Halk Şiirinde İlk Şairler ve Şiirler

HALK ŞİİRİYLE İLGİLİ YAZILI KAYNAKLARDA GEÇEN İLK ŞAİRLER VE ŞİİRLER

Halk şiirinin, Türklerin tarih sahnesine çıktığı günden beri var olduğunu biliyoruz, ancak bu şiirle ilgili elimizdeki ilk örnekler, Uygur dönemine aittir. Sözlü gelenekte icra edilen ilk şiirler, muhtemelen yazılmadığı için günümüze ulaşmamıştır. Bu durum, halk şiirinin 9. veya 10. yüzyıllarda oluşmaya başladığı anlamına gelmemelidir. Zaten elimizdeki ilk şiirlerin Uygur dönemine ait olması, tamamıyla Uygurların yazıyı kullanan bir Türk kavmi olmasından ileri gelmektedir. Hem bu dönemde hem de daha önceki devirlerde halk şiiri, başka Türk boyları ve coğrafyalarında da vardı, ancak yazıya geçirilmediği için günümüze ulaşmamıştır. Bu bakımdan Uygur ve Karahanlı dönemlerine ait yazılı kaynaklarda yer alan bilgiler ve terimler, oldukça değerlidir. Bu veriler, Türk halk şiirinin önceki dönemlerdeki durumuyla ilgili çıkarımlar yapmamızı sağlamaktadır.

Halk şiirinin kökeni bahsinde de ifade edildiği gibi Türk şiirinin şairleri; aynı zamanda din adamlığı, büyücülük, kâhinlik, hekimlik, müzisyenlik gibi çeşitli meziyetleri bulunan “kam”, “baksı” ve “ozan” adlarını taşıyan tiplerdi. Bunların adları ve şiirleri maalesef yazıya geçirilmediğinden bugün elimizde yoktur. Bu konulardaki ilk kayıtlar, yazının kullanıldığı muhitlerde tutulmuştur. Özellikle Uygur ve Karahanlı dönemlerine ait kaynaklarda bazı şairlerin adları yer almaktadır. Bu şairler, halk şiirinin adları belli ilk şairleri olarak kabul edilebilir. “Aprınçur Tigin”, “Kül Tarkan”, “Ki-ki”, “Pratyaya-Şiri”, “Asıg Tutung”, “Çısuya Tutung”, “Kalım Keyşi”, “Çuçu” ilk şairlerden bazılarıdır.

Bilindiği gibi Türklerin ilk yazılı belgeleri, Göktürk döneminden kalma Orhun ve Yenisey kitabeleridir. Mensur bir üslupla yazılmış olan bu belgeler, halk şiiri konusunda herhangi bir bilgi içermemektirler. Bu bakımdan Türk halk şiirinin ilk örneklerini daha fazla yazılı kaynağın bulunduğu Uygur döneminde aramalıyız.

Uygur Dönemi

Uygur döneminden kalma halk şiiri örnekleri, Doğu Türkistan’da Maniheist ve Budist Uygur kültür ortamlarında ortaya çıkmıştır. Uygurlar daha Moğolistan bölgesinde iken Maniheizm’i kabul ettiklerinden şiirlerin en eskileri Maniheist çevrelerde yaratılmışlardır. Maniheist Uygurlardan kalma şiirler, Mani ve Uygur alfabeleriyle kaleme alınmış, Soğdcadan ve bazı İran dillerinden tercüme edilmiş dini metinler, tövbe duaları, hikâyeler ve aşk şiirlerinden oluşmaktadır. Bugün elimizde Maniheist Uygurlardan kalma sekiz adet şiir vardır. Bunların üçü ilahi, ikisi övgü, biri ölüm ve cehennem tasviri, bir diğeri de aşk şiiridir. İlahi olarak nitelendirilen şiirlerden birisi “Tang Tengri” (Tan Tanrısı) olarak bilinmektedir. Bu ilahilerde ahenk, mısra tekrarları, aliterasyonlar, mısra başı ve sonu kafiyelerle sağlanmıştır (Tekin 1986a: 8-9).

