Türkiye Türkçesinde Düz Tümleç (Nesne)

Türkiye Türkçesinde Düz Tümleç (Nesne)

Şahap BULAK/ Siirt Üniversitesi Türk Dili Okutmanı.

ÖZET

Bu çalışmada hakkında çözülmesi gereken birçok sorun bulunan cümlenin yardımcı ögelerinden düz tümleç incelendi. Düz tümleç; düz tümleç terimi, düz tümleç tanımı, yüklem düz tümleç ilişkisi, düz tümlecin aldığı ekler, edilgen cümlelerde düz tümleç, dönüşlü cümlelerde düz tümleç, yüklem tamlayıcı ilişkisi açısından düz tümleç, kelime gruplarında düz tümleç olmak üzere sekiz farklı açıdan ele alındı. Böylece düz tümleç hakkındaki tartışmalı konulara çözüm bulma gayretine katkıda bulunulmaya çalışıldı.

Düz tümleç hakkındaki sorunların çözümü için dilciler tarafından ileri sürülen birbirinden çok farklı görüşler bulunmaktadır. Bu çalışmadaki gaye, bu alanda yapılan çalışmalar ışığında düz tümleç hakkındaki sorunların çözümüne yardımcı olmaktır.

Anahtar Kelimeler: Türkiye Türkçesi, dil bilgisi, söz dizimi, cümlenin ögeleri, tümleçler, düz tümleç, nesne.

1.Giriş

Bu çalışmadaki amaç, düz tümleç hakkındaki değişik görüşlerin nedenlerinin aydınlığa çıkmasını sağlamak ve hakkında çok farklı görüşlerin öne sürüldüğü cümlenin yardımcı ögelerinden düz tümleç (nesne) hakkındaki sorunların çözümüne yardımcı olarak doğruluğuna inanılan bir görüşte birleşmeye katkıda bulunmaktır. Terim ve bu terimin anlam, tanım ve şekil özellikleri üzerinde durulup daha önce yapılan çalışmalara da değinilerek bir açıklık ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Çalışmada öneri olarak sunulacağı için, alıntılar dışında, geleneksel dilbilgisinde “nesne” olarak adlandırılan terim için düz tümleç; “belirtili/belirli nesne” için belirli düz tümleç; “Belirtisiz/belirsiz nesne” için belirsiz düz tümleç terimi kullanılacaktır.

Türkçe dilbilgisi alanında yapılan araştırmalardan cümle, söz dizimi ve cümlenin ögeleri ile ilgili olanlar diğer alanlara göre daha fazladır. Bu alanda yapılan birçok araştırma neticesinde doğal olarak farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Gramer ve söz dizimi kitaplarında birbirinden çok farklı değerlendirmeler görülmektedir. Bu farklı değerlendirmeler bir temel görüş etrafında birleşememiş gittikçe çeşitlenmiştir. Özellikle söz dizimi hakkında çok değişik fikirler ileri sürülmüştür. Bu değişik fikirlerden dolayı cümlenin ögeleri ve cümlenin yapısıyla ilgili terimlerde bir görüş ya da kabul birliği sağlanamıyor. Daha çok söz diziminde olmak üzere gramer konularının çoğunda dilbilimcilerin metot, terim, değerlendirme ve yaklaşım farklılıkları dilimizin öğrenilmesi, öğretilmesi çalışmalarında büyük zorluklar oluşturacak boyutlara ulaşmıştır. Bu durum dilimizin gramer yapısının, özelliklerinin, kurallarının, terimlerin kapsamının belirlenmesinde ve dilimizin dilbilgisi öğretiminde güçlük çekilmesine neden olmaktadır. Bu karışıklıklar bugüne kadar birçok bilimsel yayınlara konu olmuştur. (Demir, 2010:453-472) (Doğan, 2010:226-230) (Üstüner, 1998: 553: 18-30) (Erden,1998: 560: 107-115) vb.

Gramer ve söz dizimi kitaplarındaki düz tümleç tanımlarıyla verilen örneklerdeki düz tümleç kabul edilen unsurlar arasında çoğu zaman bir çelişki bulunmaktadır. Bu çelişki, düz tümlecin anlamı, aldığı ekler, yüklem veya özne ile ilişkisi, fiil-tamlayıcı ilişkisindeki yeri, geçişlilik düz tümleç ilişkisi gibi özelliklerinin tamamen değil kısmen göz önünde bulundurulmasından kaynaklanmaktadır. Bu unsurların herhangi biri veya birkaçı tek başına göz önünde bulundurulduğunda doğal olarak farklı bir düz tümleç yaklaşımı ortaya çıkmakta ve farklı açılardan yaklaşımlar ortaya çıktıkça da araştırmacılar arasındaki görüş ayrılıklarının giderek büyümesine ve bunun sonucunda bilimsel iletişimin kopmasına neden olabilmektedir, (Boz, 2007: 59).

Cümlenin ögeleri konusunda, oluşan bu karışıklığı “Cümlenin Ögeleri Konusundaki Karışıklıklar” (1998, 553: 18-30) adlı çalışmasında dile getiren Ahat Üstüner: “Türkçeyi bütün yönleriyle ele alan gramer kitaplarımızda veya sadece söz dizimini konu edinen yayınlarda birbirinden çok farklı değerlendirmeler görülmektedir. Gramerimizin diğer konularında da karşımıza çıkan terim, metot ve değerlendirme farklılıkları, daha çok söz diziminde, dilin öğretilmesi ve incelenmesi çalışmalarında büyük zorluklar yaratacak seviyeye ulaşmaktadır.” dedikten sonra özellikle cümlenin yapısı ve ögeleri kısmında karışıklık olduğunu belirterek, farklılıkların temeli olarak, gramer incelemelerimizin Türkçenin yapısının göz önüne alınmadan yapılmış olmasını gösterir. “Araştırmacılarımızın her biri, eserlerini orijinal hâle getirmek düşüncesiyle, yeni terimler kullanmak veya mevcut terimler için değişik tanımlar yapmak yoluna gitmişlerdir.” diyen Üstüner, aslında konuyu derinleştirmek, yeni ölçütlerle zenginleştirmek yerine sadece terim farklılığıyla yeni bir şey söylenmeye çalışıldığını söyler. Daha sonra, cümlenin ögeleri konusunda, ilgili eserlerde görülen farklı değerlendirmeleri veya eksiklikleri belirterek; cümle tahlillerinin daha sistemli ve düzenli bir şekilde yapılabilmesini sağlayacak bir takım düşünce ve teklifleri dile getirir.

Üstüner‟in yazısında dile getirdiği sorunları Aysu Erden de “Cümlede Yüklemi Tamamlayan Ögeler Üzerine” (1998, 560: 107-115) adlı yazısında dile getirir ve ilköğretim okullarında okutulan Türkçe dilbilgisi kitaplarına kadar yansıyan adlandırma karmaşasını eleştirir. Özellikle ders kitaplarındaki dolaylı tümleç, edat tümleci, zarf tümleci; dolaylı tümleç, zarf tümleci gibi ayrımların ne kadar sorunlu olduğunu örneklerle ortaya koyar. Ergin, Banguoğlu ve Gencan gibi gramer kitabı yazarlarındaki farklı adlandırmaları da eleştiren Erden, konuyla ilgili bazı kurallar belirlemeye çalışır: “Türk dili araştırmacılarının, sadece cümlenin yüklemini tamamlayan unsurları değil, cümlenin diğer tüm temel yardımcı unsurlarını, özne ve nesneyi de oluşturan kelime gruplarını, temel ve yan cümle türlerini ve aralarındaki ilişkileri, yetersizlik ve tutarsızlıklardan arındırılmış belirli bir sistem içinde yeniden belirleme, tanımlama, sınıflandırma ve örnekleme yöntemleri geliştirmeleri gerekmektedir.” sözleriyle yapılması gerekeni belirler. Nurettin Demir‟in, bu türden gramer ve söz dizimi kitaplarındaki tartışmalı konularda Türk Dili Dergisi‟nde yazılan söz dizimi konusundaki yazıları değerlendirdiği yazısı (Demir, 2010:453-472) sadece bir süreli yayında bile ne kadar çok söz dizimi konulu yazı ve eleştiri yazıldığı konusunda; fikir edinilmesi, incelenmesi ve görülmesi gereken bir yazıdır.

Çalışmamızın konusunu teşkil eden düz tümleçle ilgili sorunları “Türkçede Nesneyi Belirleme Sorunu”(Doğan, 2010:226-230) adlı yazısında ele alan Nuh Doğan, düz tümleç konusundaki sorunları; kaynakları ve örnekleriyle ele alarak incelemiş ve bu sorunların çözümü konusunda çözüm önerilerinde bulunmuştur. Türkçede tartışmalı bir konu olan düz tümlecin belirlenmesinin üç farklı kaynağı olduğunu belirlemiş: “Nesnenin belirlenmesinde ögenin semantik rolü ve fiil-tamlayıcı ilişkisinden ziyade bir yapı unsuru oluşuna ve şekline dikkat edilmesi gerekir. Çünkü nesne cümlenin hem derin yapısında hem yüzey yapısında gramatikal bir işlev üstlenir. Nesnenin söz dizimindeki semantik rolleri gramatikal bir ilişkiyi karşılayan nesneyle her zaman örtüşmez. Bir yapı unsuru olan nesne cümlede farklı semantik rolleri taşıyabilir. Bu yüzden Türkçe cümle çözümlemelerinde gramatikal ilişkiler ve semantik roller ayrımı yapılması gereği vardır. Bu bakımdan cümle yapısal ve semantik açıdan çözümlenebilir. Yapısal çözümlemede nesne, yüzey yapıda, +I ekli ya da eksiz akuzatifle gerçeklesen bir yapısal ilişki olarak görülmüştür. Cümlenin semantik çözümlemesi, fiilin taşıdığı anlamı sunabilmek için gerek duyduğu tamlayıcılara yüklediği semantik roller ya da işlevlere göre yapılması gerekir. Bunun için ise bir dizi semantik rol işaretleyicilerinin benimsenmesi gerekir. Bütün tartışmalardan anlaşılıyor ki, Türkçede yüzey yapıdaki durum ekli unsurların semantik rol çözümlemesine, söz dizimsel çözümlemenin yapısal temellere oturtulmasına ve fiillerin geçişlilik-geçişsizliğinin idrak anlambilim (cognitive linguistics) açısından yeniden değerlendirilip sınıflandırılmasına ihtiyaç vardır.” sonucuna varmıştır.

Düz tümleç konusunda birçok çalışması bulunan Erdoğan Boz: “Geleneksel dilbilgisinin nesne tanımındaki kalıplaşma, birçok dilbilgiciyi tümceler karşısında sıkıntıya sokmaktadır. Nesnenin tümcede eylemin etkilediği varlık olarak kabul edilmesi, biçimsel olarak nesne konumunda olmasına karşın anlamsal olarak buna olanak tanımayan durumlarda bir çıkmaza neden olmaktadır. Buradaki asıl sorun tümce ögelerinin sınırlarının tam olarak çizilememiş olmasıdır.” diyerek düz tümleç hakkındaki sorunların kaynağı olarak, düz tümlecin farklı açılardan ve eksik olarak ele alınmasını gösterir. (Boz, 2007:58).
Yukarıdaki özet görüşlerde görüldüğü üzere, çoğu dilci birçok gramer konusunda olduğu gibi söz dizimi ve düz tümleç konusunda da bir sorun olduğunu ve bu sorunun çözülmesi gerektiği görüşünü dile getirmektedir. Bu çalışmadaki gaye, düz tümleç hakkındaki sorunların bu alanda yapılan çalışmalar ışığında çözümüne yardımcı olmaktır. Düz tümleç, düz tümleç terimi, düz tümleç tanımı, yüklem düz tümleç ilişkisi, düz tümlecin aldığı ekler, edilgen cümlelerde düz tümleç, dönüşlü cümlelerde düz tümleç, fiil – tamlayıcı ilişkisi açısından düz tümleç, kelime gruplarında düz tümleç olmak üzere sekiz başlıkta ele alındı. Böylece düz tümleç hakkındaki tartışmalı konulara çözüm bulma gayretine katkıda bulunmaya çalışılmıştır.

