Mehmet Âkif Ersoy Edebi Kişiliği

Mehmet Âkif Ersoy Edebi Kişiliği, Şiiri ve Özellikleri

Şiirlerinin ana özelliği gerçekçi ve toplumcu bir içerik taşıması olan Mehmet Âkif, yeni Türk edebiyatında Namık Kemal‘den beri gelen hamasî, duygusal söyleyişin en önemli temsilcisidir. Bu duygusal söyleyiş, başka şairlerde karşılaştığımız bir yapaylık taşımaz. Onun gerek Meşrutiyet döneminde yazdığı merhamet duygusunu veren şiir-hikâyeleri, gerekse toplum eleştirisi yaptığı metinleri gerçekçi gözlem ve titiz anlatım teknikleriyle sunulduğu için etkili olmuştur.

Sonraki yıllarda yazdığı Altıncı Safahat Âsım (1924) kitabındaki “Çanakkale Şehitleri“nin anlatıldığı bölüm, işgal günlerinde yazdığı “Bülbül” ve nihayet yeni devletin milli marşı olmak üzere yazdığı “İstiklâl Marşı” gibi şiirleri, içinden geçilen dönemin destanı niteliğini taşıyan eserlerdir.

Mehmet_Akif_ErsoyBunlar ve benzeri şiirlerinde edebî tekniklerin ustaca kullanılması kadar, şair-öznenin duyguları ile kolektif ruhun kaynaştığı görülür. Bu kaynaşma 1910’lardan beri özellikle Millî Edebiyat anlayışındaki şairlerin ulaşmak istediği bir düzeyi yakalamıştır. Böylece Türk ulusu kendisinin hissettiği duyguları, dışarıdan ve belirli bir mesafeden ifade etmeyen; dönemin kolektif ruhunu oluşturan bütün değerleri kişisel bir özümseyişle dile getiren bir şairle karşılaşmıştır.

İlk kitabı Safahat m (1911) (Mehmet Akif’in bütün şiirlerinin ortak adı halinde kullanılan “Safahat” yalnızca ilk kitabında tek başına kullanılmıştır. Diğer kitapları: Safahat İkinci Kitap Süleymaniye Kürsüsünde (1912), Safahat Üçüncü Kitap Hakkın Sesleri (1913), Safahat Dördüncü Kitap Fatih Kürsüsünde (1914), Safahat Beşinci Kitap Hâtıralar (1917), Safahat Altıncı Kitap Âsim (1924), Safahat Yedinci Kitap Gölgeler (1933) adlarını taşımaktadır. Şu bent onun şiirinin en önemli özelliği olan içtenlik olgusunun ifadesidir:

Bana sor sevgili kaari’, sana ben söyleyeyim,
Ne hüviyette şu karşında duran eş’ârım;

Bir yığın söz ki, samîmiyyeti ancak hüneri;
Ne tasannu’ bilirim çünkü ne san’atkârım.

Şii’r için “gözyaşı” derler; onu bilmem, yalnız,
Aczimin giryesidir bence bütün âsârım!

Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım!

Oku, şâyed sana hisli bir yürek lâzımsa;
Oku, zirâ onu yazdım, iki söz yazdımsa.

Genel olarak dışa, topluma dönük olan bu içtenlik duygusu, son kitabı Gölgelerdeki birçok şiirinde içe ve metafizik olana yönelmiştir. Bu son dönem şiirleri, özellikle “Leylâ”, “Gece” gibi metinler Âkif’i didaktik bir şair olarak değerlendirmenin eksik olacağını göstermektedir. Açıkçası bu metinler toplumun ihtiyaçları ve dönemin koşulları göz önüne alınarak askıya alınmış lirizminin göstergesi gibidir. Böylece Âkif’in şairliğinin yalnızca teknik bir ustalıktan kaynaklanmadığı ve yaşamının içinden geçtiği dönemlere göre değişen bir duyarlılığa sahip olduğu görülür.

Mehmet Âkif’in şiirinin poetik özelliklerini şu şekilde belirleyebiliriz:

1. Duygunun şiire katılmasındaki doğallık,
2. Konuşma dili edasının, yaşayan Türkçenin, argodan deyim ve atasözlerine kadar geniş bir söz varlığı ile ve bütün özellikleriyle şiirde kullanılması,
3. Gerçekçi gözleme dayalı tasvirlerle çarpıcı metaforların bir arada kullanılmasından oluşan imge dünyası,
4. Vezin ve kafiye uygulamalarında kişisel bir tarza ulaşması. (Bu konuda Servet-i Fünûn şairlerince yaygınlaştırılmış olan şiirde diyalog tekniği ve anjambement, yani cümlenin birkaç dizeye yayılması konusunda, şiiri konuşma edasına yaklaştıran bir esnekliğe ulaşması ile şairin Türk şiir çizgisinde ileri bir hamle sağladığı genel olarak kabul edilmiştir). Ayrıca onu Nazım Hikmet’ten önce bir kafiye virtüözü saymamak için bir neden yoktur.
5. Öğreticilik. Onun şiirlerinin baskın niteliklerinden birisi de topluma mesaj verme kaygısıdır.
Bu özellikler içindeki duygunun şiire katılması, konuşma dili edasının şiirin asıl yapısını oluşturması modern şiirin dünya ölçeğindeki ana özellikleri arasındadır. Dolayısıyla Mehmet Âkif’in modern Türk şiirinin kurucularından birisi olduğu açıktır.

Kaynak: Doç. Dr. Yılmaz DAŞÇIOGLU, Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri