Anlatım ve Anlatıma Hazırlık

Anlatım ve Anlatıma Hazırlık

Anlatım ve Anlatıma Hazırlık

Anlatı Nedir?

ANLATI: Gerçek ya da kurgulanmış olayları, durumları yer (dekor. mekân), kişi (şahıslar) ve zaman belirterek edebi bir dille anlatma; eş.Tahkiye, öyküleme, hikâye etme.

Roman, öykü (hikâye), tiyatro, masal vs. gibi yazınsal türler ya da düzyazı (nesir) ile ifade edilen ve öykü içeren her metin bir “anlatı“dır.

Anlatım Nedir?

ANLATIM: Zihinde tasarlanan bir konunun, olayın, durumun, bir duygunun, düşüncenin hayalin ya da kavramın sözle ya da yazıyla bildirilmesi; eş.İfade.

Anlatımın aracı sözcüklerdir. İki ya da daha çok sözcüğün anlam ilgisiyle sıralanması, birlik kurması anlatımı oluşturur.

Edebiyatta gerek kuralları gerekse amaçları açısından birbirinden farklı iki anlatım yolu vardır: Şiir (nazım) ve düzyazı (nesir).

Yazarın, kendi fikrini, duygusunu katıp katmamasına göre anlatım objektif (nesnel), subjektif (öznel) olur:

Objektif anlatımda yazar, kişileri, durumları, olayları kendi duygu, düşünce ve önyargılarından sıyrılarak ve herhangi bir etki altında da kalmaksızın olduğu gibi anlatır. Böyle bir anlatımda yazarın heyecanını, duygularını, yargılarını belli edecek herhangi bir ipucu yoktur; ünleme, dokunaklı sorulara vs. rastlanmaz. Subjektif anlatımda ise, yazarın, kendi duyguları, düşünceleri, yorumları vardır.

Kaynak: (Murat AKINCI, Açıklamalı Türk Dili ve Edebiyatı Terimleri Sözlüğü)

—————–

Tarih yazıyla başlar. Tarih, geçmişte toplumların yaşayışlarını uygarlıklarını inceler.Öyleyse uygarlığın dayandığı temel, işaretlerdir. Harşerdir. Sözcüklerdir. Kısaca yazıdır, anlatımdır.

Bir toplumun kültürel birikimini, değerler sistemini geride bıraktığı yazılı belgelerde buluruz. Bu yüzden insanoğlunun en şaşırtıcı buluşlarının başında yazı gelir. Yazı bulunmasaydı insanlığın binlerce yıl içinde yaşadıkları, günümüze kadar gelmeyecekti. insanoğlu yazıyı bularak düşünmeyi duygu ve düşüncelerini başkalarına ulaşamayacaktı. Kendinden sonrakilere iletmenin yoluna da bulmuş oldu. Bütün zamanlarda insanların yazılı kültür etrafında toplanmaları her geçen gün kendilerini geliştirmeleri de yazı ile sağlandı. Düşündüklerini, yaşadıklarını, gördüklerini yazıya döken insan öldükten sonra da dünyada bir iz bırakabiliyordu. Yazı artık insaoğlunun ortak aklı, belleğiydi.

İnsan düşüncesini yazarak geliştirebilir. Yazmanın bütün çağlarda vazgeçilmezliği, eşşizliği nereden kaynaklanmaktadır. Horatius’a göre, “Bilgi, iyi yazmanın kaynağıdır.”

İlya Ehrenburg, “Başkalarının duyduklarını kendimde duyabilmek için yazı yorum.” der. Öyleyse başka insanların acılarını sevinçlerini, kederlerini, kaygılarını, içimizde duymak için yazarız.

Fareler ve İnsanlar, romanıyla tanıdığımız John Steinbeck’in deyişiyle yazmak en büyük gereksinimdir.

Selahattin Batu, “Ancak yazmaya başlayınca bir gerçek oluyorum. Kişiliğim ancak o zaman ışığa dönüyor. Bir devirden belirsizden şekillere doğru kurtuluyorum.”

diyerek insanı kişiliğini bulmanın altını çizmektedir.

Kısaca; Haldun Taner’in de dediği gibi, “Yaşamak yazmaktır.” Hepimiz biliyoruz ki iyi metin oluşturarak söyleyeceklerimizi düzgün anlaşılır bir biçimde anlatmak zorundayız.

