Sebk-i Hindî Akımı Özellikleri, Temsilcileri

Sebk-i Hindî Akımı Özellikleri, Temsilcileri

Sebk-i Hindî Akımı

Edebiyatta (özellikle Divan edebiyatında) Hint tarzı, Hint üslubu demektir. Türk edebiyatında bir edebi akım olarak ortaya çıkmıştır. Hindistan’da, Babürlü Hint-Türk hükümdarlarının saraylarında Farsça yazan ozanlarca geliştirilmiştir. Edebiyatımızda XVII. yüzyıldan başlamak üzere etkisini göstermeye başlamış kimi şairlerimizde bütün özellikleri görülürken kimi şairlerimizi kısmen etkilemiştir. Sebk-i Hindi’nin edebiyatımıza ses, kafiye ve yeni kelime bulma yönünden etkileri olmuştur.

XVII. yüzyıl divan sanatçılarından Nef’i, Naili, Neşati; XVIII. yüzyıl şairlerinden de Şeyh Gâlib gibi sanatçılar, bütünüyle bu akım içinde yer almamakla birlikte Sebk-i Hindî’den etkilenmişlerdir. Böylece, Sebk-i Hindi’nin “bilmeceyi andıran karmaşık manzum ve anlatımlar, hayal oyunları, güçlükle anlaşılır, beklenmedik ve alışılmamış benzetmeler, sentetik bir şiir dili” olarak sıralanabilecek özellikleri, divan şiirinin kalıplarını kırmak yerine bu kalıplarla oynamak ustalığına yol açmıştır.

Şiirde bilgece tutumun, atasözlerini kullanmanın, özdeyiş niteliği taşıyan dizeler düzmenin yaygınlaşması da bunun sonucudur. Sebk-i Hindî etkisindeki şairler günlük yaşamdan uzaklaşmışlardır. Açık ve düz olan anlatım yerine kapalı, mecazlı, güç anlaşılır bir şiir söylemişlerdir.

Dilleri diğer şairlere göre daha ağırdır. 3’lü, 4’lü tamlamalara yer vererek anlaşılmaz olmayı amaçlamışlardır. Önceden kullanılan mazmunlar bu akımdan etkilenenler tarafından reddedilmiş, işitilmemiş yeni hayallere dayalı Mecazlar kullanılmıştır.

—————————————

Makale: XVII. YÜZYIL KLASİK TÜRK ŞİİRİNİN ANLAM BOYUTUNDA MEYDANA GELEN ÜSLUP HAREKETLERİ: SEBK-İ HİNDÎ

Doç. Dr. Şener DEMİREL

Sebk-i Hindî

Hint tarzı veya Hint üslubu demek olan Sebk-i Hindî, İran’da doğmuş, Hindistan’da gelişmiş ve XVII. yüzyıldan itibaren başta İran ve Hindistan olmak üzere Türk edebiyatı da dahil birçok ülke edebiyatını etkisi altına almıştır. Bir başka ifade ile Sebk-i Hindi Fars edebiyatından doğan, Müslüman Hindistan’da gelişen, özellikle XVI-XVIII. yüzyıllar arasında İranlı ve Türk şairlerin geliştirdiği çok ince ve girift hayaller esasına dayanan zihni bir şiir tarzının adıdır.

Üslubun ortaya çıkısı hususunda birçok sebep sıralansa da “Safeviler devrindeki ağır taassup havasından bunalan ve daha serbest yazabilmek için Hindistan’a giden şairler tarafından Hint edebiyatından da etkilenerek ya da Hindistan’daki Müslüman-Türk idarecilerin dısarıdan gelen sanatkârlara gösterdikleri ilgi ve iltifatın sonucu olarak Hint’e gelen şairlerin ülkelerine karsı duydukları hasretin neticesinde meydana gelmiştir.”, “Türlü nedenlerle Orta-Asya ile İran’dan ayrılarak Hint saraylarına gelen şairler, bu yabancı çevrede kendi içlerine gömüldüler ve şiiri büsbütün zihni, duygusal bir matematik haline getirerek, hayalleri, mazmunları, benzetmeleri kılı kırk yararcasına matematik rakamlar gibi işlediler” ve Babacan (2008)’ın “Sebk-i Hindî’yi ortaya çıkaran siyasal, sosyal ve edebî amiller” adlı bölümde en fazla öne çıkan etkiler şu maddeler altında zikredilmektedir:

a. İran ve Hindistan’ın kültürel ve edebî ilişkileri
b. İran’da millî bir devletin kurulması ve Şîa taassubu
c. İranlı şairlerin Hindistan’a göçüsü ile Hindistan hükümdarlarının Fars şiiri ve Farsça yazan şairlere verdikleri önem
d. Hint dil, kültür ve coğrafyasının etkisi (Babacan, 2008:27-55). seklindeki ifadeleri dikkate değer tespitleri içermektedir.

