Kelime ve Kavram Nedir?

Kelime ve Kavram Nedir?

Kelime (Sözcük) Nedir?

Kelime, mânâsı veya gramer vazifesi bulunan ve tek başına kullanılan ses veya sesler topluluğudur.

Kelimeler manâlı veya gramer vazifeli dil birlikleridir. En küçük dil birlikleri olan seslerin, mânâları veya gramer vazifeleri yoktur. Onlar sadece kelimelerin, dolayısiyle dilin yapısında kullanılan malzeme vazifesini görürler. Tek tek hiç bir varlığı, hiç bir nesneyi karşılamaz, hiç bir mânâ ifade etmezler. Dilde de ancak kelime bünyesinde kullanılma sahasına çıkarlar. Yani sesler en küçük dil birlikleridir. Fakat bir manâlı şekiller manzumesi olarak insanlar arasında anlaşmayı sağlayan dille manâlı ve müstakil hüviyetli dil birlikleri olarak vazife görmezler. Ancak, bu şekilde vazife gören dil birliklerinin, yani kelimelerin yapısını meydana getirirler.

Dildeki manâlı birlikler kelimeler, kelimelerin meydana getirdiği kelime gurupları ve cümlelerdir. Canlı cansız bütün varlıklar, mefhumlar, hareketler, fikirler, dilde bu manâlı birliklerle karşılanırlar. Kelime gurupları ve cümleler kelimelerden yapıldığına göre, demek ki, kelimeler manâlı en küçük dil birlikleridir. Fakat hemen ilâve edelim ki kelimelere manâlı en küçük dil birlikleri demek kâfi değildir. Bu tarif bütün kelimeleri içine almaz. Çünkü kelimelerin büyük bir kısmı manâlı olmakla beraber bazılarının tek başlarına mânâları yoktur; bunlar ancak diğer kelimelerle birlikte kullanılırken manâlı bir vazife görür, bir dereceye kadar bir mânâ kazanırlar. Yani bazı kelimelerin, ileride kelimelerin mânâ ve vazifeleri üzerinde dururken etraflı olarak göreceğimiz gibi, sadece gramer vazifeleri vardır. Şu halde kelimeler mânâsı veya gramer vazifesi olan en küçük dil birlikleridir.

Kelimelerin mânâları, esas itibariyle, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış gizli antlaşmalara dayanır. Kelimeler canlı cansız varlıkları, kavramları, hareketleri ve onların hallerini karşılar ve temsil ederler. Kelimelerin mânâlarını teşkil eden bu karşılama ve temsil ses ve ses toplulukları ile varlıklar arasında bir uyma, bir birleşme bulunmasındandır. Sesle nesne arasındaki bu uymayı, bu birleşmeyi, bu birbirini karşılamayı her millet kendisine göre yapmış, böylece ayrı ayrı dillerde aynı nesneler ayrı ayrı ses veya ses toplulukları ile karşılanmışlardır. Nesnelerin bu şekilde ses veya ses toplulukları ile karşılanışı, gizli antlaşmalara dayanmakladır. Fakat bu gizli antlaşmaların mahiyeti ve sebepleri belli değildir. Yani sesle nesne, kelimelerle mânâları arasında mevcut uygunluk önceden kabul edilmiş ve kökleşmiş bir birleştirme dışında her hangi bir münasebet ifade etmemektedir. Meselâ taşa niçin taş, yola niçin yol, ata niçin at denmiştir, bilinmez, taş, yol, at kelimeleri ile karşıladıkları varlıklar arasında önceden öyle kabul edilmiş olma dışında belli bir sebebe dayanan her hangi bir münasebet yoktur.

