Dekadan Tartışması

Dekadan Tartışması

Dekadan Tartışması

Dekadan, (décadent) ‘düşkünleşmiş’ anlamına gelen Fransızca bir kelime. “On günlük eşek yavrusu”na da ‘dekadan’ denir.

Türk Edebiyatında Dekadan, Ahmet Mithat Efendi‘nin Servet-i Fünunculara takdığı lakap olarak da bilinir.

19. yüzyıl sonlarında Fransa ‘da natüralistlere karşı ortaya çıkan sembolizm akımına öncülük eden sanatçılara, edebiyatı soysuzlaştırdıkları ima edilerek verilen isim. Akım o zamana kadar gelen edebiyat geleneklerini yıkma yoluna giderek, toplumsal ve sanatsal düzenin dışına çıkmayı planlamıştır. İmgeye karşı aşırı neredeyse hastalık derecesindeki duyarlılığa sahip dekadanlar, daha önce görülmemiş imgeler yaratarak bu imgeleri karşılayacak sözcükler oluşturmuşlardır.

Türk edebiyatında dekadan ifadesi Ahmet Mithat Efendi tarafından Servet-i Fünun sanatçıları için kullanılmıştır.

Dekadanlar daha öncelerde olduğu gibi başkalarına tepki olarak çıkmıştır. Toplumda çok çabuk yayılmıştır en önemlisi bambaşka ilkeler ortaya atmışlardır ve bu öncülüğü yazarlar devam ettirmişlerdir.

Dekanlık meselesi, edebiyat tarihimizin Servet-i Fünun Dönemi olarak adlandırılan, zaman olarak çok kısa, fakat edebi verim bakımından zengin bir devresinde yaşanmış bir tartışmadır. Türk edebiyatını biraz ‘ölçüsüz’ sayılabilecek bir şekilde Batılılaştırmak isteyen bir grup genç şair ve yazarın, yine Batılılaşma yönündeki Tanzimat yazarlarının bir temsilci olan Ahmet Mithat Efendi tarafından eleştirilmesi ile başlayan ve devrin diğer birçok şair ve yazarının da katılmasıyla genişleyen bu tartışma yaklaşık dört yıl boyunca devam etmiştir.

Servet-i Fünun şair ve yazarlarının ile karşıtlarının bir tür birbirini murakabesine (denetim, denetleme) hizmet etmiş olan bu tartışmanın Türk edebiyatı için bazı bakımlarından yararlı olduğu kabul edilebilir. Fakat aradan zaman geçtikten sonra bu tartışmanın daha çok Servet-i Fünuncuların zaviyesinden yorumlandığı görülmektedir.

SERVET-İ FÜNUN DÖNEMİNDE EDEBİYAT ÜZERİNDE OLUŞAN POLEMİKLER

Türk edebiyatında ilk edebî polemik (tartışma), Tanzimat dönemi edebiyatının birinci kuşak sanatçılarından Şinasi ile Sait Bey arasında çıkar. “Mesele-i mebhûsetü anha” olarak edebiyat tarihimize geçen bu polemik, edebiyat dışında başlamış ve bazı tamlamaların yazımı noktasında edebî bir niteliğe bürünerek birkaç ay devam etmiştir. Recaizade Mahmut Ekrem’in Talîm-i Edebiyat adlı eserinin yayımlanmasından sonra eski edebiyat taraftarlarının yönelttikleri eleştiriler sonucu bir başka polemik doğmuştur. Bundan bir süre sonra da Recaizade Mahmut Ekrem ve Muallim Naci arasında “ZemzemeDemdeme” kavgası yaşanmıştır. Ekrem ve Naci arasındaki bu kavga, “eski-yeni kavgası” olarak onların takipçileri tarafından değişik zamanlarda sürdürülmüştür.

“Şiir”, “şiirde hayal ve hakikat” konularında Beşir Fuat ile Menemenlizade Tahir arasında hararetli tartışmalar yaşanmıştır.

Tanzimat döneminde, dil polemiklerinin en çok hırpalanan adı ise, Şemsettin Sami olmuştur. Eski ve yeninin temsilcileri arasında süren bu polemiklerin çoğunda yenen ve yenilen taraf belli olmamış, ancak zaman yeniyi savunanların haklı olduğunu göstermiştir.

Tanzimat’ta tartışılan kimi konular Servet-i Fünûn döneminde de tartışılmıştır. Ancak bunlardan ikisi polemik özelliği kazanmıştır. Klâsiklerin çevrilmesi konusu bu dönemin polemiklerinden birini oluşturur.

