Halk Şiiri Nedir?

Halk Şiiri Nedir?

Halk şiiri; geniş halk tabakalarının hasretini, sevgisini, sevinç ve acılarını dile getirir. Halk şiiri; her güçlü halk ozanı ile biraz daha gelişmiş, biraz daha genişlemiştir. Beslendiği halk diliyle, sağlam kuralları ile başlangıçtan (8. yüzyıl) zamanımıza değin süre gelmiştir.

Halk şiiri; duyuş, düşünüş ve söyleyiş özellikleriyle, geniş halk yığınlarını yansıtır. Bir ulusun en gerçek benliğini halk şiirlerinde bulabiliriz. Halk şiirinde çok güzel mısraların yanı sıra çok zayıf mısralara da rastlanmaktadır. Bu şiirlerde biçim olgunluğu, sözcüklerdeki uyum tesadüflere, geleneğe bağlıdır.

Halk şiirimiz, Türk şiirinin, Türk şiir sanatının en eski, en ulusal şiir türüdür. Bu bakımdan, halk şiirimizin söz, biçim, renk, ses, uyum, anlam ve zevk derinliklerine inmek zorundayız, Türk şiir sanatı, her şeyden önce, Anadolu gerçeğinden doğmaktadır. Önce oturduğumuz evi tanımalıyız. Kendi öz şiirini tanımayan bir ulus, başka ulusların şiirlerini anlayamaz. Yöreselden, evrensele gitmenin yollarını araştırmalıyız.

Halkımızın ruh zenginliği, kahramanlığı, sevgisi, merhameti, eğlenceleri, dünya görüşü halk şiirimizde tüm güzelliği ile görülür. Türk ulusunu, Türk dilini, Türk halkının benliğini yansıtan halk şiirimiz olduğu inancı yaygındır. Halk şiirimiz; dilimizin canlılığını koruyup gelişmesinde büyük bir etken olmuştur.

Halk şiirimiz, divan şiiriyle hiçbir ilgi kurmadan süregelmiştir. Bazı şiirlerde divan şiirlerinin etkileri sezilirse de bu sadece kulaktan kapma etkilerdir. Türk edebiyatı; İslâmiyet’ten önce, İslâm uygarlığı içinde, Batı etkisi altında üç bölüme ayrılır. İşte bu bölümler içerisinde en önemli yeri halk şiirimiz tutmaktadır.

Görüşler:

“Halk şiiri, bugünkü şiire örnek olmaktan ziyade, onu besleyecek, onun gelişmesine, zenginleşmesine yardım edecek kaynaklardan biridir. O kaynağa şair susuzluğu ile eğilenler, susuzluklarını tamamen gideremezlerse de, giderebilecek unsurlardan birkaçını yakalayabilirler.” (Cahit Sıtkı TARANCI)

“Halkların kendine özgü bir şiiri vardır. Halklar ne kadar gelişmiş ve yetişmişse, şiir ürünleri de özce o kadar olgunlaşmış ve derinleşmiştir. Öte yandan; halk gibi, her toplumsal sınıfın da içine kendi özünü koyduğu bir şiiri vardır. Her sınıf özel bir eğilim, varlıklarla ilgili özel bir görüş taşır. Her sınıfın kendine göre acıları, sevinçleri, umutları, özlemleri, kısacası, kendine göre bir iç dünyası bulunur. Bu iç dünya şiirde dile getirilir. Toplumdaki bir sınıf ya da tabakanın pek hoşlandığı bir şiir biçiminden bir başka sınıf ya da tabakanın hiç hoşlanmaması, hattâ onu tümüyle anlamsız bulması bu yüzdendir.” (FLEHANOV)

“Bütün halk şiiri, bir sürrealisti kıskandıracak kadar düşünce inhirafları ile dolu olup, modern cereyanların yeni Türk şiiri üzerindeki etkisinin, bu halk şiirlerinden gelen ilhama aykırı olmadığı kolaylıkla anlaşılabilir.” (Melâhat MENEMENCİOĞLU)

TÜRKÜLER DOLUSU  (Şiir: Bedri Rahmi Eyüboğlu)

Kirazın derisinin altında kiraz,
Narın içinde nar,
Benim yüreğimde boylu boyunca
Memleketim var.
Canıma ciğerimedek işlemiş
Canıma ciğerime,
Sapına kadar.
Elma dalından uzağa düşmez,
Ne yana gitsem nafile.
Memleketin hali gözümden gitmez
Binbir yerimden bağlanmışım,
Bundan ötesine aklım ermez.

