Devriye Nedir? Özellikleri, Örnekleri

Devriye Nedir? Devriye Nazım Şekli Özellikleri, Örnekleri

Devriye Nedir?

Tekke edebiyatı kadrosu içinde daha çok Alevî-Bektaşî şairleri tarafından kaleme alınan devriyyeler, mutasavvıflar nazarında muteber sayılan “devir nazariyesi“ne uygun tarzda yazılmış, şekil itibariyle kıt’alardan meydana gelen uzun manzumelere denir.

Mutasavvıflara göre, yeryüzündeki bütün varlıklar tek tek Cenab-ı Hakk’ın bir sıfatına mazhardır; insan ise “eşref-i mahlûkat” olduğundan, mutlak varlığın bütün sıfatlarına, yani zatına mazhardır.Ancak bu sıfatlar insanda tecellî edinceye kadar sırasıyla bütün varlıklardan geçerek, âdeta kâinattan süzülür. İşte insan bu yüzden bütün kâinatın hülâsasıdır, yâni âlemin özü (zübde-i âlem)’ dür. İşte bu, bütün kâinattan süzülüp insanda tecellî etme görüşüne “devir nazariyesi”, mutlak varlıktan insana ve insandan, aslına dönüşe kadar süren devri anlatan şiirlere de devriyye denir.

Devir nazariyesine göre, maddî âleme, yani dünyaya gelen varlık ilk önce cansızdır, sonra nebat, daha sonra hayvan, en sonra da insan şekline girer. Ancak bu, biyolojik bir değişim veya tekâmül değildir. Daha sonra ise, kabiliyet ve gayretine göre “insan-ı kâmil”, hattâ “kutup” bile olabilir. Böylece “visâl-i Hakk’a” nail olarak tekrar geldiği yere, yani aslına dönmüş olur. Bu devir hareketi eskiler tarafından bir daireye benzetilmiş ve Vücud-ı Mutlak’tan kâinata gelinceye kadar geçen kısma “kavs-i nüzul” (iniş yayı); süflî âlemden tekrar yüce âleme, yani geldiği yere (vücud-ı Mutlak) varıncaya kadar geçen zamana da “kavs-i urûc” (çıkış yayı) denmiştir.

Vücud-ı Mutlak’tan ayrılan ilâhî nur sırayla akl-ı küll, ukûl-ı Tis’a, nüfûs-ı Tis’a, tebâyi-i erbaa (dört mizaç), anâsır-ı erbaa (toprak, su, hava ve ateş) ve oradan da toprağa kadar inmiştir ki, mutasavvıflar buna “mebde” (başlangıç) veya “kavs-i nüzul” derler. Tasavvuf erbabına göre akl-ı küll, yaratıcı kudretin aktif kabiliyeti olup nef s-i küll denilen pasif kabiliyeti meydana getirmiştir. Bunların her ikisinden eflâk-ı tis’a (dokuz gök), tebâyi-i erbaa (dört mizaç) ve anâsır-ı erbaa meydana gelmiştir. Dokuz gök ile dört unsurun birleşmesinden cansızlar, bitkiler ve hayvanlar meydana gelmiş olup, insan en son ve en mükemmel varlık olduğundan en yüce mertebede yer almıştır. Bu yüzden insanın bulunduğu mevki en son durak kabul edilmiştir. Bütün bu mertebelerden sonra toprağa kadar inmiş olan ilâhî nûr, aynı sırayı takip ederek topraktan madene, madenden bitkiye, bitkiden hayvana, hayvandan insana ve insandan da insân-ı kâmile geçmek geçerek, oradan ilk geldiği asıl yere, Hakk’a ulaşır ki, bu ikinci devreye “maâd” (son) veya “kavs-i urûc” denmiştir, işte devriyye adım taşıyan şiirler, insanoğlunun yeryüzündeki bu macerasını anlatan şiirlerdir.

Devriyyeler işledikleri konulara göre ikiye ayrılırlar: Bunlardan kavs-i nüzûl’ü anlatanlara “Arşiyye“, kavs-i urûc’u anlatanlara ise “Ferşiyye” denir. Arşiyyelerde mutlak varlıktan ayrılıp dünyaya (âlem-i süflî) gelinceye kadar geçen macera, Ferşiyyelerde ise, dünyadan tekrar yüce âleme doğru yapılan seyahat anlatılır.

Devriyeler; koşma, destan, nefes, ilahi biçiminde yazılabilir.

Türk şairleri içinde en güzel devriyyeler; Şîrî, Niyazî-i Mısrî, Sunullah Gaybî, Abdülahad Nûrî ve Üsküdarlı Haşim Baba gibi yaşadığımız çağın Bektaşîlerinin teşkil ettiği bir grup şair tarafından yazılmıştır.

