Azmizade Haleti Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

Azmizâde Hâleti Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri, Şiirleri

Asıl ismi Mustafa olan Divan edebiyatı şairi Hâleti, 1570’te İstanbul’da doğdu, 30 Mart 1631’de İstanbul’da öldü. Medrese öğrenimi gördü. Bir süre kadılık, kazaskerlik görevlerinde bulundu.

Hâleti, divan şiirinde “rubai” türünün öncülerinden sayılır. Ancak, kimi kaynaklar, onun bu alandaki başarısının kazandığı ünle orantılı olmadığı görüşündedir. Nedim ise Hâleti’yi rubai türünün, divan yazınında en büyük ozanı sayar.

Hâleti’nin, değişik din yapıtlarına yazdığı yorumların dışında, şiirlerinin toplandığı bir divan’ı vardır.

Eserleri:

1. Divan: Azmîzâde divanını 1603 yılından önce Sultan III. Mehmet adına tertiplemiştir. Divanda münâcât, na‘t, mi‘râciye gibi dinî şiirlerden sonra Sultan III. Mehmet, Sultan I. Ahmet ve devrin büyüklerine yazdığı kasidelerle gazel, müseddes, terkib, kıta ve rubâîleri toplanmıştır.

2. Sâkīnâme: Değişik yazmalarda 496, 515 ve 520 beyitten ibaret olan mesnevi şeklindeki eser, aruzun “feûlün feûlün feûlün feûl” kalıbıyla yazılmıştır. Bir giriş ile on beş bölüm ve bir sonuç kısmı içinde alışılmış sâkînâme konuları tasavvufî bir anlayışla ele alınmıştır.

3. Münşeât: Azmîzâde’nin devrindeki bazı kişilere yazdığı mektuplarının toplandığı bu eser, onun inşâ sanatındaki ustalığını göstermesi bakımından önemlidir.

4. Mihr ü Mâh: Azmîzâde bu eseri, babası Azmî Efendi’nin Assâr-ı Tebrîzî adıyla tanınan Şemseddin Muhammed’den çevirmeye başladığı Mihr ü Müşterî veya Mühr ü Meh adını taşıyan mesnevisini tamamlamak üzere kaleme almış, ancak kendisi de 500 beyitten fazla çeviremediği için eser yine eksik kalmıştır.

5. Tezkiretü’l-evliyâ ve merâkıdü’l-asfiyâ fî etrâfi Bağdâd

Rubâiler

-I-

Geldikçe hayâl-i yâr pür cûş olurum
İrdükçe peyâmı ser-be-ser gûş olurum
Nâ-gâh görinse sâye-i divârı
Çün merdüm-i sâyedür bîhûş olurum

Ölçü: mefulü mefâ’ilün fa’ulün fe’ilün

Günümüz Türkçesiyle:
Sevgilinin hayali belirdikçe coşarım
Haberi geldikçe baştanbaşa kulak olunan
Birdenbire duvarının gölgesi görünse
İnsanın cansız gölgesi gibi kendimden geçerim

-II-

Mahzun oluruz kaçan ki dil-şâd olsak
Vîran kaluruz eğer ki âbâd olsak
Ol mürg-i cefâ -perest-i ışkız biz kim
Dâme düşeriz kafesden âzâd olsak

Ölçü: mefulü mefâilün mefâ’ilün fâ

Günümüz Türkçesiyle:
Mutlu olduğumuzda bile üzüntülüyüz
Bayındır olsak bile ıssız bir yıkıntı olarak kalırız
Biz sevginin acıya tapan kuşuyuz
Kafesten kurtulsak bile tuzağa düşeriz

– III –

Esrârım dil zaman zaman söyler imiş
Hengâme-i gamda dâstan söyler imiş
Işk ehli olub da mihnet-i hicrâne
Ben sabr iderin diyen yalan söyler imiş

Ölçü: mefulü mefâ’ilün mefâ’ilün mefâilün fâ-

Günümüz Türkçesiyle:
Gönül gizliliklerini zaman zaman söylermiş
Acıya düştüğü dönemde destan söylermiş
Sevgiye kapılıp da ayrılık acısına
Ben katlanırım diyen yalan söylermiş

Kelimeler ve Anlamları:

-1-

  • hayâl-i yâr: sevgilinin görüntüsü, yarin hayali, sevgilinin gönülde, gözönünde beliren simgesi.
  • pür cûş: coşma, coşup taşma.
  • peyâm: haber, sav, bilgi.
  • ser-be-ser: baştanbaşa.
  • guş: kulak.
  • nâ-gâh: birdenbire, beklenmeksizin umulmadan.
  • sâye-i divâr: duvarın gölgesi, evin gölgesi.
  • merdüm-i sâyedâr: gölgesi yere düşen erkek, yere vuran insan gölgesi.
  • bihuş: kendinden geçmiş, cansız.

-2-

  • mahzun: üzüntülü, üzgün.
  • dilşâd: mutlu, kıvançlı, günlü sevinçli, gönlü kıvançlı.
  • abâd: bayındır, gönenmiş.
  • mürg-i cefâ-perest-i ışk: aşkın acıya tapan kuşu.
  • perest: tapan
  • mürg-i cefâ-perest: acıya tapan kuş, acı çekmeyi seven kuş.

-3-

  • hengâme-i gam: üzüntü dönemi, gam dönemi, acı çağı, gam zamanı.
  • mihnet-i hicran: ayrılık acısı, ayrılık sıkıntısı, ayrılık yükü, ayrılık baskısı.