Yerliyim yerli olmasına
ilmik ilmik, damar damar
Yerliyim.
Bir dilim Trabzon peyniri,
Bir avuç tiftik,
Bir çimdik çavdar,
Bir tutam Şile bezi gibi,
Dişimden tırnağıma kadar
Ressamım.
Yurdumun taşından toprağından
sürüp gelir nakışlarım,

Taşıma toprağıma toz konduranın
Alnını karışlarım.
Şairim şair olmasına,
Canım kurban şiirin gerçeğine, hasına.
İçerisine insan kokusu sinmiş mısralara vurgunum,
Bıçak gibi kemiğe dayansın yeter,
Eğri büğrü, kör topal kabulüm.
Şairim,
Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası,
Ayak seslerinden tanırım.
Ne zaman bir köy türküsü duysam,
Şairliğimden utanırım.
Şairim,
Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum,
Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim,
Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm.

Hey hey, yine de hey hey,
Salınsın türküler bir uçtan bir uca,
Evelallah hepsinde varım,
Onlar kadar sahici,
Onlar kadar gerçek,
insancasına, erkekçesine,
Bana bir bardak su dercesine,
Bir türkü söylemeden gidersem yanarım.

Ah bu türküler,
Türkülerimiz,
Ana sütü gibi candan,
Ana sütü gibi temiz.
Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla
Köyümüz, köylümüz, memleketimiz.
Ah bu türküler, köy türküleri,
Dilimizin tuzu biberi,
Memleket ahvalini onlardan sor,
Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen’i,
Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni..
Ben türkülerden aldım haberi.
Ah bu türküler, köy türküleri,
Mis gibi insan kokar mis gibi toprak,
Hilesiz hurdasız, çırıl çıplak,
Dişisi dişi, erkeği erkek,
Kaşı kaş gözü göz yarası yara,
Bıçağı bıçak.
Ah bu türküler, köy türküleri,
Karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi,
Kiminin rayihasından geçilmez,
Kimi zehir kimi zemberek gibi.

Ah bu türküler, köy türküleri,
Olgun bir karpuz gibi yarılır içim,
Kan damlar ucundan, mürekkep değil.
İşte söz, işte ses, işte biçim:
Uzun kavak gıcım gıcım gıcılar
İliklerine kadar işlemiş sızı,
Artık iflah olmaz bu kavak ağacı,
Bu türkünün yüreğinde sancı var.

Ah bu türküler, köy türküleri,
Ne düzeni belli, ne yazanı,
Altlarında imza yok ama
İçlerinde yürek var.
Cennet misali sevişen,
Cehennemler gibi dövüşen,
Bir çocuk gibi gülüp
Mağaralar gibi inleyen.
Nasıl unutur nasıl
Ömründe bir defa
Kâzım’ın türküsünü dinleyen.

Bedri Rahmi Eyüboğlu (1911 – 1975), Dol Karabakır Dol, S. 139-142

Halk Şiirimizin Yapısı Nasıldır?

Türk dünyasının, Türk ikliminin gerçek yüzünü, şiirlerimizde bol bol bulabiliriz. Türk şiirini genellikle çok duygulu, öznel bir romantizm çerçevesine alabiliriz.

Bizim şiirimiz, başlangıcından bugüne değin, romantik bir yolda devam edegelmektedir. Kâh tabiat, kâh aşk, kâh vatan, kâh millet kisvesi giyerek bugüne değin gelen şiirimiz; bazen güzel sözler söylemiş, bazen karanlık bir şeyler mırıldanmış, bazen hiçbir şey söylememiştir.