Bu hususta yalnız tabiat taklidi kelimeler istisna teşkil ederler. Tabiattaki sesleri taklit suretiyle ortaya çıkmış kelimelerde sesle nesne, kelime ile mânâ arasında önceden öyle kabul edilmiş olmak dışında mantıkî bir münasebet vardır. Çünkü böyle kelimeler seslerin taklidine dayandıkları için nesne sesle değil, ses sesle karşılanmıştır. Tabiattaki seslerin dildeki ses toplulukları, yani kelimelerle aynen karşılanması şüphesiz mümkün değildir. Onun için tabiat taklidi kelimelerle karşılıkları arasında tam bir ses ayniliği olduğu düşünülemez. Arada sadece bir benzerlik, nesnenin sesini hatırlatan bir ses yakınlığı bulunur. Fakat bu benzerlik ve yakınlık tabiat taklidi kelimelerde sesle nesne, kelime ile mânâ arasında diğer kelimelerde bulunmayan mantıkî bir münasebetin mevcut olduğunu göstermeğe kâfidir. Bu mantıkî münasebet bazı tabiat taklidi kelimelerde de zamanla unutulabilir. O zaman bu kelimeler de diğer kelimeler gibi mânâsı ile mantıkî hiç bir münasebeti olmayan bir duruma düşerler. Fakat bu az görülen bir haldir ve tabiat taklidi kelimelerde kelimenin sesi umumiyetle karşıladığı nesnenin sesini andırır : şırıltı, hışırtı, fısıltı gibi.

Kelimeler dilde tek başlarına, müstak’il olarak kullanılan dil birlikleridir. Kendilerinden büyük birlikler olan kelime gurupları ve cümle içinde dahi müstakil hüviyetlerini kaybetmezler. Kelime gurupları ve cümle bitişik kelimeler hâlinde değil, kelime toplulukları hâlinde bulunurlar. Kelimeler kendilerinden büyük bu birlikler içinde bir araya gelirken arka arkaya söylenmeleri dolayısiyle bitiş ve başlangıç noktalarında ses bakımından birbirlerine bağlanırlar. Fakat vurguları ve mânâları bakımından daima bağımsızlıklarını korurlar. Aynı şekilde yazıda da kelimeler ayrı yazılır ve birbirlerine birleştirilmezler. Kelimeden küçük dil birlikleri ise müstakil bir hüviyete sahip değildir. Sesler, ekler ve bir kısım köklerden ibaret olan bu birlikler ancak kelime içinde kullanılma sahasına çıkar ve vazife görürler. Yani kelimeler tek başlarına, müstakil olarak kullanılan en küçük dil birlikleridir. Bu dil birlikleri belirli tertiplerde yan yana gelerek daha büyük birlikler olan kelime guruplarını ve cümleleri meydana getirirler. Demek ki dil büyük bir kelimeler manzumesi, kelimeler dil denilen müessesenin tek tek tam bir müstakil hüviyetle kullanılan uzuvlarıdır.

Kelimeler ses veya ses toplulukları halinde bulunurlar. Yani kelimelerin yapısını bir veya birden çok ses teşkil eder. Fakat tek sesli kelimeler çok azdır. Kelimelerin asıl büyük kısmı çok seslidir. Tek sesli kelimelerin sesi tabiî ancak vokal olabilir : o, a gibi. Konsonantlar (ünsüzler) tek başlarına söylenemedikleri için yalnız olarak kelime olamazlar. Birden fazla sesli kelimelerin en küçüğü ise iki sesli olur.

KELİME VE KAVRAM

Kelimeler her şeyden önce zihindeki kavramları karşılarlar. Bu bakımdan birbirleriyle münasebette olan üç unsur vardır : Varlık, varlığın zihindeki hayâli, yani kavram, kelime.

İşte kelimeler önce varlıkların zihindeki hayâllerinin karşılıklarıdır. Sonra da dışarıdaki varlıkların isimleridir, dildeki temsilcileridir.

Bu sebeple bir kelimenin dışardaki varlık karşılığı ile, zihindeki kavram karşılığının hudutları da farklı olabilir. Kelime dışarıda ilk bakışta bir varlığın adı gibi gözükür. Fakat zihinde aynı zamanda daha başka kavramların da karşılığı mevkiinde bulunur. Bunun neticesinde:

1. Kelimenin bazan bir, iki, bazan da çok mânâları bulunabilir. Genellikle ortak isimlerin ve özel isim dışındaki diğer kelimelerin daima birden çok mânâsı vardır.

