Can Yücel

Can Yücel Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

Can Yücel (d. 21 Ağustos 1926, İstanbul- ö. 12 Ağustos 1999, İzmir) Şair, yazar.

Can Yücel

Can Yücel, 21 Ağustos 1926’da İstanbul’da doğdu. Milli Eğitim Eski Bakanlarından Hasan Ali Yücel‘in oğlu. Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Klasik Filoloji Bölümü ve İngiltere’de Cambridge Üniversitesi’nde öğrenim gördü. Uzun süre Fransa’da Paris ve İngiltere’de yaşadı. Yurda dönüp 1953’te Kore Savaşı’na katılan Türk birliğinde askerliğini tamamladı. Tekrar İngiltere’ye gitti. Londra’da BBC’nin Türkçe bölümünde spikerlik yaptı. 1963’te Türkiye’ye döndükten sonra Marmaris’te bir süre turist rehberi olarak çalıştı. Ardından İstanbul’a yerleşti. Bağımsız çevirmen ve şair olarak yaşamını sürdürdü. 12 Mart döneminde Che Guevara’nın “Gerilla Harbi” ile “İnsan ve Sosyalizm” kitaplarının çevirisi nedeniyle 15 yıl hapis cezasına mahkum edildi. 1974 affıyla özgürlüğüne kavuştu. İstanbul’da Vatan, Demokrat, Söz gazetelerinde köşe yazıları yazdı. Önce İzmir’e oradan da Muğla’nın Datça ilçesine taşındı. 12 Ağustos 1999’da yaşamını yitirdi.

Edebiyata şiirle başladı. Çeşitli dergilerde yayınlanan şiirlerini 1950’de basılan ilk şiir kitabı “Yazma“da topladı. Bu kitabın ardından uzun süre biçim arayışlarıyla uğraştı.

İlk şiirlerinde uyaklı söyleyiş, coşkulu anlatım, geleceğe umut ve güvenle bakış belirgin özelliklerdi.

1973’te basılan ikinci şiir kitabı “Sevgi Duvarı“nda imge-sözcük-anlam üçlüsünün birbiriyle dengelendiği insan-doğa ilişkilerini konu alan şiirleri dikkat çekti.

Kara mizah öğeleri taşıyan siyasal içerikli bazı şiirlerinde tarihsel ve günlük olayları iç içe işledi.

1974’te çıkan üçüncü kitabı “Bir Siyasinin Şiirleri“, önceki dönemlerin bileşkesiydi. Bu şiirlerde cezaevinden dışarıya dönük gözlemlerini, izlenimlerini, duygu ve düşüncelerini politik kimliğini de sorgulayarak yansıttı.

Hiciv gücü ve sözcük oyunlarıyla eriştiği dil ustalığı, geniş kültürüyle beslenen şiirini yeni boyutlara ulaştırdı. Halk ağzı, türküleri ve deyişlerinden de yararlandı.

Şiirin yanısıra tiyatro oyunları da çevirdi. 12 Eylül sonrasında müstehcen olduğu iddiasıyla “Rengahenk” adlı kitabı toplatıldı.

Can Yücel’in Eserleri

ŞİİR:

  • Yazma (1950)
  • Her Boydan (1959, Çeviri Şiirler)
  • Sevgi Duvarı (1973)
  • Bağlanmayacaksın
  • Bir Siyasinin Şiirleri (1974)
  • Ölüm ve Oğlum (1975)
  • Şiir Alayı (1981, ilk dört şiir kitabı)
  • Rengâhenk (1982)
  • Gökyokuş (1984)
  • Beşibiyerde (1985, ilk beş şiir kitabı)
  • Canfeda (1985)
  • Çok Bi Çocuk (1988)
  • Kısa Devre (1990)
  • Kuzgunun Yavrusu (1990)
  • Gece Vardiyası Albümü (1991)
  • Güle Güle-Seslerin Sessizliği (1993)
  • Gezintiler (1994)
  • Maaile (1995)
  • Seke Seke (1997)
  • Alavara (1999)
  • Mekânım Datça Olsun (1999)
  • En Uzak Mesafe
  • Benim Adım Firuzansa Ne Olayım
  • Cazcı Firuzan (1997)
  • Hotuhların dramı
  • Bilmelisin ki
  • Biraz Alıştım
  • Kadın Dediğin
  • Bördübet’ten Sedir Adası’na
  • YüzKitabı Şiirlerimden Seçmeler (2010)
  • Yaprak Dökümü

