Aylak Adam – Yusuf Atılgan

Aylak Adam Romanı – Yusuf Atılgan

1959 yılında yayımlanan Aylak Adam, Yusuf Atılgan‘ın ilk romanıdır.  Yapıtta, “Bütün değerlerini yitirmiş, dayanacak bir şey” arayan, tedirgin, mirasyedi bir aydının yaşamı anlatılır. Kurtuluşu gerçek sevgide gören C., bilinçaltının da etkisiyle aradığı kadını bir türlü bulamaz, kurduğu ilişkiler ayrılmayla sonuçlanır.

Roman dört bölümde gelişir: Kış, ilkyaz, Yaz, Güz. Yazar, “toplumsal nedenlere inmeden, bu nedenlerin sonucunu, belirtilerini” göstermekle yetinir, “Aylak Adam’ın neden mutluluğa eremeyeceğini sezmeyi okura” bırakır. (Fethi Naci)

Yayımlandığı yıllarda konusunun yeniliği, anlatımının kendine özgülüğü, bireyin dünyasına eğilişiyle büyük ilgi gören Aylak Adam, Yunus Nâdi Roman Mükâfatı yarışmasında da ikincilik kazanmıştı (1956-1958). Yıllar sonra ikinci basımı yapıldı (1975).

Kitaptan Bir Bölüm:

“Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaydaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine; sanatına. Çocuklarına tutunanlar da vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. Öküzleri besiliydi , pırıl pırıldı. Herkesin, “- Veli ağanın öküzleri gibi öküz, yoktur, ” demesini isterdi. Daha gülünçleri de vardır. Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimizi, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!”

Kitap Hakkında Bir Değerlendirme ( Atilla Özkırımlı)

AYLAK ADAM

Aylak Adam – Yusuf Atılgan

Bir arayışın romanıdır Aylak Adam. Roman kişilerinden Sadık’ın deyişiyle “bütün değerlerini yitirmiş, dayanacak bir şey arayan” bir insanın romanı. İstemediği, benimsemediği durumlara zorla kazanmaktansa yalnızlığına sığınır C.; “olanla yetinerek, aramadan, düşünmeden yaşanılsın diye yaratılmış bir dünyada yalnız” olduğunu bilir çünkü.

Seçilmiş bir yalnızlıktır bu. Uyumsuzluğu yalnızlığını besler. Öteki insanlar gibi alışkanlığa dönüşmüş bir yaşamı sürdürmek istemez çünkü. “Çoğunluk çabadan, yenilikten” korkmaktadır. Oysa her gün aynı işi, aynı biçimde yapmak, kendi kendini tekrarlamak değildir onun amacı. Bununla yetinemeyeceğini bilir. En azından “güçlüğü umutsuzca zorlamak bile güzel”dir. Bu durum bir arayışa iter onu, bir başkasının varlığında gerçek sevgiyi aramaya. Çünkü farklı biridir kendisi. Siz’ler, iz’ler, uz’ lardan sıkılan biri. Bütün bunlar “yapmacık, fazlalık gibi gelirler” ona. İkinci konuşmasında “sen” diyemeyeceği biriyle bir daha konuşmayacağını söylerken yalansızlığı savunmaktadır aslında. Bir de kuralsızlığı… Yerleşik değerlerden, başkalarının doğrularından soyutlamıştır kendini. Yapay ilişkilerden de… Kişi, “dışarıda-kilerden”, başkalarının ne söyleyeceği, ne düşüneceği tedirginliğinden kurtulabilmelidir. “Dünyada dayanılabilecek tek şey” sevgidir çünkü. İnsan toplumlarının en iyisi, en sorunsuzu da “sevişen iki kişinin kurduğu toplum” değil midir? Ama aradığı kadını bulup bulup yitirecektir Aylak Adam. Ya da bulduğunu sanacak, her kopuşta “dünyada gereğinden çok kadın vardı ama, yalnız bir teki yoktu” diye düşünecek, yine de umutsuzluğa kapılmayacaktır. İyimserliği şu inancından kaynaklanmaktadır da ondan: O olmasaydı ben olmazdım. Bu şehirde yaşıyor. Bir gün bulacam onu.”

Peki, bulur mu?.Gerçekte ne aradığı nitelikte bir kadın, ne de aradığı gibi bir sevgi vardır dünyada. Nitekim romanın sonunda “yıllardır aradığını bulur bulmaz yitirmesine sebep olan bu saçma, alaycı düzene boyun eğmiş gibi” kendini koyverir. Susacak, artık kimseye ondan söz etmeyecektir.

Sonrasını okura bırakır Yusuf Atılgan. Bir konuşmasında belirttiği gibi romanı birkaç türlü bitirmek, hattâ Aylak Adam’ı önce öldürmek istemiş, “fakat fazla melodramik” geldiği için böylesi bir sonu yeğlemiştir.

Kaynakça:
Atilla Özkırımlı, Türk Edebiyatı Tarihi: Fethi Naci, On Türk Romanı, 1971; Fethi Naci, Türk Romanı ve Türkiye’de Toplumsal Değişme, 1981; A. Özkırımlı, Öykülerle Romanlarda Yaşamak, 1995.