Şiirin söz ve anlam olmak üzere iki ana unsuru vardır ve Sebk-i Hindî şairleri bu hususta tercihlerini daha çok anlamdan yana kullanmışlar, anlamı söze tercih etmislerdir. Bununla birlikte her ne kadar anlam söze nazaran daha üstün tutulmuşsa da, Sebk-i Hindî şairleri söze de birtakım anlamlar yüklemişler ve sözde bulunması gereken bazı özelliklerin altını çizmişlerdir. Bu çerçevede Mine Mengi’nin “XVII. ve XVIII. yüzyılların divan şiirine damgasını vurmuş olan Sebk-i Hindî akımının edebiyatımızdaki temsilcileri yenilik arayısı içerisinde “mâni-i nâzik” yani ince zarif anlam bulabilme arayısı içerisindedirler. Hayal gücünü ön plana çıkarmak amacıyla çağrısım zenginliklerine yer verildiği, kavramların anlatımında yeni benzetme arayışlarına gidildiği bu şiirde de mâni-i nâzik, bikr-i mazmun anlamını çağrıştırmaktadır (Mengi 2000, 25), şeklindeki sözleri gerçekten önemli bir gerçeği işaret etmekte, Sebk-i Hindî şairlerinin şiirin anlam boyutuna çok ciddi açılımlar getirdiğine dolaylı bir şekilde atıfta bulunmaktadır. Bu arada bildirinin konusu anlamla ilgili olduğu için burada sadece Sebk-i Hindî’nin anlamla ilgili özellikleri üzerinde durulmuştur.

2.2. Sebk-i Hindî’nin Anlam ile İlgili Özellikleri

2.2.1. Geniş, Derin, Kapalı ve Girift Anlam

Bu özelliğe göre anlam sözden üstün tutulmaktadır. Burada anlam, derin ve girifttir. Hem de ince ve zarif olmalıdır. Bunu ispat etmek için Sebk-i Hindî temsilcilerinden Sâib-i Tebrizî’nin “ince anlamlar bulabilmek için kıl gibi inceldim” ve Şevket’in şiirde anlamın bir hasırın telleri gibi örülmüş, iç içe geçmiş, girift olması gerektiğini söylemesini hatırlatabiliriz. Arap edebiyatında sözün güzelliği her zaman esas alınmışsa da, İran edebiyatında bazen söze, bazen de anlama önem verilmiştir. Daha önce de belirtildiği gibi, Sebk-i Hindî temsilcileri anlamı sözden üstün tutmuş ve derin anlamlar ifade edebilmek için çaba göstermislerdir. Söz konusu bu özellik, bu üslubun neredeyse bütün şairlerinde görülmektedir.

2.2.2. Aşırı Hayalcilik

Gerçekte şiiri şiir yapan unsurların basında hayal gelmektedir. Bir anlamda hayal ile ilham da kast edilmektedir. Bununla birlikte Sebk-i Hindî’de aklın yerine muhayyilenin geçmesine, gerçek yerine hayallerin kullanılmasına daha fazla önem verilmiştir. Bu özellik, şiirin zor anlaşılmasına neden olmuşsa da, Sebk-i Hindî temsilcileri düşünce ve hayallerindeki incelikten ve onları öne çıkarmaktan vazgeçmemislerdir. Kuşkusuz bu kadar ince manalarla hayal derinliğine başvurulunca beyitlerin anlaşılmaz duruma gelmesi söz konusu olmuş ve sonuçta Sebk-i Hindî şairleri anlaşılmazlıkla suçlanmışlardır. Burada önemli bir hususu da belirtmek gerekir. Sebk-i Hindî üzerine ciddi çalısmaları olan Kamer-i Aryan, bir yazısında Sebk-i Hindî’nin özelliklerini sıralarken bu üslup şairlerinin “gerçekçi” bir söyleyişi tercih ettiklerinden bahsetmiştir (Kamer-i Aryan 2006,179). Aryan’a göre eskilerin gazellerinde kapalı ve renksiz bir ask vardı. Bu devir şairleri bunu, günlük yasantıdan ve gerçekçi tecrübelerden yararlanmak suretiyle değiştirme yoluna gitmişlerdir. Özellikle âşık/sevgili arasındaki tamamen hayale dayalı ilişki, bu üslup şairlerince günlük hayatta her an karşılaşılabilinecek bir niteliğe kavuşmuştur.