Bu dönemden kalma ilahilerin bir diğeri, Maniheizm’in kurucusu Mani için yazılmıştır. Bu ilahinin, 123 dörtlükten oluştuğu bilinmektedir, ancak elimizde 39-40 dörtlüğü bulunmaktadır. Mısra başı kafiyesinin esas alındığı ilahide Mani’nin iyilikleri ve erdemleri sıralanmıştır. Şiirin hikâyeye dayalı kısımlarında şiirsellikte düşüş olsa da yalvarış ve yakarış kısımlarında şiir unsurları daha yoğundur (Tekin 1986a: 11). Maniheist Uygurlardan kalma şiirlerin ikisi Aprınçur Tigin’e aittir. Bunlardan “küg” olduğu belirtilen ilk şiir, üç dörtlükten oluşmaktadır. Şairin diğer şiiri, dini konuların dışında, bir aşk şiiridir. Yedi dörtlükten oluşan şiirin heceleri 4 ve 7-8 arasındadır (Tekin 1986a: 14-15).

Bu dönemden günümüze bir hükümdarın övgüsünü anlatan bir şiir ulaşmıştır. Dörtlüklerden kurulu bu şiirde şair, hükümdarı övmekte ve ondan himaye istemektedir. Ölüm ve cehennem tasvirlerini anlatan şiir de dönemin ilahileri arasındadır. Yedi dörtlükten oluşan şiirin hece sayısı büyük oranda 10 ile 11 arasında değişim göstermektedir. Bu şiirin yanı sıra bu dönemde cehennemi anlatan başka şiirler de vardır (Tekin 1986a: 18).

Budizm’i benimsemiş Uygurlardan, Maniheist Uygurlara göre daha fazla şiir günümüze ulaşmıştır. Bu şiirlerin tamamı dini içeriklidir. Bazıları tercüme olmakla birlikte Budist Uygurların şiirleri büyük oranda telif eserlerdir. Bu dönemin şiirlerinde mısra başı kafiye ve dörtlük aliterasyonu bulunmaktadır. Bazı şiir parçalarında hece ölçüsü ve mısra sonu kafiyesi de vardır. Dönemin dikkat çekici şiirleri arasında “Anı teg orunlarta” (Öyle yerlerde) ifadesiyle son bulan bir şiir yer almaktadır. Hece sayısında belli bir düzen bulunmayan bu şiir, dini bir muhtevaya sahip olmakla birlikte, aynı zamanda güzel bir doğa tasviridir. Bunlardan başka Budist Uygur şiirinde “Otuz Beş Budaya Saygı”, “Hikmet Erdemi”, “Maitreya Övgüsü” gibi şiirler, tövbe duaları, hatime duaları, ölüm ve dünyanın faniliğiyle ilgili bazı manzumeler, anne babaya saygı ve sevgi ifade eden şiir parçaları bulunmaktadır.

Karahanlı Dönemi

Karluk, Çiğil ve Yağma Türklerinden oluşan Karahanlı Devleti (840-1212), bilindiği gibi ilk Müslüman Türk devletidir. Önceleri Kâşgar merkezli bir devlet olan Karahanlılar, çok geçmeden Harezm sahasına da hâkim olarak geniş bir coğrafyada yaşamaya başlarlar. Zamanla doğu ve batı olmak üzere ikili bir devlet yapısına bürünen Karahanlı Devleti, özellikle Kâşgar’ı kültür ve sanat merkezi haline getirmiştir.

Türk edebiyatının abide eserleri Kutadgu Bilig, Dîvânü Lûgati’t-Türk ve Atabetü’l-Hakayık bu dönemde kaleme alınmıştır. Bu bakımdan Karahanlı döneminin Türk dili ve edebiyatı için ayrı bir önemi ve anlamı vardır. Halk şiiriyle ilgili olarak ise Kâşgarlı Mahmut’un kaleme aldığı Dîvânü Lûgati’t-Türk dikkat çekmektedir. Karahanlı dönemindeki halk şiiri, Dîvânü Lûgati’t-Türk’teki bilgi ve malzemelerden hareketle takip edilebilmektedir. Bu nedenle Dîvânü Lûgati’t-Türk’e ve barındırdığı halk şiiri ürünlerine daha yakından bakmak gerekmektedir.