2. Düz Tümleç Terimi

Türkçede çoğu gramer terimi için ikiden fazla isim kullanılmaktadır. Hatta bazıları için kullanılan isimlerin sayısı yediyi sekizi bulabilmektedir. Örneğin düz tümleç için: “mef ulün sarîh, düz tümleç, nesne, objekt, asıl tümleç, dolaysız tamamlayıcı, dolaysız tümleç” olmak üzere yedi terim kullanılmaktadır. Gittikçe içinden çıkılmaz bir hâl alan bu terim kalabalığının ve karmaşıklığının önüne geçmemiz gerekir. Aksi takdirde bu karmaşıklık, dilimizin gramer yapısının öğrenilmesi ve öğretilmesi konusunda çok büyük sorunlara yol açacaktır.

Terimler belirlenirken yabancı dillerdeki özellikle Türkçeden farklı dil ailelerine ve farklı yapılara sahip dillerdeki karşılıklarına bakmak yerine dilimizin yapı, anlam ve gramatikal özelliklerini göz önünde bulundurulmalıdır. Daha sonra gerekirse öncelikle Türkçeyle aynı dil ailesine mensup, aynı yapıya sahip diller olmak üzere yabancı dillerdeki karşılıklarına bakılmalıdır. Terimlerin içlem ve kaplamları arasında bir tutarlılık olmasına dikkat edilmelidir. Bunun için öncelikle terimlerin neye göre belirleneceğine karar verilmelidir. Çünkü terimlerin belirlenmesi için birbirinden farklı ölçüt ve yaklaşımları esas almak terimlerin içerik ve kapsamlarını belirlemekten çok onları belirsizleştirir.
Kemal Demiray “Edat Tümleci Konusunda Doğan Düşünceler” (1967, 193: 16-18) başlıklı çalışmasında düz tümleç, dolaylı tümleç, zarf tümleci ayrımlarının anlam esasına göre konduğunu belirterek, kullanılan terimlerin Fransızcadaki eş değerlerine işaret ettikten sonra: “Türkçenin kendi yapı özelliğine göre ayrımlara gitmenin gerektiğine, Hint-Avrupa ya da Arap dilleri gramercilerinin ayrımlarından, onların kullandıkları terimlerin çevirilerinden ayrılmak gerektiğine inandığımızı belirtmek isteriz. Dil incelemelerinde yöntemler elbette ortaktır, fakat terimler, tanımlar çeviri yolu ile konamaz, konursa böyle bir gramer dilin özelliklerini tam belirtemez, eksik olur, birtakım çelişmeler ortaya çıkar.” der. Daha sonra bir “ana gramer” hazırlanması düşüncesini dile getirir: “Klasik anlayışı yıkıp, yepyeni bir anlayışla, yeni ayırım, terim ve tanımlarla ortaya çıkmak da okullar için hazırlanmış gramerlerden beklenemez. Bu görev, olsa olsa, ancak bir „ana gramer‟ olanağı içinde düşünülebilir.” Demiray‟ın bu görüşleri, dilbilgisi terimlerinin önemli bir kısmının bir türlü yerli yerine oturmamasına ya da kabul görmemesine açıklık getirmesi bakımından önemlidir.