DÜZYAZI:

  • Düzünden (1994)
  • Ve Can’dan Yazılar (1995)

Çevirileri:

  • Hamlet (Shakespeare)1992. İstanbul: Papirüs Yayınları, 1996.
  • Bahar Noktası (Bir Yaz Gecesi Rüyası’nın çevirisi) (Shakespeare) 1981. İstanbul: Papirüs Yayınları, 1996.
  • Muhteşem Gatsby (The Great Gatsby, F. Scott Fitzgerald), Ağaoğlu Yayınevi, İstanbul, 1964.
  • Yeni Başlayanlar İçin Marx (Marx Para Principantes) 1977.
  • Salozun Mavalı (Peter Weiss)Bilgi Yayınları

Can Yücel Şiirlerinden Seçki

HERŞEY SENDE GİZLİ

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin…

SEVGİ DUVARI

sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
dilimizde akşamdan kalma bir küfür
salonlar piyasalar sanat sevicileri
derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni
yakanda bir amonyak çiçeği
yalnızlığım benim sidikli kontesim
ne kadar rezil olursak o kadar iyi
kumkapı meyhanelerine dadandık
önümüzde altınbaş altın zincir fasulye pilakisi
aramızda görevliler ekipler hızır paşalar
sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
çöpçülerin elleriyle okşardın beni
yalnızlığım benim süpürge saçlım
ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi
baktım gökte bir kırmızı bir uçak
bol çelik bol yıldız bol insan
bir gece sevgi duvarını aştık
düştüğüm yer öyle açık seçik ki
başucumda bir sen varsın bir de evren
saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
yalnızlığım benim çoğul türkülerim
ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi

AKDENİZ YARAŞIYOR SANA

Akdeniz yaraşıyor sana
Yıldızlar terler ya sen de terliyorsun
Aynı ıslak pırıltı burun kanatlarında
Hiç dinmiyor motorların gürültüsü
Köpekler havlıyor uzaktan
Demin bir çocuk havladı
Fatmanım cumbadan çarşaf silkiyor yine
Ali dumdum anasına sövüyor saatlerdir
Denizi tokmaklıyor balıkçılar
Bu sesler işte sessizliğini büyüten toprak
O sesinin sardunyalar gibi konuşkan sessizliği
Hayatta yattık dün gece
Üstümüzde meltem
Kekik kokuyor ellerim hala
Senle yatmadım sanki
Dağları dolaştım
Ben senden öğrendim deniz yazmayı
Elimden düşmüyor mavi kalem
Bir tirandil çıkar gibi sefere
Okula gidiyor öğretmenim
Ben de ardından açılıyorum
Bir poyraz çizip deftere
Bir ada var sırf ebabil
Dönüyor dönüyor başımda
Senle yaşadığım günler
Gümüş bir çevre oldu ömrüm
Değince güneşine
Neden sonra buldum o kaçakçı mağarasını
Gözlerim kamaşınca senden
Ölüm belki sularından kaçırdığım
O loş suda yıkanmaktır
Durdukça yosundan yeşil
Kulaç attıkça mavi
Ben düzde sanırdım yıkıntım
Örenim alkolik asarım
Mutun doruğundaymışım meğer
Senle çıkınca anladım
Eski Yunan atları var hani
Yeleleri bükümlü
Gün inerken de öyle
Ağaçtan izdüşümleriyle
Yürüyor Balan tepeleri
Yürüyor bölük bölük can
Toplu bir güzelliğe doğru
Kadınım Yaraşıyorsun sen Akdenize

AKİS

Sen çaldıkça Teodorakis
Bir mor yağıyor üstüme…
Dudaklarım öpüşmekten mosmor…
Bir putum sanki ilahilerle
denize fırlatılmış
Ve bir deniz yağıyor üstüme
Bakma sen sevgili Teodorakis
Açgözlü güvercinlerin didiştiklerine!
Avluların o en çakırkeyiflisine
Mısır daneleri gibi serpilmişler ama
Mısır danesi değil ki bu adalar
Ne de biz güverciniz…

