Şair Kutb Kimdir?

Şair Kutb Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

Kutb, 14. yüzyılda Türkistan’da yaşamış şairlerden biridir. Kutb aslen Harezmlidir; ama onun hakkında tam bilgi yoktur. Şairin edebî eserlerinden bize sadece “Hüsrev ü Şirin” destanı gelmiştir. Eserin dünyadaki tek el yazması Paris’teki “Nasyonal Bibliyotek”te bulunmaktadır. Bu elyazma Hicrî 785 (Miladî 1383)’te İskenderiye’de (Mısır), Kıpçak Türklerinden Berke Fakih ibni Barâkaz ibni Kandud İbni Edgü tarafından istinsah edilmiştir. Eserin el yazmasını o dönemde Altın Ordu’dan alıp getirmiştir.

Kutb, bu hikâyeyi Altın Ordu hanı Tırabek Han’a bağışlamıştır (Tırabek, meşhur Batu Han’ın oğlu Özbek Han’ın oğludur; Özbek Han’ın 1312-1342 yıllarında hükümdarlık yaptığını düşünürsek, Tırabek’in ve elbette Kutb’un yaşadığı devir de bu zamana rastlar, demek mümkündür). Şair, eserini 1330 yılında başlayıp 1340 yılında Sığnak şehrinde tamamlamıştır. Eseri Özbek Han’dan sonra tahta oturan Şehzade Tırabek’e ve onun karısına bağışlamıştır. Tırabek 1340 yılında tahta çıkıp, 1342 yılında kardeşi Berdibek tarafından öldürülmüştür. Şair, Tırabek’i eserin “Şehzade Tırabek Han Methi” bölümünde şöyle yüceltiyor:

“Dünya o gün yüzüyle aydınlık
Ki ondan din ve devlet
Ulus il erekliği, sultanı, hanı,
Cihan halkı, tanı, tanda canı…”

Kutb bu eseri, Genceli Nizamî‘nin Farsça “Hüsrev ü Şîrîn” adlı eserinden etkilenip, onun bazı yerlerini tercüme ederek yazmıştır. Kutb’un eserinin elyazması 120 varak, 240 sayfa, 4740 beyittir. Kutb’un eseri 91 bölümden, Nizamî’ninki 180 bölümden ibarettir; Nizamî’de 6220 beyit, Kutb’da ise 4740 beyit mevcuttur. Yani fark büyüktür. Hikâyenin başlangıcı ve hatime kısımları da kesinlikle benzemiyor. Nizamî’nin beyitleri aynen tercüme edilmemiş, serbest tercüme yapılmıştır. Bunların hepsi “Kutb, kendi hikâyesini Nizamî’den etkilenip ona dayanarak yazmıştır” fikrini ortaya koyuyor. Zaten bu hususta Kutb’un kendisi hikâyede şöyle diyor:

“Kazan gibi kaynayıp bu sevdayı pişirdim,
Nizamî balından helva pişürdüm
Hanımın adına bu Fars dilini
Çevirdim, düzdüm bu nazm üzere kıldım”

Nizamî’nin bu eserini sadece Kutb değil, başka devirdeki başka şairler de çevirmiş ve eserden etkilenmişlerdir. Mesela Azerbaycanlı bilgin Hamit Araslı, 15. asırda Türk şairi Şeyhî’nin de Kutb gibi serbest tercüme vasıtasıyla kendine has bir eser yarattığını, sonra bu eseri Ali Nihat Tarlan‘nın (1949’da) sonra da Sabri Sevsevil’in Türkiye türkçesine aktarıp yayımladığım belirtir (N. Gencevî, Hüsrev ü Şîrîn, Söz Başı, “tim” Neşriyatı, Bakı, 1981,22. s.)

Eserin konusu kısaca şöyle: İran’da Hürmüz denen bir padişah, onun da Hüsrev adlı bir oğlu varmış. Hüsrev’in hizmetkârları arasında Savur denen bir ressam bulunmaktadır. Savur bir gün Hüsrev’e melike Mehinbanu ve onun yiğeni güzel Şirin’den bahseder, o da Şirin’e âşık olur. Hüsrev, Şavur’dan rica eder ve onu elçiliğe gönderir. Savur, Şirin’in ülkesi olan Ermenistan’a varıp, Hüsrev’in resmini çizerek Şirin’in gezdiği bağdaki bir ağaca asar. Şirin de gıyabında Hüsrev’e âşık olur. Ama kaderin cilvesiyle Hüsrev, taht için mücadelelerden sonra Bizantiye-Rum kayserinin kızı Meryem’le evlenir. Hüsrev şah olduktan sonra Meryem ölür ve Hüsrev Şeker adındaki bir kızla daha evlenir. Bu arada Şirin de (Mehunbanu ölünce) tahta çıkar, ülkesini bayındır kılıp, dağlardan su getirtir. Dağdan su çıkartırken Ferhad adında bir usta ona âşık olur. Bunu duyup kıskanan Hüsrev bir adam gönderip Fer-had’ı öldürtür. Bu arada Şeker de ölür. Sonra Hüsrev Şirin’le evlenir. Ama ilk karısı Meryem’den olan oğlu Şiruye babası Hüsrev’i öldürür, Şiruye Şirin’le evlenmek ister, Şirin kabul etmez. Şirin de kendisini Hüsrev’in mezarı üstünde öldürür.