Dîvânü Lûgati’t-Türk ve Halk Şiiri

On birinci yüzyılda Kâşgarlı Mahmut tarafından Arapça olarak yazılan Dîvânü Lûgati’t-Türk, Türk tarihi, coğrafyası, edebiyatı, dili ve folkloruyla ilgili kıymetli bilgiler içermektedir. Sözlük özelliği gösteren eserin yazarı Mahmûd bin el-Hüseyin bin Muhammed Kâşgarî’dir. Barsıgan/Barsgan’da dünyaya gelen Kâşgarlı, Türk coğrafyalarında konuşulan dili öğrenebilmek için Çin’den Kırım’a kadar olan bölgeyi gezmiştir. Türk boylarına düzenlediği bu seyahati sırasında Türk dili, edebiyatı ve yaşamıyla ilgili notlar alıp malzemeler toplayan Kâşgarlı, uzun bir araştırma ve toplama faaliyetinden sonra meşhur eseri Dîvânü Lûgati’t-Türk’ü 1074 yılında tamamlamıştır. Arapların Türkçeyi anlayabilmeleri ve kullanabilmeleri için hazırladığı sözlüğünde Kâşgarlı, Türk illerinden topladığı atasözlerine ve şiirlere yer vermiştir.

Kâşgarlı’nın sözlü gelenekten derleme yoluyla elde ettiğini düşündüğümüz halk edebiyatı örnekleri, dönemin kültürel yapısını ve edebi durumunu yansıtması açısından oldukça önemlidir. Başka bir ifadeyle Türk halk edebiyatının, özellikle de halk şiirinin ilk ve doyurucu örneklerini Dîvânü Lûgati’t-Türk’te bulmaktayız. Türk halk şiiri tarihi açısından Dîvânü Lûgati’t-Türk eşi benzeri olmayan bir kaynaktır. Bu nedenle Dîvânü Lûgati’t-Türk’teki halk şiiri örneklerine daha yakından bakmak gerekir.

Saim Sakaoğlu, Dîvânü Lûgati’t-Türk‘teki şiirleri şu şekilde tasnif etmiştir:
1. Ağıtlar,
2. Destanlar,
3. Kahramanlık Şiirleri
4. Eğlence ve Av Şiirleri,
5. Sevgi Şiirleri,
6. Pastoral Şiirler,
7. Ahlaki Şiirler (Sakaoğlu 1985: 304).

Dîvânü Lûgati’t-Türk’teki şiirlerin büyük bir kısmında, hece ölçüsü uygulanmıştır. Şiirlerin tümü İslâmi dönem Türk edebiyatına ait değildir. Özellikle eski Türklerin şiir değerlerini yansıtan çok sayıda örnek bulunmaktadır. Çoğunlukla dörtlük esasına dayalı olan şiirlerde günümüz âşık edebiyatında da kullanılan koşmanın bazı şekil özelliklerine rastlanmaktadır.

Ağıtlar/Sagular: Dîvânü Lûgati’t-Türk’te biri Alp Er Tonga’ya, diğeri de adı belirtilmeyen bir kahramana ait olmak üzere iki sagu/ağıt vardır. Alp Er Tonga’yla ilgili şiirin dörtlük sayısı konusunda görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Bu ağıtın, F. Köprülü, 12; C. Brockelmann, 10; A. U. Elöve ve T. Tekin, 9 dörtlükten oluştuğunu öne sürmüşlerdir (Sakaoğlu 1991: 111). Bu konuda farklı sayıların öne sürülmesinde, Dîvânü Lûgati’t-Türk’teki şiirlerin dağınık halde bulunmasının önemli bir etkisi vardır. Alp Er Tonga sagusu, bir destan kahramanı olan Alp Er Tonga’nın ölümü üzerine geride kalanların duygularını ve üzüntülerini dile getiren bir şiirdir. Zamandan şikâyetin ve feleğe sitemin dile getirildiği ağıtta, Alp Er Tonga’nın ölümünden sonra insanların kurtlar gibi uludukları, yakalarını yırtarak ağlayıp sızladıkları anlatılır. Türklerin yas geleneklerini yansıtan bu şiirin, büyük bir Türk destanından arda kalmış parçalar olduğu düşünülmektedir.