Sekerek o güneş güzeli çakılların üzerinden
Çıplak ayaklarımızın su sesleriyle
Birbirimize
Ve kendimize
Bilakis

Sen çaldıkça Teodorakis
Bir mor yağıyor üstüme

AL BİR UZUN HAVA

Çekirgeydi Raşko’nun elindeki güvercin
Raşko’da mengeneydi, bu beynimizde kalsın!
Çekmişler ıstor diye muhribin dumanını
Böyle aşk, böyle barış, Allah belamı versin!
Bugün kitabım verdim tek pedal matbaaya
Bu yol beni götürür sağlam Selimiye’ye
Ağlıyorsam gözyaşım iki gözüme dursun
Vermişim ben canımı al-uzun bir havaya

ANAYASASI İNSANIN

Paul Eluard için yazılmıştır.

Kan yasası bu insanın:
Üzümden şarap yapacaksın
Çakmak taşından ateş
Ve öpücüklerden insan!

Can yasası bu insanın:
Savaşlara yoksulluklara
Ve binbir belaya karşın
İlle de yaşayacaksın!

Us yasası bu insanın:
Suyu şavka döndürüp
Düşü gerçeğe çevirip
Düşmanı dost kılacaksın!

Anayasası bu insanın
Emekleyen çocuktan
Uzayda koşana dek
Yürürlükte her zaman

ARKAMDAN KONUŞMASINLAR DİYE

Her Donkişotun bir yeldeğirmeni vardır
Benim ki Heybeli’de
Yarı yarıya yıkık
Üstünde
Kırmızı üstüne beyaz beyaz harflerle
Kocaman
TÜRKİYE HALK BANKASI
Yazılı
Vallahi billahi de
Beş kuruş almadım o reklam için

POETİKA

Yalnızlığı sevmiyorum
Yalnız kim ola ki
Kendim…
Kendimin kendini sevmiyorum
Kediler hariç…
Kahve ocakçısı olacaktım ben
Tuttum kavlimi
Yazdıklarımsa hep nafile
Hep nişanlı angaje ısloganlı
Can, diyorlar, bir kahve yap şu dümenin ağzına
Kallavi olsun!
Bende yoksa kahve, yemişçiden tedariklenip
Ve cezveyi ateşe sürüp, üstüne yemeni, şekerini
Taşırmadan pişiriyorum
Biliyorum, bilmez miyim bu kahve ocağınnan
Ocağımızı bucağımızı
Isıtamayacağımı!
İşte onun içinde de içim titreyerek
Cezvenizi sürüyorum ateşe

ÖYLE Bİ

Temiz gömlegimi giydim talimden sonra
Ayaklarını yıkıyor çeşme başında erler
İşte sen öyle bir serindin
Tuzladan kaptılarla inerken şehre
Ne güzel şey sivil denmesi çıplağa
Ve gün-açık penceresinden meselerin
Yamacın kuytusuna sokulmuş mavi
Ufacık bi parça deniz gibiydin

Şipka biberleriyle konmuş okulun camlarına
Arnavut Köyünün o muhacir güneşi
İste sen öyle bi cumartesiydin
Sahanlıkta saçlarını tarıyor kızlar
Raylar ondan böyle kıvılcımlanıyor
Köşeleri dönerken, önlükleri altından
Dünyaya başlar gibi aybaşlarının kokusu
Kalkan al tıramvaydın ergenlik durağımdan

Meyvahoşun orda bir sabahcı kahvesi
Gün ağarmıştı ama ben günaydın demedim
İşte sen öyle ışıklı bir yerdin.
Bilmiyordum hiç burda bir fırın olduğunu
Diz çöktüm asfalta, baktım aşağı, üüüü’üh!..
İşçiler ateşler ay çörekleri
Ve kılıc gibi taze ekmek kokusu…
Dağıttık evvel-allah yalnızlıkları

Yaşamak düğünse, sen orda gelindin
Seni soydum, Güler, dünyayı giyindim

DOSTUM SAMARİPA YA MEKTUP

Baksana Samaripa
Şu gümüşü bacaya!
Ne güzel kesmiş tenekeyi tentene!
Güneş de vurmuş üstüne…
Ve salkım salkım sakalları
Rüzgarda saçaklanan bir duman
Arkadaki Papaz Okulu’nun
Çamlarını çulluyor
Baca değil, buhurdan…
Alt katta da o dumanın ısıttığı suyla
Sakız gibi bir kız yıkanıyor
Ve Sakız Adası gibi köpükte
Yuvarlanıp gidiyor g..leri