Halk şairlerimiz gazeller de yazmışlardır. Bu gazellerde, divan şairlerinin ustalığı, anlam, mazmun zenginliği yoktur; dil sadedir. Bunlardan;

  • «fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün» ölçüsünde olana divan,
  • «feilâtün feilâtün feilâtün feilün» ölçüsünde olana selis,
  • «mefâîlün mefâîlün mefâîlün» semaî,
  • «mef’ûlü mefâîlü mefâîlü feûlün» ölçüsünde olana kalenderi adı verilir.

Türk halk şiiri; geniş halk yığınlarının yüzyıllar boyu duygularını, düşüncelerini dile getirmiştir. Halkımızın özlemlerini, sevinç ve acılarını, en güzel bu şiirlerden anlıyoruz. En çok işlenen temalar aşk, doğa, ölüm, özlem, yiğitlik, din, günlük bireysel ve toplumsal yaşantılardır.

Halk şiirimizin nazım birimi dörtlüklerdir. Bu dörtlüklerin kafiye düzeni, çoğunlukla, aaab biçimindedir. Bunlarda sık sık «yarım kafiye» görülür. Bir bakıma Divan Şiiri gibi, Halk şiirimiz de, ömrünü tamamlamış gibidir.

Kafiye düzenleri değişik olabilir dört mısralık kıta; halk edebiyatında, dört mısralık bentlerden meydana gelen manzume dörtlük’tür. Halk edebiyatında kullanılan dörtlükler millî nazım birimi’dir. Halk şairleri bu dörtlüklere hane, koşuğun tümüne katar adını verirler.

Dörtlük; halk şiirimizin temel yapısıdır. Bu ulusal nazım birimimizle halkımızın duygu ve düşünce mimarisi yüzyıllar boyu en güzel verimler ile karşımızdadır. Mani, ninni, bozlak, destan, koşma, güzelleme, taşlama, koçaklama, ağıt, satranç, varsağı, ilahi, nefes, devriye, şathiyat, deme gibi halk şiir türlerimizin hemen hepsi dörtlükler üzerine kurulur.

Halk şiirimizde; kara göz, ala (elâ) göz, servi boy, ay yüz, ince bel, siyah ve uzun saç, şeyda bülbül, gül beniz, şirin dil, yavru balaban bakış, iplik iplik süt beyaz kız, yayla çiçeği kokuş, şahan gibi gönül, buğday beniz, coşkun sular gibi akış, dolaşık zülüf vb. birer mecaz, birer benzetme motifidir.

Türklerin yeryüzünde göründüğünden beri, devam edegelen, atalar mirası olan, dilden dile geçen halk şiirimiz üç büyük kola ayrılır:

Görüşler:

Yunus Emre‘den Rıza Tevfik‘e kadar söylenmiş türküler, koşmalar, nefesler gözümün önünden geçtiler. Bu şiirler, diyeceğim ki hattâ çok fazla musiki ile raksandırlar.” (Yahya KEMAL)

“Halk şiiri her zaman mertlik, namus, sevgi, dayanıklılık gibi temel insani erdemleri konu edinmiştir. Bunlar, çağlara, toplumlara göre biçimi değişen, ama özü değişmeyen erdemlerdir. Sağlamdırlar, bunlara yaslanmış bir edebiyat kolay kolay ölmez. Halk şiirinin niçin gelenek olabileceği, divan şiirininse niçin olamayacağı konusunda söylenecek ilk söz, bir klişe: Dilin anlaşılırlığı. Herkesin artık ezbere bildiği gibi, halk şiirinde dil bir engel değildir; Türkçenin en güzel örneklerini verir. Halk şiirinin, çağdaş dünyada, halk şiiri olarak varoluşunu sürdürmesi beklenemez. Çünkü çağdaş dünya bu şiirin serpilme koşullarını ortadan kaldırır. Ne var ki, gelenekten yararlanma dediğimiz, halk şiirini yaşatmak ve sürdürmek değil, çağdaş şiirle bu şiir (artık yok olmuş olsa bile) arasında birtakım bağlar kurmaktır. Türkiye’de bu yapılabilir bence. Ama divan şiiriyle artık bağ kurulamaz.” (Murat BELGE)

Halk Şairi

Halk Şiiri

Halk şairleri, çoğunlukla, şiirlerini saz çalarak söyleyen şairler anlamına gelir. Hayatın günlük olayları, canlı tabiat, gerçekçi bir dille anlatılır bu şairlerce.