Klâsikler konusunu tartışmaya açan Ahmet Mithat olur. Ahmet Mithat’ın “İkrâm-ı Aklâm”yazısı ile bu yazıya gelen cevaplar ve Ahmet Mithat Efendinin iddialarında ayak diremesi birkaç ay süren tartışmalara yol açar. Bu tartışmalarda Ahmet Mithat, Türk dili ve edebiyatının klâsik oluşturacak duruma gelemediği, bu düzeye gelinceye kadar Batı klâsiklerinin çevrilmesi ve örnek alınmasının gerekli ve yararlı olduğu düşüncesini savunur. Karşı cepheyi oluşturanların başında yer alan Cenap Şehabettin ise Türk edebiyatının klâsiklere ihtiyacı olmadığını ve klâsiklerin örnek alınmasının edebiyatımıza bir yararı olmayacağını ileri sürer.

Bu iki görüşün yanında ve karşısında olanlar tartışmaya katılırlar.Tartışma Sait Bey’in katılmasına kadar edebiyatımız için yararlı olabilecek bir düzeyde sürer. Sait Bey, işin içine girince tartışma polemik halini alır. Çünkü Sait Bey’in amacı tartışmak değil, Ahmet Mithat’la uğraşmaktır. Zaman zaman Ahmet Mithat’la alay eder, zaman zaman da hakaretlerde bulunur. Ahmet Mithat da bunların altında kalmaz. O da “Sait Beyefendi Hazretlerine Cevap” başlıklı dizi yazısını yayımlar. Daha sonra bir araya getirilerek Hicri 1314’te (miladi 1896) basılan bu yazılar, 206 sayfalık bir kitap oluşturur.

Klâsikler meselesinde tartışılan görüşler şu noktalarda odaklanmıştır:

a) Osmanlı dönemi ve daha önceki dönemlerde Türklerin klâsik olarak nitelendirilecek eserleri ve yazarları var mıdır?
b) Türkçe klâsiklerin çevrilmesi için yeterli midir?
c) Klâsikleri başarı ile Türkçeye aktaracak çevirmenler var mıdır?
d) Klâsikleri çevirmek bir ihtiyaç mıdır?
e) Klâsikleri çevirmekten amaç nedir?
f) Klâsiklerin çevrilmesi Türk edebiyatına katkı sağlar mı?

Gazete ve dergilerde konuyla ilgili olarak çıkan yazıların çoğunda, bu soruların biri ya da birkaçı ile bunlara verilen cevapların oluşturduğu kimi eskisinin tekrarı kimi de yeni düşünce ve tezler tartışılıp, irdelenir. Yukardaki altı madde gösteriyor ki klâsikler konusunda, dil yanında en çok tartışılan konu çeviri olmuştur. Tartışmalara katılanların çoğu çeviri metotları, bunların birbirine kıyasla üstün ve eksik yönleri ile başka çeviri sorunları üzerinde düşüncelerini ortaya koymuşlardır. Böylece bu tartışmanın en önemli yanı ve boyutu çeviri olmuştur. Oysa tartışma Servet-i Fünûncuların kullandıkları dilin anlaşılmazlığı noktasında başlamıştı.

Yazılan bunca söze rağmen tartışmanın sonunda, tartışanların düşüncelerinde hemen hemen hiçbir değişme olmamıştır. Bununla birlikte ileri sürülen görüşler az çok bir kamuoyu yaratmış ve daha sonraki çeviri hareketlerine temel oluşturmuştur.

Servet-i Fünûn döneminin en uzun ve önemli tartışması olan “Dekadanlık” tartışmasını da Ahmet Mithat başlatmıştır. Bu tartışma, adını da onun bir makalesinden alır. Ahmet Mithat, Servet-i Fünûncuların dilini eleştiren “Dekadanlar” adlı bir makale yazar. Bu yazısında Servet-i Fünûncuların dillerinin edebiyat ve dille haşır neşir olanlarca bile anlaşılmadığını ileri sürer. Burada bir karşılaştırma yaparak Servet-i Fünûncuların dilinin Veysilere, Nergisilere rahmet okuttuğunu söyler. İşte Ahmet Mithat’ın bu makalesi ve özellikle burada kullandığı “dekadan” sözcüğü, o günden sonra Servet-i Fünûncuları eleştirmekte kullanılan bir sözcük olur. Bu sözcük anılan dönemde kimi zaman bir ad, kimi zaman bir sıfat olarak kullanılır. Özellikle sıfat olarak kullanıldığında alay, hakaret, küçümseme ve hatta küfür niteliklerinden birini kazanır. Bundan sonra sadece Ahmet Mithat tarafından değil, Servet-i Fünûn Edebiyatı ve temsilcilerini beğenmeyen herkes tarafından olur olmaz, bilinir bilinmez kullanılır.