Sevgili dostum
Öyle göreceğim geldi ki seni
Burnumda tütüyorsun…
Ha, onu soracaktım
Sen hiç lohuk yedin mi?
Ben ki tatlı sevmem
Nefis bişey

Can Yücel’den Seçmeler

  • Acılara bakıp da küsme sevdalara, gavura kızıp da oruç bozulmaz. Sök at kafandan acabaları, kemik aynı yerden iki defa kırılmaz.
  • Anladım ki aşk; Her iki tarafı da mağdur eden, Yürekte izinsiz gösteri yapan mutluluk karşıtı bir eylem.
  • Anne karnına sığarken dünyaya neden sığamadığını ve sonunda bir metrekarelik yere sığmak zorunda kalacağını farketmeli insan.
  • Aşk; kelime değil bir cümledir. Kurmak içinse, özneyle yüklem değil, iki yürek gerekir.
  • Aşkta kimsenin kimseden farkı yok.. “Sadece biri daha iyi yalan söyler, Biri dah.a iyi oynar oyununu. Hepsi bu !
  • Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. ‘O olmazsa yaşayamam’ demeyeceksin, Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü.
  • Bazen kırdım, çoğu kez kırıldım; ama ben hiç kimseyi kaybetmedim, sadece zamanı gelince vazgeçmesini bildim.
  • Bazen zordur dönmek yada herşeyi unutup gitmek. Anladım ki insanı en acıtan şey; sevilmediğini bildiği halde delicesine sevmek.
  • Belki de insan sevmeyi bilmediğinden değil, sevgisine layık biri olmadığından yalnızdır.
  • Benim öfkem gecelerin beyidir, kalkar bi tek çocuk ağlasa! İşte bak bu anasız yasa, Kanuni’nin değil bizimdir.
  • Bi hayli kırgınım.. Kime olduğunu, neden olduğunu bilmeden.. Belki hayata, belki kendime, belkide dilimden düşmeyen keşke’lere .
  • Bilinmedik bir hüzün var içimde, bir gariplik. Anladım ki, ya ben fazlayım bu şehirde ya da biri eksik.
  • Bilir misin ne zordur severek yaşamak. Ona benimsin deyip sarılamamak.. Ne zordur hep yakın hissedip aslında ondan uzak olmak.
  • Bir insanı herhangi biri kırabilir; ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş. Çok acıttığında anladım.
  • Bir şanstan söz ettirmeyecek kadar, mükemmel olmalı aşk.
  • Biraz değiştim, Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar. Değiştim,Unutamadığım sözlerinin arasında sıkışıyorum, Bir yanım kendimi kolluyor bir yanım seni Ben benimle savaşıyorum, Seninle değil! .Sonucu kılıcı kuşananından belli olan bir savaşın Ne kazanabileni ne de kaybedeniyim, Sorun değil!
  • Biri sana git dediğinde, kalmak istiyorum” diyebilmekmiş sevmek Git dediklerinde gittiğimde anladım.
  • Boş boş seviyorum demekle olmaz; Göstereceksin sevdiğini, hissettireceksin.. yapamıyor musun ! O zaman yoldan çekileceksin.
  • Bu damsız damda, bu havvasız havada saf şair olamıyor adam, sökmüyor sırf şiirsel yorum.
  • Bugün bu kuburda kokuşsam da yarın, Çiçek Dağlarında seyirtecek seyrim, değil mi ki burnumda tüten toprak kokusudur Devrim!
  • Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de, Kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer..
  • Çok çalıştım gitmeye de kalmaya da. İkiside aynı acı, İkiside rezil. Daha önce de gitmiştim ama böyle kalarak değil !
  • Değişmek zor; ama bazen aynı adam olmak daha zor. Hayat öyle yüklenir ki; ne kalmak istersin, ne gitmek. O durumdayım işte.
  • Dünya öküzün boynuzlarında dururmuş,Her kıpırdayışında deprem olurmuş.Oysa dünya,halkların omzu üstünde durur,Kıpırdasın da gör.
  • Fukara bir midyeden başlayan deniz, nasıl da büyüdü mavi oldu. Oturmuş yere hanım hanımcık, ölümün ayaklarını yıkıyor.
  • Galiba yoruldum. Herşey kadar, herkes kadar, sen kadar. ‘Kendimi her kaybettiğimde, Seni de kaybediyor olmaktan yoruldum.
  • Gururunu hiçe sayıp dön demezsen, hergün arkasından bakmakla yetinirsin.
  • Gül benizli isyanım! Eksi çıktıkça kanım, arta durdu bicanım. Ben ölsem ölsem bile dipdiri o.
  • Güle Sormuşlar: Neden Dikenlisin ? – Beni Yalandan Değil Gerçekten Seven Tutabilsin Diye !
  • Hani bazı şehirler vardır ya; Saat 10’dan sonra kimsecikler olmaz. İşte sen’den sonrası, on’dan sonrası..!
  • Haykıracaksın ama isyan etmeyeceksin. Ağlayacaksın ama belli etmeyeceksin. Onsuz kalacaksın belki; ama asla vazgeçmeyeceksin .
  • Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış/ Kendi yolumu çizdiğimde anladım.
  • Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
  • Kural bu: En çok seven, hep en önce terkedilir. Unutma; Vedalar acıtsada, bazen gitmek gerekir.
  • Küçükken annem, yerde ekmek görünce: yükseğe koy kuşlar yer derdi. Sevdiklerimizi hep yüksekte tuttuk, acaba kuşlar mı yedi ?
  • Küfür burjuvazinin ağzında lağım çukurudur, işçi sınıfının ağzında açan çiçektir.
  • Memnun olan yok hayatından ! Kiminle konuşsam aynı şey.. Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
  • Ne kadar güzel geçti bütün yaz, Geceler küçük bahçede, Sen zambaklar kadar beyaz, bense yasak bir düşüncede.
  • O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
  • Ölürsem neye gam yerim ki en çok? Bi daha küfredemeyeceğime.
  • Öyle bir seveceksin ki, yüreğinden kimse ayıramayacak. Ve öyle birini seveceksin ki, Seni gözleriyle bile aldatmayacak.
  • Öyle parçalandım ki ömrümde.. Sevgi ile öfke arasında. Sevgimi öfke vurdu, öfkemi sevgi kaçırdı, İçim parçalandı arada..
  • Sen, Seni seveni görmeyecek kadar körsen, O da sana sevgisini söylemeyecek kadar gururludur işte.
  • Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun? Nerden bileceksin! Sen hiç benimle olmadınki, ya aklın başka yerdeydi ya yüreğin.
  • Sessizlikten yaratmışsa evreni yaradan; Seslerden sessizlikler yaratmaktır yaratıcılık.
  • Sevgi emekmiş.. Emek ise vazgeçmeyecek kadar, Ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş.
  • Sevgili dediğin koluna değil, yüreğine yakışmalı.. Ve öyle gelip geçici bir heves değil, Sonsuza dek nefesin olmalı !
  • Sevgili, arayıp da bulduğun birisi değil. Hiç aklında yokken aşık olduğun kişidir.
  • Şişede durduğu gibi durmaz ki kafir,tutar insana insanları sevdirir,kimi de tutamağı tutar,tutar insanı insanlardan bezdirir.
  • Tabaklarda kalan son kırıntılar gibiydi sana olan sevgim. Sen beni hep bıraktın; Bense hep arkandan ağladım.
  • Umursamıyorum artık hiçbir şeyi ve istemiyorum kimseyi yanımda! Her gelen biraz daha acıtıp gidiyor nasılsa.
  • Yalnızım.. Çünkü herhangi biriyle değil, Beklediğime değecek kişiyle dev?m etmeliyim bu yola.
  • Yalnızlığım benim çoğul türkülerim, Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi.
  • Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık; çalınan birinin kalbiyse eğer.
  • Öyle sevmelisin ki beni bu yazdıklarım korkutmamalı seni.
    Tebessümler açtırmalı yüzünde.
    Birgün bu hayatı bırakıp giderken, sadece mutluluk olmalı yüzümüzde.
    Birbirimizi sevmenin gururu olmalı her şeyde….
  • Olmuyorsa zorlamayacaksın.
  • Benim halim memleketin hali.
  • Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi.
  • Gidiyorum ben boşçakallar,sıçmışım ortaklık yerinize.Kıçımın fosforuyla aydınlanın siz artık
  • Gitmek istiyorsa, bırakacaksın gitsin. Aklı seninle olmayanın bedeni yanında olsun ister misin?
  • Unutma; “Onu artık unuttum” demek, Bir kez daha hatırlamaktır aslında..
  • Herşeyin kadar değil, değeri kadar seveceksin. Çünkü beklentin ne kadar çok olursa, o kadar kırılırsın.
  • Senle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun? Nerden bileceksin! Sen hiç benimle olmadınki, ya aklın başka yerdeydi ya yüreğin.
  • Bilmelisin ki. Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın Dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.

(İspor şiirinden)

  • Bu memlekette göte “göt” diyemeyecek miyiz?

(Kendisi aleyhine açılan bir hakaret davası sırasında)

  • Körfezdeki dalgın suya bir bak; göreceksin Nato’nun kablosu durmakta derinde.

(Nazireler 3’ten)

  • Kaşı babam kaşı demeye kadar, mahmut başar kardeş, kazı babam kazı, kaşlarını

Kendisine göbekatan sarnıcı diyen eski sınıf arkadaşı Mahmut Başar Özer’e kızgınlığı

  • ‘Kara kaşlı bir bulut geldi… Gürledi ama yağmadı değil, yağmadı ama gürledi gitti’…

Cumhurbaşkanı seçilmesi gündemde olan 15. Genelkurmay Başkanı Faruk Gürler için.

  • “Beni derginin kıçına koyanın gelir kıçına korum”

(Leman dergisindeki ilk yazısını derginin son sayfasına koyan Metin Üstündağ’a)

  • Yıllar önce ODTÜ’de yaptığı bir konuşma…

Üç bin kişilik mimarlık amfisi tıklık tıklım dolu, hatta onu dinlemek için ayakta kalan onlarca kişi var…
Can Yücel konuşmaya şöyle başlar:
— Biz hiç bi bok olamadık!
Salondakiler bir anda neye uğradıklarını şaşırırlar. derin bir sessizlik kaplar ortalığı…
Salona gelmeden önce 3 bira ve yarım votka içmesine rağmen muhteşem bir konuşma yapar. Hiç şüphesiz bol küfürlü bir konuşma…
Söyleşinin soru-cevap kısmında ön sıralarda oturan hanım hanımcık bir kız öğrenci parmak kaldırıp Can Yücel’e şöyle sorar:
— Can bey, bizler şiirlerinizi ve düşüncelerinizi çok beğeniyoruz,size büyük bir saygı duyuyoruz ama konuşmalarınızda çok fazla küfüre ve argoya yer veriyorsunuz, küfürlü konuşmasanız olmaz mı?
Can Yücel önce susar, sonra yavaşça doğrulur, o kocaman ellerini kürsünün üzerine koyup:
— Küfür, burjuvazinin ağzında bir lağım çukurudur… Küfür, işçi sınıfının ağzında bir çiçektir!.. deyince salonda müthiş bir alkış kopar.
Sonra tamamen ayağa kalkıp şöyle bitirir konuşmasını:
— Arkadaşlar bugün de çok kafa siktim!!!

  • Can Yücel, vakt-i zamanda bir yazısında adamın birisine ‘göt’ dediği için dava açılmış. Mahkemede Can Yücel şunu anlatmış:

Bir köyde ateşli bir hasta vardır, kasabaya doktora getirir hastayı köylüler. Koca devletin koca doktoruna. Doktor hastaya fitil verir ve köye döndükleri gibi hastaya fitili anüsten vermelerini söyler köylülere. Köylüler tabi ‘tamam dohtor bey’ diyip köye giderler. Köydeki herkese sorarlar, en bilgelere bile, ama kimse anüs ne demektir bilemez. Bu nedenle bir türlü ilacı da veremezler hastaya.

Hastanın durumu da gitgide kötüleşmektedir. Bunun üzerine köylü, doktora, koca devletin koca doktoruna telefon etmeye karar verir ama kimse buna yanaşmaz. Ne cüret di mi doktoru arayacak bi köylü. Neyse durumun vehameti üzerine muhtar aramayı kabul eder. Bütün köylü toplanır santrale, muhtar arar, ‘Biz ne yapacaamızı bilemedik dohtor bey’ felan der işte. Karşıdan doktor bişiler söyler. Muhtar döner, ama arkasına: ‘makattan verin dedi dohtor’ der. Yine tüm köye sorarlar, komşu köylere birilerini yollayıp sordururlar felan, ama makat ne bilen yoktur yine. Hasta ise giti gidecek, ateşler içinde kıvranıyo baya.

İhtiyar meclisi toplanır. Son çare, doktorun bir kez daha aranmasına karar verilir. Yine kimse aramaz istemez doktoru. Nihayetinde yine biri kandırılır, telefonun başına geçer, ama bi yandan söylenmektedir: ‘çok kızacak dohtor çok!’ diye. Sonunda telefonu açar, durum anlatır, doktor bişiler söyler yine. Telefondaki köylü, yüzü allak bullak, arkasını döner: ‘çok kızacak demiştim; götüne sokun dedi’ Yani işin aslı hakim bey ‘bizim orada göte göt derler’

  • Yine bir üniversitede öğrencinin biri sorar:

Neden okuduğumuz bütün şairler erkek? kadınlardan iyi şair çıkmaz mı?
Can Yücel şöyle cevap verir:
Biz şiiri sikimizle mi yazıyoz, ne biliim ben…

  • Can Yücel’e soruyorlar: “Zeki Müren’e niye paşa diyorlar?”

Cevap:
Bu memlekete paşalara ibne denemediği için ibnelere paşa deniyor…

  • Türkiye İşçi Partisi zamanlarında bir tüzük toplantısında herkesin komünizmi anlatmaya çalıştığı şöyle olsun, böyle olsun dediği bir toplantıda Can Baba ayağa kalkar ve bir efsaneyi daha patlatır:

Beyler beyler, Türkiye’de komünist olmak tüzük değil büzük ister.

  • Bir sergide ortada dolanırken, alımlı bir kadın heyecanla yanına gelir:

Can bey, tanıştığımıza ne kadar memnun oldum anlatamam. sizin en büyük hayranınızım.
Can Yücel sırıtır:
Demek öyle, yatalım o halde?
Kadın küskün bir ifadeyle bozuk atar:
Aşk olsun can bey!
Can Yücel cevaplar:
Aşk da olacak elbet…

  • Can Yücel’e bir mahkeme çıkışında soru soran gazeteci şu dörtlüğü cevap olarak alır:

Ne yorum ne forum
Belki yarın konuşurum
Öyle gitti ki durum
Soru sorana korum

  • Bir televizyon programın da genç bir öğrenci soracak soru bulamadığından herhalde şunu sorar

Hangi takımı tutuyosunuz?
can baba cevap verir,
Eşim ve ben genellikle benim takımlarımı tutuyoruz…

  • Can Yücel’e sorarlar: Efendim nedir bizim memleketteki bu sağcılık, solculuk davaları?

Can Yücel: Bu ülkede sabah kalktığında malafat eğer sağ tarafa kaymışsa sağcısındır, yok eğer sol taraftaysa solcu…
Peki sizinki ne tarafta ?
İleride daima ileride.

  • “Seke seke geldik.. Sike sike gidiyoruz…” sözlerinin sahibi büyük şair Can Yücel, bir takım hayranları ve arkadaşlarıyla bir yerlerde içer, sohbet eder. Aynı grup, sabahın 5’i 6’sı gibi pek de kimsenin bulunmadığı kıbrıs şehitleri caddesinde yürürken, şair birden durur ve yere yatar. Yanındakiler de hemen aynı şeyi yaparlar. Şair, gözlerini kırpmadan gökyüzüne bakmaktadır. Yanindakiler de sıra sıra yerde yatmakta, gökyüzüne bakmaktadırlar. Hayranlardan birisi dayanamayıp sorar:

— Baba, ne görüyorsun, bize de söyle…
Ondan ulvi ya da şairane bir söz bekleyen vatandaş, aldığı cevapla şok olur:
— Çok sarhoşum amına koyim.