Köyler, asker ocakları, kasabalarla şehirler halk şairlerinin yetişme kaynaklarıdır.

Bu şairler, geleneklerden, ustalarından aldıkları bilgilerden geniş ölçüde faydalanmışlardır. Çokları, okuma yazma dahi bilmezler.

Halk şairlerimizin yetişme alanları, yüzyıllar boyu, Orta Asya, Anadolu, Rumeli, Mısır, Suriye, Kuzey Afrika ve Türklerin ayak bastığı her yer olduğu halde, divan şairlerimiz belirli büyük merkezler dışında bir varlık gösterememişlerdir.

Halk şairleri, ustalarının yanında yetiştikten, iyice olgunlaştıktan sonra, doğup büyüdükleri yerlerden uzaklaşır, diyar diyar dolaşırlar. Bunun için, halk şairlerinin yaşantıları gurbet acılar ile, yol üzerlerinde karşılaşılan sevgililerle, özleyişlerle doludur. Halk şairi; gördüğünü, yaşadığını, duyduğunu, şiirlerine konu yapar.

Halk şairi; dünya görüşü, toplumu, tabiatı anlatışı ile halkı yansıtmak zorundadır. Halk için, halkla beraberdir. Halkın arzularını, halkın duyuşlarını, halkın heyecanlarını, halkın düşüncelerini halkın diliyle, halk şiirinin tekniğiyle ortaya koyacaktır. Genellikle, ayrı özellikler gösterirler. Benzer yanları aynı töresel geleneklerden beslenmiş olmalarından ileri gelir.

Halk şairlerinden kasaba ve şehirlerde yetişmiş olanları, okuma yazma bildikleri için, hece‘nin yanısıra aruzu da kullanmışlardır. Halk şiiri ile divan şiiri arasında kalanlar bunlardır. «Cönk»lerde sık sık görülen Âşık Ömer, Gevheri, Dertli gibi şairler şiirlerindeki «mazmun»larla, hüner ve ustalıklarla bu bölüme iyi birer örnektir. Karacaoğlan gibi birkaç seçkin halk şairimizin dışında kalanlar, Osmanlıca dediğimiz Türkçe, Arapça, Farsça karışımı dilin etkisinden kendilerini kurtaramamışlardır.

Halk şairlerimiz, çoğunlukla, bağlı bulundukları halk katlarının duygularını, yaşayışlarını dile getirirler. Deyişlerinde günlük yaşantıların, canlı doğanın gerçekçi bir görünüşü vardır.

Görüşler

“Dadaloğlu, Pir Sultan, Karacaoğlan, Köroğlu, Yunus hâlâ gümbür gümbür kulaklarımızda çınlar. O diriliklerini yitirmemiş şiirleriyle.” (Oğuz TÜMBAŞ)

“Halk şairleri birbirlerine benzemekte âdeta yarış ederler. Hiç bir halk şairi, kendinden evvel gelmiş şairlerin eserlerindeki şiir özelliklerini geliştirmeyi aklından geçirmez. Genç şairler arasında halk ağziyle şiir söylemeğe özenenler var; bir şey, mühim bir şey yaptıklarını sanıyorlar. Halbuki halk şiiri, üzerine dikkatle, muhabbetle, anlayışla, hakiki şiir göziyle eğilmesini bilenler için, bir hareket noktası olabilir.” (Cahit Sıtkı TARANCI)

“Divan edebiyatında rengi kaybolmuş gibi görünen Türk duygusunu, ziynetsiz fakat baştan başa şiir olan nümunesini, halk şairlerimizin coşkun dillerinden işitiriz.” (Hasan Âli YÜCEL)

“Halk şairi lâleyi sular, büyütür; divan şairi ise lâleyi yaşatmadan çoğaltır.” (Can YÜCEL)

Kaynakça: Seyit Kemal Karaalioğlu, Türk Edebiyatı Tarihi

Bir Yorum Ekle