Bu eleştirirlere Servet-i Fünûncular önceleri önem vermezler. Bu nedenle eleştirileri dikkate alıp cevaplandırma gereği duymazlar. Ama polemik yapanların gözünde, susmak ve sessiz kalmak yenilmek anlamına gelmektedir. Bunu gören Servet-i Fünûncular yavaş yavaş kendilerini savunmaya başlarlar. Bu savunma gayet olgun bir üslûpla yapılır. Usul erkân dahilinde hareket ederler. Eleştirilere, dil ve edebiyat açısından yapmak istediklerini anlatmayı amaçlayan karşılıklar verirler. Ama ağır hücumlar karşısında onların da sabrı taşar ve zaman zaman sert karşılıklarda bulunurlar. Böylelikle dekadanlık meselesi iki kolda gelişir. Birinci kol ciddî tartışmaları kapsarken, ikinci kol gayriciddî olanlarını kapsar.

Bu ciddî yazılarda Servet-i Fünûncular öncelikle dekadanlık üzerinde dururlar. Cenap Şebabettin ve Hüseyin Cahit, Dekadizm ve dekadan sanatçılar hakkında düşüncelerini ortaya koyarlar. Dekadizm’den ne anladıklarını açıkladıktan sonra kendilerine yöneltilen eleştirileri ve yapılan dekadanlık yakıştırmasını uygun görmediklerini belirtirler. Fakat eski cephesinin eleştirileri kesilmez. Bazı Servet-i Fünûncular “İki Söz” , “İki Söz Daha” başlıklı makalelerle savunma yaparlar. Bunlardan Süleyman Nesip’in makalesi oldukça ayrıntılıdır. Süleyman Nesip bu yazısında bazı eleştirilerde doğruluk payı olduğunu kabul eder, ama her şeye rağmen Servet-i Fünûncuların yaptıklarını hem beğenir, hem onaylar.

Süleyman Nesip’i “Tekâmül ve Terakkî” adlı uzun makalesiyle Ahmet Rasim karşılar. Servet-i Fünûncuların zaman zaman güzel eserler ortaya koyduklarını kabul etmekle birlikte genel olarak yaptıklarını dil ve edebiyatımız için zararlı bulur. Dekadanlık tartışmaları böyle sürüp giderken işe Şemsettin Sami karışır. Bir tanzimat sanatçısı olan Şemsettin Sami de Servet-i Fünûncuları destekler. Bu destek dekadanlık tartışmasını sonuca yaklaştırır. Bundan sonra Ahmet Mithat, “Teslîm-i Hakikat” i yazar ve Servet-i Fünûnculara söylediği sözleri geri alır. Böylelikle tartışmanın ciddî sayılabilecek cephesi kapanmış olur. Bu boyutta eleştiriler şu noktalarda toplanır:

Servet-i Fünûn edebiyatı taklitçi bir edebiyattır. Fransız edebiyatını taklit eden Servet-i Fünûncular kopya sayılacak eserler ortaya koymuşlardır. Taklit içerikle sınırlı kalmamıştır. Dil alanında da Fransızcanın etkisinde kalınmış, Fransızca cümle yapısından kimi özellikler Türkçeye taşınmıştır. Servet-i Fünûncular söz varlığı açısından da büyük eleştirilerle karşı karşıya kalmışlardır. Fransızcada karşılaştıkları imgeleri dilimize Arapça ve Farsça sözcükler aracılığıyla ve tamlamalar biçiminde aktarmışlardır. Ayrıca bu tamlamalar, kullanımı yaygın ve tanınan sözcüklerle değil, sözlüklerden çıkartılan az tanınan sözcüklerle yapılmıştır. Dil konusunda Servet-i Fünûn’a yöneltilen başka bir eleştiri de, dili havas (seçkin) ve avam (halk) dili olarak ayırmaları noktasında olur.

Bu eleştiriler karşısında Servet-i Fünûncular kendilerini savunmak durumunda kalırlar. Yeni duyguların, düşüncelerin ancak yeni ve özgün sözcüklerle anlatılabileceğine inanmaktadırlar. Servet-i Fünûn dil ve üslûbunu ihtiyaçlar ve zorunluluklar doğurduğundan dekadanlık suçlamalarını da kabul etmezler. Onlara göre Dekadizm yeniliği ve özgünlüğü savunan bir akımdır. Dekadizm sözcüğünün olumsuz anlamda kullanılmasını uygun görmezler. Dekadizm’i savunan üyeleri olsa da genel olarak Servet-i Fünûncular Dekadizm ve Sembolizm‘e bağlı olmadıklarını da söylerler.

