Türkülerin Gücü

TÜRKÜLERİN GÜCÜ*

Türkü, müzik terimi olarak halk müziğindeki bir beste formunun adıdır. Genel olarak “uzun havalar”ın dışında kalan bestelerin hepsine türkü deyip geçeriz.

Türkü, aynı zamanda bir edebiyat terimidir. Halk şiirinde bir nazım şeklini anlatır. Türkü, temelinde mâni ve koşma gibi “dörtlük” nazım birimi olduğu halde, “bent” ve “nakarat” bölümlerindeki mısra sayılarının, -başta ezgi olmak üzere- çeşitli etkenlerle azalıp çoğalmasıyla çeşitlenen, “gayr-ı muayyen” bir nazım şeklidir.

Türkü formundaki bestelerin sözleri (güfteleri), her zaman türkü nazım şeklinde olmaz. Mâni katarlarının veya koşmaların da türkü formunda bestelendiği örnekler çoktur.

Türkünün müzik ve edebiyat terimi olarak net tanımı yapılmış değildir. “Halk şiirinde şekil yoktur, tür vardır; bunu da belirleyen ezgidir.” şeklindeki yaygın görüş, edebiyatın ve müziğin alanlarını net olarak ayırmaya engel olmaktadır. Türk halk müziği ve halk edebiyatı araştırmacılarının, alanlarına ait terimleri, kendi malzemelerine dayalı olarak tanımlamaları beklenir.

Ezgi ve sözün birlikte hayat verdiği türküler, milletimizin tarih içindeki duygularını yüklediği bir arşiv niteliğindedir. Milletimizin nabzı türkülerde atar. Aşkı, acıyı, ayrılığı, gurbeti, sılayı nasıl algılamamız gerektiğini bize türküler öğretir. Yemen’in feryâdı, Çanakkale’nin çığlığı onlarda saklıdır. Mehmet Kaplan, bizi yüz yıllar ötesinden gelen bir sevgi ve heyecanla birleştiren türkülerimizin -oyunlarımızla birlikte- bütün gönülleri birbirine kenetleyen en kuvvetli dil olduğu görüşündedir. Shakespeare onun için, “Bir milletin türkülerini yapanlar, kanunlarını yapanlardan daha güçlüdür. demiştir.

Yemen Türküsü (Havada Bulut Yok)

Çanakkale Türküsü

Dil, ortaya çıkışı ve sistematiği bakımından nasıl gizemli, metafizik bir özellik taşırsa, türkü ile simgeleştirilen müziğimiz de tıpkı öyledir. Bizleri, bir tespihin ipine dizer gibi Türkçenin etrafında toplayan güç, aynı zamanda türkülerin de etrafında toplamıştır. Biz bu Türkçenin ve türkülerin çocuklarıyız. “Birlikte türkü söyleyebildiklerim benim milliyetimdendir.” diyen Nevzat Kösoğlu, türkülerin millet hayatındaki bu önemli işlevine işaret etmektedir.

Dil sayesinde düşünür, dil ile konuşur, dil ile anlaşırız. Yüz yıllar önce yaşamış bir soydaşımızla konuşup anlaşabilmenin olağan üstü güzelliğini hiç düşündük mü? “Gitme ey yolcu beraber oturup ağlaşalım / Elemin bir yüreğin kârı değil paylaşalım” diyen Mehmet Âkif gibi, gönlümüzü yüz yaşında bir türkünün gönlüne dayayıp ağlaşabilmenin esrarına kafa yorduk mu? Bu imkânlardan yoksun olmak, bir millet için ne büyük kayıptır.

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nde işaret ettiği üzere, bu gün Türk milletinin en önemli kaleleri işgal edilmiş durumdadır. Dil kalesi, müzik kalesi işgal altındadır. Kafası ve gönlü işgal altındadır. Türkçeyi yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmakla yükümlü olanlar, herkesten çok onlara teşne ve hayrandır. Türkü dinlemek cahil halk kitlelerine özgü basit bir zevk olarak görülmekte, yabancı müziklerin cazibesi günden güne artmaktadır. Bilge Kağan‘ın kemikleri sızlamaktadır, Ziya Gökalp‘ın, Atatürk‘ün kemikleri sızlamaktadır.

Yurt savunmasının, askerle sınır boylarında yapılacağını sananlar yanılmaktadır. Vatan savunması kafaların ve gönüllerin tahkimi ile mümkün olur.