Hayatımızın hemen her döneminde karşımıza çıkan yazılı anlatımda bulunması gereken bazı özellikler:

  • Sözcüklerin doğru seçilmesi, cümlelerin gereği gibi kurulması ve birbirlerine mantıksal bir ilgiyle bağlanması, konuda birliğin sağlanması, bilgilerin doğruluğu, duyguların içtenliğidir.
  • Anlatıma uygun bir iletişim biçimi seçilmesi,
  • Yazım kurallarına uyulması,
  • Noktalama işaretlerinin yerinde kullanılması, yazılı bir metinde bulunması gerekenlerin başında gelir.
  • Sözcükler anlatımın başlıca ögesidir. Anlatımda sözcüklerin doğru seçilmesine her zaman özen gösterilmelidir.

Duygularımızı, düşüncelerimizi, zaman zaman çeşitli zorunluklarla, dışa vurmak zorunda kalırız. Bu bazen bir mektupla ya da bir hikâyeyle dile getirdiğimiz duygu ve düşündüklerimizdir. Bütün yazılı anlatımların çıkış noktası budur. Yazan kendini ifade eden herkes başkalarıyla iletişim kurmak ister. Ceyhun Atuf Kansu, yazma isteğini aşağıda okuyacağınız bir yazısında kendisini yazmaya itenin ne olduğunu sorgular.

Kendi kendine ” Beni yazı yazmaya iten nedir?” Yazma bir çeşit eylemdir. Acıyı yok edebilir miyim? Karanlığı , tutsaklığı, yok edebilir miyim? Burada şiir düz yazı eylem gücü kazanır. En sonu bir bireyim ben. Bir tek insanım. Benim eylemimdir yazı. Bireysel eylemimdir. Bir de deyimleme içgüdüsü var.Bir içgüdüdür yazı yazmak. fiiir, müzik, resim, deyimleme içgüdüsü. Kendini, doğayı, toplumu, insanları ve sonsuz çıkmazı, ölümü deyimleme ama insan en çok neyi deyimleyebilir, kendisini.

Yazmak dünyayı tanımaya çalışmak, kendisiyle ve başkasıyla iletişim kurmaktır. Böylece yazı yazan insanın taşıdığı bir sorumluluk oluşur.Bu bir bakıma toplumsal sorumluluğu da beraberinde getirir. işimiz ne olursa olsun bir şekilde yazışmayı gerektirir. Eninde sonunda ancak yazmaya ait, temel bilgi ve beceriler elde edilmeden, bu konuda başarı kazanmak oldukça zordur. Mektup, rapor, dilekçe, araştırma ve inceleme gibi yazmaya dayanan türler, özel bir yetenek ve yaratıcılık gerektirmez. Yazmaya ilgili bilgi ve beceriler kazanan herkes bu tür yazıları yazabilir. Herkesten bir roman, bir oyun yazması beklenemez. Buna karşılık herkesten duygularını, düşüncelerini, hayallerini başından geçenleri karşısındakilere anlatabilmesi beklenen bir davranıştır. Hangi türde olursa olsun yazı yazma süreci masa başına oturmaktan önce başlar.

YAZMADAN ÖNCE

Yazmaya başlamadan önce yapacağımız hazırlıklar yazımızın sağlam bir yapısıolmasını sağlayacaktır. Aklımızdan geçenleri tasarladıklarımızı başlıklar hâlinde küçük notlar hâlinde belirlersek hepimiz için çok kıymetli olan zamanımızı yitirmemiş oluruz. Bunların başında gözlem yapmak gelir.

Ünlü Fransız yazar Jean Paul Sartre, Söz Okları adlı eserinde yazarlığa yöneliş döneminde dedesinin kendisine “Yalnız gözleri olmak yetmez, onlardan yararlanmayı da öğrenmeli insan.” dediğini anlatır.

