Tanzimat Dönemi Türk Tiyatrosu

Tanzimat Dönemi Türk Tiyatrosu

Tanzimat Dönemi Türk Tiyatrosu

Tanzimat Dönemi Türk Tiyatrosunun Genel Özellikleri

  • Tanzimat edebiyatı ile edebiyatımıza giren tiyatro, tıpkı Tanzimat romanında olduğu gibi tarihi ve sosyal konuları işlemiştir.
  • Bu dönem tiyatro çalışmaları telif, tercüme ve adaptasyon olmak üzere üç gurupta toplanabilir.
  • Daha ziyade komedi türünde eserler yazılmış ve oynanmıştır.
  • Tiyatro eserlerinde üç birlik kuralına uyulur. Ancak Tanzimat’ın ikinci döneminde Abdülhak Hamit’in tiyatroları bu yargının dışındadır.
  • Tiyatro eserlerinde iyiler çok iyi, kötüler çok kötüdür. Eserler, öğütle biter. İyiler ödüllendirilir, kötüler cezalandırılır.
  • Bu dönem tiyatrosu Batı tiyatrosunun etkisi altındadır. Özellikle Shakespeare ve Moliere, tiyatro yazarlarımızın taklit ettikleri büyük ustalardır.

• Tanzimat Dönemi’nde, edebiyatımıza giren birçok yeni edebî tür içinde modern tiyatro da vardır. Türk edebiyatında, metne dayalı bir tiyatro anlayışı ve oyunların düzenli bir biçimde bir tiyatro binasında oynanması ilk kez Tanzimat Dönemi’nde gerçekleşir.

• Türk edebiyatının Batılılaşmasında en büyük paya sahip olan İbrahim Şinâsi, ilk yerli tiyatro eseri olarak kabul edilen Şair Evlenmesi’ni yazar. Tek perdelik bir komedi olan bu eserde, görücü usulü evliliğin yanlışlığı anlatılır.

Nâmık Kemal, tiyatro türünün toplumu eğitmede önemli bir araç olduğunu keşfeden yazarların başında gelir ve tiyatroyu eğlencelerin en faydalısı olarak niteler. Vatan yahut Silistre, Gülnihâl, Âkif Bey, Zavallı Çocuk, Kara Belâ, Celâleddin Harzemşah adlı altı tiyatro eseriyle bu türde eser veren önemli bir isim olur.

• Tanzimat Dönemi tiyatrosunun kurumsallaşmasındaki en önemli isimlerden biri Ahmet Vefik Paşadır. Moliere‘den yaptığı adaptasyonlarla ya da çevirilerle Türk tiyatrosuna büyük bir katkı sağlar. Ayrıca, Bursa’da valilik görevini yürüttüğü sırada bu oyunların sahnelenmesi konusundaki çalışmaları önemlidir. Don Civani, Kadınlar Mektebi, Tartüf, Zor Nikâhı, Zorâki Tabib, Azarya, Tabîb-i Aşk bu oyunlardan bazılarıdır.

• Tanzimat tiyatrosuna katkı sağlayan yazarlardan biri de Direktör Âli Bey‘dir. Kendi yazdığı oyunlar dışında başka edebiyatlardan çevirdiği eserleriyle dönemin tiyatrosuna katkı sağlayan bir başka isimdir. Karakter komedisinin önemli örneklerini veren yazarın Ayyar Hamza adlı eseri Moliere’den uyarlanmıştır ve en tanınmış oyunudur.

Şemsettin Sâmi de Gave, Seydi Yahya ve Besa adlı üç eseriyle bu türün gelişmesine katkı sağlayan bir diğer isimdir.

• Tanzimat Dönemi’nin en üretken ismi olan Ahmet Mithat, yazdığı on iki tiyatro eseriyle bütün eserlerinde olduğu gibi halkı eğitmeye çalışır. Eyvah, Çengi yahut Daniş Çelebi, Çerkes Özdenler, Açıkbaş tiyatrolarından bazılarıdır.

• Tanzimat Dönemi’nin ikinci kuşağında yer alan sanatçılar, dönemin siyasi şartları ve mizaçları yüzünden daha çok bireysel sorunlar etrafında gelişen eserler yazmıştır.

• Bu kuşağın en önemli isimlerinden biri olan Recâizâde Mahmut Ekrem; Afife Anjeiik, Afala, Vuslat ve Çok Bilen Çok Yanılır adlı dört tiyatro eseri yazar.

Abdülhak Hâmit, tiyatro türünde azımsanamayacak sayıda eser vermesine rağmen bu türün gelişmesinde çok önemli bir yere sahip değildir. Oyunlarının çoğu sahne tekniğine uygun değildir. Tiyatrolarını oynanması amacıyla değil okunması amacıyla yazar. Özellikle uzak geçmiş zamanları ve ülkeleri konu edinir. Bireysel konulara da yer vermekle beraber vatan sevgisi tiyatrolarında öne çıkan önemli bir temadır. Mâcerâ-yı Aşk, Sabr ü Sebat, İçli Kız, Duhter-i Hindû, Nesteren, Târik, Tezer, Eşber, Zeynep, İlhan, Turhan, Finten, Sardanapal, Hâkantiyatrolarından bazılarıdır.

• Tanzimat Dönemi tiyatrosunu, sanat anlayışlarında görülen farklılıklar nedeniyle iki kuşak hâlinde incelemek mümkündür.

TANZİMAT I. DÖNEM TİYATRO

Tanzimat Dönemi’nin birinci kuşağındaki tiyatro türündeki eserlerin genel özellikleri şunlardır:

  • İbrahim Şinâsi, Nâmık Kemal, Ahmet Vefik Paşa, Direktör Âli Bey, Ahmet Mithat, Şemsettin Sâmi Tanzimat tiyatrosunun birinci kuşağı içinde yer alan isimlerdir.
  • “Toplum için sanat” anlayışı benimsenmiştir.
  • Tiyatroya çok büyük bir önem verilmiş, tiyatro halkı eğitmek için bir araç olarak kullanılmıştır.
  • Batılı anlamda tiyatronun Türk edebiyatına yeni girmesi dolayısıyla hem ilkler hem de çeşitli eksiklikler görülür.
  • Batı edebiyatının tiyatro eserleri örnek alınsa da sanatçılar yerli konulara yer vermeye özen göstermiştir.
  • Toplumsal yapının aksayan tarafları eleştirel gözle dile getirilmiştir.
  • Görücü usulü evlilik dönemin birçok eserinde eleştirilmiştir. Vatan sevgisi de sıklıkla işlenen konular arasındadır. Ayrıca batıl inançların da toplum üzerindeki olumsuz etkileri üzerinde durulmuştur.
  • Eserlerde sade bir dil kullanılmaya çalışılır.
  • Eserlerde romantizm etkilidir, daha çok komedi ve dram türünde eser verilmiştir.

TANZİMAT II. DÖNEM TİYATRO

Tanzimat Dönemi’nin ikinci kuşağındaki tiyatro türündeki eserlerin genel özellikleri şunlardır:

  • Recâizâde Mahmut Ekrem, Abdülhak Hâmit Tanzimat tiyatrosunun ikinci kuşağı içinde yer alan isimlerdir.
  • “Sanat için sanat” anlayışı benimsenmiştir.
  • Dönemin şartları yüzünden daha çok bireysel konulara ağırlık verilmiştir. Aşk ve tabiat başta olmak üzere uzak tarihlerden ve yerlerden çeşitli yaşantıları yansıtmışlardır.
  • Gerek dil gerek teknik anlamda birinci kuşağın kazanımlarını ileri götürememişlerdir.
  • Sade bir dil kullanma çabası terk edilmiş, birçok eserde ağır ve süslü bir kullanılmıştır.
  • Birçok tiyatro eseri sahnelenmek için değil okunmak için yazmıştır. Bu durum özellikle Özellikle Abdülhak Hâmit’in tiyatrolarında görülür.
  • Eserlerde romantizm etkilidir, daha çok dram ve komedi türünde eser verilmiştir.

Tiyatro

Türkler sahne gereksinimlerini Tanzimat dönemine kadar Meddah, Karagöz ve Orta Oyunu ile karşılamışlardır. Ne taklide dayanan Meddah ne şahısları perde üzerine yansıtılarak hikâyesi canlandırılan Karagöz ne de olayı kişiler aracılığıyla halk arasında temsil eden Orta Oyunu, bugün tiyatro adına verdiğimiz seyirlik edebiyat türünün karşılığıdır.

Batılı anlayışa uygun bugünkü modern tiyatro, edebiyatımıza Tanzimat’tan sonra girmiştir. Tanzimat’ın daha ilk yıllarında tiyatro binaları yapılmaya başlanmış, önceleri rakipsiz yıllarında tiyatro binaları ve grupları zamanla yerlerini yerli topluluklara bırakmışlardır. Dönemin koşullarına göre tiyatronun seyircisi Batı kültürüyle yakından ilgilenen küçük bir gruptan ibarettir. Bunun yanında pahalı bir eğlence olması, Türk kadınının sahneye çıkamaması gibi sebeplerden dolayı Türk tiyatrosu kısa zamanda gelişememiş, uzun süre sanatçı olarak Türk yaşam biçimini benimsemiş olan Ermeni azınlıktan yararlanmıştır. Sahneye Afife Jale 1919 yılında Müslüman Türk kadını olarak ilk kez “Yamalar” oyununda çıkmıştır.

İlk tiyatrolar, İtalyan ve Fransız girişimciler tarafından kurulmuştur. Hoca Naum, Hasköy, Şark ve Ortaköy tiyatroları ilk yerli tiyatrolardır. Daha sonra ilk ciddi tiyatro 1867’de kurulan yarı resmi Osmanlı Tiyatrosu’dur.

Uzun süre hizmet veren Osmanlı Tiyatrosu, Ahmet Mithat’ın, Çerkez Özdenler adlı dramının hürriyet duygularını aşıladığı bahanesiyle 1884’te II. Abdülhamit tarafından kapatılmıştır.

Basılı ilk tiyatro eserimiz, İbrahim Şinasi‘nin 1859’da yazıp 1860 yılında Tercüman-ı Ahval’de tefrika ettiği Şair Evlenmesi’dir. 1859’dan önce yazılan İskerleç adında bir yazara ait olan Vakayi-i Acibe ve Havadis-i Garibe-i Keşger Ahmet (Pabuççu Ahmet’in Garip Vak’alar ve Maceraları) adlı eser ile Hayrullah Efendi’nin Hikâye-i İbrahim Paşa ve İbrahim-i Gülşeni adlı eseri 1859’dan sonra basıldığı için ilk Türkçe piyes olarak kabul edilmemektedir.

Namık Kemal, tiyatroda eğlence ile toplumsal yararı birleştirir. Vatan yahut Silistre (1873) Celâlettin Harzemşah (1881) oyunlarında tarihsel konuları, Gülnihal (1875), Zavallı Çocuk (1873) ve Akif Bey (1874) adlı oyunlarında ise toplumsal konulan işler.

Ahmet Vefik Paşa, tercüme ve adaptasyon tarzında eserler vermiştir. Moliere’den çevirdiği ve Zor Nikâh, Zoraki Tabip adını verdiği Türkçeye adapte edilmiş eserleriyle büyük başarı sağlamıştır. Ali Bey, Kokana Yatıyor, Misafir-i İstiskal gibi birer perdelik komedileri yanında Moliere’den adapte ettiği Ayyar Hamza ile tiyatromuza katkıda bulunmuştur.

Ebu-Ziya Tevfik, Ecel-i Kaza; Şemsettin Sami, Besa yahut Ahde Vefa, Gave, Şeydi Yahya adlı eserleri ile tiyatroya katkıda bulunmuştur. Ahmet Mithat Efendi de Eyvah adlı dramıyla tiyatro türünde eser vermiştir.

1870’ten sonraki piyes yazarlarından biri de Recaizade Mahmut Ekrem‘dir. Recaizade Mahmut Ekrem, Atala ve Amerika Vahşileri adlı eserlerinin, yazılan ilk eser olduğunu belirtir. Çok Bilen Çok Yanılır (1914) komedisi Batılı anlamda tiyatronun bütün özelliklerini taşır.

Tanzimat edebiyatında tiyatro türünde çok sayıda eser veren bir diğer sanatçı da Abdülhak Hamit Tarhan‘dır. Eserlerinin bir kısmını mensur bir kısmını da manzum yazmıştır.

Abdülhak Hamit’in eserleri:

Mensur olanlar:

  • Macera-yı Aşk (1873)
  • Sabr-ü Sebat (1874)
  • İçli Kız (1874)
  • Duhter-i Hindu (1875)
  • Finten (1916)
  • Yadigâr-ı Harb

Manzum olanlar:

  • Nazife (1878)
  • Nesteren (1877)
  • Eşber (1880)
  • Tarhan (1916)
  • Sardanapal (1917)
  • İlhan (1918)
  • Hakan (1935)

Eserlerini dram türüyle yazan Hamit; Finten’de Shakespeare; Nesteren ve Eşber’de Corneille’in etkisinde kalmıştır. İlk piyeslerinde tiyatro tekniğine (üç birlik kuralı) uyarken sonraları bu anlayışı bırakmış, 1880’den sonraki tiyatro eserlerini okunsun diye yazmıştır.

Piyeslerinde sosyal gerçeklere pek değinmemiştir. Bireyin iç dünyasına yönelerek daha bireysel konuları işlemiştir. Hâmit’in piyeslerindeki en büyük kusur dilde ve üsluptaki düzensizliktir. İlk piyeslerinde konuşma diline ve üslubuna yaklaşmış olmasına rağmen sonraki eserlerinde bu dil ve üsluptan uzaklaşmıştır.

Bu dönemin tiyatro yazarları arasında Manastırlı Rıfat, Hasan Bedrettin Paşa, Ali Haydar, Sami Paşazade Sezai, Muallim Naci, Mehmet Şakir gibi isimleri de sayabiliriz.

A) HİKAYE-İ İBRAHİM PAŞA

Hikaye-i İbrahim Paşa, Tanzimat devrinin ilk tiyatro eseridir. Konusunu Kanuni devrinden alan ve 4 perdeden 11 tablodan oluşan Hayrullah efendi tarafından yazılan küçük bir dramdır. Konusu, Kanuni’nin Bağdat seferi sırasında Ordu Defterdarı İskender Çelebiyi haksız yere idam ettirdiği ve saltanat hırsına kapıldığı için Kanuni tarafından 1536 da idam edilen sadrazam İbrahim Paşa ile aynı devirde Mısır da ün salmış mutasavvıf İbrahim Gülşeni ve Mısır valisinin oğlu İbrahim Paşa’lar birbirine karıştırılarak Osmanlı imparatorluğu için asıl tehlikenin son söylenen şahsiyetten geleceği söylenmek istenen piyeste, tarihi atmosferi tamamlamak için özellikle dil ve uslübun 16. yy uygun olması dikkat çekicidir.

B) ŞAİR EVLENMESİ

Şair Evlenmesi, Şinasi tarafından yazılan bir perdelik komedidir. 1860 yılında Tercüman-ı Ahval de sertifika şeklinde yayınlanmış ve aynı yıl kitap halinde basılmıştır. Konu olarak görücü usulü evlenme adetini işlemiştir. Olay basittir fakat kuruluş sağlamdır. Vakanın başlıca iki tarafından yürütülmesi, değişik halk tabakalarından yerli karakterlerin bulunması orta oyununa ait özellikleri içerirken belli bir edebi metin halinde olması, vakanın gelişme tarzı bakımından batılı tarzda bir eserdir. Eserin böyle bir yapıda oluşu yazarın, orta oyuna alışık olan Türk seyircisini yadırgatmadan batılı tiyatroya ısındırmayı amaçlamıştır. Şinasi, tiyatroyu da düşünce ve bilgileri aktarma aracı olarak görmüştür. Türk tiyatrosunun komedi türündeki ilk denemesi, drama türündeki Hayrullah Efendinin piyesine göre teknik bakımdan daha ileridedir. Şinasi kendinden sonrakiler için de teşvik edici olmuştur.

C) İLK MANZUM PİYES

Türk tiyatrosunun ilk manzum piyesini 1866 da Ali Haydar yazmıştır. Üç adet piyesi vardır. Bunlar; 1- Sergüzeşt-i Perviz 2- Sasaniyan hükümdarlarında II. Ersaz’ın Sergüzeşti 3- Rüya Oyunu dur. Bunlardan ilk ikisi trajedidir. Yazar ilk piyesinin önsözünde Türk tiyatrosuna ilk trajediyi kazandırdığını söyler. Ancak kuruş ve teması daha çok dram karakteri taşır. Doğal olarak manzum tiyatro çeşidinin ilk deneme olması , yazarın nazım tekniğine hakimiyet zayıflığı dil ve üslubu cansızlaştırmıştır. Son piyesi ise iki perdelik komedidir.

D) KARAKTER KOMEDİSİ

Bir yandan tiyatroda oynanmak üzere tercüme piyesleri hazırlayan diğer yandan da kendisi piyes yazan Ali Bey‘in 1- Kokona Yatıyor, 2- Misafir-i istiskal, 3- Geveze Berber adlı üç komedisi ile Letafet isimli (1899) bir tane operatı vardır. Yazdığı komedyalar tamamen batılı tarzda kuruluşa sahiptır. Sosyal meselelere dokunmaz. Basit karakter komedisidir ki bu tarzın Türk tiyatrosundaki ilk örnekleridir.

E) RECAİZADE EKREM’İN VUSLAT’I

İlk denemesini Afife Anjelik ile 1870 de yapmıştır. İkinci denemesi Atala yahud Amerika Vahşileri’dir. Afife Anjelik, kocasının yokluğunda uşağının tecavüz teşebbüsüne karşı direnmiş genç bir kadının hikayesini anlatır. 4 perdelik ve şahısları Fransız’dır. Kitabın kapağında ve yayınlana gazetede telif diye gösterilmesi vakası Fransada geçmiş zabıta olayından alındığı ihtimalini güçlendirmektedir. 1872 yılların başında Fransız yazar Şatobriyan dan çevirdiği Atala romanını piyes haline getirip bastırmıştır. Önemli bir başka tiyatro eseri de Vuslattır(1874). Evlilikte anne- babanın değil çocukların karar vermesi gerektiği şeklindeki sosyal meseleyi ele olan dramın önsözünde , daha önceki denemelerinde yerli olay ve ifadelerin yer almayışından dolayı eleştirilmesine dikkat çekerek haklı olduklarını bunun için Milli bir piyes denemesi olarak Vuslat’ı yazdığını ifade eder. Vuslat daha önce Namık Kemal’in yayınlanan Zavallı Çocuk’taki temayı aynen tekrarlaması ve karakterler arasındaki benzerlikler nedeniyle değerini zayıflatmıştır.

1914 yılında vefatından sonra basılan konusunu Binbir Gündüz Hikayeleri’nden alan Çok Bilen Çok Yanılır komedisi modern tiyatro türünün bütün özelliklerini taşır. Tanzimat döneminin en iyi tiyatro yazarları arasında yer alır.

F) ROMANTİK DRAM

Namık Kemal, Osmanlı Tiyatrosu’nun modernleşmesi için çaba harcarken bir tarafından da oynanmak üzre piyesler yazmıştır. 1867 yılında Avrupaya giden Namık Kemal, orada da tiyatro ile ilgilendi ve burada tiyatronun sadece eğlence aracı olmadığını aynı zamanda seyircinin kültür seviyesini yükseltme görevi de olduğunu farketti. Binlerce insana hitap eden bu müessese, bir okuldu. Paris’ten yazdığı mektuplarda tiyatronun “ahlak ve lisan” mektebi olduğunu ifade etmiştir. Avrupadan dönünce Osmanlı Tiyatrosunun edebi heyetine girdi ve 1873 te “Vatan yahud Silistre’yi” yazdı. Oyun oynandıktan 1 hafta sonra Kıbrıs’a Magosa kasabasına kalebend olarak gönderildi.3 yıl içinde 600 defa oynandı. Bu sırada N. Kemal, Gülnihal’i (1875) yazıyordu. Kıbrıs da kaldığı 38 ay içinde 4 piyes yazmıştır. 1-Zavallı Çocuk (1873), 2-Akif Bey (74), 3-Kara Bela(1910), 4-Celalettin Harzemşah (1875). Bu piyeslerin hepsi dramdır.

Vatan yahud Silistre ile Celalettin Harzemşah konuları arihi olaylardır. Teknik bakımdam en kuvvetli eseri Gülnihaldir ki vakanın geliştirilmesi, entrik unsurların çok iyi işlenmesi, canlı karakterler olması onun bu eserini güçlü kılar. Vatan yahud Silistre ise devrin yurtseverlik ve kahramanlık duygularını çok iyi işler. Celalettin Harzemşah ise romantik dramın etkisiyle yazılmıştır. Okunmak için yazılmış, vakası da orta çağ tarihinden alınmıştır.

Not: Tanzimat döneminin romantik dramın ilk örneğidir. Özellikle faydalı bir eğlence olarak tanımladığı tiyatro ile ilgili fikirlerini Celalettin Harzemşah’ın Mukaddemesinden öğrenmek mümkündür. Bu piyes, Abdülhak Hamid’in tarihi piyeslere yönelişini sağlamıştır.

Not: N. Kemal ⇒ Zavallı Çocuk, R. Ekrem ⇒ Vuslat, A.Hamit ⇒ İçli Kız piyesleri arasında yakın tema ve vaka benzerlikleri dikkat çeker.

G) MİLLİ DRAM TERİMİ

Tiyatro alanındaki başka önemli şahsiyet ise Ahmet Mithat‘tır. 1872 yılında Eyvah isimli dramı oynanmıştır. Bu oyunun teması, batılılaşmanın aile üzerindeki tesiri ve evlenmedeki eski adetlerin tenkidi şeklindedir. Burada birden fazla kadın ile evlenme tenkid edilmiştir. Bazı kesimlerce ağır tenkidlere maruz kalan A. Mithat, 1875 te Açık Baş adlı başka bir komedisi ile halkın dini duygularını kötüye kullanan din istismarcılarını eleştirmiştir. 12’ye yaklaşan eserlerinden 7 tanesi basılmıştır. 1875 te , Ahz-ı Sâr Yahut Avrupa’nın Eski Medeniyeti adlı dramı, insan hakları ve avrupadaki sınıf mücadelesini anlatmasına karşın başarısız bir dramdır. 1883 te Çerkez Özdenler adlı piyesin kapağında “Milli Dram” terimi ve “hem tiyatroda oynanmak hem de roman gibi okunmak için yazılmıştır” ifadesi yer alır.konusu Osmanlı İmparatorluğu azınlıklarından olan Çerkezlerin yaşayış tarzını anlatır. 1883 te yazılan Fürs-i Kadim’de Bir Facia yahut Siyavuş piyesi ise, konusunu eski İran tarihinden almıştır.

Bu dönem II. Abdülhamit tarafından ciddi tiyatro içerikli oyunlara izin verilmediğinden dolayı, daha çok müzikal eğlence ağırlıklı eserler sahnelenmiş ve buna Hamid de uyarak Çengi yahut Daniş Çelebi (1883), Ziba (basılmamıştır.) adlı tiyatro eserleri yazmıştır. Haricinde Hükm-i Dil 1884, Zuhur-i Osmaniyan (1879) piyesler yazmıştır. Sosyal meselelere üzerindeki hakimiyetinin yanı sıra tiyatro tekniğini ikinci plana atmıştir.

H) KURALSIZ ÜSTAD

Tanzimat tiyatrosu’nun en verimli ve en mühim şahsiyeti, şüphesiz Abdülhak Hamit‘dir. İlk denemesi (1873) Macera-yı Aşk, Fransız ve İngiliz edebiyatından gelme tesir ile egzotik bir yapı dikkat çeker. 1874 te Sabr u Sebat ile İçli Kız ‘ı yazar ardından Duhter-i Hindu ‘yu (1875) yazar. Sabr u Sebat ‘ta, atasözleri, halk tekerlemeleri ve cinaslı anlatım vardır. İçli Kız, Zavallı Çocuk piyesinin tesirindedir. Duhter-i Hindu ‘da tekrar egzotik anlatıma döner. Bunun sebebini de şöyle açıklar: Milli Tiyatro, herkese bildiği konuları aktarır oysa tanınmayan azınlıkların ve toplulukların hayatlarını , İslam veya Osmanlı tarihinin muhteşem olaylarını anlatmalıdır. 1916 da yazılan Finten, 19.yy sonundaki İngiltere’yi anlatır.

Hamid, piyeslerinin bir kısmını nesir bir kısmını da manzum yazmıştır. Yadir -ı Harp (1917), Nazife(1878), Nesteren(1877), Eşber(1880), Tarhan (1916), İlhan(1918), Hakan(1953) v.b. Eserleri vardır. Yirmi biri bulan tiyatro eserlerinin hepsi dramdır. Genellikle romantik dramın tesirindedir. Hanid’in bütün piyeslerinde karakterler ön plandadır. Psikolojik tahlillerine büyük önem vermiştir. Özellikle ihtirasların tahlil ve tasvirinde güçlüdür. Elbette piyeslerinde tamamen sosyal konulardan uzaklaşmış değildir. Vatan ve yurtseverlik konuları Liberta’da dikkat çeker.

İlk piyeslerinde teknik yapıya dikkat ederken sonraları bunu ihmal etmiştir. 1880 den sonraki piyeslerini okunmak için yazmıştır. Bunun için perde bölünüşleri düzensiz olmuştur. Perde sonlarına yaptığı ilaveler piyesin yapısını bozmuştur. Nesteren ve Liberta’yı hece vezniyle yazarken diğerlerini aruz vezniyle yazmıştır. Onun eserlerindeki en büyük kusur dil ve uslüptadır. İlk piyesler konuşma diline yakınken sonraları uzaklaşmıştır. Zaman zaman bütün tiyatro kalıplarını hiçe saymıştır. O kurallar içinde kuralsız bir üstad olmuştur.

SONUÇ

Bütün gelişmeleri kısaca özetleyecek olursak; Batılı anlamıyla tiyatro da Tanzimat döneminde görülür. Bu dönemde geleneksel tiyatro içine giren türler (kukla, Karagöz, orta oyunu gibi) de varlığını sürdürmüştür.Tanzimat’ın ilk yıllarında İstanbul’un çeşitli yerlerinde tiyatro binaları yapılmaya başlandı. Önceleri özellikle İtalyan ve Fransız, daha sonra da Ermeni tiyatro toplulukları bu binalarda oyunlar sergiledi. Mihail Naum, Güllü Agop gibi Ermeniler’in Türkçe oyunları da sergilemeleri önemli bir gelişmeye sebep oldu. Güllü Agop 1868′ de kurduğu Osmanlı Tiyatrosunda ilk kez düzenli olarak temsiller vermeye başladı; müzikli oyunlar dışında Türkçe oyunlar sergilemenin tekelini 10 yıl elinde tutmuştur.

Birçok Türk erkek tiyatro sanatçısı ilk kez bu tiyatroda sahneye çıkmıştır. Müslüman Türk kadınının sahneye çıkması şeriat hükümlerine göre olanaksızdı. Bu yüzden bazı kadın rollerini bazı durumlarda yabancı kadınlar ya da erkekler oynamışlardır. Bu tiyatro 1884’te Ahmet Mithat’ın Çerkez Özdenler oyununu oynarken oyun özgürlük duyguları aşıladığı gerekçesi ile tiyatro kapatılmış, binası da yıktırılmıştır. Bundan dolayı bu tarihten 1908’e kadar kadar Türk tiyatrolarına tuluat oyunları egemen olmuştur.

Mardiros Mınakyan’ın kurduğu Osmanlı Dram Kumpanyası Türkçe oyunlar sahnelemeye devam etmiştir. Türk edebiyatında ilk tiyatro yapıtı olarak Hayrullah Efendi’nin(1817-1866) Hikaye-i İbrahim Paşa ve İbrahim-i Gülşen’i (1844) adlı dramı gösterilmektedir.

Şinasi’nin Şair Evlenmesi (1860) ilk güldürü olarak kabul edilmektedir.

Ali Haydar (1836-1914) ilk trajedi , Direktör Ali Bey (1844-1899) de karakter güldürü örnekleri vermiştir.

Yazar, çevirmen, tiyatroya maddi ve manevi destek sağlayan devlet adamı olarak Ahmet Vefik Paşa (1823-1891)’nın Tanzimat tiyatrosuna çok büyük katkısı olmuştur. Moliere’den yaptığı çeviri ve uyarlamaları çok önemlidir.

Feraizcizade Mehmed Şakir (1853-1911) duru bir Türkçe ve başarılı bir teknikle yazdığı oyunlardan ötürü “Türk Moliere’i” olarak adlandırılmıştır.

Bu dönem tiyatrolarında çoğunlukla toplumsal ve tarihsel konular işlenmiştir. Öbür türlere oranla Tanzimat döneminde tiyatro çok daha etkili olmuştur. Bu bakımdan bazı Tanzimat yazarları (Namık Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit) tiyatro oyunları da yazmıştır.

Ayrıca bakınız ⇒

Tiyatro

Türk Tiyatrosu

Benzer İçerikler:

Başa dön tuşu