Güzel, Güzellik Nedir?

Güzel, Güzellik Nedir? Sanatta (Edebiyatta) Güzellik Kavramı

Güzellik: Bir şiirde, bir roman, öykü, tiyatro ya da anlatıda, kısacası dilsel ürünlerde gerçekleştirilen hoşumuza giden ve bizde hayranlık duygusu uyandıran biçim ve ölçülerin oluşturduğu uyumlu bütün. Başka türlü söylemek gerekirse insanın estetik duygusunu heyecana getiren özellik ya özelliklerin toplamıdır güzellik.

«Sanatın amacını çok basit olarak “duyduğumuzu başkalarına ulaştırmak” olarak da kabul etsek, estetik güzelliği sanatçının bu duygularını başkalarına ulaştırmak için yarattığı biçimler, imgeler, yaratılar olarak düşünebiliriz. Burada sanatçının coşkusuna temel olan güzellikle sanat yaratısının sonunda ortaya çıkan yapıtın güzelliği arasında dolaysız bir bağ kalmamıştır artık. Estetik ölçüye vurulan, yapıtın değeridir, onun aynı duyguyu başkalarına da algılatma gücüdür. Her gün aralarında yaşadığımız, konuştuğumuz insanları bize bilmediğimiz, göremediğimiz, sezemediğimiz yanlarıyla anlatan, tanıtan bir hikâyeyi okuyunca sanatçı ne güzel anlatmış derken dile getirmek istediğimiz şey o hikâyenin güzelliği değil midir?» (Mehmet H. Doğan)

Bu da dilsel ürünlerde sözcüklerin kullanımına bağlı bir olgudur. Sanatsal yaratıyı oluşturan öğeleri birbiriyle uyumlu bir düzen içerisinde bağımlamayı gerektirir. Bu gerçekleştirilmese yapıt ya da yaratı estetik bir değer kazanmaz, okuyucu üzerinde de bir etki yaratmaz. Bu konuda bir Rus romancısı, Konstantin Paustovski şöyle diyor;

“Sözcükleri mat edemiyorum. Dediklerini anlıyorum, tadına varıyorum, bütün özelliklerini biliyorum ama onları dilediği m gibi kullanamıyorum. Her birinin birçok ayrıntılı anlamı var. Bir sözcüğü öbürünün yanına öyle getireceksin ki, okuyucunun yüreğindeki tel titreyecek…”

Yüreğimizdeki teli titretmeyen, içimizde bir sarsıntı ve titreşim yaratmayan şiirler, romanlar, öyküler ya da oyunlar derinlemesine bir etki bırakmazlar üzerimizde. Bu etki ve titreşimin terimsel adı güzel-duyusal (estetik) yaşantıdır işte. Denilebilir ki, yazınsal yaratıların yazımsallık gücü, okur üzerindeki etkisi böyle bir yaşantıyı dokusunda taşımasına; bunu okura dolaylı bir biçimde ağdırmasına bağlıdır. Okurda duygusal ya da düşünsel bir değişme yaratmasına bağlıdır.

Gerçekte türü ne olursa olsun, her yazınsal yaratının malzemesi yaşantıdır. Ozanlar, yazarlar yaşantı işçisidir bir bakıma. Gerçek yaşamdan, nesnel dünyadan kazandıkları yaşantıyı yeniden üretirler. Bu yeniden üretme ya da yaratma süreci içinde güzelduyusal bir tat katarlar ona; coşku, düşünce, düşünle beslenen bir özle yoğururlar. Yoğurdukları özü dışlaştıracak, onu okura iletecek uygun yollar, uygun biçimler ararlar. Şiir, öykü, roman, oyun gibi türlere özgü yasaların içinde yeni konumlar kazandırırlar yaşantıya. Güzelduyusal yaşantının varlığı öncelikle yazınsal yaratının dokusunda algılanabilir nitelikte bir özün bulunmasına bağlı. Algılanabilir, duyumsanabilir nitelikte somut bir özden yoksunsa yazınsal yaratı, güzelduyusal yaşantının da varlığından söz edilemez elbette. Çünkü yazınbilimcilere, yazın kuramcılarına göre güzelduyusal yaşantının oluşumu öncelikle yazınsal yaratıdaki özün, okura geçmesine bağlıdır, özün, okurda yarattığı ruhsal bir hava olarak da tanımlanabilir bu yaşantı.

Yazınsal yaratının algılanabilir bir öz; bu öze uygun dilsel bir örüntü taşıması güzelduyusal yaşantının oluşumu için başkoşulsa, ikinci koşul da okurun yazınsal yaratı karşısındaki tutumu, durumudur.

Şundan ki, her yazınsal yaratı bir tür iletişim biçimidir. Sanatçının kendine özgü yollarla kodlayıp yaratısının dokusuna sindirdiği özü algılayabilecek gücün de okurda bulunması gerekir.

Şöyle de söyleyebiliriz: Okur, dilin olanaklarına açık olarak, dille dış gerçekler arasındaki bağıntıları görebilecek bir hazırlığın içinden geçmiş olacak. Böyle bir hazırlıktan yoksunsa, ister istemez yaratının özü ona geçmeyecek; iletişim gerçekleşmeyecektir. Bunun doğal sonucu olarak da güzelduyusal yaşantı oluşmayacak, güzelliğin tadına varamayacaktır.

Kaynak: Emin Özdemir, Edebiyat Sözlüğü