Milli Edebiyat Dönemi Sohbet

Milli Edebiyat Döneminde Sohbet (Söyleşi) Yazı Türü ve Özellikleri

Milli Edebiyat Dönemi Sohbet

Sohbet kelime anlamı “görüşüp konuşmak, yârenlik etmek” demektir. Türk toplumunda öteden beri köylerde ocak başlarında, şehir ve kasabalarda eşraf evlerinde, konak ve kahvelerde toplanan kişiler arasında sohbet geleneği oluşmuştur.

Yunus Emre bir şiirinde;

Dün ü gün riyazet çekip
Halvetlerde diz çöküp
Sohbetlerde baş çatup
Yanmayan âşık mıdır

demektedir. Eskiler sohbetten hoşlanır, hoşsohbet denilen kişilerin yanında bulunmaktan zevk alırlardı. Bu meclislerde nükteler, şiirler, kıssalar, fıkralar anlatılır; hem eğlenilir hem de öğrenilirdi. Ramazan ayında, sarayda padişahın huzurunda yapılan Huzur dersleri de bir tür sohbettir.

Tanzimat’tan sonra sayıları artan, bir tür “kıraathane” olan kahvelerde yapılan sohbetlere devrin yazar ve şairleri katılırdı. Bu âdet altmışlı yıllara kadar gelmiştir.

Son dönem Türk kültür hayatında Yahya Kemal, Mükrimin Halil Yınanç, İbnülemin Mahmut Kemal İnal gibi zatlar sohbetleri ile çevrelerinde geniş bir halka oluşturmuşlardır.

Sohbet, aynı zamanda deneme türüne yakın bir yazı şekline de isim olmuştur. Okuyucularla karşılıklı konuşma havasında yazılan bu yazılar temelde samimiyete dayanır. Eskiden aynı anlamda “musahabe” kelimesi kullanılırdı; yakın zamanlarda söyleşi de aynı mânada kullanılmıştır. Bu tür yazı yazanlar arasında Şevket Rado şöhret kazanmıştır.

Fıkra gibi sohbet yazı türü de Millî Edebiyat döneminde şahsî unsurlardan oldukça arınmış, sosyal ve siyasal konulara yönelmiş, nükte ve konu çeşitliliği bakımından zenginleşmiştir. Sosyal ve siyasal eleştiri ön plana çıkmıştır.

Milli Edebiyat Dönemi (1911-1923)