Türk Edebiyatında Fıkra

Türk Edebiyatında Fıkra

Fıkra günümüzde şu üç anlamda kullanılmaktadır:

1) İnce anlamlı, güldürücü öykücük.

2) Gazete ya da dergilerin belirli sütunlarında yer alan, güncel konuların işlendiği, başlıklı, imzalı kısa yazı.

3) Yasa maddelerinin kendi içlerinde satır başlarıyla ayrılmış küçük bölümlerinden her biri. Eski Türk edebiyatında ise bir tiyatro yapıtında perdeyi oluşturan bölümlerden her biriyle (Tan­zimat dönemi) küçük hikaye karşılığı (Edebiyat-ı Cedide dönemi) olarak da kullanılmıştır.

fikra-nedir-tarihiLatife, nükte de denilen güldürücü fıkralar ge­nellikle sözlü anlatı geleneğinin ürünüdürler. Kı­sa, yoğun bir anlatı tekniğine dayanırlar. “Sırası düşünce, herhangi bir düşünceyi örnek vererek güçlendirmek, karşısındakini ona inandırmak ya da direnişinde yanıldığına tanık göstermek, herhangi bir durumu açıklamak gibi vesilelerle an­latılır bu hikayeler. ( … ) Bu anlatılar kısalıkla­rından başka, uzun masallardaki tekerleme tipi anlatım kalıplarına başvurmamalarıyla da hayvan masallarına (fabl) benzerler. Asıl özellikleri bitişte, nüktenin bütün gücünü duyurma için veciz (az kelimede çok anlamlı ve oldukça örtülü anla­tımlı) olmalarıdır.” (Pertev Naili Boratav).

Halk edebiyatı ürünleri arasında sayılan fıkralar kabaca şöyle sınıflandı­rılabilir:

1) Herkesçe bilinen, tanınan, adları tarihe mal olmuş kişiler çevresinde oluşanlar (Bekri Mustafa, Nasrettin Hoca).

2) Bir topluluğu, bir bölge halkını, ya da bir meslek grubunu temsil eden kahramanları konu edinenler (Bektaşi, Laz, cimri, doktor vb.).

3) Bel­li bir tip söz konusu olmaksızın sıradan insan­ların serüvenlerini işleyen, genellikle çift kahra­manlı olanlar (karı-koca, uşak-efendi, usta-çırak vb). Ağızdan ağıza anlatıla gelen, eklerle, değiş­tirmelerle zenginleşen bu tür fıkraların bütünüyle derlenebildiği sınıflanıp incelendiği söylenemez. Çalışmalar belli alanlarda kalmakta (Nasrettin Hoca, Bektaşi fıkraları gibi), yazıya geçirilenler dışında halkın yaratma gücünün ürettiği sayısız örnek sözlü gelenekte yaşarlığını sürdürmektedir. Ayrıca güncel konulan işleyen, siyasal olaylan ya da kişileri ele alan fıkralar zamanında sap­tanmadığı için unutulmakta, gazete ve dergi say­falarında kalmaktadır. Cinsel konuların açık sa­çık bir anlatımla dile getirildiği fıkralarsa kitap­lara girememekte, dost söyleşilerinde salt dinle­yenleri güldürmek amacıyla anlatılmaktadır.

Türk edebiyatı tarihinde fıkralarıyla ilgili ilk bilgiye Divan ü Lügati’t-Türk‘de rastlanmak­tadır. Kaşgarlı Mahmut “küg” ve “külüt” sözcük­lerini, “halk arasında ortaya çıkıp insanları gül­düren şey; halk arasında gülünç olan nesne” bi­çiminde tanımlanmaktadır.

İslamlıktan sonra A­nadolu’da gelişen Türk edebiyatında ise özellikle tasavvuf etkisindeki dini-ahlaki yapıtlarda kimi düşünceleri açıklamak amacıyla “hikaye, kıssa” başlığı altında fıkralara baş vurulduğu görülür. Ama bunlar daha çok İran edebiyatından alınmış, öğretici yanı ağır basan küçük anlatılardır.

Güldürücü nitelik taşıyan fıkralar için kulla­nılan latife sözü XVI.yüzyıldan sonra yaygınlık kazanır. Bunların toplandığı yapıtlara da Letaif mecmuaları, Letaifname gibi adlar verilir.

Baş­lıcaları şunlardır:

  • Bursalı Cenani, Bedayiü’l-Asar (latifeler ve öykücükler, III. Murat’ın buyruğuyla toplanmıştır);
  • Hüsam, Şahraviyyü’l-Gülügi;
  • Har­name (eşeklerle ilgili fıkralar, Kanuni adına dü­zenlenmiştir);
  • Zati, Letaif;
  • Lâmiî, Letaif­ name;
  • Bahri, Mutayebat (manzum ve mensur);
  • Azmi, Letaifname.

Fıkraların yazıya geçirilmesinin XIX. yüzyıl­dan başlayarak baskı tekniğinin ve gazeteciliğin gelişimiyle yaygınlaştığı görülür. Halk için dü­zenlenmiş fıkra kitapları yayımlanır. Çaylak Tev­fik’in Hazine-i Letaif (1885) Hayrettin’in Mülte­ketat-ı Letaif (1886) Ahmet Fehmi’nin Letaifi Fıkarat (1887) adlı kitapları buna örnektir. Fık­raları ilk sınıflama denemesini ise Faik Reşat, Külliyat-ı Letaif (1896) adlı derlemesinde yapar.

Düşünce Fikir Yazısı Olan Fıkra

Türkiye’de fıkranın yazı türü olarak görülmesi de gazetecilikle başlamıştır. Ama bu yazılar daha çok makale niteliğindedir. Ancak Meşrutiyet’ten (1908) sonra günlük gazetelerin çoğalmasıyla fıkra sütunları açılır. Türün edebi sayılabilecek ilk örneklerini ise Ahmet Rasim verir. Refik Ha­lit Karay, Falih Rıfkı Atay, Ref’i Cevat Ulunay Meşrutiyet döneminde fıkra yazarlığıyla ünlenen adlardan birkaçıdır.

Günümüzde ise gazete fık­racılığının iyice geliştiği, kendi içinde türlere ay­rıldığı görülmektedir. Güncel siyasal olayların konu alındığı fıkraların yanı sıra dış politika, ekonomi, sanat-edebiyat gibi belirli alanlarda da fıkra köşeleri açılmakta, kimi fıkra yazarları söy­leşi deneme türlerine kayabilmektedirler.

Fıkra yazarı olarak ünlenmiş belli başlı adlar şunlardır: Burhan Felek, Peyami Safa, Yusuf Ziya Ortaç, Doğan Nadi, Nadir Nadi, Sabiha Zekeriya Sertel, Bedii Faik, Çetin Altan, İlhan Selçuk, İlhami Soysal, Hasan Pulur, Emil Galip Sandalcı, Meh­med Kemal, Mustafa Ekmekçi, Uğur Mumcu, Örsan Öymen, Ali Gevgilili.

Ayrıca bakınız-> Fıkra Yazı Türü ve Özellikleri

Kaynakça:
Atilla Özkırımlı, Türk Edebiyatı Tarihi; Pertev Naili Boratav, 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı, 1969; Agah Sın Levend, Türk Edebiyatında Fıkra, Türk Dili, sa.231, 1970; a.y., Türk Edebiyatı Tarihi, I, s. 156, 1973.