Hızır – İlyas’tan Hıdırellez’e

Hızır – İlyas’tan Hıdırellez’e

Hıdırellez bugün çoğunlukla Anadolu ve Balkan Türkleri arasında bilinmektedir. Eskiden Ruz-ı Hızır (Hızır Günü), yazın başlangıcı denilen Hıdırellez, halk arasında yaygın inanışlara göre Hızır ile İlyas’ın bir araya geldiği günün hatırasına kutlanmakta olup Hızır-İlyas birleşik kelimelerinin halk telaffuzunda aldığı bir biçimi yansıtmaktadır.

Hıdırellez günü, bugün kullanmakta olduğumuz Miladi Takvime göre 6 Mayıs’a tekabül eder. Rumi Takvimde ise 23 Nisan gününe rastlamaktadır. Baharın gelişi ile ilgili duygular şu Türk Atasözünde yerini bulmuş gibidir;

Kele, deyler baar yılda bir kere,
Faydalanmak kerek andan bin kere.

6 Mayıs takvim başlangıcına işaret eder. Hızır 1 olarak da bilinir ve takvimin ilk günüdür. Yani, Türklerde yılbaşı ve yeni yılın kutlanmasıdır.

Halk Takvimi

Hıdırellez adını Hızır’dan alan bir yılbaşı kutlamasıdır. Bu yılbaşının da ekseninde Hızır ile ilgili inanışlar vardır. Hızır’ın su içtiği çeşme, Hızır’ın konakladığı ev, Hızır’ın uğradığı mekânlar, Hıdırellezde bilinmesi elzem olan yerlerdir. Hıdrellez’de Hızır gelir, bolluk, bereket, sağlık, iyilik getirir; soğuğu, kötülüğü, kıtlığı, yokluğu götürür.

Hızır Kimdir?

Hıdırellez’in baş kahramanı Hızır, halk arasında ölümsüz olduğuna ve darda kalanların yardımına koştuğuna inanılan, iyilik, bolluk getiren efsanevi kişi. Halk Hızır’ı peygamber sayar; bu nedenle de Hızır aleyhisselam, Hazır nebî, Hızır peygamber gibi adlarla anar. Nitekim “Hızır gibi yetişmek, Hızırın eli değmiş, kul bunalmayınca Hızır yetişmez” benzeri deyim ve atasözleri bu inancın ürünüdür. Ölümsüzlüğü, ab-ı hayat’ı bulup içmiş olmasındandır.

Türk Halk inanışı Hızır’ı; Hızır Peygamber, Hızır İlyas, Hızır-ı Nebi, Hızır Aleyhisselam şeklinde anmakta ve Hızır’ın ‘Ab-ı Hayat’ (ölümsüzlük suyu) içtiği için kıyamete kadar yaşayacağı, sık sık kendini tanıtmadan değişik kılık ve görünümlerde yeryüzünde insanların arasına karıştığı inancı taşımaktadır. Türk insanının benimsediği ve önem verdiği Hızır, Hızır İlyas veya Hıdırellez ile ilgili inanış ve pratikler Türk insanının inanma ritüelleri olarak kabul edilmektedir.

Hızır’ın Kimliği

Hızır’ın adı Kur’an’da geçmez. Kehf sûresinde (18.) Musa peygamberin Tanrının kendi katından bilgi bellettiği kulu arayıp buluşu, sonra bu kulun Musa’yı sınayışı anlatılır. Söz konusu kulun Hızır olduğu hadislerde geçmektedir. Hızır sözcüğü ise bir sıfattır (hızr) ve “yeşil, yeşillik” anlamındadır. Sünni İslam bilginlerine göre de Hızır, Musa döneminde yaşamış ve ölmüştür.

Hızır’ın kimliği konusunda değişik görüşler ileri sürülmüş, Hızır çevresindeki öyküler çeşitli biçimlerde yorumlanmıştır. Ama genel kanı, Hızır’ın efsanevi kimliğinin, Sümerlerin Gılgamış destanı, Doğru mitolojisinin büyük kahramanlarından İskender-i Zülkarneyn’in öyküleri ve Tevrat’taki İlyas peygamberin kişiliğinden kaynaklandığıdır. Nitekim üç kahramanın değişik çizgiler taşıyan öykülerinin ortak yanları Hızır öykülerinde de karşımıza çıkar. Gılgamış, arkadaşı Engidu’nun ölümü üzerine ölümsüz Utnapiştim’i arar. Amacı ondan ölümsüzlük veren hayat otu hakkında bilgi almaktır. İskender de karanlıklar ülkesinde âb-ı hayatı arayacaktır. Haham Yeşua ben Levi’yle yolculuğa çıkan İlyas ise tıpkı Tanrının kulu’nun Musa’yı sınayışı gibi arkadaşını sınar. Ama bütün efsanelerde olduğu gibi, Hızır’ın gerçek kimliği konusundaki düşünceler görece bir nitelik taşır. Asıl bilinmesi gereken destanlarla dinsel inanışların birleşerek mitolojik bir kahraman yarattıklarıdır. Üstelik bu mit, geçmişten günümüze halk kültürünün yaşayan bir parçası olmuştur.

Hızır’la ilgili inanışlar

Halk arasında, etnolojinin ve halkbilimin konusu olan Hızır’la ilgili inanışlar sayılamayacak kadar çoktur. Bunlar arasında en bilineni ve yaygım Hıdırellez günüdür. Hıdırellez, Hızır-İlyas’ın bozulmuş biçimidir. Halk inanışı Hızır’la İlyas’ı birleştirmiştir. Onların iki kardeş ya da iki iyi arkadaş olduklarına inanılır. İkisi de ölümsüzlüğe kavuşmuştur. Yaygın inanış, ikisinin yılda bir kez buluştuklarıdır.

Rûz-i Hızır (yeşillik günü) da denen bu gün yaz mevsiminin başlangıcı sayılır. Rumî 23 Nisan tarihine rastlayan Hızır günü bugünkü takvimle 6 Mayıstır. İşte Hızır’la İlyas, o gün buşulurlar. Doğa o gün yeşillenir, bitkiler o gün canlanır.

Dini-Tasavvifi Halk Edebiyatında Hızır

“Hızır, tasavvuf ve tarikat ehlince de büyük ehemmiyeti hâiz bir şahsiyettir. Yesevî menakıbnamesine göre, Ahmet Yesevî küçüklüğünden itibaren, Hızır’ın delâletine mazhar olmuştur.

Bektaşi ve Alevi şairlerinin şiirlerinde de, Hızır’ın bu zümreler büyüklerinin ve ermişlerinin dostu, musâhibi, yoldaşı sayıldığına işaretler mevcuttur. Bazılarında Hızır, Ali ile bir arada, yardımı istenen tabiatüstü, kudsî bir kuvvet olarak zikredilir. Bektaşi meydanında, on iki azizi temsil eden on iki posttan birinin (mihmandar postu) sahibi Hızır sayılır. Alevi gülbanklarında ‘Hızır yoldaşın ola’ şeklinde Hızır da anılır.

Türk halk destanları, hikâyeleri ve masalları an’anesinde Hızır’ın başka çeşitten rolleri de vardır: Kahramanın hâmisidir; kahramana musahiplik eder, hayır duada bulunur ve onların her muratlarının olmasını sağlar; darda kalan kahramana yetişip, onu bulunduğu müşkül vaziyetlerden kurtarır; eli ile sırtını sıvazladığı kahramana yenilmezlik tılsımı sağlamış olur…

Masallarda Hızır’ı, darda kalanlara, iyilere yardımcı, kötülere ceza veren bir atlı veya derviş dilenci olarak buluruz. Birçok masallarda Hızır’ın bu hususiyetlerini taşıyan, tabiatüstü kuvvetleri haiz yardımcı ve iyiliksever bir şahıs belirirse de, Hızır adı ile anılmaz, bazan bir derviş diye adlanır; bazı masallarda ise, Hızır işini ‘Of lala’ veya ‘Of Arap’ adlarını alan (bazan da isimsiz) ve sıkıntısından ‘of, of’ diye feryat eden kahramanın karşısına çıkan bir arap görür.” (Pertev Naili Boratav).