” Gözledim. Yürek karartıcı ve aldatıcı bir oyundu bu. Kaba kadifeden koltuğun önünde dikilmek ve uzun uzun bakmak gerekiyordu. Söylenecek ne vardı? Olsa olsa koltuğun yeşil ve pütür bir kumaşıyla kaplı olduğu, iki kolu , dört ayağı, üzerinde iki tane ağaçtan çam kozalığı taşıyan bir arkalığı taşıdığı söylenebilirdi.fiimdilik bu kadardı ama yeniden dönecektim bu konuya. Gelecek sefer daha iyisini yapacak, sonun da onu avcumun içi gibi tanıyacaktım. ileride bu koltuğu anlatığım zaman, okuyucular, aman ne kadar incelenmiş , ne kadar iyi görülmüş, aman ne kadar doğru, işte size uydurma olmayan çizgiler diyeceklerdi. Gerçek bir kalemin yazdığı, gerçek sözcüklerle, gerçek nesneleri anlatarak benim de gerçek olmamam için işe şeytanın karışması gerekirdi. Kısacası her zaman bana bilet soracak biletçiye verilecek cevabı biliyordum ben.”

Jean Paul Sartre/ Söz Okları

Hangi konu olursa olsun söyleyebileceklerimin olabilmesi o konudaki gözlem ve yaşantılarımın bulunmasıdır. Bir eşyaya uzun bir süre bakmak, onu ayrıntılarını görmemize imkân sağlar. Bir zaman sonra o eşya neredeyse bizim hayatımızın bir parçası hâline gelir. Bir yazıda anlatacaklarımızı bulmamızda gözlemin etkisi büyüktür.

Yazı yazmak gözlemlerimizi aktarmak değil midir? Gözlemden yararlanmanın ilk aşaması bakmasını bilmektir. Bunu Mustafa Nihat Özön şöyle dile getirir:

“Okul hayatının başladığı andan sonra çocuğu düzenli bir gözlem eğitimi altında bulunduruyoruz. ilkokul hayatında başlayan bu eğitimin verimi çok dar bir alanda kalmış ve basmakalıp denilecek birkaç örneğin içine sıkışmıştır. Çevremizde olan şeyleri, gözlerimizde bir sakatlık yoksa, görürüz, fakat bunlara bakmayabiliriz. Onun için görmek ile bakmak arasındaki ayrımı unutmamalı. Bu iki kelimeyi birbirine çok karıştırırız. Konuşma dilinin bazı deyimlerinde bunu ayırt edenler vardır: Kızgın birinin, “Bana bak!” demesinden kendisine önem verilmesini başkalarına benzemeyen bir huyda bulunduğunu anlatmak istediğini; “Şuna bak!” diyen birinin de karşısındakinin hoşa gitmeyen aykırı bir iş ya da durumunu anlatmak istediğini herkes bilir.

Görmek, bilinçdışı bir hal ya da harekettir. Göz açık bulunduğu zaman dıştaki nesneler ister istemez ona çarpar. Hiçbir şey düşünmeyerek gezdiğimiz zaman gökyüzünü, ağaçları, akarsuyu görürüz; evleri, insanları görürüz; yağmur ya da kar yağdığını görürüz. Bunların izleri birbiri ardı sıra gelir, birbirini silerek geçer. Bir süre sonra bu görmüş olduklarımızı zar zor, eksik gedik hatırlarız.

Bakmak, iradeli ve düşünceli bir iştir. Bir anıt, güzel bir yapı önünde dururuz, eğer kendimizi ona bakmaya zorlarsak, onun güzel taraşarını çıkartırız; üslubuna orantılarına bakarız. Bir bahçeden geçerken, bir asker geçişini seyrederken, eğer onlara bakacak olursak öteki bahçelerden, başka askerlerden onları ayıran noktalara bakarız.

Bir şeye bakan bir kimse, yani gözünün önüne yayılmış şeyleri düşünceli bir şekilde görmeye çalışan bir kimse, onları tanımaya, ilerisi için karşılaştırma noktaları çıkarmaya, az çok açık ve sürekli bir anı elde etmeye çalışan kimse demektir. Görmek, organlarımızdan birinin doğal bir işidir. Nefes almayı nasıl öğrenmiyorsak, görmeyi de öğrenmek zorunda değiliz. Bakmak ise görüşümüzün eğitimi ile olur. Gayet sade ve normal olan bu eğitim, çok defa önem verilmemek yüzünden, yapılmıyor ve insanların çoğu bakmayı bilmiyorlar.”

