Şiir ve Gelenek

Şiir ve Gelenek (Halk Şiiri, Divan Şiiri, Modern Şiir Geleneği ve Özellikleri)

Şiir ve Gelenek

Türkçe Sözlük’te gelenek terimi: “Bir toplumda, toplulukta eskiden kalmış olmaları dolayısıyla saygın tutulup kuşaktan kuşağa iletilen, yaptırım gücü olan kültürel kalıntılar, alışkanlıklar, bilgi, töre, davranışlar ve ananeler.” şeklinde tanımlanmaktadır.

“Gelenekler geniş anlamıyla bir kuşaktan ötekine geçirilebilen bilgi, tasarım, inanç, yaşantı biçimi, daha geniş anlamıyla maddi olmayan kültürdür. Dar anlamda ise kuşaklar boyunca bir toplumun örneğin kutsal ya da politik işleri gibi önemli konulardaki görüşlerdir.

Gelenekler, toplumsal yaşamın düzenlemesinde ve denetlenmesinde önemli rol oynar. Nitelikleri bakımından genellikle daha tutucu olan gelenekler aile, hukuk, din ve politika gibi toplumsal kurumlar üzerinde etkilidir. Bilim ve sanat, geleneklerin daha az etkisi altındadır. Bireyin bağlı bulunduğu grubun veya toplumun geleneklere karşı çıkması, bu karşı çıkışın derecesine göre bireyin toplumsal cezaya uğraması, hor görülmesinden alaya alınmasına kadar genişleyen tepki türlerinde biçimlenir. Geleneklerin tıpkı örfler gibi yasalarla belirlenmiş türleri vardır. Yasa, geleneklere ve onlara aykırı davranışlar için verilecek olan cezaları bir ölçüye sokmaya çalışır. Gelenekler, genellikle yasalardan çok daha geniş bir alanı yönetir.” (MEB, Anadolu Halk Kültürü)

“Bir bilginin, töre’nin, davranış kalıplarının, ananelerin vs. “gelenek” vasfına ulaşması toplumun büyük çoğunluğu tarafından kabul edilmesine ve sonraki kuşaklara aktarılmasına bağlıdır.

Sanatta da durum böyledir; bir sanat anlayışının temel özeliklerinin kabul edilip, benimsenip gelecek kuşaklara aktarılması o sanat anlayışını “geleneksel” hâle getirir.

Edebiyat, resim, heykel vb. alanlarda meyda gelen sanat anlayışları, yüzyıllarca süregelen kültür birikimine dayalıdır.

Geleneği kabul edip, benimseyip sürdüren şairlerle, onların sanat anlayışları arasında bir ilişki söz konusudur. Aynı gelenekten beslenen sanatçılarla ortaya koydukları sanatsal ürünler arasında temel nitelikler bakımından bir benzerlik sözkonusudur…

Örneğin Âşık Veysel, halk edebiyatı geleneğinin bir temsilcisidir. O, dörtlüklerle ve hece ölçüsüyle kendi şiir evrenini oluşturarak benimsediği geleneğin içinde özgün bir söyleyişe, kimliğe ulaşmıştır…”

(Murat AKINCI, Açıklamalı Edebiyat Terimleri Sözlüğü)

Türk Edebiyatında temel nitelikleri bakımından bir sınıflandırma yapacak olursak üç temel Şiir Geleneği’nden bahsetmek mümkün:

  • Halk Şiiri Geleneği
  • Divan Şiiri Geleneği
  • Modern Şiir Geleneği.

Halk Şiiri Geleneği ve Özellikleri :

  1. Bu şiir geleneğinin ürünleri sade bir Türkçeyle söylenmiş ya da yazılmıştır.
  2. Halkın içinden doğan eserler, konu, tema ve duyarlık bakımından halkın hayatına sıkı sıkıya bağlıdır.
  3. Şairler, genellikle öğrenim görmemiş (ümmî-okuma yazma bilmeyen) kişilerdir.
  4. Aşk, doğa, ayrılık, özlem, ölüm, din, tasavvuf konularının yanı sıra toplum hayatını ilgilendiren sorunlara da sık sık eğilen şairler, bunlarla ilgili eleştiriler getirmişler, daha çok da somut konular üzerinde durmuşlardır.
  5. Şiirlerde biçimden çok konuya ağırlık verilmiştir.
  6. Şiirler daima müzik eşliğinde (ezgili) söylenmiş; saz, şiirin ayrılmaz parçası olmuştur. Âşıklar, bu edebiyatın mensur kısmını oluşturan halk hikâyelerinin oluşumu, gelişimi ve aktarılmasında da önemli rol oynamışlardır.
  7. Şiirde nazım birimi dörtlüktür. Yaygın olarak hece ölçüsü kullanılmıştır. Hecenin en çok 7’li, 8’li ve 11’li kalıpları kullanılmıştır. Fakat şehirde yaşamış, medrese eğitimi almış bazı ozanlar aruzu da kullanmışlardır.
  8. Koşma, semai, varsağı, destan, ilahi, nefes, mani, türkü gibi… gibi değişik nazım şekilleri kullanılmıştır.
  9. Âşık edebiyatı doğaçlamaya (irticalen söyleyişe) dayanır. Âşıklar, eserlerini bir ön hazırlık olmaksızın, doğrudan, sözlü olarak meydana getirirler. Bu yüzden şiirlerde derin bir anlam, kusursuz bir biçim görülmez.
  10. Halk deyimlerine ve güzel halk söyleyişlerine yer verilir.
  11. Az da olsa benzetmelerden ve mazmunlardan faydalanılmıştır. (Boy serviye, yüz aya, kaş kaleme, diş inciye, yanak güle benzetilir)
  12. Şiirlerin özel bir başlığı yoktur, bunlar nazım şekilleri ile adlandırılmıştır.
  13. Genellikle yarım kafiye kullanılır. Ahenk, daha çok kafiye ve redifle sağlanır.
  14. Konu, şekil ve dil bakımından dış etkilerden uzaktır.
  15. Nesir alanında da eserler verilmiştir. Nesir, halk edebiyatında nazma göre önemsiz kalmıştır; çünkü duygu ve düşüncelerin kalıcılığı şiirle daha kolay sağlanmaktadır.
  16. Nesir örnekleri arasında halk masalları, halk hikâyeleri, efsaneler, atasözleri, deyimler, halk tiyatrosu, bilmeceler, fıkralar sayılabilir.
  17. Halk edebiyatı, gözleme dayalıdır. Benzetmeler, somut kavramlardan yararlanılarak yapılır. Şairlerin söyledikleri her şey gerçek yaşamdan alınmadır.
  18. Gelenek usta-çırak ilişkisiyle bugüne kadar gelmiştir.
  19. Halk şiiri geleneğinin en ünlü temsilcileri: Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu, Yunus Emre, Kaygusuz Abdal, Erzurumlu Emrah, Gevheri‘dir.
  20. Bu geleneğin son dönem temsilcileri arasında Âşık Veysel, Murat Çobanoğlu, Âşık Reyhani, Âşık Şeref Taşlıova ve Âşık Mahzuni Şerif sayılabilir.

Divan Şiiri Geleneği ve Özellikleri:

  1. Divan şiirinin dili Arapça, Farsça sözcük ve tamlamalarla dolu Osmanlıca denen yazı dilidir.
  2. Ölçü, İranlıların Araplardan alarak yeniden düzenledikleri aruz ölçüsüdür.
  3. Nazım biçimleri genelde Arap ve İran şiirlerinden alınmıştır. (Şarkı ve tuyuğ, Türklerin buluşudur.) Nazım birimi, beyittir. Beyit, kendi içinde anlam bütünlüğü taşır. Beyitlerle kurulan nazım biçimlerinde beyitleri birbirine bağlayan ölçü ve uyak birliğidir.
  4. Divan edebiyatında genellikle tam ve zengin uyak kullanılmıştır.
  5. Divan edebiyatında Arap ve Fars edebiyatlarından alınan nazım biçimleri kullanılır: Kaside, gazel, mesnevi, murabba, terkib-i bend, rubai
  6. Şiirler, konularına göre değişik biçimde adlandırılır: Ölüm teması işleyen şiirlere mersiye, Peygamberlerin erdemlerini anlatan şiirlere naat, Tanrıya yakarışı işleyen şiirlere münacaat, Tanrının birliğini anlatan şiirlere tevhid, şairin kendini övdüğü şiirlere fahriye, şairin toplumsal çarpıklıkları dile getirdiği yergilere de hiciv denir.
  7. Divan edebiyatının kaynakları din, tasavvuf, Kur’an, hadis, peygamber hikayeleri, evliya menkıbeleri, İran ve islam mitolojisidir. XIII. yüzyıldan sonra yerli yaşam, günlük olaylar… olmuştur. Bu nedenlerle şiirlerde aşk, şarap, din ve ahlak ile ilgili soyut kavramlar işlenmiştir. Şiirlerin kişi ve toplum yaşayışı ile ilgili gerçeklere, doğayla ilgileri azdır. Stilize edilmiş bir doğa anlayışı ile doğa öğeleri nakış, motif gibi kullanılmıştır.
  8. Divan şiirinde aşk ön plandadır. Aşk anlayışı çağın mutlak hükümdarlık sistemine ve tasavvuf düşüncesine dayanır. Sevgili, mutlak iktidar sahibi, zalim, vefasız; âşık ise bahtsızdır. Şairler daha çok platonik bir aşk anlayışını benimsemiştir.
  9. Divan şiirinde kaderci bir dünya görüşü egemendir. Şairler, dünyanın geçici olduğundan, feleğin şerrinden, zamanın kötülüğünden yakınırlar.
  10. Söyleyiş, özentilidir. Ustalık, benzetmeler yapmak; mecazlı, sanatlı deyişler yaratmak, kalıplaşmış anlamlı sözcükleri (mazmunlar) yeniden kullanmakta görülmüştür. Bu nedenle şair, konudan çok söyleme biçimine (üsluba) önem verir.
  11. Divan şiirinde nazirecilik yaygındır. Şairler, çok beğendikleri şiirleri taklit etmişler, onlardan daha güzel şiirler yazmayı amaçlamışlardır.

Gazel

Tûtî-i mu’cize-gûyem ne desem lâf değil
Çarh ile söyleşemem âyînesi sâf değil

Ehl-i dildir diyemem sînesi sâf olmayana
Ehl-i dil birbirini bilmemek insâf değil

Yine endîşe bilir kadr-i dür-i güftârım
Rûzigâr ise denî dehr ise sarrâf değil

Girdi miftâh-ı der-i genc-i ma’ânî elime
Âleme bez-i güher eylesem itlâf değil

Levh-i mahfûz-ı suhandir dil-i pâk-i Nef’î
Tab’-ı yârân gibi dükkânçe-i sahhâf değil

Günümüz Türkçesiyle;

1. beyit: Mucizeleri dile getiren papağanım, dedikler boş laf(tan ibaret) değil / Felekle konuşmam (onun) kalbi temiz değil.
2. beyit: Kalbi temiz olmayana “gönül ehlidir” diyemem / Gönül ehillerinin birbirini bilmemeleri olacak iş değil.
3. beyit: Devir alçaksa ve dünya sarraf değil ise inci (gibi kıymetli olan) sözümün değerini bilse bilse düşünce bilir.
4. beyit: Anlam hazinesinin kapısının anahtarı elime geçti / Aleme bol bol cevher dağıtsam ziyanı yok.
5. beyit: Nef’î’nin temiz gönlü, sözün levh-i mahfuzudur / Dostlarınınki gibi sahaf dükkanı değildir. ( Nefi )

Kelimeler: ateş-i suzan: yakıcı ateş, çak-i giriban yaka yırtmalar, şuh: sevgili, âşık-ı nalan: ağlayıp inleyen Âşık, mirat-ı mücella: cilalı ayna, hüsn: güzellik, Nedim-i zar: dertli Nedim.

Modern Şiir Geleneği ve Özellikleri:

  • Bu şiir geleneğinde ölçü, kafiye, redif, nazım birimi gibi unsurlar önemsenmez, serbest ölçü kullanılır; fakat kafiye ve redif tümden de şiirden dışlanmış değildir.
  • Şiirlerde sözcük dizilişi ve iç ahenk ön plandadır.
  • İmge şiirlerde nerdeyse olmazsa olmaz bir koşuldur.
  • Hayatın içerisinde varolan herşey şiire konu olabilir.

Örnek: Modern Şiir

ANLATAMIYORUM

Ağlasam sesimi duyar mısınız, Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz, Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.

( Orhan Veli KANIK )

Benzer Diğer Konular