Tazarruname – Sinan Paşa

Tazarruname – Sinan Paşa

Sinan Paşa’nın yapıtı. Yazılışı 886/1481’den sonra Türkçe olarak yazmış olduğu ilk eserdir. Tazarru-nâme veyâ Tazarruât olarak bilinir. Konu tasavvufîdir. Sinân bu eserde çok geniş kapsamda ele alınan aşk konusunu dile getirir. Varlığın aslını bulmak için yazılmış olan eser hikâye ve öğütlerle zenginleştirilmiştir. Eser ikiye ayrılmıştır. Birinci kısmı Tazarruât kısmıdır. İkinci kısım ise manzum bir fahriye ve bir hâtime den oluşmaktadır. Bu kısım 7 büyük peygamberin hayâtını muhtevî bir Kısâs-ı Enbiyâ niteliğindedir. Bundan sonraki kısım naatlerden oluşmuştur. Eser Şeyh Vefâ’ya yapılan bir niyazla son bulur.

Eser II.Bâyezîd devrinde yazılmıştır. 47 yaşlarında vefat eden Sinân Paşa’nın bu eserini hayatının son yıllarında yazdığı muhakkaktır.

Çok okunmuş olan Tazarrûat kaynaklarda çoğu kez Maârifnâme ile karıştırılmıştır. Nüshaları çoktur. Tazarrunâme Mertol Tulum tarafından bir inceleme ile doktora tezi olarak hazırlanmış ve yayımlanmıştır (İstanbul, 1971).

Tazarruname, divan edebiyatında musanna (sanatlı, süslü) nesrin ilk örneği sayılır.

Sinan Paşa seciler, rediflerle örülmüş sıra cümlelerle akıcı, şiirsel bir anlatım sağlamıştır.

Tazarru-nâme’den Bazı Bölümler:

a) Tanrı’ya Hitâb

İlâhî! Bekaa isteyen candan vücûd âfetlerini sen def it. Dirlik uman gönülden varlık hicabını sen refit. Cân sırın isteyene şer’yolını tarîk it. Yoklık yolma gidene tevfîkini refîk it. Sâliklerüni inayet atına süvâr it. Yolunda fena bulanı gene senünle var it. Aşkun şehîdlerini gene sen yu. Yolunda ölenleri sine sen ko. Sini sevenün derdin artur. Zikrün idenün virdin artur. Kaalde kalanı kaalden geçür. Hâl isteyeni hâlden geçür. Kapunda sınuk gönülleri lûtfunla bütün tut. Yolundan azan kulların tevfîkin eliyle elin tut. Aşkunda giryân gözleri sınünile pür-nûr kıl. Derdün ile vîrân dilleri vaslunile mâ’mûr kıl…

Hemîn bize lâzım olan oldur kim edebümüz komayavuz. Şol ki anun keremidür ana ısmarlayavuz. Bize bu izzet yiter ki anun kulı olavuz. Kulluğıçün biz hizmetde duravuz. Kul olan kulluğında durmak gerek. Cennet ve cehennem dimemek gerek. Cennet isteyenlerün ekseri hizmet istemez, hanlık ister. Ve bihişt taleb idenlerün çoğı kullıkdan kaçup sultânlık ister… Hak Hazretinün hüsn-i va’diyle ve ol cenâbun sıdk-i ahdiyle a’mâl-i hasenenün te’vîli elbette gökçek olsa gerek. Ve a’mâl-i kabîhanun bilmezüz ki n’olsa gerek. Meşiyyet elindedür ve ihtiyâr yedindedür. Diledüğine adi idüp cezâ ider ve diledüğine fazl idüp atâ ider. Her ne bölükden nasîb iderse takdîr anundur ve her ne cemâatden kılursa tedbîr anundur. Lûtfından Umîdümüz oldur kim hayrın mukadder kıla ve kereminden umulan oldur kim yesîrin müyesser kıla. Günâhlarımuzdan geçe lûtf-ı amîmiyle ve cerâimümüzi afv ide hulk-ı kerîmiyle. Âmîn Yâ Rabb el-Âlemîn.