Dekadanlığın ciddî olmayan boyutunda da işlenenler ve yapılan eleştiriler pek farklılık göstermez. Bu kısımdaki yazılar daha çok örnekleri kapsar. Bu yazılarda düşünsel yön zayıflamış, alay, hakaret, sataşma ön plâna çıkmıştır. Servet-i Fünûncularla alay eden, onlara en fazla sataşanlar arasında iki ad dikkati çeker: Ahmet Rasim ve Mehmet Celal. Ahmet Rasim bu işi Şehir Mektûpları’nda, Mehmet Celal ise İrtikâ dergisinde “Münekkit Mektupları”, “Tercüme Numuneleri” ve “Âsâr-ı Dekadaniyye Numuneleri” başlıklı köşelerde yapar.

Dekadanlığın ciddî olmayan boyutu olarak nitelendirdiğimiz bu kısımda imzalılar yanında imzasız olan yazılar da yer alır. Yazıların bir kısmı ise müstear (takma) adlarla yazılmıştır. Bu köşelerde yer alan yazıların çoğu düzyazı, bir kısmı ise şiirdir. Şiirlerde Servet-i Fünûncuların eserlerinde yer alan tamlamalar, sözcükler, imgeler değişik biçimlerde kullanılarak onlarla alay edilir. Tabiî bunların bir kısmı da espirili bir biçimde değiştirilmiştir. Bu şiirlerde Servet-i Fünûncuların uyak anlayışı da alaya alınarak eleştirilmiştir.

Dekadanlık tartışmasında gazeteler daha ciddî bir tavır takınmışlardır.Tarafsız davranmaya özen gösterdiklerinden her iki tarafın yazılarına da sayfalarında yer vermişlerdir. Gayriciddî nitelikte yazılar ve tartışmalar daha çok dergilerde yer almışlardır. Servet-i Fünûn dergisi tek başına bir cepheyi oluştururken, karşısında çok sayıda dergi ve gazete bulur. İrtikâ ve Malûmat bunların başında yer alır. Servet gazetesi de bu cephenin en önemli yayın organı olur. Farkedilecek bir biçimde Servet-i Fünûncuların yanında yer alan gazete Tarîk olmuştur. Hatta tartışmayı başlatan Ahmet Mithat’ın, tartışmanın bitmesinde rol oynayan yazısı “Teslîm-i Hakîkat” de Tarîk’te yayımlanır.

Dekadanlık tartışmasında üç ad öne çıkar: Ahmet Mithat, Şemsettin Sami ve Hüseyin Cahit. Bilindiği gibi Ahmet Mithat tartışmanın başlatıcısı, bir yerde sorunun kaynağıdır. Şemsettin Sami ise sorunun çözümünde payı olan kişidir. Hüseyin Cahit ise bu tartışmalarda Servet-i Fünûn’un en ateşlisavunucusudur.

En ateşli savunucu olarak en çok eleştirilen ve uğraşılan o olur. O, hem savunma yapmış, hem de yeri geldiğinde rakiplerinin silahlarını da kullanarak hücuma geçmiştir. Bu tartışmada Servet-i Fünûncular daha ağır başlı davransalar da suskun kalmamışlardır. Sık olmamakla birlikte onlar da hırçın ve tarizkâr olmuşlardır. Ama eski taraftarlarının çoğu pişmanlık göstermezken, yeniciler kimi yazılarıyla öz eleştiri yapmışlardır. Biraz gecikmeli de olsa bu gerçekleşmiştir. “Timsâl-i Cehâlefte Ahmet Mithat için ağır sözler söyleyen Tevfık Fikret, “Veli Baba” şiirinde onu peygambere benzetmiştir. Ahmet Rasim’e karşı Hüseyin Cahit’in şaşırtıcı yumuşak tavrı buna bağlanabilir.

Sonuç olarak Servet-i Fünûncular çok sık olarak dekadanlık suçlamasıyla karşı karşıya kalmışlardır. Servet-i Fünûncuların içe kapalı olmalarına rağmen bunlara tepki göstermeleri Türk edebiyatı açısından son derece önemlidir. Eğer eski edebiyat yanlıları bu işten galip çıksalardı çağdaş edebiyatımız biraz daha sekteye uğrayacak, biraz daha geç gelişecekti. Ahmet Rasim’in de dediği gibi bu eski edebiyatın son çırpınışıydı. Bu yüzden eleştirileri çok ağır ve yıkıcıydı. Bütün bu eleştirilere rağmen Tanzimat döneminde gerçekleştirilemeyen birçok yenilik, Servet-i Fünûn döneminde hayata geçirilmiştir.