Aşiyan Nedir?

Aşiyan Nedir? Aşiyan Kelimesinin Anlamları

Aşiyan” kelimesinin sözlükteki anlamları ise şöyle:

aşiyan
isim (a:şiya:n) Farsça
1. Kuş yuvası
2. Ev, oturulan yer, mesken

asiyanTevfik Fikret’in evi Âşiyan

Şair Tevfik Fikret‘in ‘kuş yuvası’ anlamına gelen Aşiyan’daki köşkü.

AŞİYAN’IN HİKAYESİ

Amatör bir mimar olan Tevfik Fikret hayalini kurduğu Aşiyan’ın projesini kendisi çizmişti. Aksaray’daki evini satıp Aşiyan için anlaştığı müteahhit ise parayı alıp kaçtı. Köşk borçla bitirildi. Tevfik Fikret inşaat sırasında işçilerle birlikte çalıştı. 1906’da köşkün yapımı bitti. Tevfik Fikret, Boğaziçi’ne bakan büyük pencerelerle ve binayı saran geniş bir balkonla donattığı Aşiyan’ı çok seviyordu. Ama özenle inşa ettiği köşkte hem ülkenin haline kahrolduğundan hem de evlat hasretinden hastalandı. Tevfik Fikret Aşiyan’da sadece 9 yıl yaşayabildi. Köşkün adı olan Aşiyan zamanla semtin adı oldu.

Tevfik Fikret, 1867’de İstanbul’da doğdu. Daha 12 yaşındayken annesi Refia Hanım ile büyük dayısı Hasan Nuri Bey hac dönüşü koleraya yakalanıp öldü. Dürüstlüğüyle tanınan babası Hüseyin Bey ise bir ihbar sonucu II. Abdülhamit döneminde sürgüne gönderildi ve ailesinden uzaklarda öldü. Tevfik Fikret’in kız kardeşi Sıdıka Hanım ise kaba saba bir adam olan eşinin baskısı altında üzüntüden vefat etti. Tevfik Fikret halası tarafından büyütüldü.

BAKAN OLMAK İSTEMEDİ

Tevfik Fikret 1888’de Galatasaray Lisesi’nden birincilikle mezun olduğu gün şair olarak tanınmış bir kişiydi. Ardından Hariciye’de çalışmaya başladı. Ama memurluğu sevemedi ve istifa etti. Bir süre özel ders vererek geçimini sağlamaya çalıştıysa da para kazanamadı. Şiir yazdığı, yönetiminde bulunduğu dergiler de sansür kurulunun hışmına uğruyor, uzun ömürlü olamıyordu. Geçim sıkıntısına düşünce tekrar eski memuriyetine döndü. İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra arkadaşlarıyla birlikte Tanin gazetesini çıkardı. Gazetenin İttihat ve Terakki’nin resmi yayını durumuna gelmesi üzerine hayal kırıklığına uğradı. Kendisine Maarif Nazırlığı (Milli Eğitim Bakanlığı) önerilmesine rağmen gazeteden ayrıldı.

ZİNCİRLİ İSYAN

Tevfik Fikret, Maarif Nazırı Abdurrahman Şeref’in çağrısıyla Galatasaray Lisesi müdürü oldu. O günlerde 31 Mart Olayı yaşandı. Tevfik Fikret, Galatasaray Lisesi’ne saldırmak isteyenlere karşı kendini okulun kapısına zincirle bağladı, “Cesedimi çiğnemeden okula giremezsiniz” diyerek saldırıya izin vermedi. Ertesi gün de istifa etti. Öğrencilerin ısrarlarıyla görevine döndüyse de yeni gelen Maarif Nazırı’yla anlaşamadı. Galatasaray’dan ayrıldı ve Aşiyan’a çekildi. Artık, İttihat ve Terakki iktidarına da muhalifti. Sadece Robert Kolej’de çalışan şair, aşırı üzüntüler sonucunda ağır bir şeker hastalığına yakalandı. 1914’te sağlığı iyice bozuldu.