Erdoğan Boz: “Nesnenin tümcede eylemin etkilediği varlık olarak kabul edilmesi, biçimsel olarak nesne konumunda olmasına karşın anlamsal olarak buna olanak tanımayan durumlarda bir çıkmaza neden olmaktadır.” diyerek “nesne” teriminin içlem-kaplam tutarsızlığına dikkat çekmektedir, (Boz, 2007:58).

Bilgegil: “Nesne terimi, nesne kelimesinden çok geniş bir kapsamla karşımıza çıkıyor. Zira bu görevi taşıyan cümle ögesi, maddi manevi her varlık ve niteliğe delalet eden söz olabiliyor. Terimin kaplamı ile ona tahsis edilen kelimenin içlemi arasında bir uygunsuzluk meydandadır. “Ben Allah‟ı severim” cümlesini tahlil eden, “Allah‟ı” sözünü nesne terimi ile ifade edecektir; hâlbuki “Allah” nesne değildir. Bu kadar büyük ve geniş anlamlı sözü bir yana bırakalım: “Hasan Ali‟yi görmüş.” cümlesini inceleyen kimse, sıra “Ali” kelimesinin görevine gelince, yine nesne sözcüğüne başvuracaktır. Hâlbuki “Ali” de nesne değildir. Acaba eski terimle, meful-i bih denseydi, “Ali” olabilse bile, “Allah” hakikatte mef ul olabilir miydi? Hayır. Kelimelerin sözlük anlamlarıyla, terim olarak kullanışlarındaki bu ayrılık her bilimde karşımıza çıkar. Biz; muhtemel karıştırmayı önlemek için, burada nesne teriminin sözlük anlamından çok geniş sahayı kapladığını işaretle yetineceğiz.”(Bilgegil, 2009: 32-33) diyerek nesne teriminin içlemi ile kaplamı arasındaki tutarsızlığa dikkat çekmektedir.

Düz tümleç hakkındaki farklı görüş, yaklaşımların önemli bir kısmı Bilgegil‟in işaret ettiği terimin içlem ve kaplamının farklılığından kaynaklanmaktadır. Bu ögeyi oluşturan kelime ya da kelime gruplarının büyük çoğunluğunun “nesne” kavramıyla karşılanamayacağı aşikârdır. Çünkü bu öğeyi oluşturn kelime ya da kelime gruplarının karşıladığı varlıkların tamamının nesne olmadığı göz önüne alınırsa bu terimi “nesne” olarak karşılayamayacağımız gün gibi ortadadır. Zaten bunun farkında olan Bilgegil düz tümleci yeniden tanımlama gereği duymuştur. “Yeniden tanımlayalım yüklemi geçişli fiil olan cümlede bu yüklemin etki alanını ifade eden kelime veya kelime grubu nesneyi teşkil eder. Buna düz tümleç de deniyor. “Ahmet, kapıyı açtı.” cümlesinde “açtı” eyleminin etki alanını gösteren “kapıyı” kelimesi; “Çocuk camı kırdı.” cümlesinde “kırdı” eyleminin etki alnını gösteren “camı” kelimesi, “Çoban koyunları otlatıyor.” cümlesinde, “otlatıyor” eyleminin etki alanını gösteren “koyunları” kelimesi; “Annesi Ali‟yi payladı.” cümlesinde “payladı” kelimesinin etki alanını gösteren “Ali‟yi” kelimesi hep nesnedir. Demek ki nesne yüklemde anlatılan eylemin kendisine geçtiği varlık veya niteliği ifade eden bir söz oluyor.”(Bilgegil, 2009: 32-33). Bilgegil tanımı genişletmiş fakat kelimelerin sözlük anlamıyla terim anlamının farklı olabileceği düşüncesiyle terimi değiştirme gereği duymamıştır. Bilgegil‟in değindiği içlem-kaplam tutarsızlığı, kelimenin sözlük anlamıyla terim anlamının farklılığıyla izah edilerek geçiştirilecek bir durum değildir. Bu yaklaşım çözüm olmaktan ziyade sorunu büyütür. Hâlbuki bu tutarsızlık söz konusu ögeyi “nesne” terimiyle karşılama yerine Bilgegil‟in de “nesne”nin eş anlamlısı olarak verdiği “düz tümleç” terimiyle karşılayarak rahatlıkla giderilebilir.

