Harâbat ve Tahribi Harâbat Tartışması

Harâbat – Ziya Paşa ve Tahrib-i Harâbat – Namık Kemal Tartışması

Harâbat – Ziya Paşa ve Tahribi Harâbat – Namık Kemal

Harâbat – Ziya Paşa

Harâbat, Ziya Paşa‘nın 1875’te yayınlanan, içerisinde Türk, Arap, İran ve Çağatay sahasında yazılmış şiirlerden seçmeler bulunan 3 ciltlik divan edebiyatı antolojisidir.

Eserin en önemli yanı manzum bir edebiyat tarihi olarak nitelendirilebilecek olan önsözüdür. 9 bölümden oluşan önsözde Ziya Paşa dil, edebiyat ve şair hakkındaki görüşlerini anlatır. Önceki yıllarda çıkardığı Hürriyet gazetesinde yayınlanan Şiir ve İnşa makalesinde edebiyatın Arapça ve Farsça boyunduruğunda anlaşılamaz hale geldiğini söylemesi ve yeni edebiyatı savunmasına karşın Harabat önsözünde Osmanlıca’nın Arapça ve Farsça ile zenginleştiğini savunur, divan edebiyatını över.

Bu karşıtlık dönem aydınlarında bulunan doğu-batı ikiliğini yansıtması açısından önemlidir. Divan edebiyatını bu antolojini ön sözünde övmüştür. Bu övgü Namık Kemal ile aralarında bir bozulmaya sebebiyet vermiştir; buna karşı Namık Kemal de Tahrib-i Harabat adında bir eser yazmıştır.

Tahrib-i Harâbat- Namık Kemal

“Eslâfda Ahmed ü Necâtî
Avâre-i dilşikeste Zatî
Türki suhana temel komuşlar
Gerçi, temeli güzel komuşlar

yolunda olan ifadât-ı seniyyelerinin tarih-i edebiyatımızla hiç muvafakati var mıdır? Hazret-i Mevlana ve Sultan Veled ne cihetle unutulmuş? Mevlid’inin her beyti sehl-i mümteni addolunan Süleyman Dede niçin tahattur buyrulmamış? Şahidî’nin Türk? âsârı acaba manzûr-ı devletleri olmamış mıdır? Hatta Nafizin müntehabatında bile bir gazeli vardır. Yahut Ahmed ve Necâtî ve Zatî dünyaya bu saydığım zatlardan mukaddem mi gelmişlerdir?

Şiirin mükessib-i ahlâk olduğunu dünyâda kim iddia etmiş? Ve hususiyle tiyatroların mekteb-i hikmet olduğuna kim zâhib olmuş ki?

Lâkin böyle eserlerin heb
Ahlâk-ı umûma sanma mekteb

buyuruluyor. Tiyatronun bir eğlence olduğunu ve fakat fâideli eğlencelerden bulunduğunu üdebâmız bi’d-defa’at umûmun nazar-ı tedkikine arz etmişlerdi. Mamafih şimdi şunu diyebiliriz ki umumun ahlâkına Avrupa tiyatroları mektep olmayınca Hârâbat hiçbir vakitte ahlâk öğretir bir kitap olamaz; çünkü derûnunda mevcûd olan Türkî kasâidin hiç olmazsa nısfı umûmun salâbet ve terbiyetini ifsâd husûsunca “Palais Royale”in en şenî farşlarından aşağı değildir.

Fuzulî için tanzim buyurulan:

Yanıktır o âşıkın kitabı
Nazmından kokar ciğer kebabı

beytini okudukça kendimi Harâbât’da değil, Bahçekapısı lokantalarında zannediyorum. Af buyurursunuz amma şu “ciğer kebabı” mazmununa ne kokmuş söz, ne iğrenç tasavvur! demekten bir türlü kendimi alamayacağım. Fuzulî Divan’ını kedi yavruları için mi söylemiş; yoksa Arnavudların “Manda yuttu” dedikleri meşhur kitap mıdır?

Tahrib-i Harabat- Günümüz Türkçesiyle

Eskilerden Ahmed ve Necati
Gönlü kırık ve serseri Zati
Türkçe söyleyişe temel koymuşlar
Gerçi temeli güzel koymuşlar

biçimindeki yüksek ifadeler, edebiyat tarihimiz için hiç uygun mudur? Hazreti Mevlana ve Sultan Veled niye unutulmuş? Her beyti kolay söylenmiş izlemini veren ancak zor söylenen bir eser olan “Mevlid”in sahibi Süleyman Dede (Süleyman Çelebi) niçin unutulmuş? Şahidi’nin Türkçe eserleri beğenilmemiş midir? Hatta Nafiz’in antolojisinde bile bir gazeli vardır. Yahut Ahmed ve Necati ve Zati, dünyaya bu saydığım kişilerden daha önce mi gelmiştir?

