Bahariyye, Bahariyyat, Nevruziyye

Bahariyye, Bahariyyat, Nevruziyye Nedir?

Divan şiiri geleneğinde bahar konulu manzumelere bahariyye adı verilir.

Bahariyyeler genellikle kaside nazım biçimiyle yazılır.

Bahariyyeler için “Bahariyyat, Sıfat-ı Bahar, Kaside-i Bahar, Der Vasf-ı Ahval-i Bahar” gibi terimler de kullanılabilir.

Nefî’nin Sultan IV. Murad için kaside nazım biçimiyle yazdığı bahâriyye örneği:

BAHAR KASİDESİ

(Der Medh-i Sultân Murâd Hân Aleyhi’r-rahmeti Ve’l gufrân)

(NESİB)

Esdi nesîm-i nev-bahâr açıldı güller subh-dem
Açsın bizim de gönlümüz sâkî meded sun Câm-ı Cem

İlkbahar rüzgârı esti, sabahleyin güller açıldı
Bizim de gönlümüz açılsın, saki, Cemşid’in kadehini sun.

Erdi yine ürd-i behişt oldu havâ anber-sirişt
Âlem behişt-ender-behişt her kûşe bir bâğ-ı İrem

Yine Nisan ayı geldi, hava amber kokularına büründü
Dünya bir katmerli cennet haline geldi, her köşe bir cennet bağı oldu.

Gül devri ayş eyyâmıdır zevk u safâ hengâmıdır
Âşıkların bayramıdır bu mevsim-i ferhunde-dem

Gül devri, yeme içme günleridir, zevk ve safa zamanıdır,
Bu mübarek mevsim, aşıkların bayramıdır.

Dönsün yine peymâneler olsun tehî hum-hâneler
Raks eylesin mestâneler mutrıbler etdikçe nagam

Yine büyük kadehler dönsün, meyhaneler boşalsın
Çalgıcılar ahenkle çalarken sarhoşlar dansetsin.

Bu demde kim şâm u seher meyhâne bâğa reşk eder
Mest olsa dilber sevse ger ma’zûrdur şeyhu’l-Harem

Bu zamandır ki akşam ve sabah meyhane, bahçeye gıpta eder
Eğer Haremin reisi mest olsa, güzel sevse mazurdur.

Yâ neylesin bî-çâreler âlüfteler âvâreler
Sâgar sunar meh-pâreler nûş etmemek olur sitem

Ya çaresizler, aşıklar, başıboş olanlar ne yapsın
Ay parçası gibi güzeller kadeh sunarsa içmemek zulüm olur.

Yâr ola câm-ı Cem ola böyle dem-i hurrem ola
Ârif odur bu dem ola ayş u tarabla mugtenem.

Sevgili var, Cemşid’in kadehi var, böyle neşeli bir vakit var,
Arif odur ki bu vakitte yiyip içip eğlenmeyi ganimet bilir.

(TEGAZZÜL)

Zevkı o rind eyler tamâm kim tuta mest ü şâd kâm
Bir elde câm-ı lâle-fâm bir elde zülf-i ham-be-ham

Lutf eyle sâkî nâzı ko mey sun ki kalmaz böyle bu
Dolsun sürâhî vü sebû boş durmasın peymâne hem

Her nev-resîde şâh-ı gül aldı eline câm-ı mül
Lutf et açıl dahi gül ey serv-i kadd-i gonca-fem

Bu dürd ü bu sâfî deme dönsün piyâle gam yeme
Kânûn-ı devr-i dâime uy sen de mey sun dem-be-dem

Meydir mihekk-i âşıkân âşûb-ı dil-ârâm-ı cân
Sermâye-i pîr-i mugân pîrâye-i bezm-i sanem

Mey âkili irşâd eder âşıkları dil-şâd eder
Seyle verir berbâd eder dillerde koymaz gerd-i gam

Mey âteş-i seyyâleder mînâ kadehle lâledir
Yâ gonca-i pür-jâledir açmış nesîm-i subh-dem

