Seyfettin Başçıllar Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

Seyfettin Başçıllar Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

Seyfettin Başçıllar (d. 1930, Kilis – ö. 25 Mayıs 2002, ABD) Şair.

Seyfettin Başçıllar

* Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’nden mezun oldu (1955). Uzun yıllar (10 yıl) Kilis’te Veterinerlik yaptıktan sonra ABD’ye yerleşti ve ölümüne değin orada yaşadı.

* Şiirleri Varlık, Hisar, Sanat Olayı, Papirüs, Yeditepe ve Türk Dili gibi dergilerde yayımlanır. İlk kitabını (Önce Bulut Vardı, 1959) Kilis’te çıkaran Başçıllar, sonraki kitaplarıyla İkinci Yeni Şairleri arasında kendine seçkin bir yer ayırdı.

* İnce bir şiir zevkine, söyleyiş güzelliğine tanıklık eden, yapıları sağlam, imgeleri canlı örnekler verdi.

* Kendi kaleminden hayat hikâyesi Papirüs dergisindedir (Mayıs 1970 sayısı).

Hakkında Yazılanlar

Ülkü Tamer:

“Seyfettin Başçılar ölmüş. 25 Mayıs’ta. Yıllar önce ABD’ye yerleşmişti. Eşi telefonda söylemeseydi haberim bile olmayacaktı. Gazetelerde, dergilerde tek satır çıkmadı.”

16 Kasım 2002 tarihi Radikal Gazetesi’nde böyle yazıyor Ülkü Tamer, vefasızlığımıza, vurdumduymazlığımıza vurgu yaparak. Başçıllar’ın Sinderella şiirinde dediği gibi;
“Unutulduk gel zaman git zaman
Eksik yazılar bıraktık kumda
Bir kadın aşkı hiç anlamayan
Ve saati kurulmamış bir dünya…” Bu dizeler ne kadar güzel anlatıyor Tamer’in söylediklerini.

Cemal Süreya:

Zamanında Papirüs’te şiirleri yayımlanan Başçıllar için şöyle der Cemal Süreya; “Seyfettin’de derin bir şiir kültürü vardı. Eski şiiri çok iyi biliyordu. Divan şiirini, halk şiirini. (..) İkinci Yeni‘den başka bir yere sıçradı. Yine de İkinci yeni içinde Max Jacob duyarlığı diyebileceğimiz bir humora yöneldi. Hem dünyasal, hem alaturka bir Max Jacob. Ama ilk lirizmi de bırakmadı hiçbir zaman. Her şiirini severek okudum. (..) Şiir var ya, şiir yazıyor Seyfettin Başcıllar.”

Seyfettin Başçıllar’ın Eserleri

Şiir:

  • Altın Çağı Ölümün (1961),
  • Çiçek ve Silâh (1969),
  • Sokak Şarkıları (1973),
  • Unutulmasın (1989),
  • Kıyısızlık (1993)
  • Gül Sesleri (1998)
Şiirlerinden Örnekler

ZAMAN DİYE

Her şey tamam, ölümde yanılmışız
Kapılıp o kıyısız dalgalara
Bir kez yastığa düştü mü başınız
Gençlikmiş, güzellikmiş kaç para?

Gezinir orda burda kaçak bir ses
Sorulara uzun karşılık vermez
Defter kapanmıştır, silinir adres
Zaman diye bir şey kalır hâtıra

EKSİK GÜL VAKTİ

Eksik gül vaktini yaşamak
Ve açılmak enginlerine,
Yasak adını haykırarak
Şehrin meydanlarında yine.

Dudak ıslaktır ve eski,
Geceler, Babil bahçeleri,
Durmaksızın seslenir biri
-Evli evine, köylü köyüne.-

UNUTULMASIN

yaz bunları unutulmasın
taşa,
ağaca,
sulara yaz.
seni ilk gördüğüm geceyi,
yüreği dolu tutan geceyi,
ilk ayrılığı, ilk öpüşmeyi,
zeytin, incir kentine,
taş sokakları, evi
ayın batışını, doğuşunu
suların göklere vuruşunu,
ay doğarken
yüzün yarı solmuş zambak gibiydi,
yürek coşkudan patlayacak gibiydi,
geceden yollarımızı kesen kapılar
aralıktı, açılacak gibiydi.
yaz bunları unutlmasın.

yazıya geçen bir şey var her zaman
eski yolculuklardan
toprak damlar, güz yağmuru
mutlu günlerin kalemiyle
anımsatan hep o yolculuğu
kuru çeşmelerde kutlu bir bahar
arklarında tarihin unutuşu
ve havada sessizliğin çizdiği
fizik ötesi bir yontu,
dağlar dağlar dağlar
eteklerinde sürekli yaz bulutu.
o bulutun ardındaydın
o bulutun arkasındasın
sesini arayan bir türkü takılmış diline.

her yağmurdan sonra çıkıp gelirdin
yarim söz vermiştin caydın mı yine?
bir güle taşıyorsun inkârını,
itiraflarla dolu inkârın,
terk edişlerle, unutuşlarla dolu.

gelmeyeceksin takvimlere
gelmeyeceğini yaz,
kışı, fırtınayı yaz
boşanmış bardakları, dolu bardakları
şarabını içtiğimiz kristal şafakları
ölüm günlerini, doğum günlerini,
çevre kirlenmesini, seçimleri yaz,
eski çarşıları, yıkık dükkanları,
garajları, otelleri, hanları,
gözden kaçanları, kaçmayanları,
görüp de görmediklerini,
İsraili, Filistini
yaz takvimlere.
sen gelirken
selam koroları başlayacak
sen giderken veda koroları.
sonra şemsiyeleri ters çeviren deli bir mart rüzgarı
ve ağaçların kuş korosu
saçacak akarsulara kırmızı yaprakları.
derin uçurumlara yakın bir yerde
dövdüğü yerde dalgaların kayaları
arslan yeleli deniz korosu,
oltalar, ağlar, balıklar
o iyi kadınlar, düşkün bar kadınları
yaz takvimlere bütün bunları,
kahve içişleri,
ekmek yiyişleri,
en güzel sevgiyi,şiiri
yeni bir çiçek gibi küçük Elif’i.
gurbetten geliyoruz
gurbete gideceğiz
dünya maceramız unutulmasın.

