Memleket Edebiyatı

Memleket Edebiyatı Özellikleri, Temsilcileri

Türk düşüncesinde ve edebiyatında bir kavram olarak Anadolu, Osmanlı coğrafyasının küçülmesine paralel olarak önce romantik ve “söylenmemiş bir masal” imgesi biçiminde Meşrutiyet döneminden itibaren görülmeye başlanmıştır. Cumhuriyet’in kuruluşunun hemen öncesinden itibaren ise kimlik oluşturucu bir olgu olarak, İslamcılık, Osmanlıcılık ve Turancılık anlayışlarına tepki biçimini almıştır. Buna göre Anadoluculuk, din ve soy etkenlerinin dışında Anadolu’nun maddî ve manevi gerçekliğini esas alan bir ulusçuluk biçimidir. I. Dünya Savaşı ve Mütareke dönemlerinde Hilmi Ziya Ülken tarafından savunulan bu düşünce az çok farklılıklarla Ziyaettin Fahri, Remzi Oğuz Arık ile sürdürülür.

Nurettin Topçu ise Anadoluculuk düşüncesine felsefi ve mistik bir nitelik kazandırmıştır. Bu düşüncenin temsilcilerinden Arık, Topçu gibi düşünürlerin din ve ırk etkenlerinden birini veya ikisini birden Anadolu kavramının içeriğini oluşturan faktörlerin dışında görmemişlerdir. Bu görüşlerle ilgisi olmayan ve Anadolu’yu Batı hümanizmasının kaynağı olarak gören bir başka Anadoluculuk düşüncesi ise “Mavi Anadoluculuk” adıyla anılan ve edebiyatta Halikarnas Balıkçısı, Azra Erhat, A. Kadir gibi isimlerle temsil edilen anlayıştır. Bu düşünce çizgisi de din ve soy etkenlerinin dışında, fakat Batı uygarlığının kökenini oluşturan bir Anadolu insanı kimliği geliştirmek istemiştir.

Yahya Kemal ise yazılarında ve şiirlerinde, İslâm, -yani simgesel olarak 1071 öncesi Türk tarihini “kable’t-tarih” (tarih öncesi) olarak nitelendirmiş ve dikkatini bu tarihten sonra, Anadolu’da İslâmiyet’le yoğrulan Türklük- üzerine yoğunlaştırmıştır. Yahya Kemal’in yukarıda değindiğimiz “Üç Tepe” yazısında belirtilen, edebiyatımıza artık Metristepe’den bakılacağı anlayışı Cumhuriyet’ten sonra kimi şairler tarafından Cumhuriyet’in ideolojik yapılanmasına ve ulus-devlet anlayışına uygun olarak Anadolu’nun ulus-inşâ eden bir öğe olarak görülmesiyle sonuçlanmıştır. Kuruluş döneminin heyecanını taşıyan bu şairler, yine Yahya Kemal’in “mektepten memlekete” esprisi ile ifade edilebilecek biçimde çoğu resmi görevler ile olmak üzere Anadolu coğrafyasını gezip görmüş ve tanımışlardır. Bu heyecanın içerisinde yalnızca görüntü, peyzaj anlayışı yer almaz. Aynı zamanda Ziya Gökalp‘ın “halka yönelme” ilkesi doğrultusunda folklorik öğelerin, halkın yaşamında var olan ilişki ve değerlerin de kurucu faktörler haline getirilmesi amacı taşır.

Hece vezni ile yaşayan dil kullanımı konusundaki benzerliklerine bakarak Millî Edebiyat’ın devamı, yeni bir aşaması olarak görülmesi doğru olan Memleket Edebiyatı’nın öncekilerden farkı, politik kavramların yerini yaşamın içerisinden gelen durum ve duyguların almasıdır. Bunu söylerken bu anlayıştaki şairlerin tamamıyla gerçekçi bir şiir anlayışına sahip oldukları kastedilmiyor. Romantizmin, mitleştirmenin Memleket Edebiyatçılarında da var olduğu açıktır. Buna karşılık şiirin biçimsel sorunlarından içe, öze, yaşamın kendisine doğru bir gidiş olduğu da görülmektedir.

Memleket Edebiyatı olarak Anadoluculuk düşüncesinin şiirimizdeki başlangıç noktasını Faruk Nafiz Çamlıbel‘in Çoban Çeşmesi (1926) kitabında bulmak mümkündür. Bu kitapta yer alan “Sanat” adlı şiiri hem Faruk Nafiz’in hem de edebiya-tımızdaki memleketçi şiirin bir poetikası gibidir:

Başka sanat bilmeyiz, karşımızda dururken
Söylenmemiş bir masal gibi Anadolu’muz.
Arkadaş, biz bu yolda türküler tuttururken
Sana uğurlar olsun… Ayrılıyor yolumuz.(Sanat)

dizeleriyle sona eren şiir Anadolu’ya yönelişin dönüm noktasını oluşturur. fiair özellikle bu anlayışla yazdığı “Han Duvarları” şiiri ile, Memleket Edebiyatı’nın en tanınmış ürünlerinden birisini vermiştir. Bu şiirde bir yandan İstanbullu bir aydının Anadolu’nun sert yaşam koşulları ile karşılaşması hikâye edilirken, öte yandan da Maraşlı fieyhoğlu tipi üzerinden Anadolu insanının hüznü işlenmiştir.