Şiirin huy edinildiğini yeryüzünde kim iddia etmiş? Ve özellikle tiyatroların hikmet veren bir okul olduğuna kim inanmış ki?

Lakin böyle eserlerin hepsini
Halkın ahlakına okul olur sanma

buyruluyor. Tiyatronun bir eğlence olduğunu ve fakat yararlı eğlencelerden olduğunu edebiyatçılarımız defalarca toplumun görüşlerine sunmuşlardır. Bununla birlikte şimdi şunu diyebiliriz ki toplumun ahlakına Avrupa tiyatroları bir okul olmayınca Hârâbat, hiçbir zaman ahlaki bilgiler öğreten bir kitap olamaz; Çünkü içinde bulunan Türk edebiyatına ait kasidelerin hiç olmazsa yarısı toplumun ahlak ve terbiyesini bozmada “Palais Royale”in en kötü farşlarından (bir tür tiyatro oyunu) aşağı değildir.

Fuzulî için söylenen:

Yanıktır o âşıkın kitabı
Şiirinden kokar ciğer kebabı

beytini okudukça kendimi Harâbât’ta değil, Bahçekapısı lokantalarında zannediyorum. Af buyurursunuz amma şu “ciğer kebabı” ifadesine ne kokmuş söz, ne iğrenç düşünce demekten bir türlü kendimi alamayacağım. Fuzulî Divan’mı kedi yavruları için mi söylemiş; yoksa Arnavudların “Manda yuttu” dedikleri ünlü kitap mıdır?” (Namık Kemal)

Tahrib-i Harabat – Namık Kemal

Namık Kemal’in eleştiri türündeki eseridir. Yazar, bu eserinde Ziya Paşa’yı eleştirmektedir. Ziya Paşa, 1868’de Hürriyet’te yayımladığı ünlü “Şiir ve İnşa” makalesinde, Türk edebiyatının çağdaş bir düzeye erişmesini, gerçek Türk edebiyatı olan Halk edebiyatının bu yenileşmede temel alınması gerektiğini savunmuştur. 1874’te çıkardığı Hârâbat adlı Divan şiiri antolojisinin ön sözünde ise Halk edebiyatını küçümseyerek Divan edebiyatını övdüğü görülür. Onun bu çelişkili tutumu yeni bir Türk edebiyatı oluşturmak için birlikte yola çıktıkları Namık Kemal’in tepkisini çeker. Namık Kemal de Ziya Paşa’nın Harabat’ına karşılık Tahrib-i Harabat’ı yazar.

Metinde görüldüğü gibi Namık Kemal, Ziya Paşa’nın Harabat adlı eserinden şiir örneklerini almış ve bunları eleştirmiştir. Bu, esere dayalı eleştiri olması bakımından önemlidir.

İlk bölümdeki dizelerde Divan şairlerinden olan Ahmedî, Necâtî ve Zatînin, şiirde Türkçe söyleyişe büyük katkılar sağladığı belirtilmiştir. Namık Kemal, bu görüşe katılmadığını açık açık ortaya koymuştur. Bu şairlerden önce yaşayan Mevlana, Sultan Veled, Süleyman Çelebi gibi şairlerin unutulmasını eleştirmiştir.

İkinci bölümdeki dizelerde tiyatro eserlerinin bir ahlak kitabı olmadığı üzerinde durulmuştur. Namık Kemal, bu düşüncenin söylenmeye bile gerek olmadığını belirtmiştir. Çünkü ona göre tiyatro zaten, bir eğlence aracıdır. Üstelik tiyatronun ahlak öğreticisi olmadığını edebiyatçılarımız da söylemişlerdir.

Üçüncü bölümde ise yazar, Harabat ismini kullanarak eleştirilerini açıkça ortaya koymuştur. Eleştirilerden hem Ziya Paşa hem de Fuzuli nasibini almıştır.

Yer yer ağır ve anlaşılmaz ifadeler kullanılsa da genel itibariyle bu metin dil ve anlatım yönünden anlaşılır düzeydedir. Metinde “sehl-i mümteni, fars” gibi edebiyat terimleri kullanılmıştır. “addolunmak, âsâr, zâhib, salabet” gibi sözcükler günümüz Türkçesi düşünüldüğünde anlaşılması zor ifadelerdir.

Yine bu eleştirinin ana konusu da aslında Tanzimat döneminin yaygın düşüncesi olan Divan edebiyatına karşı çıkıştır. Namık Kemal ve öteki Tanzimat sanatçıları, yeni bir edebiyat ortaya koymanın eskiyi, yani Divan şiirini ortadan kaldırmakla mümkün olabileceğini düşünmüşlerdir. Bunu gerçekleştirmek için de eserleriyle mücadele içine girmişlerdir. İşte Tahrib-i Harabat, bir yönüyle bu mücadelenin bir ürünü sayılabilir.