İnsanımızın kafası ve gönlü muhkem olursa, Çanakkale’ye saldıran en güçlü orduları püskürtebiliriz; İstanbul’u işgal eden mağrur düşmanlar bir gün geldikleri gibi giderler. Aksi takdirde, düşmana karşı savaşacak insan bulmakta zorlanırız.

Çoğu isimsiz bir halk ozanı tarafından yaratıldıktan sonra, yüz yıllar boyu halk denilen büyük ustanın tashih ve tezhibinden geçen türküler, milletimizin büyük tecrübesini sese ve söze bürünmüş birer mucize olarak önümüze sererler.

Ahmet Hamdi Tanpınar, “Anadolu’nun romanını yazmak isteyenler türkülerden yola çıkmalıdır.” derken bu hususa işaret etmişti. Türkülerde damıtılmış “şiir balı”na dikkat çeken, ressam şairimiz Bedri Rahmi Eyüboğlu, çağdaş şairleri çok önemli bir kaynağa çağırmaktadır. Nihat Sami Banarlı da, türkülerimizdeki zengin melodileri yarının büyük sanatı için birer ham madde olarak görür.

Folklorun şiire düşman olduğunu söyleyen Cemal Süreyya, onun baskın gücünün şairi kendi yörüngesine çekme tehlikesine dikkat çekmiş olmalıdır. Geleneği taklit ve tekrar edenlerin bugün ve yarın kalıcı olması mümkün değildir. Onu özümseyebilenler, her dem yeni olan eserlerinde daima ondan bir rayiha bulunduğunu göreceklerdir.

Alevî geleneğinin “telli Kur’an” diye kutsadığı bağlama, sanayileşmeye inat, şaşırtıcı şekilde gönül dilimizi konuşturmaya ve geliştirmeye devam ediyor. Yeni besteler, eski türkülerdeki kışkırtıcı sadeliğin sırrını anladığı ölçüde kalıcı olmayı başarıyor.

Şu Kanlı Zalimin Ettiği İşler (Şiir: Pir Sultan Abdal)

TÜRKÜLER – (Şiir: Ali AKBAŞ)

Bir yılda yoğurduk her mısraını
Yüzüğe kaş ettik Ağrı dağını
Dünyaya değişmem bir aksağını
Bir kutlu töredir bizim türküler

Türküler bilirim Vanlı, Yemenli
Yemen’in yolları güllü çemenli
Söylemiş gelinler gözleri nemli
Künyedir kuradır bizim türküler

Kavruldum ateşte boğuldum gamda
Hepsi ayrı hava ayrı makamda
Bir gelini sel aparmış Mugan’da
Sellerde Sara’dır bizim türküler

Yıkılmış siyeci bozulmuş bağlar
Davullar ah çeker zurnalar ağlar
Bu gelin gönülsüz salmayın dağlar
Bir bahtı karadır bizim türküler

Ay karanlık bulamamış yolunu
Seferberlik yaman bükmüş belini
Zifiri gecede sinsin yalımı
Zulmette çıradır bizim türküler

Mâverâdan gelen bir nida gibi
Bir merhaba gibi, elveda gibi
Bağrımız üstünde yanar dağ gibi
Onulmaz yaradır bizim türküler

Barak dedikleri bir ince ağrı
Yükselir her gece sabaha doğru
Uğuldayıp durur dağların bağrı
Tılsımlı mağradır bizim türküler

Ekinler biçilir toy düğün olur
Güzün gün kısalır bir süyüm olur
Her çeşme başında kırk güğüm olur
Nöbettir sıradır bizim türküler

Elif ördek olur, göllerde yüzer
Suyun aynasında saçını çözer
Ceylanlar peşinde avcılar gezer
Bir mîrî meradır bizim türküler

Suları ürperten bir Nida olur
Aksi sedâ veren Altındağ olur
Bir merhaba olur, elveda olur
Ne kutlu töredir bizim türküler

Veysel susar Davut Sulari söyler
Kırım ‘dan gelirken serdârı söyler
Köylüsü kentlisi hünkârı söyler
Fermanda tuğradır bizim türküler

Köroğlu dağlarda kalır mı nâçar
Hızır himmet eder kuş olur uçar
Beyler unutursa Keloğlan açar
Sihirli sofradır bizim türküler

Kaynak: Prof. Dr. Cemal Kurnaz, Türkülerin Gücü*