İlâhî! Bilürem âkile dünyâ dâr-ı sürür değül. İlâhî! Bilürem ârife cihân câ-yı huzur değül. Beden durdukça cân kuşı talabınur, ten tozı kondukça dil murgi silkinür. Her kim dünyâ kişt-zârında rahatlık tohumını ekdi bî-râhatlık götüriser. Her kim gönül bağında ârâm ağacın dikdi bî-âramlık bitüriser. Her ferahdan gam irişür ve her mihnetden mihnet yetişür. Her izzetün zilleti olur. Ve her devletün mezelleti olur. Her râhatun âfeti olur. Her belânun rahatı olur. Hased onulmaz rene olur. Ve ilm dükenmez gene olur. Çâh çâh-ı belâ olur ve kaza hod bir kaza olur. Tedrîs telbîs olur. Ve riyâlu şeyh İblis olur. Pîri ki hod-perest olur, berâber-i büt-perest olur.

Ve ehl dirilen nâ-kâm olur, nâm gözeden bed-nâm olur. Âbid dirilen bî-tâat olur, zâhid dirilen bî-ibâdet olur. Cûd saadettin nerdübânı durur ve şecaat siyâdetün pâsbânıdurur. Kibir sahibini hor ider ve kendüyi görmek kişiyi kör ider. Feragat derûna huzûr virür ve beşâşet yüze nûr virür. Tevazu’ izzeti mûcib olur ve devlet mahabbeti müstevcib olur. Vusul himmete göre olur ve sa’y izzete göre olur. Kusûrun bilen sûd-mend olur ve kendüyi öğen nâmerd olur. Şehvete yelen hayvan olur ve gazaba uyan şeytân olur. Cehli olan mürde olur ve aşkı olan zinde olur. Hod-rây, olanun tâlii olağan olmaz ve kendü fikrine uyanun işi onagan olmaz. Ululuk hüsn-i hulk ile bulunur ve Hak dahi rızâ-yı halk ile bulunur. Hak isteyen tevekkülde olur. Ve ten besleyen ekilde olur. Hüsün sûretle olmaz, sîret gerek. Ve hulk öğrenmekile olmaz tabiat gerek. Âdemün içi dışı pak gerek ve Hak’dan gayrıdan bî-bâk gerek. Şol dileğe safa ister, kazaya rızâ virmek gerek. Ve şol cân ki Hüdâ ister, gönüle cila virmek gerek. Tarîkat ehline evvel şerîat gerek ve hakikat isteyene önden tarikat gerek. Yola giden uz gerek, Hak isteyene kılavuz gerek. Sülük irşâdsuz olmaz ve irşâd inkıyâdsuz olmaz. İrâdetde ihlâs gerek ve mürîde ihtisas gerek. İnkârı âdet itmek şûm olur ve inkârı hû(y) iden mahrum olur. Kâzibin va’di olmaz ve mülûkun ahdi olmaz. Bî-edeb devletlü olmaz ve doğrı söz tatlu olmaz. Hasudın rahatı olmaz ve yol erinün istirâhati olmaz. Îmândan ulu atâ olmaz ve gurûrdan büyük hatâ olmaz. Fikirden yiğ hemden olmaz ve akıldan özge mahrem olmaz. Tevbeden yiğ ibâdet olmaz ve rızâdan gökçek tâat olmaz. Tamâ’ ehli zelil olur ve dünyâdan geçen kalîl olur…