Sâkî meded mey sun bize câm-ı Cem ü key sun bize
Rıtl-ı pey-â-pey sun bize gitsin gönüllerden elem

Biz âşık-ı âzâdeyiz ammâ esîr-i bâdeyiz
Âlüfteyiz dil-dâdeyiz bizden dirîg etme kerem

(GİRİZGÂH)

Bir câm sun Allâh içün bir kâse de ol mâh içün
Tâ medh-i şâhenşâh içün alam ele levh u kalem

O âfitâb-ı saltanat ol şehsüvâr-ı memleket
Cem-bezm ü mâtem-mekremet memdûh-ı esnâf-ı ümem

Ablak-süvâr-ı rûzgâr-âşûb-ı Rûm u Zengbâr
Leşker-şikâr-ı kâm-kâr Behrâm-ı Âferîdûn-alem

Pîrâye-i mülk ü milel sermâye-i dîn ü düvel
K’olmuş nasîbi tâ ezel tâc-ı Ferîdûn taht-ı Cem

Hâkân-ı Osmânî-neseb kim münderic zâtında hep
İslâm-ı Fârûk-ı Arab ikbâl-i Pervîz-i Acem

(MEDHİYYE)

Sultân Murâd-ı kâmrân-efsürde vü kişver-sitân
Hem pâdişeh hem Kahramân sâhib-kırân-ı Cem-haşem

Şâhenşeh-i ferhunde-baht ârâyiş-i dîhîm ü taht
Bahtı kavî ikbâli saht İskender-i Yûsuf-şiyem

Şâh-ı cihân-ârâ mıdır mâh-ı zemîn-pîrâ mıdır
Behrâm-ı bî-pervâ mıdır yâ âfitâb-ı pür-kerem

Şâhâne-meşreb Cem gibi sâhib-kırân Rüstem gibi
Hem Îsî-i Meryem gibi ehl-i dil ü ferhunde-dem

“Dünyâ ve mâ-fîhâ” nedir cennet olursa yâ nedir
Lutf eylemek zîrâ nedir yanında bir nakd u selem

Cümle hünerden bâ-nasîb sırr-ı aceb sun’-ı garîb
Meclisde şûh u dil-firîb cenk edicek şîr-i ücem

Gâhî ki ol şîr-i yele hışm ile tîg alır ele
Olur cihân pür-zelzele basdıkça meydâna kadem

Ol dem ki kasd-ı ceng eder sahrâları gül-reng eder
Dünyâyı hasma teng eder olursa Sâm u Güstehem

Sürdükçe hasma yek-tene bakmaz silâh u cevşene
Yer kalmaz aslâ düşmene illâ beyâbân-ı adem

Ey Husrev-i âlî-nijâd vey dâver-i pâk-i’tikâd
Ey şâh-ı sâhib-adl ü dâd ey pâdişâh-ı muhterem

(FAHRİYYE)

Sen bir şeh-i zî-şânsın şâhenşeh-i devrânsın
Ya’nî ki sen Hâkânsın devrinde ben Hâkâniyim

Ben gerçi bir bî-hâsılım şâkird-i ders-i müşkilim
Hem mekteb-i ehl-i dilim halk olmadan levh ü kalem

Sözde nazîr olmaz bana ger olsa âlem bir yana
Pür-tumturâk u hoş-edâ ne Hâfızım ne Muhteşem

Hâkânîyim ben Muhteşem yanımda serheng-i haşem
Hâfız olur leb-beste dem hâmem edince zîr ü bem

(TAC)

Nef’î yeter da’vâyı ko dünyâ ile gavgâyı ko
Eflâke istiğnâyı ko hâke yüzün sür lâ-cerem

(DUA)

Kaldır elin eyle duâ buldu kasîden intihâ
Şimdi duâ etmek sana hem müstehabdır hem ehem

Nice kasîde bir kitâb mecmû’a-i pür-intihâb
Her nüktesi Faslu’l-Hitâb her beyti bir genc-i hikem

Tâ kim cihân ma’mûr ola geh emn ü geh pür-şûr ola
İkbâl ile mesrûr ola ol Husrev-i vâlâ-himem