Şiirden bazı dörtlükler şu şekildedir:

“Alp Er Tonga öldi-mü
İsiz ajun kaldı-mu
Ödlek öçin aldı-mu
Amdi yürek yırtılur

Ödlek yarag küzetti
Ogrı tuzak uzattı
Begler begin azıttı
Kaçsa kalı tutulur

Begler atın argurup
Kadgu anı torgurup
Mengzi yüzi sargarıp
Kürküm angar türtülür” (Tekin 1989: 8)

Türkiye Türkçesi:
“Alp Er Tonga öldü mü?
Kötü dünya kaldı mı?
Felek (böylece) öcünü aldı mı?
Şimdi yürek(ler onun ölümünün acısı ile) paralanıyor.

Felek (onun canını almak için) fırsat gözetti
(ve) gizli (bir) tuzak kurdu.
(Felek) beyler beyini (böylece) yanılttı (ve tuzağa düşürdü).
Kaçsa (bile bu tuzaktan) nasıl kurtulur(du)?

Beyler atlarını yordular;
Kaygı (ve keder) onları zayıflattı.
Bet ve benizleri (öyle) sarardı (ki)
(yüzlerine) safran sürülmüş (sanırsınız).” (Tekin 1989: 9).

Dîvânü Lûgati’t-Türk’te kimliği belli olmayan diğer ağıt ise üç dörtlükten oluşmaktadır. Bu ağıtta, bahsedilen kişinin düşmanların boyunlarını bükebilen ve aynı zamanda cömert bir kahraman olduğu söylenmiştir. Her iki ağıt da 4+3 duraklı 7 heceli ve aaab kafiye düzenlidir.

Destanlar: Dîvânü Lûgati’t-Türk’te bu gruba dâhil edilebilecek üç şiir vardır. Ancak bunların dörtlük sayıları konusunda bazı farklı düşünceler bulunmaktadır. Şiirler, Tangut, Uygur ve Yabakularla yapılan savaşları anlatır. Hecenin 4+3 duraklı 7’li hece ölçüsüyle söylenen bu şiirler, Türklerin destan anlatma geleneğiyle yakından alakalıdırlar.

” Budraç yeme kudurdı
Alpagutın üdürdi
Süsin yana kadırdı
Kelgeli-met irkeşür

Etiş suwı Yimeki
Sıtgap tutar bileki
Kür-met anıng yüreki
Kelgeli-met irkişür”

Türkiye Türkçesi:
“(Yabaku boyunun Beyi) Budraç (bizimle savaşmak için öldü) kudurdu;
En iyi savaşan yiğitlerini seçti
Ve askerlerini yine (bize doğru) döndürdü;
(üzerimize) gelmek için toplanıyorlar.
Ertiş suyunun Yemekleri (de)
(savaşmak için) bileklerini sıvadılar.
Onlar yürekli ve pek cesur (yiğitler)dir.
(üzerimize) gelmek için toplanıyorlar.” (Tekin 1989: 32-33).

Kahramanlık Şiirleri: Daha çok savaş tasvirleri olarak nitelendirilebilecek bu şiirlerden Dîvânü Lûgati’t-Türk’te toplam dört şiir bulunmaktadır. Bu şiirlerin ilki on beş dörtlük ve hecenin yedili ölçüsüyle aaab şeklinde kafiyelenmiştir. Altı dörtlükten oluşan diğer üç şiir de yedili hece ölçüsüyle söylenmiştir.

Eğlence ve Av Şiirleri: Dîvânü Lûgati’t-Türk’te bu konuda iki şiir yer alır. Bir içki meclisini anlatan birinci şiir, yedili hece ölçüsüyle söylenmiş altı dörtlükten ve aaab şeklinde bir kafiye örgüsünden ibarettir. Diğer şiir ise bir kurdun takip edilmesiyle ilgilidir. Bu şiir de ölçü ve kafiye örgüsü açısından birinci şiirle benzer özelliklere sahiptir.

Sevgi Şiirleri: Bu grupta yer alan şiirlerin ölçüleri, durakları ve kafiye düzenleri farklılık göstermektedir. Şiirlerde hecenin altılı, yedili ve onlu şekilleri kullanılmıştır. Bu şiirlerden ilki, siyah benleri olan, pembe yüzlü bir güzele âşık olmuş birisi tarafından yazılmıştır (Tekin 1989: 78).