b) Aşk Üzerine

İşâret-i evsâf-ı aşk: Aşk âsâyîş-i cândur, aşk ârâyiş-i cihândur. Aşk nemek-i dig-i vefâdur, aşk hadîka-i ehl-i safâdur. Aşk hakîkat çarhınun ahteridür, aşk cân leşkerinün mehteridür. Aşk bir sultân-ı kaahir ve tîzdür ki alem çekicek birbirine urur vücûdla ademi, aşk bir bî-karâr ve şûrengizdür ki, kadem basıcak şûr u gavgaaya bırağur âlemi. Âşk bir cevher-i pâkdür araz sanman, aşk rahat-ı cândur maraz sanman… Aşk bir murgdur ki me!âmet-i halk ana bâl olur, aşk bir devletdür ki idbâr-ı dünyâ ana ikbâl olur. Aşk bâzârında câme-i dîbâyı bir habbeye almazlar, uşşak mahallesinde nâmusla namı bir çöpe saymazlar. Âşık olanlar gayret ve arı bırağur-lar, dost isteyenler evvel vekaarı bıragurlar. Âkil eydür: “Cübbe ve destâr kanı?” Âşık eydür: “Hâne-i humar kanı?” Âşık dü kevnden bî-niyaz olur, âşık cihân içinde ser-firâz olur. Aşk bir külüng-i pûlâddur ki her vakit var-luk binasın yıkar, aşk bir binâ-yı üstâddur ki dâim yokluk sarayın yapar. Aşk bir derd-i mâder-zâd olur, âşık iki cihandan âzâd olur. Ne vuslatda şâd ve ne gamdan firârî olur. Ne destinde sabr ve ne pâyinda karârı olur. Âşık hemîşe belâ-keş olur, dâim belâ içinde hoş olur, Âşık her dem sûz ve şevkde olur, derd-i aşk içinde zevkde olur. Âşıka gıdâ belâ olur, âşıka safâ cefâ olur..

Âşık ki yolında merd olur, renci dârû ve rahatı derd olur…

Aşk iledür göğün döndüği. Aşk iledür yirün durduğı. Aşkdur çarhma koyan feleği. Aşkdur temcîd okudan meleği. Aşkdur yıldızlan seyr itdüren. Aşkdur ay u güni devr itdüren. Aşkdur nebatatı bitüren. Aşkdur çiçekleri getüren. Aşkdur ke’s-i şakaaikı pür-şarab iden.

Aşkdur dide-i nergisi nîm-hâb iden. Aşkdur zemîn yüzine pür-envâr iden. Aşkdur hevâyı külbe-i attâr iden. Aşkdur bâd-ı sabâyı Mesîh-dem iden. Aşkdur lâleyi mübarek-kadem iden. Aşkdur arûsân-ı çemene zer ü zîver viren. Aşkdur cihânun bağına zîb ü fer viren. Aşkdur bülbülleri ırladan. Aşkdur dolabları inleden. Aşkdur her murga âvâz itdüren. Aşkdur mutriblere sâz itdüren. Aşkdur gülleri peyda iden. Aşkdur gül yüzlüleri hüveydâ iden. Aşkdur çemende reyhanlar açan. Aşkdur zülüfleri reyhan gibi saçan. Aşkdur gülşende servi âzâd iden. Aşkdur servi boylu âdemi zâd iden. Aşkdur mâdende ahcârı lâ’l ve yâkuut iden. Aşkdur lâ’l-i nigârı cana kut iden. Aşkdur Aden’de dürrile mercan iden. Aşkdur bedende mercânı dendân iden. Aşkdur âlemi lâle ve yâsemen iden. Aşkdur insanı sîmîn-beden iden. Aşkdur kaşları keman itdüren. Aşkdur gamzelere kasd-ı cân itdüren. Aşkdur yâr yarını müdâm iden. Aşkdur hâlini dâne, zülfini dâm iden. Aşkdur müjeleri tîr eyleyen. Aşkdur iki gönülü bir eyleyen. Aşkdur mahbûblara ân viren. Aşkdur mürde gönüle cân viren. Aşkdur gözleri sâkî iden. Aşkdur güzelliği bâkî iden. Aşkdur cemâllere ziynet viren. Aşkdur güzellere izzet viren. Aşkdur suretleri mahbûb iden. Aşkdur dil gülşenine nûr viren. Aşkdur gönül gözin açduran. Aşkdur marifet çiçeklerin saçduran. Aşkdur dili âbâd iden. Aşkdur derûnı şâd iden, aşkdur gönüli gülşen iden. Aşkdur içi ve taşı rûşen iden.

Ayrıca bakınız-> Divan Edebiyatında Düzyazı (Nesir) Biçimleri ve Nesir Yazarları