Bu vakıa esnasında bir çok hikâye yazılmıştır. Nizamî’den sonra da “Hamse” yazanlar, mesela Ali Şir Nevayî de “Ferhâd ve Şîrîn” eserinde bu asıl eserden (aynen değil, değiştirilmiş tekrar işlenmiş hâlde) faydalanmıştır. 20. asırda ise bir dizi “Ferhâd ü Şîrîn” adıyla müzikli dramalar, sinema filmleri yapılmıştır.

Kutb’un “Hüsrev ü Şîrîn” hikâyesi, edebiyat tarihinde önemli bir yere sahiptir. 1959 yılında yayımlanan “Özbek Edebiyatı” antolojisine eserden parçalar alınmıştır. Ergaş Fazilov tarafından yayıma hazırlanan “XIV. Asr Hârezm Yadnâmeleri” kitabında hikâyenin metni tam verilmiştir. Neten Mallayev’in “Özbek Edebiyati Tarihi” (Taşkent, 1977) kitaplarında özel yer verilmiştir.

Kutb’un “Hüsrev ü Şîrîn” adlı eseri, 14. asırdaki Türkistan Türkçesi hakkında, o devirdeki şiir, sanat konusunda malumat vermesiyle de çok kıymetlidir. Bugün bütün Türk dünyasındaki şairlerin, yazarların sadece Türkçeden faydalanıp bir eser yazmaları çok sonradır. Kutb’un eserinde öyle koyulan satırlar var ki onlar da sadece Türkçe yazılmıştır.

Bir iki örnek verelim: “Togardın kün batarga tegrü kezdim” (153. s.); “Yılıp on tört tün künyar tileyi, ol on törtinçi tünning tolunayı” (160. s.); çavgan oyunu tasvirinde şöyle diyor: “Teğip çavgan yeli top kuş teg uçh I buht birle uruşup kayra tüşti” (184. s.).

Kutb eserinde Türk sözünün gücünü, bir çok anlam f arklanyla göstermiştir. Örnek olarak:

“Kuraklar könglini anıng karala
Yüreğin koydurur nar tep yangakı” (163. s.)

“Nitekim işke artıp ol iki yâr
Şişip can bağını, bâg içre oynar” (186. s.)

Şair dünya, hayat, insan hakkındaki felsefi mısraları da son derece güzel, mükemmel bir şekilde yazar. “Dünya, insanı öldürür, ona aşık olup, sarılıp; yani maddiyata sarılıp, maneviyattan uzaklaşıp, kendini harap etme” şeklindeki düşünce eserde çok tekrarlanır. Bir örnek verilirse:

“Veli dünya üçün kılma kb’ngül tar,
Köngül tarlıgı kazgu ketrür ey yâr

Bu agu birle bardı ol atamız
Ata öldi, oğul kalgay mu hergiz

Nece bu dünya kazgusınyiyürsen
Ata öltirgüçini dost tiyürsen” (209. s.)

Şair Kutb bu eserde Türkistan tasavvuf şiirindeki yönelişi devam ettirir. Ahmed Yesevî’deki “ölmeden önce ölmek” gayesi Kutb’da da vardır” “Birip topraknı yelge, otka sur koy / ölüm kelgü sang öngdin ölüp koy” (177. s.); önden, yani önceden öl, yani nefsini öldür, maneviyatla yaşa diyor, şair. Bu anlamda yine şöyle diyor: “îyerme dünyağa, yoklık yolın tut, Azakka sal teningni can kolin tut” (177. s.). Şair sevgiyi, gerçek sevgiyi şöyle tarif ediyor: “Sen ölsen kim sanga hiç yok yokluk” (261. s.). (Bu ve bundan önceki parçalar, E Fazilov tarafından neşre hazırlanan “14. Asır Harezm Yadnâmeleri” adlı kitabından alınmıştır; kitapta Kutb’un hikayesi tam verilmiştir, kitap “Fen” neşriyatındandır, 1973’te Taşkent’te basılmıştır.)