Madam Bovary‘nin yazarı Gustave Flaubert gözlemle ilgili olarak yazarlara şunları söyler. “Kimsenin görmediği ya da söylemediği, bir yazıyı bulmak için, olaylara gerektiği kadar uzunca dikkatli bakılmalı.”

NOT ALMAK:

Hatırlanması için, yazılan kısa yazıya “not“, onun için yapılan çalışmaya da not tutmak denir.

Hatırlanması gereken şey kısaca bir yere yazılır. Bu not unutmanın önüne geçer. Not alma her şeyi kâğıda, bilgisayara geçirmek anlamına gelmez.Rastgele alınan notların bir değeri yoktur. Notla birlikte not çıkarma, küpür birleştirme, alınan notları
değerlendirip zenginleştirme, bölümleme yollarından da faydalanmak gerekir.

Not tutmak; okurken her zaman aklımızı, anlayış ve yeteneğimizi uyanık tutar; dikkat etmeyi , karar vermeyi öğretir. Notlar amaca göre çıkartılır veya tutulur. Not alma alışkanlığını kazanan insan yapacağı işi önceden tespit eder. Maddeler hâlinde bir yerlere yazar, ihtiyacına göre notlarını düzenler.

Üç türlü not alınır:

1. Duyduklarınızdan not almak

Duyduklarınızdan not alabilmek için ” zaman” çok kısadır. Bu kısa zamanda duyduğunuzu aynı şekilde yazmak isteseniz siz bir cümleyi yazıncaya kadar konuşan çok seyler söylemiş olacaktır. Notu aynen yazarak değil, konunun özünü, temel ögelerini hatırlatıcı, noktalarını kısaltarak anlamı sizce bilinen işaretlerden, simgelerden yararlanarak almalısınız. Ayrıca elinizi çabuk tutmalı, konunun özünü kaçırmamaya çalışmalısınız.

Unutmayınız ki, not almak tam ve net anlamak öğrenmenizi kolaylaştıracak, dersleriniz öğrenmekteki güçlüklerinizi giderecek, zaman kaybetmenizi önleyecektir.

2. Okuduklarınızdan not almak

Derste, çalışırken, ansiklopedi veya internet gibi kaynaklardan, gazetelerden, dergilerden yararlanırken yaptığınız çalışmaya okuduklarınızdan not almak denir.

Okurken not almadan konunun özünü, temel noktalarını sonradan kolayca hatırlayabilecek kadar kısa bir şekilde yazmalısınız. Alıntıyla not almayı karıştırmamalı. Ayrıca olduğu gibi yazmak yanlışını da yapmamalısınız.Aynen yazacaklarınız kaynağın kendisi varken onu yazmanın hiçbir yararı olmaz.

Üzerinde çalıştığınız konunun ana noktalarını eksik bırakmadan sonradan kolayca hatırlayabilecek şekilde ne kadar kısa ve öz yazarsanız hatırlamanız da bu doğrultu da olacaktır. Okuduklarınızdan not almak, ders hazırlamada, bir kaynaktan yararlanmada, kendinizi yetiştirmede, gelecek için bilgi ve belgeleri toplamada çok yararlı olur.

3. Gördüklerinizden not almak

Bir gezi yaparken, televizyonda bir film seyrederken ilginizi çeken hoşuna giden genel şeyleri unutmak istemiyorsanız not almanız gerekir.Unutmamanız gereken şey zaman yeterli olsa da not almanın kuralının değişmeyeceğidir. Not almanın önemini vurgulayan Andre Gide “Not tutmak, zamanı gelecek için saklamaktır.” der.

Tuttuğunuz notlar geleceğin birikimidir. Dilerseniz notlarınız için bir defter kullanabilirsiniz.

Max Jacob ise açık okunaklı bir şekilde not tutmamızı önerir: “Öğrenmenin, başarmanın, güzel konuşup yazmanın ikisi: “Dinlemesini öğrenmek” ve “not tutmak” tır.

NOTLARI DEĞERLENDiRMEK

Örneğin bir seyahat sırasında aldığımız notlar, bir konuşma sırasında duyduğumuz sözler, bir anı gibi özelliği olan bilgiler için tuttuğumuz notlar bir gereç değeri taşır. Bu tür notlar zaman içinde değerlenir. Bir düşünce, bir olay yazısı gerektiğinde bu notlardan bir gereç olarak yararlanabilirsiniz. Böylece çok önceden aldığınız notlar geleceğinizin en değerli birikimlerinden olur.

