Tanzimat Dönemi Romanları

Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı Romanları ve Yazarları

Tanzimat Dönemi Romanları

Aşağıda Tanzimat Dönemi‘nde (1860-1895) yayınlanmış bazı romanlarımızla ilgili bilgiler yer almaktadır.

Tercüme-i Telemak (1862):

Tercüme-i Telemak

Türk edebiyatında roman türünün serüveni çeviri eserlerle başlamıştır. Fransız yazar Fenelon’dan çevrilen Tercüme-i Telemak, edebiyat tarihimize ilk roman çevirisi olarak geçer. Çeviren Yusuf Kâmil Paşa’dır. Bu çeviriyi başka çeviriler izleyecek, roman türü gazete tefrikalarıyla (bölüm bölüm yayımlama) halka ulaştırılacaktır.

Taaşşukı Talat ve Fitnat (1872):

Taaşşukı Talat ve Fitnat

Yazarı Şemsettin Sami’dir. Taaşşukı Talat ve Fitnat, roman tekniği açısından zayıf olsa da edebiyatımızın ilk yerli roman denemesi kabul edilir. Olaylar İstanbul’da geçer ve olayların anlatımında çokça tesadüfe yer verilir. Romanda hüsranla biten bir aşk anlatılmaktadır. Görücü usulüyle evliliğin yerildiği romanda başka toplumsal meselelere de değinilir. Osmanlı toplumunun Batı’yla tanışmaya başladığı bir zaman dilimini yansıtan romanın dili dönemine göre sadedir.

İntibah (1874):

İntibah

Yazarı Namık Kemal’dir. İntibah, edebiyatımızın ilk edebî romanıdır. Olaylar İstanbul’da geçer. Mirasyedi bir tip olan Ali Bey’in başından geçenler anlatılır. Eserde olay örgüsündeki tesadüfler dikkat çeker. Yazar, roman kişilerini anlatırken taraflı davranır; olaylara müdahale eder. Kişiler tek yönlüdür; iyiler hep iyi, kötüler hep kötüdür. Kötüler romanın sonunda cezalandırılır. Betimlemeler süslü ve uzun cümlelerle yapılmıştır ve romanla tam bir bütünlük göstermez. Romanın “Son pişmanlık fayda vermez.” cümlesiyle bitirilmesi toplumu yönlendirme kaygısıyla yazıldığını gösterir. Eserde Batı’yla tanıştığımız yıllar anlatılır.

Cezmi (1880):

Cezmi

Cezmi, Namık Kemal’in 1880 yılında yayınlanan tarihî romanıdır. Romanın başkişisi Cezmi, Osmanlı-İran savaşlarında kahramanlıklar gösteren bir askerdir. Aşk temasının da işlendiği romanda kahramanlıklar, duygular ve hayaller eşliğinde anlatılır. Cezmi, ilk tarihî romanımızdır. Romanda tarihî kişilere de yer verilir.

Felatun Bey ile Rakım Efendi (1875):

Felatun Bey ile Rakım Efendi

Felatun Bey ile Rakım Efendi, Ahmet Mithat Efendi’nin 1875 yılında yayınlanmış romanıdır. Romanda, iki tipin (Felatun-Rakım) karşılaştırılması üzerine kurulmuştur. Bunlardan birisi Batılı gibi yaşamaya çalışan, kulaktan dolma Fransızca sözcükleri yerli yersiz kullanan bir tiptir. Diğeri ise kendi kültürünü benimsemiş, çalışkan, dürüst, bilgili, görgülü bir tiptir. Yazar bu tiplerden birini yererken diğerini yüceltir. Yanlış Batılılaşmayı eleştirir. Zaman Tanzimat Dönemi’dir. Dili dönemine göre yalındır.

Sergüzeşt (1887):

Sergüzeşt

Yazarı Samipaşazade Sezai’dir. Sergüzeşt romanında esir kız Dilber’in başından geçenler anlatılır ve olaylar acı bir sonla bitirilir. Olaylar genellikle İstanbul’un konaklarında geçer. Çevre betimlemeleri, olaylar ve kişilerle uyumludur. Gerçekçi bir bakış açısıyla yazılmıştır. Yazarın kişileri taraflı anlatması kimi zaman romanın gerçekçiliğine gölge düşürmüştür. Kölelik ve aşk temaları işlenmiştir.

Araba Sevdası (1889):

Araba Sevdası

Yazarı Recaizade Mahmut Ekrem’dir. Araba Sevdası, Serveti Fünun Dergisinde 1889 yılında tefrika edilmiş; 1898 yılında kitap olarak yayınlanmıştır. Eser, edebiyatımızda ilk realist roman denemesidir. Yazar, Batı kültürüne özenen Bihruz Bey’i mizahi bir dille hicveder. Mekân İstanbul’dur. Bihruz Bey şık giyinen, konuşmalarının arasına Fransızca kelimeler karıştıran, sorumsuz, şımarık, hayatın gerçeklerinden kopuk bir tiptir. Yazar olayları gerçekçi bir bakış açısıyla anlatır. Yanlış Batılılaşma eleştirilir.

Zehra (1894):

Zehra

Yazarı Nabizade Nazım’dır. Zehra, edebiyatımızda ilk natüralist ve tezli romandır. Romanın teması kıskançlıktır. Çevrenin ve kalıtımın romanın başkişisinin kaderi üzerinde etkili olduğu tezi tarafsız bir gözle anlatılır. Mekân olarak İstanbul kullanılmıştır. Zaman Batı’yla tanıştığımız yıllardır. Romanın dili yabancı sözcüklerle yüklüdür ve betimlemelerle süslüdür.