Zümre-tarikat edebiyatındaki şiirlerde Hızır bütün bu anılan özellikleriyle karşımıza çıkar:

Yunus Emre bu dünyada iki kişi kalır derler
Meğer Hızır İlyas ola âb-ı hayat içmiş gibi

Hızr ile İlyas bizim yoldaşımızdır
Ne zerrece günden ne hod soydanız (Abdal Musa)

Bin bir adı vardır bir adı Hızır
Her nerde çağırsan orada hazır
Ali padişahtır Muhammed vezir
Bu fermanı yazan Ali değil mi (Pir Sultan Abdal)

Dileyin Mevladan misafir gele
Yavan yaşık demen yüzünüz güle
Büyük küçük onu hep Hızır bile
Mihman kardaş safa geldin merhaba (Kul Himmet)

Deryalar nazırı boz atlı Hızır
Her nerede çağırsam orda hazır
Pirim padişahtır mürşidim vezir
Üç tuğ çeker paşası var gönlümün (Veli)

Divan Edebiyatında Hızır

Hızır, Divan edebiyatında âb-ı hayat dolayısıyla geçer. İskender ile âb-ı hayatı aramaya çıkışları, ölümsüzlük suyunu Hızır’ın bulup içmesi mesnevilere konu olur. Ayrıca âb-ı hayat’ın yürek ferahlığı olarak yorumlanması, sevgilinin dudağının cana can katması dolayısıyla âb-ı hayata benzetilmesi, sevgilinin yüzündeki ayva tüylerinin yeni bitme nedeniyle su kıyısındaki yeşillik’le bir tutulması Hızır mazmununun kullanılmasına yol açar.

Örnekler:

Teşne-dil olsa Hızır âb-ı hayâta ne aceb
Dem-i İsâ lebiçün çeşme-i hayvân dökülür (Şeyhî)

Cevr oduna yaktın beni bari sakın ey
Hızr-hat Yeşil donun kararmasın uğrama dûd-ı âhıma (Ahmet Paşa)

Her kimün âlemde mıkdârıncadur tab’ınde meyi
Men leb-i cânânumu Hızr Ab-ı Hayvânın sever (Fuzulî)

Zulmet-i hecr içre aşk âb-ı hayâtın
Hızr-veş Nûş edüben câvidân olmak dilersen âşık ol (Vasfi)

Var iken lâ’l-i lebin gayri temenna eylemem Hızr eğer sunsa peyâpey âb-ı hayvanı bana (Nabi)

Bu nâz ü bu nigâh-ı tegâfül ki sende var
Hızr olsa âşıkın sebeb-i terk-i cân olur (Nef’i)

Ey Hızr-ı fütâdegân söyle
Bu sırrı idüp iyân söyle
Ol sen bana tercemân söyle
Ketm etme yegân yegân söyle
Gâm defterinin tamâmı yok mu (Şeyh Galip)

Anadolu’da Hıdırellez

Hıdırellez, Hızır’sız düşünülemez. Hıdırellezde Hızır gelerek havaya sıcaklığı, insanlara sağlığı, neşeyi ve ümit etmeyi getirir. Hızır, aslen bolluğu, bereketi getiren “Boz Atlı Yol İyesi”dir. Onun da kökeni Gök Tanrı inanışına göre yazın, baharın, iyiliğin, güzelliğin gelişi, kötülüğün gidişinin sembolüdür.

Hıdırellez

Var dereden od getir,
Hızır’a hızır deyirler,
Hızır’a çırağ koyurlar.

Manisinde de anlaşıldığı gibi halkın Hızır’dan istedikleri belirtilmektedir ve ayrıca Hızır’dan beklenen şeyler ise darda/ sıkıntıda olanlara yardım etmesi, bolluk bereket bahş etmesi gibi hususlardır. Türklerdeki bazı deyim ve atasözleri bunu güzel bir biçimde aksettirmektedir. “Kul sıkışmayınca Hızır yetişmezmiş.”

Anadolu’da Hıdırellez adlandırmaları farklılık gösterir. Bunlar şu şekildedir;

  • KARS-KAĞIZMAN: Biçek Çıkarma
  • ANKARA-BALA: Düt Dede Şenlikleri
  • KIRŞEHİR-MUCUR: Köme Şenlikleri
  • YOZGAT-DİVANLI : Eğrice
  • TOKAT-AKYAMAÇ: Evrüce
  • TEKİRDAĞ: Hıdırellez, Hızır Günü

Anadolu’da Hıdırellez kutlama hazırlıkları ve bugünde yapılanlar nelerdir?

Hıdırellez hazırlıkları genellikle kasaba ve köylerde yapılır. Bu hazırlık evin temizliği, üst baş temizliği, giyim kuşam ve yiyecek içecek konularıyla ilgilidir.

Herkes evinin içini, bahçesini en ufak yerine varıncaya kadar temizlemek zorundadır; çünkü Hıdırellez günü Hızır Aleyhisselam’ın evlere ziyaret edeceği inanılmaktadır. Evler temiz olmazsa uğramaz denilmektedir. Genellikle beyaz renkli kıyafetler tercih edilmektedir; çünkü Hızır’ın beyaz giydiğine inanılır. Bu inanışlara kurbanlar, adaklar da eklenmektedir.

Bütün hazırlıklar bittikten sonra en yakın bol ağaçlı, pınarı olan mesire yerlerine giden halk, Hıdırellez günü çeşitli oyunlar, eğlenceler ile o günü mutlu bir şekilde geçirmeye çalışırlar. Hıdırlık denilen bu mesire yerlerinde mezarlık, yatır vb. gibi çevre halkınca mukaddes (=kutsal) kabul edilen, adak adanan veya çaput (=bez, küçük kumaş parçası)  bağlamak gibi bazı geleneklerin sergilendiği mahaller de görülmektedir.

Hıdırellez kutlamalarında bazı gelenekler mutlaka yerine getirilmektedir. Halk tarafından bu geleneklerle ilgili olarak bir takım inançlar oluşmuştur. Bunlardan ilk sırayı sağlıkla ilgili inançlar alır. Genellikle Hıdırellez suyu ile evin kap kacaklarının yıkanması sağlıkla ilgilidir. Hıdırellez sabahı testilerle alınan sular evlerde şifa niyetine içilmektedir.

Hıdırellez günü birtakım bahar çiçeklerinin toplanarak kaynatılıp içilmesi, kırlardan toplanan yenilebilir otların çörek veya buna benzer yiyeceklerde kullanılması tamamen şifa inancı ile ilgilidir.

Hıdırellez’de hasırların yakılması, yakılan ateş üzerinden sağlık/sıhhat dilenerek üç defa atlanması da gene sağlıkla şifa dileği ile ilgili bir gelenektir.

Hıdırellez gecesi Hızır’ın yeryüzünde gezindiği ve dokunduğu yerlere bereket saçacağına dair olan halk inancı sonucu birtakım geleneklerin sergilenmesine vesile teşkil etmektedir. Meselâ yiyecek ve içecek kapları ile zahire ambarlarının kapakları açık bırakılır. Cüzdan veya para keselerinin ağızları kapatılmaz.

Gene Hıdırellez gecesi gül fidanlarına, bağ dallarına dilek tutulur. Bu dilekler bir işin olması, evlenme, şifa bulma, kavuşma, okul kazanma, sınavı geçme, çocuğun olması gibi dileklerdir. Ancak içlerinde yer alan bir çok dilek vardır ki zengin olabilme, mal mülk sahibi olabilme duygusuna dayanmaktadır.

Bu gece için hamur yoğurulur. Dilenen şey ne ise onun basit maketleri yapılır. Para keselerini dibine gümüşten bir para tutturulur. Böylece bereketin geleceğine inanılır.

Hıdırellez’de uygulanan en önemli tören şüphesiz “NİYET OYUNU”dur. Genç kızların talihlerini açmak, kısmetlerini belirlemek için uygulanmaktadır. Oyun bölgelere göre değişik adlarla anılmaktadır. Tespit edilen adlar şöyledir:

  • NİYET ÇEKMEK: Tekirdağ, Yalova
  • BAHT ÇÖMLEĞİ: Isparta
  • BAHTİYAR: Gelibolu, İstanbul, Isparta
  • BAHTIVAR: Burdur
  • GÜL BAHTİYARI: Denizli
  • YÜZÜK ÇEKMEK: Sinop
  • MARTİVAL: Edirne
  • DAĞARA YÜZÜK ATMA: Balıkesir
  • NİYET ÇIKARMA: Kırklareli
  • BAHTIBAR: Bucak
  • MENTİVAR: Gaziantep
  • MANTUVAR: Bursa

Oyun “BAHT AÇMAK” olarak adlandırıldığı gibi kısaca “NİYET” olarak bilinmekte ve oynanmaktadır. Oyun genellikle yeni yılın başlangıcı ile ilgili olarak Hıdır Nebî’de ve Nevruz’da Ahîr Çarşamba törenlerinde genellikle genç kızlar arasında oynanır.

Hıdırellez’de arife günü, Ahîr Çarşamba akşamı yakındaki çeşmeye su doldurmaya gidilir. Bir testi ile getirilen su çömleğe konulur. Su dolu çömleğin içine herkes nişanlarını (belirtilerini) atarlar. Bu genellikle yüzük, küpe vb. işaretler yanında fesleğen, nane, şebboy, mantuvar çiçeği vs. gibi çiçekler de atılır. Çömlek arife günü üstü bir örtü ile örtülerek bir gül ağacının dibine bırakılır. Küpün üzerine bir kilit konulur. Usulen kilitlenir. Ertesi gün tekrar bir araya gelen kızlar gül ağacının dibinden çömleği alırlar. Kilit açılır. Çömleğin içinden niyetler 5-6 yaşlarında bir erkek çocuğa ya da gözleri bağlanmak suretiyle bir kıza çektirilir. Kızlar mani okumaya başlarlar.

İlk maninin adı “Bahtiyar-Mantuvar-Mentivar Başı” olup kimin niyetine çıkarsa o yıl istediklerine kavuşacağına inanılır.

Bahtiyar Başı manileri şunlardır:

EDİRNE

“Hey martival, martival,
Martivalin ahtı var,
Her kime ne çıkarsa
Devlet ile bahtı var.”

BUCAK

“Bahtıbarın bal olsun,
İçi dolu gül olsun,
Bahtıbarı kuranın,
Akıbeti hayr olsun.”

DENİZLİ

Genç kızlardan birisi aşağıdaki maniyi üç defa okur.

“Hey bahtiyar, bahtiyar,
Bahtiyarın vakti var.
Bir güzelin bir çirkine,
Sarılmaya vakti var.”

Başka bir genç kız;

“Bahtiyarın var olsun,
Içi dolu gül olsun,
Bahtiyar açanların,
Muradı hasıl olsun.”

Şeklinde diğer bir maniyle cevap verir ve oyun başlar.

Hıdırellez ile İlgili Diğer İnanışlar

  • Hıdırellez sabahı erken kalkmak uğurlu kabul edilir.
  • Ellere ve ayaklara kına yakılır.(kadınlar)
  • Akarsuya dilekler bir kağıda yazılarak bırakılır.
  • Hıdırellez günü evler ilaçlanmaz. Nasip süpürülür inancı ile bazı bölgelerde evler süpürülmez.
  • Kuru baklagiller bir torba içinde bahçede ağaçlara asılır. Hıdır Baba’nın kamçısıyla bunlara dokunması ve bereket getirmesi dileği tutulur.
  • Evde kalma tehlikesiyle karşı karşıya genç kızların başları üzerinde Hıdırellez günü yeni, kullanılmamış kilit açılır.
  • Evin pencere ve kapıları kapatılmaz.

Meramımı kısaca şu şekilde özetleyecek olursam; bir milletin teşekkülünde dil, din, tarih kadar geleneklerin de önemi vardır. Ancak gelenekler milleti ayakta tutmayı başarabilmiştir. Gelenekler tarihini kesinlikle tespit edemediğimiz dönemlerden kalmadır. Neden, niçin, nasıl gibi sorular sormaksızın atadan oğula kalmıştır. Geleneklerimiz arasında bir tabiat, varoluş, diriliş bayramı niteliğindeki Türklerdeki bahar bayramlarının yeri ve önemi çok büyüktür. Şubat ayındaki Hızır-ı Nebî gününden Nevruz’a oradan Hıdırellez’e kadar uzanan aylar içinde kutlanmaktadır.

Hıdırellez geleneği bir bayram olarak bütün Türk Milletinin topluca katıldığı, kutladığı, birtakım töreleri yerin getirdiği bir bahar bayramıdır. Oldukça eski bir devire inen bu kutlamalar babadan oğula günümüze kadar ulaşmıştır. Hıdırellezden sonra yazdır inancını atasözlerinde yaşatan Türk toplumu Hıdırellezle beraber artık kara kışın geride kaldığını görmekte ve gelecek günlerin tabiatın canlandığı, yeşerdiği, bahar ve yaz günleri olduğunu vurgulamaktadır. Türk Milleti işte böyle bir günü bir dönüm noktasını “bahar bayramı” olarak bütün imkalarıyla, duygularıyla, sevinciyle kutlamaya çalışmaktadır.

Hıdırellez günü bütün sıkıntıların arkada kaldığı,baharla birlikte bereket, sağlık, mutluluk ve başarıların geleceği inancının dile getirildiği bir bayram günüdür. Anlamına uygun olarak bütün Türk Milletinin 2017 yılı Hıdırellezini sağlık, mutluluk ve her bakımdan bereketli bir biçimde karşılamasını dilerim.

Hazırlayan, yazan: Zeynep DOKUMACI