Faruk Nafiz’in en dikkat çekici özelliği de burada ortaya konulur: Lirizm, Şairin dilinin yalın ve akıcı oluşu eleştirmenlerin üzerinde birleştikleri bir başka özelliğidir. Buna karşılık çok sayıda şiiri bulunan şairin bütün ürünlerinin titiz bir disiplinden geçtiği söylenemez.

Memleket edebiyatı bağlamında Faruk Nafiz’i izleyen şairlerden birisi Kemalettin Kamu‘dur (1901-1948).

Ben gurbette değilim
Gurbet benim içimde (“Gurbet”)

dizeleri dolayısıyla “gurbet” şairi olarak tanınan Kamu, şiirlerinde Mehmetçik teması başta olmak üzere genellikle yurt duygularını işleyen bir şair olarak hatırlanır. “Bingöl Çobanları” şairi Kemalettin Kamu, Türk halk edebiyatının biçim öğelerini başarılı kullanmasıyla, yalın şiir diliyle Memleket Edebiyatının önemli lirik şairlerinden birisidir.

Yine Faruk Nafiz yolundan giden Ömer Bedrettin Uşaklı‘nın (1904-1946), Deniz Sarhoşları (1926), Yayla Dumanı (1934 ve 1945), Sarıkız Mermerleri (1940) adlı kitaplarında topladığı şiirlerin neredeyse biricik kaynağını, görevi icabı pek çok yerini gezip gördüğü Anadolu peyzajları oluşturur. Gözleme dayalı bir ilhamı vardır.

Memleket Edebiyatı anlayışı içerisinde değerlendirilmesi gereken bir başka şair de Zeki Ömer Defne‘dir (1903-1992). Halk şiiri geleneği ile modern dünyayı kucaklamaya çalışan bir şair olarak anılan Defne, “Ilgaz”, “Bu Memleket Böyle Ağlar”, “Gül Ey Isparta’nın Pembe Gülleri” gibi şiirlerin yazarıdır. Onu, Ömer Bedrettin ile Ahmet Kutsi arasında bir çizgide görmek yerinde olur.

Aynı zamanda ressam olan ve şiirde özellikle “Karadut” adlı manzumesiyle hatırlanan Bedri Rahmi Eyüboğlu (1913-1975), folklor motiflerini renkli ve coşkulu bir dille kullanmıştır.

İnci Enginün’ün belirttiği gibi “hiçbir zaman üstün bir sanat yeteneğine yükselememiş” olmasına karşın halk şiiri geleneğini biraz da mekanik biçim uygulamalarıyla sürdüren Behçet Kemal Çağlar‘ı (1908-1969) da Cumhuriyet’in ilkelerini, kuruluş dönemi coşkusunu, Atatürk’e bağlılığını dile getiren şiirleriyle Memleket Edebiyatı’nın temsilcileri arasında saymak mümkündür. Çağlar, belleklerde özellikle Faruk Nafiz ile birlikte yazdığı “Onuncu Yıl Marşı” ile yer bulmuştur.

Hamasî söyleyişleriyle Memleket Edebiyatı’nın içinde yer alan iki şairden ilki “Bu Vatan Kimin” şiirini yazan Orhan Şaik Gökyay (1902-1944); ikincisi ise “Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor” şairi Arif Nihat Asya‘dır (1904-1975).

Burada anılanların dışında bu dönemde yazan daha başka şairlerin şiirlerinde de Anadolu coğrafyası, insanı ve kültürü yeni dönemin ilgi çeken konuları olmuştur. Bu anlayışla şiir yazanların çok oluşunun dönem ruhuyla ilgili olduğu kadar, yeni devletin insanı için kimlik arayışlarıyla da ilgili olduğu söylenebilir.

Buna karşılık şiirin teknik özelliklerindeki kısıtlanma ile konularının yerel olanla sınırlanması yüzünden Memleket Edebiyatı’nın, bu dönemden sonra gelişecek olan modern Türk şiiri üzerinde etkili olduğu söylenemez. Önceki kuşakta yapılan tartışmaların, vezin ve dil konusunun artık kesin olarak çözümlenmiş olması; lirik söyleyişte belli bir aşama kaydedilmiş olması bu edebiyat oluşumunun kazandırdığı önemli değerler olarak kaydedilmelidir.

Kaynak: Doç. Dr. Yılmaz DAŞÇIOGLU, Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri