. Platon’a göre kâinatın temelinde soyut bir “ide-fikir” vardır. O temeldir, nesneldir, esastır. Evrendeki her şey, yaratılış aşaması bu âlemin ilk kopyasıdır. Sanat ise kopyanın kopyasıdır.

Platon’un sedir üzerine ünlü diyalogu bize onun sanat anlayışını verebilecek en iyi örneklerdendir. Glaukon ile olan konuşma şu şekildedir:

Platon: (…) İstersen bir ayna aletine, dörtbiryana tut. Bir anda yaptın gittin güneşi, yıldızları, dünyayı, kendini, evin bütün eşyasını, bitkileri, bütün canlı varlıkları.

Glaukon: Evet, görünürde varlıklar yaratmış olurum, ama hiçbir gerçekliği olmaz bunların.

Platon: İyi ya, tam üstüne bastın işte düşüncemin; çünkü bu türlü varlık yaratan ustalar arasına ressamı da koyabiliriz değil mi?

Glaukon: Koyabiliriz tabii.

Platon: Yaptığı şeyin gerçekliği yoktur diyeceksin, ama ressamın yaptığı sedir de bir çeşit sedir değil midir?

Glaukon: Evet, görünüşte bir sedir onunki de.

Platon: Ya dülgerin yaptığı? Biraz önce demiştin ki dülger sedir ideasını, yani bizce aslını, özünü yapmaz, bir çeşidini yapar.

Glaukon: Demiştim, evet.

Platon: Sedirin aslını yapmadığına göre, gerçeğini değil, gerçeğine benzeyen bir örneğini yapmış olur. Dülgerin, yahut başka bir ustanın yaptığı şey tam anlamıyla gerçektir diyen de aldanır bir bakıma.

Glaukon: Öyleyse dülgerin yaptığı işin, asıl gerçekliğin yanında sönük kalacağına hiç de şaşmamalı, (s. 317).

• Yukarıya alıntıladığımız diyalogdan da anlaşılacağı üzere sedirin Tanrı, dülger ve ressam olmak üzere üç ustası vardır. Sedirin özü Tanrı’ya aittir. Sedirin işçisi ise dülgerdir. Ressam ise; “Ötekilerin yaptığı şeyin benzetmecisi demek uygun olur gibi geliyor bana.” diyen Platon, “Tragedya şairinin yaptığı da bu değil mi? Benzetme değil mi onun yaptığı da?” şeklinde bir soru sorar. Böylece sanatı, gerçek âlemden uzaklaştığı için zararlı bulur.

• Aristo’ya göre ise asıl gerçeklik insanın zihninde var olan gerçekliktir. Farklı bir âlemde olan soyut bir gerçeklik değildir, insan kendi isteklerini, korkularını bilir; sanat gerçekliği insanın içindedir. Platon’a göre kopyaya benzettiği sanatsal yaratım gerçeklikten uzaklaştırdığı için zararlıdır; fakat Aristo’ya göre yansıtma bir kopya değil, aksine yeniden bir yaratmadır ve bu nedenle gereklidir.

Aristo’da Yansıtma Anlayışı

• Öncelikle Aristo’ya göre sanat geneli, özü yansıtır. Ona göre “Şair gerçekten olanı değil, olabilecek şeyleri olabilirlik ya da zorunluluk yasalarına göre anlatmalıdır.” Yani amaç gerçek hayatı olduğu gibi yansıtmak değildir. Ayrıntıların, rastlantıların, olağanüstü durumların atılarak evrensel olanın yansıtılması esastır. Böylece sanat, “katharsis”i sağlayarak ahlaksal ve psikolojik yönlerden yarar sağlayacaktır.

• Sanatçının genel insan tabiatını yansıtma fikri Avrupa’da Rönesans’tan sonra neo-klasiklerde canlanmış ve tipler üzerinden ortak insan tabiatı yansıtılmaya çalışılmıştır. Bu dönemlerde Aristo’nun genel insan tabiatını yansıtma düşüncesi önem kazanmış; ancak yüksek ahlak, eğitim gayesi daha ön plana çıktığı için “olabilir olan”ın yerini “olması gereken” almıştır.

• Aristo’nun bir diğer yansıtma anlayışı ise sanatın ideal olanı yansıtmasıdır. Ona göre doğada çirkin halde bulunan bir şeyin sanata girdiğinde güzel olması gerekir. Böylece gerçekte çirkin ve tiksindirici olan şey, mimesis ile idealize edilmiş olur.

• Sanatçının ideal olanı yansıttığı düşüncesini, Pla-ton’un idealar âlemini kabul edip fakat sanatçının yaptığı iş ile bu âlemden uzaklaşmadığını düşünenler de kabul eder. Plotinos’a (İ. S. 204-270) göre sanatçı ideaların kopyalarını değil, doğrudan doğruya kendisini yansıtır. Böylece sanatçı ideaların; her bakımdan mevcudun daha iyisi olanını ve örnek dünyanın gerçekliğini yansıtmış olmaktadır.

• Yansıtma kuramı, Rönesans ve neo-klasik dönemden sonra 19. yüzyılda realizm akımıyla duyular dünyasının gerçekliğini olduğu gibi yansıtma olarak öne çıkmıştır. Stendhal, “Le Rouge et le noir/Kırmızı ve Siyah” adlı eserinde romanı, üzerindeki su birikintilerini bile yansıtan “yoldan aşağı yürüyen ayna” olarak tanımlar. Böylece toplumun günlük gerçekliğini bütün yönleriyle tarafsız bir tutumla sergilemek amaçlanmış olur.

• 19 ve 20. yüzyılda yansıtma kuramı, Marksist estetikte de karşılık bulmuştur. Marksist estetik, 1934’e kadar olan 1. dönem ve Toplumcu Gerçekçilik Kuramı’nın kabul edildiği 1934’ten sonraki 2. dönem olmak üzere 2 farklı dönemde ele alınmaktadır.

• Marx, Engels ve Plehanov gibi düşünürlerin sanat eseri ile ekonomik yapı arasındaki ilişkiyi araştırdıkları 1. dönemde, parti tarafından saptanmış kesin bir görüş yoktur. İkinci dönem ise sanat anlayışının Sovyetler’de resmi bir nitelik kazanarak “toplumcu gerçekçilik” adını aldığı dönemdir.

Toplumcu gerçekçiliğe göre de sanat yansıtmadır. Fakat burada işaret edilen gerçeklik, devrimci gelişme içinde görülür ve doğrudan tarihi somutlukla, işçi sınıfının eğitimi gözetilerek yansıtılır. Toplumcu gerçekçilikte yansıtılan gerçeklik, aynı zamanda ideal olanı da içerir. Sosyalist realizm olarak bilinen bu akımda; sanatkâr toplumu her yönüyle anlatmalı, ancak onu olması istendiği veya olacağı şekilde de tanımlamalıdır.