Devriye Örnekleri

Örnek:1

***
Dokuz ay on gün batn-ı mâderde
Kudretten gözüme çekildi perde
Vaktim tamam olup ahir yerde
Çıkıp ten donundan cihana geldim

(Hüsnî)

Örnek:2

Cihan var olmadan ketm-i ademde
Hak ile birlikte yektaş idim ben
Yarattı bu mülkü çünkü o demde
Yaptım tasfirini nakkaş idim ben

Anasırdan bir libasa büründüm
Nar’ü, hak’ü, bad’ü, ab’dan göründüm
Hayrül beser ile dünyaya geldim
Adem ile bile bir yas idim ben

(Hamdullah-i siiri)

Açıklama:
Dünyaya gelirken izlediği yol haritası hayrül beşer diye bilinen ayın üç şekli, (yarımay, dolunay, hilal), güneş ve zöhre yıldız’ıdır.

Anasır-ı Erbaa; toprak, hava, ateş, su (nar ,hak, bad, ab) demektir. Anasırdan bir libasa bürünmek de bu dört ana elementten bir elbise giyinmektir. Yani devr felsefe’sindeki aşağıya inişin kademeleri anlatılmaktadır.

Böylece en aşağıya inen varlık, çeşitli biçimlerde tecelli ederek yaratılmışların en onurlusu olan insana döner ve derece derece yükselip Tanrıya vararak varlık dairesi ya da varoluş çemberinin yükselen ikinci yarısını oluşturur. Buna yükselen eğri (devre-i arşiye, kavs-i nuzul) denir.

Devir sözcüğü dönmek dolanmak bir şeyin kendi çevresinde dönmesi ya da yörüngesi üzerinde dolanması; zaman, çağ anlamlarına gelir.

Tasavvufta devir terimi insanın yaradılışı konusunda geliştirilen kuramın adıdır. Mutasavvıflara göre insan evrenin özüdür, evrenden süzülmüştür. Var olan âlemlerin en alt basamağındaki madde alemine düşen varlık önce ( su, ateş, hava, toprak) daha sonra mahlukat, bitki, hayvan ardından insan biçiminde görünür. Ama devir burada bitmez, insan belirli aşamalardan geçerek insan-ı kâmil olur. Sonra da kendi varlığından geçerek yokluk içinde varlığı bulur. Yani Tanrısal güce ulaşır. Kısacası yine aslına başlangıç noktasına ulaşır. Devir (varoluş) felsefesi nefeslerde, şiirlerde tenasuh inancına bağlı olarak işlenir.

Devriye şiirlerinde konu karmaşık ve egemen dünya görüşüyle çatıştığı için bu alanda örnek sayısı çok azdır.

Örnek:3

Ger aslım sorarsan ben bir niyazım
Sabır ilmi derler yerden gelirim
Ve katre idim şimdi han oldum
Arştaki kandilden nurdan gelirim.

(Nesimi)

Tenasuh deyimi ise ruh göçüdür. Ruhun bir cisimden başka bir çisime geçme inancını dile getirir. Tenasuha inananlarca ruh ölümsüzdür. (Bu can tende konuktur) vb. sözler, bunu anlatmaktadır. Beden ölümlüdür çünkü ruh bedenden bedene sıçrayarak varlığını sürdürür. Alevi-Bektaşi ının nefeslerinde temelde anlatılmak istenen de budur.

Örnek:4

Devriye

Katre idim Ummanlara karıştım
Kaç bulandım kaç duruldum kimbilir
Devre edip alemleri dolaştım
Bir sanata kaç sarıldım kimbilir

Bulut olup ağdığımı bilirim
Boran ile yağdığımı bilirim
Alt anadan doğduğumu bilirim
Kaç ebeden kaç soruldum kimbilir.

Kaç kez gani oldum kaç kere fakir
Kaç kez altın oldum kaç kere bakir
Bilmem ki kaç katip ismimi okur
Kaç defterde kaç dürüldüm kimbilir

Bazı nebat oldum toprakta sürdüm
Bilmem kaç atanın sulbünde durdum
Kaç defa cenneti alaya girdim
Cehenneme kaç sürüldüm kimbilir

Kaç kez alet oldum elde bakıldım
Semadan kaç kere indim çekildim
Balcık olup kerpiç kerpiç döküldüm
Kaç bozuldum kaç kuruldum kimbilir

Dünyayı dolaştım hep kara batak
Görmedim bir karar bilmedim durak
Üstümü kaç örtü bu kara toprak
Kaç serildim kaç dirildim kimbilir

Gufrani’yim tarikatım bos değil
İyi bil ki kara bağrım tas değil
Felek ile hiç hatırım hoş değil
Kaç barıştım kaç darıldım kimbilir

(Gufrani)

Örnek:5

Daha Allah ile cihan yok iken
Biz ani var edip ilan eyledik
Hakk’a hiç bir layık mekan yok iken
Hanemize aldık mihman eyledik

Kendisinin henüz ismi yok idi
İsmi söyle dursun cismi yok idi
hiç bir kıyafeti resmi yok idi
Sekil verip tıpkı insan eyledik

(Edip Harabi)

Örnek:6

Alimdir kadehim Alimdir sişe
Alim sahralarda morlu menekşe
Alim dolu yedi iklim dört köse
Alim saki Kevser dolumdur Ali

Virani’yem düştüm simdi derdine
Vücudum garg oldu çile bendine
Gönül sormaz oldu kendi kendine
Söyler dehanım da dilimdir Ali

(Virani)

Başa dön tuşu