BİR KADININ AKŞAM SAATLERİ

Bana kandan çekilmiş kırmızı şarabı getir
Göçebe kıyısında bir kaçışın o yeşil
Sokaklara koklayıp attığımız karanfil
Sarı saçlı bir kadının akşam saatleridir.

Işıkları yanmıştır genelevin, faytonlar
Bir tepeye tırmanır sislerle karartılı,
Karşı yamaçta kiliseden bozma yatılı
Erkek okulunun zili yatsıyı çalar.

Hatırlanır eski bir yüz Ankara garlarından,
Antep sazlarından kaçak bir şarkı,
Fevzipaşa trenleri dokuzla on arası
Saçında solmuş bir salkım güney barlarından.

Her kaldırımda eylülden bir sonbahar adımı,
Koca intihar kuleleri yıkılır nehirde,
Ay ışığı vurunca kırık camlara bir de
O lacivert gözlerin balkonu başladı mı?

Benim aşkım su üstünde yaralı bir güvercin,
En çok bu saatler düşüyor kanat açıp
Kendinden ve unutamadığı şeylerden kaçıp
Yağmurlar taşır çorak, yazlarına yenilginin

Sonra uzak ve kalabalık görücüler geliyor
Aşklar kumaşlar gibi top top can pazarında,
Bir gençliğin yağmalanmış arsalarında
Kökleri çürümüş binalar yükseliyor.
(Unutulmasın)

ESKİ KİLİS

Bir düş aydınlanıp şafakla erken
Rüzgâr gibi geçti eski günlerden
Türküler, oyunlar, renkler kol kola
Çoğaldı bir dinmeyen uğultuda
Dokundu kumaşlar, sürüldü toprak
Uzunok’ta bire yüz veren başak
Gökdeniz’de su gibi binlerce dal
Herşey yarı gerçek ve yarı masal…
Abdullahlar ve Rıf’atlar konuştu
Parsa’dan top top güvercinler uçtu.
Nice aşıklar geçti elinde saz
Masmavi gök altında ıIık bir yaz
Bağlarda çadırlar, o şenlik günü
Akşamdan kestik hommusu üzümü.
Kına yaktık al yeşilli kızlara
Aşka kandık, sürme olduk gözlere.
Kalaylı taslara çaldık yoğurdu
Güzel çocuk seni kimler doğurdu?
Daracık sokaklar, küçük bir meydan,
Süt içtim dilim yandı amanın aman!
Mantığa esenlik, bilgiye sevgi,
Köşker çarşısından Merküpçü Rahmi,
Aşktan başı dönmüş Zihni Baba’nın,
Her zamankinden çok Allah’a yakın.
Halk konuşur kendi gönül dilince
Anne sütü gibi tertemiz Türkçe.
Bayramlar, düğünler, inanmış yüzler,
Sabrın en güzel meyvesi çeyizler.
Medreseler suyu dinmeyen sebil,
Tekke’ de hoşgörü, bağnazIık değil.
Bade sunar saki “vakt-i seherdir”
Elde altın kadeh ve dilde şiir.
Duyabilen için bir başka dünya.
Kaç bin yıl uyudun ey Hitti Ürya
Bu ufkun ucunda sessiz ve geniş?
Çağdan çağa milyonlarca sesleniş
At koşturur ta Mısır’dan Bizans’a.
Şu al toprak bir silkinip uyansa
Neler söyler kimbilir yerin dili?
Bir tepede Şeyh Muhammed Rittali,
Bir tepede Şürahbil bayrak tutar,
Üstlerinde tekbir tekbir bulutlar.
Doğan güneş ve dağılan karanlık,
Yalın kılıç asılan Merc-i Dâbık…
Her yolun sonunda bir bekleyen var,
Yoksula çömertçe açık sofralar.
Pınarlarda susuzluğun ötesi
Zaman terkisinde bir ceylan gibi
mavide yeşildir, yeşilde beyaz
Birşey ki hem duyulur, hem duyulmaz…
Çağlar geçer, acısız yakan çile,
Geçer haksızlıklar, ölümler bile.
Zulümlerle Sarı Paşa, Daldaban,
Bir altın ödenen kırmızı soğan…
Dışarda eşkiya, içerde rüşvet,
Yoksulun sırtından biriken servet…
Çal çalgıcı en yanık türküyü çal,
Arkadan vuranlar ve haksız işgal,
savaşlar, ölümler, yenilgi hüznü,
Ve Kuvayyi Milliye, namus günü
Bir ok gibi aşıyor hafızayı.
Nerde nerde o adsızlar alayı?
Niçin bağlar solgun, çeşmeler kuru?
Cami avlularında öten kumru
Son hatıra acı tatlı günlerden
Türküleri bir özleyişle geçen.
Fecir vakti ufukta altın bir kor,
Dinle gönlüm bir salâ veriliyor…

Seyfettin BAŞÇILLAR

Bir Yorum Ekle