” Bulnar mini öles köz
Kara mengiz kızıl yüz
Andın tamar tükel tuz
Bulnap yana ol kaçar

Awlap meni koymangız
Ayık ayıp koymangız
Akar közüm uş tengiz
Tegreyöre kuş uçar’ (Tekin 1989: 78).
(… )

Türkiye Türkçesi:
“(O) baygın göz(ler) beni avlıyor
(ve üzerinde) kara benler (bulunan o) pembe yüz (beni tutsak ediyor).
Bütün güzellik(ler) ondan damlıyor (sanki);
(beni) tutsak ediyor, sonra da kaçıp gidiyor!

Beni avlayıp bırakmayın, (ne olur):
Söz verip sözünüzden caymayın!
Gözlerim(den) deniz gibi (yaşlar) akıyor işte;
(öyle ki akan gözyaşlarımın) çevresinde kuşlar uçuyor!” (Tekin 1989: 79).

Pastoral Şiirler: Dîvânü Lûgati’t-Türk’te kafiye örgüleri açısından yedi farklı şiir vardır. Otuz bir adet dörtlük 4+3 duraklı yedili hece ölçüsüyle söylenmiştir. Tamamı aaab şeklinde kafiyelidir. Şiirlerin konuları, yaz ve bahar mevsimleriyle ilgilidir. Bahar mevsiminde tabiatın durumu, yağmurların yağması, karların erimesi, havaların ısınması, insanların ve hayvanların bu durum karşısında mutlu olması gibi pek çok husus bu şiirlerde işlenmiştir. Bazı şiirlerde yaz ve kış atışır. Her mevsim kendi meziyetlerini, olumlu yanlarını sıralar. Diğer taraf ise rakibi durumundaki mevsimin kötü taraflarını dile getirerek kendisinin daha lüzumlu ve üstün bir mevsim olduğunu kanıtlamaya çalışır.

“Kış yay bile tokuştı
Kıngır közin bakıştı
Tutuşkalı yakıştı
Utgalı-mat ugraşur

Kış yaygaru süwleyür
Er at menin tawrayur
İgler yeme sewriyür
Et yin takı bekrişür”

Türkiye Türkçesi
“Kış ile yaz (birbirlerine düşman olup) savaştılar;
Kızgın gözlerle birbirlerine bakıştılar.
Tutuşup dövüşmek için birbirlerine yaklaştılar;
Birbirlerini yenmek için uğraşıyorlar.

Kış yaz (mevsimine şöyle) fısıldıyor:
İnsanlar ve atlat benimle güçlenir ve sertleşir;
Hastalıklar da (benim zamanımda) azalır.
(İnsanların) vücutları ve etleri de (benim zamanımda) sağlamlaşır.” (Tekin
1989: 104-105).

Ahlâki Şiirler: Kafiye açısından dört farklı şiir Dîvânü Lûgati’t-Türk’te yer almaktadır. Toplamda şiirler on sekiz dörtlüktür. Genel olarak bu gruptaki şiirler, 4+3 duraklı 7 heceli ölçü ve aaab kafiye örgüsüyle söylenmiştir. Şiirlerde babanın oğluna öğütleri, onu takdir edişi, kötü ortağın nasıl bir şey olduğu gibi hususlar yer alır.

Dîvânü Lûgati’t-Türk’te dörtlük esasına dayalı şiirlerin yanında 79 adet hece ölçüsüne dayalı beyit yer almaktadır. Hecenin 7, 11, 12 ve 14’lü şekillerinin kullanıldığı beyitlerde kahramanlık, sevgi, doğa ve ahlak konuları ele alınmıştır (Sakaoğlu 1985: 310-316). Özellikle heceli şiirler, İslâmiyet sonrasında vücuda gelmiş şiirlerle şekil ve içerik açısından önemli benzerlikler taşımaktadırlar. Dîvânü Lûgati’t-Türk’teki bu şiirler, ölçü olarak heceyi kullanmakla birlikte, nazım birimi, hacim ve mısra kümelenmesi açılarından da Dinî-Tasavvufî Halk Şiiri ve Âşık Şiiriyle benzerlik gösterirler.

Kaynak: Yrd.Doç.Dr. Halil İbrahim ŞAHİN, Türk Halk Şiiri