2. Kelimenin her şeyden önce iki türlü mânâsı olabilir: hakiki mânâ, mecâzî mânâ. Hakiki mânâ kelimenin ilk, asıl, yapışık mânâsıdır. Mecazi mânâ kelimenin benzerlikten dolayı ortaya çıkan ikinci, iğreti, yakıştırma mânâsıdır. Meselâ arslanlar geçiyor diye askerlere işaret edersek, arslan kelimesi burada mecazi mânâda kullanılmış olur. Kahramanlık ve kudret benzetmesi ile bu mânâlandırmayı yapmış oluruz.

3. Öte yandan kelime dışarıda tek bir şekilde birleşebilir. Fakat zihnimizdeki kavramları da, karşıladıkları varlıklar da ayrı ayrı olabilir. Böylece karşımıza dilde eş şekilli bir takım kelimeler çıkar: yüz (insan yüzü), yüz (sayı); boy (insan boyu), boy (kabile), yaz (yazmaktan), yaz (mevsim) gibi. Dilde bazan ekler de, kökler de, kelimeler de böyle eş şekilli olabilirler.

4. Buna mukabil bazan da eş manâlı kelimeler olabilir. Bunların şekilleri ayrı, fakat mânâları aynıdır. Bilhassa yabancı dillerden de alınmış kelimeler olunca, böyle eş manâlı kelimeler çok görülür: insan-adam-kişi, ak-beyaz, kara-siyah, şark-doğu, baba-peder, yakmak-yandırmak, çoluk-çocuk, falan-filan gibi. Bunlar iki de, ikiden çok da olabilirler. Bunlarda esas mânâ aynı olmakla beraber, bâzan nüans farkları da bulunur.

5. Bunun gibi, dilde bâzan da kavramların zıtlığına dayanan çift kelimeler vardır. Zıtlık âdeta onların arasında bir yakınlık doğurur. Biri diğerinden ayrılmaz gibi olur. Bu kelimeler, zıt manâlı kelimeler’dir: büyük – küçük, iyi – kötü, düşmek -kalkmak, baş – ayak, alt – üst, aşağı – yukarı gibi. Bazan bunların gelişmesi de paralel olur : iç – dış (iç – taş), büyük – küçük (bedük – kiçi) gibi.

6. Zihindeki kavramların genişliği ve çokluğu, bâzan da dışarıdaki belli manâlı kelimeyi başka mânâya kaydırabilir. Bu kaymada çok defa bir ilgi ve benzerlik bulunabilir. Bâzan da sebep görülmez. Meselâ “ütülemek” kelimesi argoda alâkadar etmek, ilgilendirmek mânâsına kaydırılmıştır.

Argo, külhanbeyi terminolojisi demektir. Külhanbeyliğin hususi dili demektir. Hususî dil umumi dil içinden alınır, ayrı mânâ verilir ve hususileşir. İlimde hususi dil terimlerdir. Külhanbeyi kesiminde ise argodur.

7. Türkçe kelimelerde zamanla bir çok mânâ değişikliği olmuştur. Bunlarda da atlamalar çok defa yan yana bulunan kavramların ilgilerine ve benzerliklerine dayanır. Meselâ “yavuz” «kötü, haşin, sert» demekti; bugün iyi mânâ kazanarak «müthiş, kahraman, üstün» ifâdelerine bürünmüştür. “Karı” eskiden «yaşlı, ihtiyar» demekti ve hem erkek, hem kadın için kullanılırdı; şimdi yalnız kadınlara ve koca karılara tahsis edilmiştir. “Deli” eskiden «yiğit, atılgan» demekti. “Oğul” eskiden erkek için de, kız için de kullanılırdı; bugün yalnız erkekte kalmıştır.

Kaynak: Prof. Dr. Muharrem Ergin, Türk Dil bilgisi.

A. Anlam Bakımından Sözcükler

B. Sözcükler Arasındaki Anlam İlişkileri

Ayrıca bakınız ⇒Kelimede (Sözcükte) Anlam