Âbı Hayat

âb-ı hayât

İçene ölümsüzlük bağışladığına inanılan su. Efsaneye göre, İskender-i Zülkarneyn Hızır ve İlyas bu suyu aramak için yola çıkmışlar. Ab-ı Hayât, Zülümât’ın (karanlıklar ülkesi) ötesindeymiş. İskender, Hızır’la İlyas’ı kaybetmiş ve hayat suyuna erişememiş. Hızır’la İlyas ise suyun kaynağını bulup içmişler. Bu nedenle ikisi de ölümsüzdür. Hızır karada, İlyas ise denizde insanların yardımına koşar. Yılda bir kez de buluşurlar: Hıdırellez (Hızır+İlyas).

Kur’an’da da geçen (18. sûre) hayat verici su efsanesi, eski şiiri besleyen tükenmez bir kaynaktır. Öykü, Kur’an’da başka biçimde ve başka kişilerle ilgili olarak anlatılır. Mûsâ, bir arkadaşıyla iki denizin birleştiği yere gider. Arkadaşı, elindeki kızarmış balığı yere bırakarak oradaki bir kaynaktan abdest alırken, sıçrayan bir damla su, balığa değince balık canlanır ve denize atlar. Divan şairi, kavramın dayandığı çağrışımdan alabildiğince yararlanmıştır.

Şu tamlamalar da âb-ı hayât anlamında kullanılır: Âb-ı bekâ, âb-ı câvidân, âb-ı hayvân, âb-ı Hurşid, çeşme-i hayvân. Tasavvufta gerçek aşk, edebiyatta ise ince, saf, veciz söz anlamlarında da kullanılmıştır:

Hızır yüzlüler elinden nûş kıl âb-ı hayâtab-ihayat
Feylesof-ı vaktsin tut kim Skender devridir (Şeyhi)

Tatlı sözler kim gelir şîrîn lebinden dilberin
Âb-ı hayvândır sanasın çeşme-i candan tamar (Ahmet Paşa)

Tab’ım İskender-i manâ kalemim Hızr-ı beyân
Nola itse sühanım âb-ı hayâtı icrâ (Nâzım)

Yukarıda anılan İskender’in yolculuğu, İskendername adı verilen mesnevilerin çoğunun konusunu oluşturur. Halk edebiyatında ise hayat suyu motifine sık sık rastlanır. En bilineni, Köroğlu kollarından birinde, Köroğlu ile babasının hayat köpüğünü aramalarıdır.