2.2.3. Istırap

Bu duygu, o devrin getirdiği hayal kırıklığı, başarısızlık ve beklentilerin boşa çıkmasından kaynaklanmaktadır. Istırap, şairlerin duygularına kötümserlikle karışmış hüzün katmaktaydı ve bu kötümserlik devrin birçok şairinde görülen bir özellikti (Aryan 2006,186). Bununla birlikte ıstırabın üç kaynaktan beslenerek şiire girdiğini söylemek mümkündür: Bunlardan birincisi Sebk-i Hindî’nin temel özelliği olması, ikincisi şairlerin yaşadığı devrin sosyal, ekonomik ve siyasi şartlarının oldukça ağır olması, üçüncü ve bizce en önemlisi ise özellikle Türk şiirinde bu dönem şairlerinin birçoğunun kişiliğinden kaynaklanan sorunlardır. Basta Nailî olmak üzere Şehrî ve Fehim gibi şairlerin kişilikleri ve yaşamak sorunda kaldıkları hayat, onların ruh dünyaları üzerinde oldukça derin izler meydana getirmiş, bu durum onları tıpkı Fuzulî gibi birer “Istırap şairi” olarak anılma noktasına getirmiştir. Istırap daha çok gazel nazım şeklinde işlenen bir tema olarak kabul edilmiş olsa da örneğin Şehrî’nin bir kasidesinde ve bir tercî-bendinde bol miktarda ıstırap yüklü beyitler bulunmaktadır (Demirel, 1999). Bu durum Sebk-i Hindî’nin diğer şairleri için de geçerlidir.

2.2.4. Mübalağa

Sebk-i Hindî’de mübalağanın aşırı derecede kullanıldığı bilinen bir gerçekliktir. Bu üslubun temsilcileri aşırı muhayyileye yöneldikleri için, dile getirdikleri duygu, düşünce ve hayallerde ister istemez çok belirgin bir şekilde aşırı mübalağa kendisini göstermiştir. Ayrıca şairlerin büyük bir çoğunluğu Sebk-i Hindî’nin temel özelliklerinden olan ıstırabı anlatmak için mübalağa sanatını kullanmaya yönelmişler ve hatta bu konuda ifrat derecesinde şiirler söylemişlerdir. Bu arada şiirde sözden ziyade anlam derinliğine önem verilince, hayaller geniş ve derin ifade tarzı da ağırlaşmış; sonuçta mübalağa yüklü şiirler, şiirin okuyucu zihninde canlandırılmasını engellemiş ve anlaşılamamasına neden olmuştur.

2.2.5. Tasavvuf

İran’da ve Hindistan’da İslâm mutasavvıfların çabaları sayesinde yayıldığı için, bu bölgelerde İslâm’ın şer’î ve fıkhî yönünden çok, tasavvufî yönü öne çıkmıştı. Devlet adamından sıradan halka kadar bütün halk tabakalarına kadar yayılan tasavvuf şairler üzerinde de etkili olmuştur. İster tasavvufî hayatla iç içe olsun ister olmasın hemen bütün şairlerin tasavvufî konuları şiirlerinde islemesi neredeyse moda hâlini almıştır. Bu durum zaman içinde Türk edebiyatında da görülmüs, özellikle Nâilî, Neşatî, Şehrî, Fehim ve Şeyh Gâlib gibi şairlerin şiirlerinde yoğun bir şekilde işlenmistir. Yukarıda da belirtildiği gibi insanın dış değil, iç dünyasının, insan ruhunun acı ve heyecanlarının, ıstırabın işlendiği bir şiirde tasavvuf tabii ki, konu olarak ele alınmalıydı. Sebk-i Hindî şairleri de bu konuyu yeri geldiğince kullanmış, fakat eski şiirde, gerçek bir mutasavvıfta olduğu gibi değil, derinde ve bazen sözü kapalı olarak söyleyebilmek için kullanmışlardır.

2.2.6. Bikr-i Ma’na/Bikr-i Mazmun

Bu üslubun temsilcileri kliseleşmiş mazmunları terk ederek, onları karşılayan yeni mazmunlar ve yeni hayaller yaratmak için büyük çaba sarf etmişlerdir. Bunun için toplum ve tabiata yönelmişlerdir. Klasik şiirde kullanılan alışılagelmiş konuların yerine, Sebk-i Hindî şairleri gündelik hayattan alınan konu ve mazmunlara yönelmişler; günlük hayatta karşılasabileceğimiz hemen her şeyi şiire sokarak bu hususta önemli bir adım atmışlardır. Kuşkusuz bütün bunlar yapılırken aynı zamanda etkisinde kaldıkları üslubun etkisi ve gereği olarak birbirinden yeni kelime ve tamlamalar kullanma başarısını göstermişlerdir. Bu durum aynı zamanda dilin farklı bir yoldan zenginleşmesini de sağlamıştır. Sebk-i Hindî şairlerinin bikr-i mana/bikr-i mazmun endişesi beraberinde yeni kelime ve tamlamalar bulma zaruretini ortaya çıkarmış, sonuçta halk dilinden bazı ifadelerin şiir diline girmesine vesile olmuştur.

2.2.7. Tezat veya Paradoksal İmaj

Tezat sanatı birbirine aykırı kavramların bir kişi veya bir şey üzerinde birleşmesi anlamındadır ve Sebk-i Hindî şairleri ele aldıkları konulara çesitli yönlerden bakarak birbirine aykırı anlam ve mazmunların ortaya çıkmasını sağlamışlardır. Paradoksal imaj ise, aralarında karşıtlık ilişkisi bulunan farklı kavramları aynı tamlamada veya aynı ifadede bir araya getirerek, yeni fakat çelişkili bir kavram elde etmektir. Ama bu, birbirine zıt anlamlar kullanarak yapılan tezat sanatı ile karıştırılmamalıdır. Yani, şairin bu kelimeleri kullanarak paradoksal imaj oluşturma çabasında olduğu söylenebilir. İran şiirinde özellikle Bîdil-i Dihlevî tarafından temsil edilmistir.

2.2.8. Soyut-somut İlişkisi

Bu özellik, irsal-i meselle de karıştırılabilir. Fakat bu üslupta, soyut düşünceleri somut bilgilerle örneklendirmede atasözleri veya başkaları tarafından söylenmiş olan deyimler değil, şairlerin kendilerinin yeni ve orijinal fikirleri yer alır. Somut bilgi içeren mısraların lafız olarak kısa, anlam bakımındansa dolgun olmaları, onların hemen her kesimden insan tarafından çok kolay ezberlenebilmelerine ve çeşitli konuşmaların uygun yerlerinde örneklendirme amacıyla kullanılabilmelerine imkân sağlamıştır. Aynı zamanda soyut ve somut kavramlar yan yana getirilerek teşhis sanatı da yapılmıştır.

2.2.9. Çoklu Duyulama

Batı dillerindeki karşılığı sinestezi olan çoklu duyulama aslında bir Nöroloji terimidir. İranlı üslup araştırmacıları tarafından hiss-âmizî diye adlandırılan ve Türkiye Türkçesinde çoklu duyulama olarak karşılanan şey, farklı duyu organlarının birbirinin yerini alması, herhangi bir duyu organına ait fonksiyonların başka bir duyu organına verilmesi veya farklı duyu organlarını ilgilendiren çeşitli kavramların aynı ifadede iç içe girerek bir tür duyu karşılığına yol açmasıdır.

2.2.10. Sosyal Hayat ve Toplum

Sebk-i Hindî’nin özelliklerinden biri de şiirde şairlerin tabiata ve toplumun sosyal yasantısına fazla yer vermeleridir. Fakat Sebk-i Hindî temsilcileri tabiatı ve sosyal yaşantıları anlatırken, gördüklerini olduğu gibi aktarmamışlardır. Anlattıkları, aslında gördükleri şeylerin kendi zihinlerindeki birer yansımasıdır, denilebilir. Bu durum XIX. yüzyıl sonu ile XX. yüzyıl başlarında batıda ortaya çıkan Sembolizm ve Empresyonizm gibi sanat/şiir akımlarının da belli başlı özelliklerini çağrıştırmaktadır. Çünkü bu şairler duygu ve düsüncelerini anlatmak için sosyal hayatı ve tabiatı adeta bir araç olarak kullanmışlardır. Sonuçta tabiat şairin duygu ve düsüncelerini dışa vurmada bir araç rolünü üstlenince, hemen her şey ister istemez kisileşmis ve ruh sahibi birer varlığa dönüşmüştür. Bu da Sebk-i Hindî şiirinin önemli özelliklerinden biri sayılan teşhis sanatının çok kullanılmasına vesile olmuştur.

2.2.11. İstiare ve teşbihlerde anlaşılmazlık

Gerçekte bu özellik, şairin çok kullanılmış günlük, sıradan mana ve düsüncelerden kaçmak için kullandığı bir yol olabilir. Bu garabet arayısı, şairin müsebbihünbih olarak adlandırılan teşbih unsurlarını seçerken sıradan zihinlerin olağan durumlardan kurguladığı şeylerden uzak durmaya dikkat etmesine dayanır (Kamer-i Aryan 2006,183). Klasik şiirin kurulduğu andan XVII. yüzyıla gelinceye kadar geçen süreyi teşbihten istiareye geçiş süreci olarak tanımlamak mümkün. Bu tanım aynı zamanda şiir dilinin ne ölçüde işlendiğinin ve inceldiğinin çok tipik bir göstergesidir. Çünkü ilk başlarda teşbih unsurlarının neredeyse tümüyle kurulan ilgiler, zaman içinde yerini tek bir kelimeye; açık ya da kapalı istiareye bırakmıştır. Bununla birlikte şiir dilindeki bu köklü değişim şiirin anlaşılamamasına neden olmuştur. Çünkü “teşbih ve istiarede şair ve okuyucu arasındaki anlaşmayı sağlayan mana araçlarının saklanması sorun olusturmuş ve şairin sözlerini oldukça
güçlestirmiştir (Kamer-i Aryan 2006,183).

2.2.12. Temsil ve irsal-i mesellerin çokluğu

Bu özellik ilk bakışta Hikemî tarzın, hatta şiirin genelinin bir özelliği gibi görülse de gerçekte özellikle Sebk-i Hindî şairleri için vazgeçilmez bir özellik olarak kabul edilmistir. Şiirde temsil ve irsal-i mesele başvurma “avamın delil getirme üslubu ile onların zevk ve fikrinin yansıması olan garip iddiaları yöneltmek için oluşturulan bir yol” olarak kabul edilebilir (Kamer-i Aryan 2006,183). Atasözlerinden, deyimlerden ve atasözü değerinde veciz ifadelerden yararlanma anlayışı Sebk-i Hindî’nin anlam dünyasına bir renk ve çeşni katmış; dahası şiirin önemli bir özelliği olarak kabul görmüstür.

2.2.13. Halk hikmetinin revaç bulması

Bu özellik hikmet üzerine kurulmasından dolayı ilk bakışta Hikemi tarzı çağrıştırsa da diğer bazı özellikler gibi gerçekte Sebk-i Hindî’nin önemli bir özelliğidir. Bu özellik aynı zamanda Sebk-i Hindî ile Hikemî tarzın kesiştiği noktalardan biri olması açısından da oldukça dikkate değerdir. Klasik şiirde daha çok rindane söyleyişin bir yansıması olarak şiirde hayat bulan bu özellik “dünyanın geçiciliği inancına” dayanmaktadır. İran şiirinde çok önceleri Hayyâm ve Hâfız’ın şiirlerinde görülen bu tür söylem Sebk-i Hindî şairlerinin elinde şiirin anlam boyutunun önemli bir özelliği olarak kendisini göstermiştir. Özelikle Sâib-i Tebrizî, Urfî, Feyzî ve Bidîl’in şiirlerinde şiirin anlamını daha etkili kılan önemli bir özellik hâline almış, Klasik şiirde ise hem Sebk-i Hindî’nin hem de Hikemî tarzın temsilcisi durumunda bulunan şairlerin şiirlerinde daha çok yer bulmuş ve işlenmiştir.

17.Yüzyıl Divan Şiirinde Tarzlar/Üsluplar/Akımlar