Biz Kutb’un “Hüsrev ü Şirin” hikâyesinden bir bölümü bu antalojiye aldık. Bir kısmı, kesinlikle Kutb’un kalemine ait olan, “Kitâb nazm kılmakka sebeb beyan ayur” sözü ile başlayan bölümden, diğer kısmı ise Hüsrev ile Ferhad’m meşhur söy-leşmesindendir. Bunu Kutb serbest tercüme etmiş, bazı yerleri kendisi eklemiştir. Nizamî’de bu kısma “Münâzara-i Hüsrev ü Ferhad” denir ve şöyle başlanır:

“Nahustinbarguftaşezkücayî
Biguft ezdarîmülkî aşnayî
Biguft en ca ba san ‘at der çi kuşeni
Biguft endukharandû can fürûşend…”

(Nizami Gencevî, “Külliyat” der penç cild, cild-i yeküm; “Hüsrevü Şirin” Düşenbe, 1982, 215. s.). Bu mısraları Kutb’un nasıl çevirdiğini metinde okursunuz. Eğer bu parçayı A.Ş. Nevâyi’nin “Hamse” sindeki “Ferhad ü Şirin” bölümüyle karşılaştırırsak, tek bir satır bile benzerlik olmadığını görürüz:

“Dedi kaydınsen, ey mecnûn-ı gumreh
Dedi mecnûn vatandır kayda agah
Dedi nedür sanga âlemde pîşe
Dedi ‘ışk içren tecnûnlık hemîşe… “

(Ali Şir Nevâyî, “Hamse”, “Ferhad ü Şirin” hikâyesi, 15 ciltlik “Eserler”inin 7. cildi, Taşkent, 1964,276-277. s.).

Kısacası, Kutb’un “Husrev ü Şirin” hikâyesi 14. asırda Türkistan’da yazılmış büyük bir felsefî eserdir. Türk edebiyatı tarihinin eşsiz bir örneğidir. Eserin hem aşk ve macera hikâyesi olması bakımından, hem felsefe ve tarih eseri olması bakımından hem de Türk edebiyatı ve dili açısından kıymeti büyüktür.

HÜSREV VE ŞİRİN*
(Hikâyeden parça)

KİTÂB NAZM QILMAQQA SEBEB BEYÂN AYTUR / KİTABI NAZMETME (YAZMA) SEBEBİNİ SÖYLER

Nice yıl boldı canım ösker erdi
Köfmlde uşbu endîşe bar erdi

Ne teg şâh tabgına ir barga men tip
Bu könlüm qadgusmı tirge men tip

Körüp könlüm kim asm rağbetim bar
Buyurdı kim qatıglan emdi ey yâr

Revây ay Qutb terkin kiç bolur bil
Ne bilgeyler seni sözletmesen til

Nizamî nazmı yaftlıg tüz sözüşni
Anın belgüt hanıfiga bu özüfmi

Hanım birle melike atına bir
Kitabı qılguqa qıl tidi tedbîr

Boyum şehrine könlüm erdi sultân
Canım andan qabûl qıldı bu ferman

Könül fermanını cân birle tuttum
Adın saqınçm bir yolı unuttum

Qazan teg qaynap uş sevda bişürdüm
Nizamî balıdın helva bişürdüm

Hanım atınga uşbu pârsi türü
Çevürdüm tüzdüm uş nazm üzre qılnı

Çıqardım hoş yıdıglıq suv bu köldin
Köfıüller qansu tip bu safi suvdın

Günümüz Türkçesiyle:

Kaç yıl oldu canım özlerdi
Gönülde bu endişe vardı

Nice şah tapuna bir varacağım diye
Bu gönlümün kaygısını dağıtacağım diye

Gönlüm çok rağbetim olduğunu görünce
Ey yâr şimdi gayret et diye buyurdu

Ey Kutb giden çabucak küçülür, bil
Söz söylemesen seni ne bilecekler

Nizamî nazmı gibi sözünü düz,
Kendini hanına onunla bildir

Hânımla melike adına ver
Kitabı yazana tedbirli ol dedi

Bedenimin şehrine gönlüm sultandı
Canım bu fermanı ondan aldı

Gönül emrini canla yerine getirdim
Başka düşünceyi bir defada unuttum

Kazan gibi kaynayıp bu sevdayı pişirdim
Nizamî balından helva pişirdim

Hânımın adını bu Fars dilini
Bu nazım üzre tüyü çevirdim düzdüm.

Bu gölden hoş kokulu su çıkardım
Bu saf sudan gönüller kansın diye

(Özbek Edebiyatı, I. Cilt, Taşkent, 1959, 118-129. s.)
* Necmettin Hacıeminoğlu, “Kutbun Hüsrev ü Şirin’i ve Dil Hususiyetleri”, İstanbul, 1968 eseri esas alınmıştır.