‘ARTIK YIKILIYORUM’

Tevfik Fikret, son günlerinde “Artık ölümün yaklaştığını hissediyorum. Bunun için memnunum. Çünkü hayat artık bana pek ağır geliyor. İyileşirim diye korkuyorum” diyordu. Şair, “Ölümün lezzetini katre katre tadıyorum. Bu da benim için bir teselli oluyor” diyerek sevenlerini üzüyordu. Evlat hasretiyle iyice çöken Tevfik Fikret 19 Ağustos 1915 sabahı şeker komasına girdi. Büyük şair, odasındaki cam fanuslu mekanik saat 02.20’yi gösterirken “Artık yıkılıyorum!.. Yavrum.. yavrum!..” diyerek son nefesini verdi. Gösterilere yol açacağından korkulduğu için cenazesi hemen kaldırıldı ve Eyüp’te gömüldü. Oysa Tevfik Fikret vasiyetine evin bahçesine gömülmek istediğini özellikle yazmıştı. Şairin mezarı, ancak 1961’de Aşiyan’a taşınabildi.

AŞİYAN MÜZESİ

Yokluk içinde kıvranan Nazime Hanım ise evin eşyalarını satarak bir süre geçindi. Daha sonra odaları Robert Kolej öğrencilerine kiraladı. Amerikalıların Aşiyan’ı satın almak istemeleri üzerine gazeteler bir kampanya başlattı. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’in çabalarıyla Aşiyan Köşkü İstanbul Belediyesi tarafından satın alındı. Aşiyan, Edebiyat-ı Cedide Müzesi olarak 19 Ağustos 1945’te halka açıldı. Bugün Aşiyan Müzesi adını alan müzede Tevfik Fikret’e ait mektup ve fotoğraflar, çalışma masası, yatak odasında şairin vefat ettiği yatak ve öldüğü gün yüzünden alınan maskın bir kopyası sergileniyor. Müzede ayrıca şair Nigar Hanım’a ve Abdülhak Hamit’e ait bazı özel eşyalar da bulunuyor.

Tevfik Fikret, 1909 Eylül’ünde henüz 14 yaşındayken Haluk’u elektrik mühendisi olsun diyerek İskoçya’ya gönderdi. Tevfik Fikret o dönem yazdığı şiirlerinde, gençliğin simgesi olarak oğlunu gösteriyor, onun vatana ışık getireceğini düşünüyordu.

İŞADAMLIĞINDAN KİLİSEYE

Haluk Fikret ise 16 yaşındayken yanında misafir kaldığı aileden etkilenip Hıristiyan oldu. Bu gelişme, İstanbul’daki ailesini üzdü. Özellikle çocukluğunda Haluk’u cuma namazlarına götüren dedesi sinir krizleri geçirdi. Bunalıma giren Haluk Fikret 1913’te izini kaybettirmek için Amerika’ya gitti. Makine Mühendisi oldu ve dersler verdi. Amerikalı bir kadınla evlenen Haluk Fikret 1928’de iş hayatına atıldı. 1943’te bütün işlerini bıraktı ve kendisini dine adadı. Haluk Fikret, 1965’te 72 yaşında Amerika’da kanserden öldü.

DÖNMEK İSTEDİ AMA OLMADI

‘Tevfik Fikret ve Haluk Gerçeği’ kitabında Haluk Fikret kendi sözleriyle hayatını şöyle anlatıyor: “1920’de Robert Kolej’e makine mühendisi olarak girecektim. Tam o sırada yurda dönmemin uygun olmayacağı haberi geldi. Bu, inancımdaki değişme yüzündendi. Din değiştirdiğimi babam biliyordu. Ama kendisi bu bakımdan açık fikirliydi. Kendi kararlarımı kendi başıma vermemi istedi. Annem hiç memnun olmadı. Dedem ise hayal kırıklığına uğradı. Ben burada yaşarken İslamiyet’e, Türkiye’ye ve Türklüğe toz kondurmadım. Düzgün bir insan olarak kendimi herkese kabul ettirdim. Diğer göçmenler gibi ismimi değiştirmedim.”

ATATÜRK: ‘Onu tanıyamadığım için kendimi bahsız sayarım’

Atatürk, Tevfik Fikret için şöyle diyordu: “Onu tanıyamadığım için kendimi bahtsız sayarım. Ama bütün şiirlerini okudum. Çoğunu da ezbere bilirim. O, hem büyük bir şair hem büyük insandı.” Atatürk, bir toplantıda Tevfik Fikret’i eleştiren bir davetliye de çok kızmış: “Siz, Fikret’i eleştirecek adam değilsiniz! O, karanlıklar içinde bir ışık görüp ve tüm milleti o ışığa doğru yöneltmeye çalışırken sizler nerelerdeydiniz? Neden onun gibi çığlık koparmadınız? Neden ona destek olmadınız? Efendiler, zaten parmakla sayılacak kadar az olan büyük adamlarımızı küçültmeye kalkışmayalım!” demişti.

(17.02.2013 tarihli Posta Karnaval’dan alınmıştır.)