Romana Kısa Ekleme Yapma Çalışmaları

Romana Kısa Ekleme Yapma Çalışmaları

a. Yazma Tür ve Tekniklerini Tanıma

Roman, kendine özgü yapı unsurlarından (kişiler, mekân, zaman, olay örgüsü, anlatıcı ve bakış açısı) oluşan, olay ve durumların ayrıntılı olarak sunulduğu bir edebî türdür. Bu yönleriyle romanlar diğer edebî türlere göre genellikle daha hacimlidir. Hikâye ve masal gibi olay anlatımına dayalı türlerde genellikle daha dar bir şahıs kadrosu ve bir olay yer alırken romanlarda birbiriyle ilişkili pek çok olay bulunabilir. Bu bakımdan roman yazmak, iyi bir gözlem yeteneğine ve dili iyi kullanmaya yönelik bir beceriye ihtiyaç duyar. Uzun soluklu bir tür olan romana yönelik yazma çalışmalarına bazı küçük bölümlerin yazılmasıyla başlanabilir.

b. Yazma Sürecini Uygulama

Aşağıda, Cengiz Aytmatov‘un “Beyaz Gemi” adlı romanından alınmış bir kesit verilmiştir. Bu roman kesitini bakış açısını ve anlatıcıyı değiştirerek yeniden yazınız.

“Dedenin nasırlı, iri eli çocuğun başını yumuşacık örttü. Ve çocuğun boğazı daraldı birden, gözleri doldu. Dedesinin sıskalığını, alışılmış kokusunu duydu. Kuru saman ve emekçi insanın iş teri kokuyordu dede. Vefalı, güvenilir, öz, sevgili dedeciği! Çocuğu yürekten seven ve böyle düpedüz, basit, tuhaf bir ihtiyar olan, ukalâ insanların Hamarat Mümin dedikleri tek insan, dedesi. Ne çıkar bundan? Nasıl olursa olsun, Hamarat ya da değil, öz dedesi değil mi idi onun?

Çocuk bu kadar çok sevineceğini aklına getirmezdi o gün. O ana kadar okulu düşündüğü yoktu. O zamana kadar ancak bir kez dedesiyle, yaşlı soydaşlarının anma şenliklerine gittiği zaman, dağların ta ötesinde, Issık Göl köylerinde okula giden başka çocuklar görmüştü.

Çocuk çantasından hiç ayrılmıyordu. Sevinçten hoplayarak, zıplayarak herkese ayrı ayrı uğradı çantasını göstermek için. Önce ninesine gösterdi:

– Bak, dedem bana ne aldı!

Sonra Büke teyzesine. O da çantaya sevindi. Çocuğu da övdü, çantasını da.

Büke teyzenin keyfi çok az yerinde olurdu. Yüzü asıktı, teyze sinirliydi, dünyayı görmüyordu gözü. Çocukla ilgilenecek hâli yoktu kadının. Başında türlü belalar dolaşırdı Büke teyzenin. Kocakarı ‘Çocuklar olsaydı, bambaşka bir kadın olurdu Büke.’ derdi. Urazkul da başka adam olurmuş o zaman. Mümin Dede de şimdiki gibi olmazmış. Hoş iki kızı vardı dedenin; Büke teyze bir de bu çocuğun anası. Ama yine de fena, çocuksuz kalmak fena.”