İzâm: Mübalağa, İfrat, Tefrit, İktisât ve İstidrâk Sanatları

İzâm: Mübalağa, İfrat, Tefrit, İktisât ve İstidrâk Sanatları

İzâm: Anlatılanı olduğundan değişik göstermek maksadıyla yapılan; mübalağa, ifrat, tefrit, iktisâd ve istidrâk sanatları bu başlık, altında toplanmıştır.

Anlatılanı olduğundan değişik göstermek maksadıyla yapılan mübalağa, ifrat, tefrit, iktisâd ve istidrâk sanatları bu başlık, altında toplanmıştır.

MÜBALAĞA

Sanatkârı heyecanlandıran hâdisenin, heyecanın mahiyet ve şiddetine göre büyümesi veya küçülmesidir.

Sanatkârın ruhî his ve heyecanları, olayları doğal boyutları dışında takdim etmesine sebep olur. Mübâlağayı doğuran heyecanı sanatkâr iki yolla ifade eder. Heyecanına sebep olan şeyi ya doğrudan doğruya büyültür, küçültür veya ona uygun bir çağrışım ile teşbîhte bulunarak mübâlağa yapar. Bundan dolayı mübâlağa teşbih ve istiâre sanalarıyla beraber bulunur.

Günlük konuşmalarınızdaki “sıcaktan piştim, açlıktan bayılıyorum, soğuktan dondum, gözümün yaşı sel oldu” gibi ifadeler mübalağadan ibarettir.

Yine irişdi temmuz oldı cihan pür-tef ü tâb
Girdi bir hilkate hep âteş ü bâd u türâb

Nefi’nin bu beytinde mübâlağa hakîkata benzer olduğundan kabul olunur. Yine aynı şairin:

İrdi bir gâyete tesir-i havâ kim bir mûr
Bir dem-i germ ile eyler yedi deryayı serâb

beytinde bir karıncanın nefesiyle yedi deryâyı kurutmak düşüncesinde ise hakîkata uzaklığı dolayısıyla bir letafet görülmüyor.

Donar soğuktan efendi, semender âteşte
Bir iki gün dahi böyle eserse bu sarsar
Bürûdet öyle ki buzlanmasun deyü lâyık
Konulsa penbeye yakut-pâre-veş ahker

Nedim‘in tavsif ettiği soğukluğun, yukardaki beyitte Nefi’nin tarif ettiği harâretten, mübâlağa itibariyle aşağı kalır yanı yoktur. Ancak bir karıncanın nefesiyle yedi deryâyı kurutmak tasavvurunda hiçbir letâfet yok. Halbuki, âteşi donmasın diye insanın yakut parçası gibi pamuklar içinde saklıyacağı geliyor tahayyülünde ise bir letâfet mevcuttur.

Mübalağanın makbul ve başarılı olması için sanatkârın içinde bulunduğu heyecan ile, yaptığı mübâlağa arasında da bir nisbetin bulunması gerekir.

Divan şairleri hayâl genişliğini ve gücünü göstermesi bakımından mübâlağa sanatına çok önem vermişlerdir. Şiirlerinde, övündükleri, övdükleri veya hicvettikleri kısımlarda hep bu sanata başvurmuşlardır.

İFRAT

İfrat: Bir varlığın niteliklerini aşırı derecede şiddetli olarak anlatmaktır.

Ola hem ilm-i muammada benâm
Çıkara dâniş ü irfan ile nâm

Yoktur onun gibi bir fenn-i leziz
Zihn-i ehl-i dilin eyler teşhîz

Mülk-i İrân’da be-gâyet makbul
Bilmeyen şair olur pek medhûl

Sünbülzâde Vehbi’nin yukarıdaki beyitlerde muammayı bilgi ve irfan ile nitelendirip, onun gibi leziz bir fen yoktur diyerek muamma bilmeyen şairi kusurlu göstermesi ifrattır.

TEFRİT

Tefrit: İfratın zıddıdır. Bir varlığın niteliklerini aşırı derecede daraltmak, hakkını vermemektir. Bu da ifrat gibi beğenilen bir hal değildir.

Yine Sünbülzâde Vehbi’nin hendese (geometri) hakkında söylediği, hendese tahsilini âdeta lüzumsuz gösteren şu beyitleri de tefrît örneğidir.

İtibâr eyleme pek hendeseye
Düşme ol dâ’ire-i vesveseye

Bakıp eşkâle mukames diyerek
Ya murabba’ ya muhammes diyerek

Düş olup dâ’ire-i efkâre
Mâ-hasal düşmeyesin pergâre

İKTİSÂT

İktisat: Bir varlığın niteliklerini ifrat ve tefrite düşmeden hakkıyla anlatmaktır. Sünbülzâde Vehbi’nin ilim, irfan hakkında söylediği aşağıdaki beyitler de iktisâda misal teşkil etmektedir.

İlm ü irfan sebeb-i rıfatdır
Alim olmak ne büyük bir devlettir

Enbiyâ vârisi olmuş ulemâ
Anla kim bu ne veraset, ne gınâ

İlmin izhâr edince âdem
Oldu bilcümle melâik mülzem

İSTİDRAK

İstidrâk: Herhangi bir şeyi yerer görünüp övmek, över görünüp yermek sanatıdır.

Bu sanat, hakikat sırrının aşılması ve aşırılığa başvurulması sebebiyle mübalağaya benzer Ayrıca bünyesinde yergi ve övgünün bulunması bakımından tevcîh sanatıyla ilgilidir. Ancak istidrâkta bu iki kavramdan yalnız birisi ifade edilmiştir. Yani hem övgü, hem de yergi anlamına almak mümkün değildir Tevcîhte ise bu kavramları ayırmak söyleyenin maksadına ve okuyucunun kavrayışına bırakılmıştır

İstidrâk tarifinden de anlaşılacağı gibi iki kısma ayrılmaktadır:

1- Yerer görünüp övmek

“Ahmed’in tek kusuru çok çalışkan olmasıdır. ” cümlesinde de kusur olarak gösterilen “çok çalışkan olmak” aslında Ahmet için övgü sebebidir.

Örnekler:

Dehrde anlamayıp bilmediği ola meğer
Tama’ u buğz u nifak u hased ü gadr u sitem (Nâbî)

Sen etdikçe teveccüh oldılar ağyar rû-gerdân
Derinden dûr eden şâhım beni lutf u keremdir hep (Koca Râgıb Paşa)

Sen adâlet- pîşesin lâkin sehâ vü cûd ile
Destin eyler zulmi erzânî hazâ’in üstüne (Hüsni)

2- Över görünüp yermek

Tanzimat şairlerimizden Ziya Paşa‘nın, Girit’de gösterdiği başarısızlık üzerine Ali Paşa hakkında yazdığı Zafer-nâme adlı eseri överek yermenin zarif bir örneği dir.

Aşağıdaki kıt’a da, Arap harflerinin imlâ hususiyetlerinden istifade ile söylenmiş bu tür bir istidrâktır.

Fahr-ı âlemsin velîkin fası yok
Gevher-i kânsın velîkin râsı yok
Dilerim Hak’tan bunu her rûz u şeb
Sana bir merkeb vere kim bâsı yok

Arap alfabesine göre “fahr” kelimesinin ‘f’ harfi kaldırılınca “har” olur ki eşek anlamına gelir “Gevher” kelimesinin “r ” harfi kaldırılınca pislik anlamına gelen “gûh” olur. “Merkeb” kelimesinin “b” harfi kaldırılınca ölüm anlamına gelen ” merg ” kelimeleri meydana çıkar.

Şu beyitler de yine bu şekilde İstidrâkın örnekleridir:

Ne evâmir ne nevâhi ne namaz u ne niyaz
Asrımız sâye-i şahanede cennet gibidir (Nâili-i Cedîd)

Öyle nâzik ki eğer şapkalı bir kunduracı
Evine gelse eder tâ kapudan istikbâl (Ziya Paşa)