Not tutmayı hiçbir zaman ertelememeli, titizlikle sürdürmelisiniz. Notları değerlendirmenin en iyi yolu not defteri, anı defteri, gezi defteri, günce defteri gibi çalışmalardır. Bu notlardan çok zevkli, ilginç yanları olan yazı konuları çıkarabilirsiniz. Böylece tuttuğunuz notlar gerçek anlamda değerlendirilmiş olur.

ÖZETLEMEK- ÖZET ÇIKARMAK

Öz” ad kökünden “-et” ekiyle türetilmiş bir ad olan “özet” bir söz ya da yazının özünü veren kısaltılmış biçimi diye tanımlanır. Yapılan işe de özetlemek, özet çıkarmak denir.

Özet için bir başka tanımlama ise “ayrıntısız anlatım“dır. Bütün konuşma ve yazı türleri birer anlatım yoludur. Özet ise bunun karşıtıdır.

Öğrenci için özet çıkarmak, özet çıkararak çalışmak ve bunun yöntemini öğrenmek başarı için atılmış en önemli adımlardan biridir. Öğrencilerin uygulamada titiz olmaları gereken konulardan biri özet çalışması yapmaktır. Yaparak öğrenmek öğrenmenin temel kurallarındandır. Özet çıkarma; anlatılanların, konuşulanların, ana sınırlarını belirtme, bir hikâyenin bütünü veya bir parçasını kısaltma bir paragrafın, bir gazeyete veya fikir yazısının ana fikrini çıkarmadır.

Bir eser, bir yazı özetlenirken; yazar hakkında kısa bir bilgi, eserin bölümleri, eserdeki kişilerin önem derecelerine göre sıralanmaları, hayatları, beden ve karakter yapıları, eserin tümünden çıkan yardımcı fikirlerle ana fikir belirtilmelidir. Özet çıkarma sadece bir metnin uzunluğunu kısaltmak anlamına gelmez. Bunun için önümüzdeki metnin içeriğini kavramak önemli olanla olmayanı kavramak, fikirlerle olayın ana fikirle olan ilgi derecesini bulmak gerekir. Özdeyişleriyle tanınan Fransız yazar Alain “Okuduğunuz metni taklit edin daha iyi. Özetinizi renklendirmek üzere yazarın boyalarını kullanın.” şeklinde ilginç bir yaklaşım getirir konuya.

Bir sözün, bir yazının özetini çıkarabilmek için; o sözün, o yazının planını yapmak o planın ana çizgilerini iyi yakalamak gerekir. Böylece o sözü, o yazıyı daha iyi daha öz biçimde anlayıp anlatabiliriz.

Yazı yazma ve konuşmada toplanan bilgilerin ve kişisel deneyimlerin, hazırlanacak metnin yazılış amacı ve hedef kitlesine göre düzenlenmesi gerekir. Başarılı bir düzenleme için deneyim ve araştırmalardan elde edileceklerin kısaca not edilmesi ve konuların alt alta yazılması gerekir. Daha sonra bunların gruplandırılması birbirleriyle ilişkili olmaları bir araya getirilmesi gerekir.

Ana düşünce etrafında birleşen düşünce, bilgi, deneyim ve örneklerin sebep-sonuç ilişkisi ışığında düzenlenebilir.

Yazı yazmak için tanınmış yazarlara ait metinlerin örnek alınması her zaman için iyi sonuçlar verdiğini de unutmamalıyız.

Ayrıca bakınız ⇒ Anlatım Türleri

. Öyküleyici Anlatım
. Betimleyici Anlatım
. Öğretici Anlatım
. Açıklayıcı Anlatım
. Kanıtlayıcı Anlatım
. Tartışmacı Anlatım
. Coşku ve Heyecana Bağlı Anlatım
. Destansı Anlatım
. Düşsel Anlatım
. Mizahi Anlatım
. Emrdici Anlatım
. Söyleşmeye Bağlı Anlatım
. Gelecekten Söz Eden Anlatım

DİL VE ANLATIM

Başa dön tuşu