Bugüne kadar düz tümleç için; “düz tümleç, nesne, objekt, asıl tümleç, dolaysız tümleç, mef‟ulün sarîh” gibi değişik isimler kullanılmıştır. (Topaloğlu,1989:109) Gramer ve söz dizimi kitaplarına bakıldığında bu terimlerden en çok “nesne” teriminin kullanıldığı görülür. Fakat (Meydan-Larousse 1973, XII, 335-2), (Gencan1979,96), (Vardar 1980,1988) gibi kaynaklarda düz tümleç teriminin kullanıldığı görülürken, (Bilgegil, 2009:33), (Hengirmen, 2007:328) gibi gramer kitapları ve (Akın, 2007, 208), (Boz, 2004:502) gibi makalelerde düz tümleç teriminin “nesne”nin eşanlamlısı olarak verildiği görülür.

Yukarıda değindiğimiz üzere bu öge için “nesne” terimi kullanıldığında, “nesne” teriminin içlemi( Belli bir ağırlığı ve hacmi bulunan her türlü cansız varlık, şey, obje.) bu ögenin kaplamı(gr. Geçişli fiili bütünleyen yalın veya belirtme durumunda bulunan tümleç)nı (Türkçe Sözlük,1998: 1647) karşılamadığı için birtakım tutarsızlıklar ortaya çıkmakta ve yanlış yaklaşımlara neden olmaktadır. Örneğin, Alaaddin Mehmedoğlu‟nun, “nesne”nin, cümlede eşya bildiren yalın ve ilgi hâllerinden başka, kalan hâllerde kullanılan öge olduğunu, yani düz tümleci, diğer tanımların büyük bir kısmında olduğu gibi, sadece yalın ve yükleme hâlleriyle yükleme bağlanan bir öge olarak değil, “gerektiğinde diğer hâl ekleriyle de yükleme bağlanabilen bir öge” olarak tanımlamak gerektiğini ifade etmesi, onun “nesne” kelimesinin sözlük anlamını esas alarak bu tür yanlış yaklaşım içine girdiğini gösterir. (Mehmedoğlu, 2001: 80).

Bir terim için isim olarak seçilen kelime ya da kelime grubu, o terimi oluşturan unsurların hepsini içine almalı, yabancı unsurların hepsini dışında bırakmalıdır. Bu anlayışla yazımızın konusu olan öge için “düz tümleç” terimi kullanıldığında içlem ve kaplam tutarsızlığı ortadan kalkacaktır. Örneğin “Fatma derslerini geçip geçmediğini bilmiyor.”, “Fatma kitap okudu.”, “Fatma Ayşe‟yi dövdü.” “Ayşe mutluluğumu kıskanıyor.” “cümlelerinde altı çizili dört ayrı düz tümleç vardır.” dediğimizde burada terimin isminde bir içlem-kaplam tutarsızlığı yokken “cümlelerinde altı çizili dört ayrı nesne vardır” dediğimizde içlem-kaplam ya da sözlük anlamı-terim anlamı arasındaki tutarsızlık baş gösterir. Çünkü “kitap” nesne iken, “Ayşe” kişi, “derslerini geçip geçmediği” fiilimsi grubu, “mutluluk” soyut bir kavramdır. Buradan anlaşılıyor ki bu öge için “düz tümleç” terimi kullanıldığında içlem-kaplam ya da sözlük anlamı-terim anlamı arasındaki tutarsızlık ortadan kalkmış oluyor. Onun için bu öge için, “düz tümleç”; düz tümlecin eksiz olanı için, “belirsiz düz tümleç”; belirtme eki alanı için de, “belirli düz tümleç” terimi kullanılmalıdır.