Yahya Kemal Beyatlı Edebi Kişiliği

Yahya Kemal Beyatlı Edebi Kişiliği, Şiiri ve Özellikleri

Yaşarken şiirlerini kitaplaştırmamış olan Yahya Kemal Beyatlı‘nın şiirlerinin büyük bir bölümü Cumhuriyet’ten sonra dergilerde yayımlanmıştır. Defterlere yazılıp dillerde dolaşmış bu şiirler kendisinin ölümünden sonra Kendi Gök Kubbemizden (1961), Eski Şiirin Rüzgârıyla (1962), Rübaîler ve Hayyam Rübaîlerini Türkçe Söyleyiş (1963), Bitmemiş Şiirler (1976) adlarıyla kitap olarak yayımlanmıştır.

Yahya Kemal’in şiir estetiği Batı şiiri ile geleneksel şiirin yeni bir sentezinden oluşur. Yalnız bu, ne Batı şiirinin bir taklidi ne de Divan şiirini devam ettirme çabası olarak anlaşılmalıdır. Şair, Batı şiirini incelerken de, Divan edebiyatına yönelirken de fiinasi’den beri yeni Türk edebiyatının yaşadığı sancıları kişisel bir deneyimden geçirerek çözüme ulaştırmıştır. 1903-1912 yılları arasında yaşadığı Paris hayatı onun için ufuk açıcı bir öğrenim süreci olmuş, hem dünya görüşünün hem de şiir anlayışının biçimlenmesinde burada edindiği bilgiler yönlendirici bir işlev görmüştür. Derslerini izlediği Albert Sorel’den tarih bilincini, Parnasyen şair J. M. de Heredia’dan ve başka şairlerin eserlerinden “beyaz lisan” kavramını, yani tıpkı Yunan ve Latin klasiklerindeki gibi temiz, sade ve sağlam şiir dili bilincini almıştır.

Yurda döner dönmez Yakup Kadri ile birlikte başlatmak istedikleri Nev-Yunanîlik (Akdeniz medeniyet havzası) akımı bu etkinin ürünüdür. Bu çerçevede yazdığı “Biblos Kadınları”, “Sicilya Kızları” gibi birkaç şiirinde, “Çamlar Altında Musahabe” başlıklı yazı dizilerinde izleri görülen bu anlayıştan kısa zamanda vazgeçerek her milletin kendi klasiklerinde “beyaz lisan”ın bulunabileceği düşüncesiyle geleneksel şiire ve kendi tarihimize yönelmiştir. Böylece Batı modern şiirindeki dil bilinci ile Divan edebiyatının malzemesini yeniden yorumlamıştır.

Yahya Kemal, şiirin her şeyden önce “duygunun lisan haline gelinceye kadar yoğrulması” olduğunu düşünür. Onun bu anlayışını;

Yârab ne müsâavâtı, ne hürriyeti ver
Hattâ ne o yoldan gelecek şöhreti ver
Hep neşve veren aşkı terennüm dilerim
Yârab bana bir ses yaratan kudreti ver

biçimindeki dizelerinde açıkça görmek mümkündür. Onun şiirlerinin ayırıcı özelliği de buradadır: Duyguyu dile, dili sese dönüştürecek “derûnî âhenk” ile içerikteki tarih bilinci. Tarih anlayışı devrinin genel havasının dışında, değişim ile devamlılığın iç içe geçtiği “imtidat” kavramında ifadesini bulur. Şair bu özelliğiyle kendisinden sonra gelen kuşaklar üzerinde devamlılığı olan bir etki sağlamıştır.

Kaynak: Doç. Dr. Yılmaz DAŞÇIOGLU, Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri