Dil Savaşlarındaki Gelişmeler ve Türkçemiz

DİL SAVAŞLARINDAKİ GELİŞMELER VE TÜRKÇEMİZ

Prof. Dr. Firdevs GÜNEŞ, A.Ü. Eğitim Bilimleri Fakültesi

Dünyamızda büyük diller arasında yıllardır süren ve son zamanlarda etkisini iyice artıran yoğun bir savaş vardır. Bu savaş bazı dillerin hızla yayılmasına, bazılarının önemini kaybetmesine, bazılarının da yok olmasına neden olmaktadır. Eskiden açık ve yok edici biçimde yürütülen dil savaşları günümüzde derin ve sessiz olarak sürdürülmektedir.

Dil savaşları önceleri sömürgeleştirme çalışmalarıyla birlikte yapılmış ardından bazı dillerin diğerlerinden daha üstün ve zengin olduğu iddialarıyla yürütülmüştür. Daha sonraları çeşitli alanlara yayılma, özellikle eğitim ve bilim dili olma çabalarına dönüşmüştür. Çok geçmeden sanal dil savaşları başlamış, ardından tek dil yerine çok dillilik gündeme gelmiştir. Günümüzde ise bu savaş çok dillilik ve çok kültürlülük adı altında devam etmektedir. Dil savaşlarında eskiden Fransızca, İspanyolca, Japonca, Rusça, Almanca gibi diller önemli başarılar elde ederken günümüzde durum değişmiş ve savaşın tek galibi İngilizce olmuştur. İngilizce her geçen gün biraz daha yayılmakta ve dünyanın tek dili olma yolunda ilerlemektedir. İngilizce’nin hızla yayılması diğer dillerin gerilemesine neden olmaktadır. Bu durum çoğu ülkede sorgulanmakta ve tek dilin getireceği olumsuzluklar tartışılmaktadır. Ayrıca yönetici, araştırmacı, dil bilimci, eğitimci gibi görevliler çeşitli çözüm önerileri sunmaktadır. Özellikle Avrupa Birliği çerçevesinde Fransızca ve Almanca’nın İngilizce karşısında mevcut durumunu koruması için çeşitli çözümler üretilmektedir. Bu savaşlar ve İngilizce’nin yayılması Türkçe’mizi nasıl etkileyecektir? Türkçe’mizin durumu ve geleceği ne olacaktır?

Sömürgeleştirme Savaşları

Dünyamızda eski çağlardan günümüze kadar 30 000 kadar dil doğmuş ve bunların çoğu hiç iz bırakmadan kaybolmuştur. Eskiden dillerin çok olması, hızlı ve kolay iletişim kurma, eğitim ve öğretim, sanayileşme gibi yönlerden sorun olarak görülüyordu. Dillerin çok ve çeşitli olmasının bilgilerin yayılmasına ve fırsat eşitliğine engel olduğu, ülke çapında tek dil kullanmanın ideal olduğu dile getiriliyordu.Çoğu ülkede kabul edilen bu düşünce giderek yayılmış ve 19. yüzyılın sonunda evrensel dil fikri doğmuştur. Böylece evrensel dil olarak “Esperanto” oluşturulmuştur.

Bu anlayış Avrupa’nın sömürgeleştirme savaşlarında da hakimdi. Sömürgeleştirme savaşlarında dünyamızda konuşulan dillerin % 15’i yok edilmiştir. Bu büyük dil katliamı kısa bir zaman içinde gerçekleşmiştir. Bu dönemlerde Avrupa’da en az bir düzine dil kaybolmuş, Afrika’da ise çok sayıda dil yok olmuştur. Avustralya’da konuşulan 250 dilden geriye sadece 20 dil kalmıştır. Brezilya’da konuşulan yaklaşık 540 dilin üçte biri ölmüştür. Bazı ülkelerde ise eğitim, medya ve yönetim dili oluşturmak için hükümetler yerel dillerin ölmesine bilinçli olarak yardım etmişlerdir.Böylece çok sayıda dil yok olmuştur.Bu dillerle birlikte kültürel zenginlikler de yok olmuştur. Bunların yerini İngilizce, Fransızca, Almanca gibi büyük diller ve bu dillerin kültürleri almıştır.

Zenginlik ve Üstünlük Propagandaları

Dil savaşları sömürgeleştirme savaşlarından sonra zenginlik ve üstünlük iddialarıyla sürmüştür. Bazı dillerin zengin ve üstün olduğu iddia edilmiş, bu konuda çeşitli araştırmalar ve kanıtlar ileri sürülmüştür. Bu amaçla çoğu dilin yazı sistemi, ses ve sözcük yapısı, kelime sayısı vb. yönleri incelenmiştir. İnceleme sonrası bazı dillerin zengin ve üstün olduğu, giderek yayılacağı öne sürülmüştür. Ayrıca dillerin zenginliği, üstünlüğü ve yaygınlığını belirleyen bazı ölçütler oluşturulmuştur. Bu incelemelerden bazıları aşağıda verilmektedir.

Logan’a göre dilin yazı sistemi ile ülkelerin sosyo-ekonomik ve kültürel gelişimi arasında doğrudan ilişkiler bulunmaktadır. Batıda sesi simgeleyen harfler kullanıldığından zihin yapısı ve düşünme sistemi giderek gelişmekte, bilimsel ilerlemeler daha hızlı olmakta, eğitim öğretim, iletişim ve bilgi aktarma daha kolay yapılmaktadır. Logan, Yunan, Roma, Lâtin, Kiril gibi dillerdeki harf yazının zihin yapısını geliştirdiğini, düşünme, anlama, sorgulama, yaratıcılık gibi becerileri üst düzeye çıkardığını iddia etmektedir. Logan’a göre Çin yazısında kelimeyi simgeleyen işaretlerin kullanılması, eğitim öğretimi güçleştirmekte, bilgi ve düşünce akışını yavaşlatmaktadır (Güneş,2000).

Coulmas ise büyük ve küçük dillerin modernleşmeye etkisini incelemiştir. Coulmas’a göre büyük diller zamanla gelişerek belirli bir düzeye gelen ve standartlaşan dillerdir. Büyük diller bireyin ve ulusun modernleşmesinde kolaylık sağlamakta, bilgi, tutum ve değerleri kazanma sürecini hızlandırmaktadır. Küçük ve yazılı olmayan diller ise henüz dil olma sürecini tamamlamamış dillerdir. Bunlar 5-10 yıl içinde yazılı bir sisteme kavuşmuş olsa bile bağımsız bir dil olmaları, kendilerine özgü dil kurallarının oluşması ve belirli bir düzeye gelmeleri uzun yılları gerektirecektir. Bu nedenle küçük dillerin birey ve ulusun modernleşmesine katkısı ancak uzun yıllar sonra olmaktadır(Güneş,2000).

Dillerin, açık ve net olması, kelime yönünden fakir veya zengin olması, güzelliği ve saflığı, ilkel veya gelişmiş olması, öğrenme güçlük düzeyi gibi yönleri de incelenmiştir.Bu incelemeler sonunda bazı dillerin diğerlerinden daha üstün ve zengin olduğu açıklanmıştır. Özellikle Fransızca, İngilizce ve İspanyolca’nın dilde açıklık ve netlik ölçütüne en uygun diller olduğu açıklanmıştır. Bu dilleri konuşanlara özel kişiler denilmiştir. Fransızca, İngilizce ve İspanyolca’nın özelliklerinin dünyadaki hiçbir dilde olmadığını ve giderek yayılacağı öne sürülmüştür (Leclerc, 2009).

Dillerin kelime yönüyle zengin veya fakir olması da ele alınmış ve kelime yönüyle zengin olan dillerin hızla yayılacağı öne sürülmüştür. Kanıt olarak sözlüklerde yazılı kelime sayısı gösterilmiş ve bütün dikkatler kelime sayısına çekilmiştir. Yani sözlükte yazılı kelime sayısına göre diller fakir veya zengin olarak sıralanmıştır. Buna göre Fransızca ve İngilizce’nin en zengin diller olduğu ve ilk sıralarda yer aldığı açıklanmıştır. Ayrıca kelime sayısı çok olan dillerin uzun yıllar ölmeyeceği iddia edilmiştir.Bu iddialar etkili olmuş ve çoğu ülkede uzun yıllar kelime sayısını artırma çalışmaları yapılmıştır. Oysa günümüz araştırmaları kelime sayısının bir dilin yayılmasında veya ölmesinde belirleyici olmadığını göstermektedir.UNESCO’nun 2009 verilerine göre kelime sayısı çok olan diller de ölmektedir.Bunun nedeni günlük yaşamda sözlükteki kelimelerin çok azı kullanılmaktadır. Macnamara’ya göre konuşulan dilde kullanılan kelime sayısı 6000’i geçmemektedir. Bu durum yani sözlükteki kelime sayısı dilin yayılmasında etkili olmamaktadır (Laponce,1984). Kısaca bir dilin zenginliği kelime zenginliği ile değil bu dili konuşanların zihinlerinin zenginliği ile açıklanmaktadır.Ancak dil savaşlarında kelime sayısı iddiası çok etkili olmuş, çoğu ülkede uzun yıllar kelime sayısını artırma çalışmaları yapılmıştır. Bu ülkeler kelime sayısını artırmaya çalışırken Fransızca ve İngilizce de yayılmaya devam etmiştir.

Dil savaşlarında bazı dillerin güzel, yumuşak, müzikal ve kulağa hoş geldiği öne sürülmüş, bu özelliklerin yayılmada etkili olduğu belirtilmiştir. İngilizce, Fransızca, İspanyolca ve İtalyanca güzel diller olarak belirlenmiş, Almanca’ya ise savaş filmlerine uygun dil (sert, katı, soğuk vb.) benzetmesi yapılmıştır. Yine dillerin saflığı da önemli bir özellik olarak ele alınmıştır. Saf bir dilin diğer dillerden çok az etkileneceği, çok az kelime alacağı, diğer dillerle savaşabileceği ve giderek yayılacağı açıklanmıştır. Bu iddia ile çoğu ülkede dikkatler saf bir dil olmaya ve bu konuya yönelik çalışmalara çekilmiştir. Ancak bu iddia da günümüzde geçerli değildir. Dünyamızda saf, karışmamış ve başka dillerden etkilenmemiş bil dil yoktur. Her dil birbirini etkilemekte ve diğerlerinden etkilenmektedir (Leclerc, 2009).

Dilin öğrenme açısından güçlük düzeyi üzerinde de durulmuş, bazı dillerin kolay öğrenildiği, bunun yayılmada önemli olduğu belirtilmiştir. Bazı dillerin güç olduğu,dil yapılarının karmaşık olduğu öne sürülmüştür. İngilizce’nin kolay öğrenildiği ve bu nedenle çabuk yayıldığı iddia edilmiştir. Oysa günümüzde dil öğrenme güçlükleri çeşitli etkenlere bağlı açıklanmaktadır. Araştırmalara göre İtalyanca, İspanyolca, Portekizce ve Türkçe, Fransızca’ya göre daha kolay öğrenilmektedir. Çünkü bu diller Fransızca’dan daha kolaydır. Bazıları için İngilizce zor bir dildir (Leclerc, 2009).

Görüldüğü gibi dil savaşlarında öne sürülen iddiaların ve kullanılan ölçütlerin hepsinde Batı dilleri öne çıkarılmıştır. Fransızca, İngilizce, İspanyolca, İtalyanca gibi diller üstün ve zengin diller olarak belirlenmiştir.Bu dillerin düşünme, anlama, sorgulama, yaratıcılık gibi becerileri geliştirdiği ve bilimsel ilerlemelere katkı sağladığı öne sürülmüştür. Bu ölçütlerden hareketle dünyadaki çoğu dilin yetersiz olduğu açıklanmıştır. Uzun yıllar Türkçe’mizin de yetersiz olduğuna ilişkin açıklamalar ve propagandalar yapılmıştır.Ancak son yıllarda İngilizce’nin hızla yayılması, Fransızca, İspanyolca, Almanca, İtalyanca gibi dillerin gerilemesi üzerine bu iddialar ve ölçütler bir kenara bırakılmıştır. Fransız ve Almanlar İngilizce’nin yükselişini durdurmak, kendi dillerini yaymak için yeni yöntemler aramaya başlamışlardır.

Eğitim ve Bilim Dili Olma Çabaları

Birinci Dünya Savaşı’na kadar Fransızca uluslararası düzeyde kullanılan en önemli dildi. İngilizce’nin diplomasiye girmesi Versailles Anlaşmasıyla gerçekleşti. Bundan sonra Amerikalılar ve İngilizler bütün yazışmalarda İngilizce’yi kullanmaya başladılar. İngilizce kısa sürede ekonomi, iletişim, medya gibi alanlara girdi. Böylece İngilizce yayılmaya Fransızca da önemini kaybetmeye başladı. İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanca’nın sorunlar yaşaması İngilizce’ye ilgiyi daha da artırdı. Çoğu insan kendi dili yerine İngilizce’yi kullanmaya başladı. O yıllarda bu durumun ekonomik, politik,eğitim ve kültürel gelişmeler açısından yararlı olacağı söylendi.Hatta İngilizce konuşmanın diğer dilleri yok etmeyeceği, tam tersine daha iyi bir gelecek hazırlamada etkili bir araç olacağı belirtildi (Ammon, 2001, Bjeljac-Babic, Roland, Breton, 2000). Uluslar arası politik, ekonomik, sosyal ve eğitim toplantıları İngilizce yapılmaya başlandı. Görevde ilerleme, akademik yükselme, yayın yapma gibi durumlarda İngilizce bilme ve kullanma ölçü olarak alındı.Böylece İngilizce uluslar arası düzeyde politik, ekonomik, sosyal, eğitim, bilim, yayın gibi alanlarda yayılmıştır. Bu gelişmeler aşağıda verilmektedir.

Eğitim Dili: İngilizce birçok ülkede ilköğretimden üniversiteye kadar zorunlu dil olarak öğretilmektedir. Çoğu ülkede yabancı dil olmaktan çıkmış anadil konumuna girmiştir. Bazı ülkelerde öğrenciler İrlanda, Norveç ve Quebec’te olduğu gibi ana dilleri yerine İngilizce’yi tercih etmekte ve kullanmaktadır. Böylece dil çeşitliliği azalmakta ve farklı dilleri kullanan sayısı hızla düşmektedir. Dünyamızda Fransızca, Almanca,İspanyolca gibi dillerde eğitim yapan okulların sayısı giderek azalmaktadır.Bunu yanında Fransızca ve Almanca eğitim almak isteyen öğrenci sayısı da hızla düşmektedir. Özellikle üniversitelerde ve bilimsel çalışmalarda Fransızca, Almanca gibi dillerin kullanımı büyük oranda düşmüştür. Bu durum önümüzdeki yıllarda İngilizce’nin iyice yayılacağı, Almanca, Fransızca, İspanyolca gibi dillerin eğitim dili olma özelliğini kaybedeceğini göstermektedir(Ammon, 2001).

Bilim Dili: İngilizce bilim dili olarak da hızla ilerlemektedir. Uluslararası kongrelerin, toplantıların, bilimsel yayınların, üniversitelerin ortak dili İngilizce’dir. Dünyamızdaki bilimsel yayınların üçte ikisi yani % 64,7’si İngilizce yayınlanmaktadır. Bunu % 17,8 ile Rusça izlemektedir. Japonca, İspanyolca, Fransızca ve Çince yayınlar tüm dünyamızdaki bilimsel yayınların sadece % 12.5 ‘ini oluşturmaktadır. Bu dillerin hepsi İngilizce karşısında giderek erimektedir. Özellikle Fransızca bilimsel yayınların sayısı çok düşmüştür. Dünyadaki matematik, kimya ve fizik dallarındaki yayınların sadece % 2.7 ‘si Fransızca’dır.Bu durum Fransızca’nın şimdilik bilim dili olduğunu ancak geleceğinin karanlık olduğunu ve bilim dili olma özelliğini kaybedeceğini göstermektedir.Almanca ve diğer dillerde de benzer durumlar söz konusudur. Leclerc’e göre İtalyanca, Portekizce, Türkçe ve Fince’nin bilim dili olma özelliği yok denecek kadar azdır. Oysa İngilizce bütün dallardaki bilimsel yayınların ilk sırasını almaktadır. M. Maurice Allais’a göre önümüzdeki yıllarda bütün diller İngilizce karşısında iyice önemini kaybedecektir. Çünkü İngilizce dünyamızda bilimsel bilgilerin ve düşüncelerin aktarıldığı tek dil, yani elit ve seçkinlerin dili olmuştur (Leclerc, 2009). Çoğu ülkede araştırmacılar uzun çalışmalar sonucu kendi dil, düşünce ve bakış açılarına dayalı oluşturdukları bilimsel üretimlerini İngilizce yayınlayarak İngilizce’ye kazandırmaktadır. Böylece İngilizce bilenler yeni bilgi, düşünce ve görüşleri diğerlerinden daha önce öğrenmektedir. Kısaca İngilizce ortalama beş milyar dünyalının zihniyle beslenmektedir.

Yayın Dili: Dünyamızda her yıl ortalama bir milyar kitap yayınlanmaktadır. Bunların üçte ikisi altı dilde yayınlanmaktadır. Bunlar İngilizce, Rusça, Almanca, Fransızca, İspanyolca ve Japonca’dır. Kitap yayınlarında ilk sırayı İngilizce almakta ve en çok İngilizce kitap yayınlanmaktadır. Dünyamızda en çok yayın yapılan diller sıralaması İngilizce, Rusça, Almanca, Fransızca, İspanyolca, Japonca, Korece ve Çince olarak sıralanmaktadır (Leclerc, 2009). Bu durum dergilerde de görülmektedir. Dünyamızda 2000 yılında yayınlanan 100.000 derginin % 50 si İngilizce yayınlanmıştır. Amerikalılar İngilizce dışında bir dilde dergi yayınlamayı reddetmektedirler. Amerikan araştırmacıları ve Üniversiteleri sadece İngilizce’yi kullanmakta diğer dillere sıcak bakmamaktadırlar.

Görüldüğü gibi eğitim ve bilim dili olma savaşlarının en önemli galibi yine İngilizce olmaktadır.İngilizce, eğitim, bilim, yayın gibi alanlarda yayılmakta, bilimsel bilgi ve düşüncelerin aktarıldığı tek dil olma yolunda ilerlemektedir.Bu durum İspanyolca, Fransızca, Almanca gibi dillerin bu alandaki önemini kaybetmesine neden olmaktadır. Bu savaşlarda “İtalyanca, Portekizce, Türkçe ve Fince’nin bilim dili olma özelliği yok denecek kadar azdır.” gibi söylemlerle de bazı diller hakkında olumsuz propaganda yapılmaktadır.

Sanal Dil Savaşları

Dil savaşları son yıllarda sanal ortamda sürmektedir.Günümüz araştırmaları İnternette yayınlanan bilgilerin büyük bir bölümünün İngilizce olduğunu göstermektedir. İngilizce’nin İnternette baskın dil olması bazı ülkelerde diğer dillere karşı büyük bir haksızlık olarak görülmekte, özellikle Fransa, İspanya ve Almanya’da bu duruma şiddetle karşı çıkılmaktadır. Diğer taraftan araştırmalar İnternet kullananların çoğunluğu İngilizce’yi tercih ettiğini ortaya çıkarmaktadır.UNESCO ‘nun ‘İletişim ve Dünya Bilgi Raporu’na göre, dünyamızda İnternet kullanıcılarının % 58’ i İngilizce’yi tercih etmektedir. Bunu % 8,7 ile İspanyolca, % 8,6 ile Almanca, %7,9 ile Japonca ve % 3,7 ile Fransızca kullananlar izlemektedir. Bu durum Web sayfaları üzerinde yapılan araştırmalarda iyice netleşmekte, Web sayfalarını tarayanların % 81’i İngilizce,% 4’ü Almanca,% 2’si Japonca ve Fransızca, % 1’i İspanyolca kullanmaktadır. Geriye kalan dillerin toplamı ise % 8 düzeyinde kalmaktadır (UNESCO, 2009, Bjeljac-Babic, Roland, Breton, 2000). Bu rakamlar İngilizce’nin İnternette öncelikli, üstün ve baskın olduğunu göstermektedir.

Dünyamızdaki uluslararası finans pazarları, haberleşmeler, eğitim, iletişim, bilgi ve belgelerin paylaşılması elektronik araçlarla ve İnternetle yürütülmektedir. İnternet iş dünyası için büyük bir pazar anlamına gelmektedir. Bu durum büyük diller için avantaj, küçük diller için büyük tehlike oluşturmaktadır. Çünkü dünyamızdaki dillerin % 90’ı İnternette yer almamaktadır. Bir başka ifadeyle 6 milyar insanın küçük bir kısmı, yani dünyamızdaki dillerin % 10’u sanal dünyaya taşınmış durumdadır. İnternette yer almayan ve kullanılmayan bir dil modern dünyada yok sayılmaktadır (UNESCO 2009, Bjeljac-Babic, Roland, Breton, 2000). UNESCO küçük dillerin İnternette yer almasını resmen desteklemesine rağmen bu diller gerekli alt yapıyı oluşturamadıklarından sanal dünyada yer alamamaktadır. Diğer taraftan büyük dillerin İnternet ve bilgi teknolojilerinde yaygın kullanılması, çoğu insanı kendi dilini bir kenara bırakarak büyük dilleri öğrenmeye ve kullanmaya zorlamaktadır. Böylece İnternet yeni bir sömürge aracı olmaktadır.Eskiden olduğu gibi kilometrelerce uzaklara gitmek yerine bilgisayar başında dünyanın her yerine ulaşılmakta,her türlü bilgi ve düşünce hızlıca yayılmaktadır. Bu durum büyük dillerin giderek yayılmasına, küçük dillerin de hızla yok olmasına neden olmaktadır.

Görüldüğü gibi İngilizce İnternet yoluyla da diğer dillerle savaşmaktadır. Bu durum gelecekte de devam edecek, İngilizce sanal dünyada üstünlüğünü ve baskısını iyice artıracaktır. Böylece gerçek dünyadaki yerini daha da güçlendirecek, küçük ve zayıf dillerin ölümünü hızlandıracaktır.

Avrupa Birliği’nde Dil Savaşları

Avrupa Birliği kurulduğu günden bu yana üye ülkeler arasında bütünleşmeyi sağlamaya çalışmaktadır. Bu süreçte ortak dil kullanımı Avrupa’nın bütünleşmesine katkı sağlayacak bir araç olarak alınmıştır. Ancak Avrupa ülkeleri içinde resmi ve yaygın konuşulan dillerin sayısı 23’ü geçmektedir.Böyle bir durumda ortak dil oluşturmak güç gözükmektedir.Diğer taraftan Avrupa Birliği’ni ilk kuran ülkeler Almanya ve Fransa’dır. Bu nedenle çoğu kişi resmi belgelerde daha çok Almanca ve Fransızca’nın kullanılması gerektiğini savunmaktadır. Buna rağmen Avrupa Birliği’nin dili de İngilizce olma yolundadır. Bu durum resmi belge ve raporların yazımında açıkça ortaya çıkmaktadır. Avrupa Birliği’nin 1997 yılı resmi belgelerinin % 45 İngilizce, % 40 Fransızca iken, beş yıl sonra 2002 yılında İngilizce’nin % 57’ye yükseldiği ve Fransızca’nın ise % 29’a düştüğü görülmektedir. Almanca kullanımı %5, diğer dillerin kullanımı ise % 9 olmuştur. Benzer gelişmeler resmi yayınlarda da söz konusudur. Avrupa Birliği’nin 1997 yılı yayınlarının % 41 İngilizce, % 42 Fransızca iken, 2002 yılında İngilizce yayınların % 73’e yükseldiği ve Fransızca yayınların ise % 18’e düştüğü görülmektedir (Rapport au Parlement, 2003). Günümüzde ise aradaki fark iyice açılmış, İngilizce Fransızca’ya göre dört kat fazla kullanılır olmuştur (Hcéé, 2005).

Bu gelişmeler dünyamızdaki karmaşık dil savaşlarına ve İngilizce’nin yükselişine karşı ne tür önlemler alınacağı sorularını gündeme getirmiştir. Başta Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere çoğu ülkede bu durumu önlemek için bir dizi çalışma yürütülmektedir. Bu çalışmalarda iki soru üzerinde durulmaktadır. Birincisi dünyamızdaki büyük ve ulusal diller İngilizce’ye karşı nasıl ayakta kalacaktır? İkincisi İngilizce’nin yayılması nasıl önlenecektir? Bu konularda çeşitli araştırmalar ve toplantılar yapılmış, üniversitelerdeki uzmanlardan ve kurumlardan raporlar alınmıştır.Bunlardan Fransız Eğitim Bakanlığı Araştırma ve Yüksek Öğretim Kurumları Okul Değerlendirme Yüksek Konseyi ile Cenevre Üniversitesi profesörü François Grin tarafından hazırlanan raporlar alanda çok etkili olmuştur. Bu raporlarda uluslar arası düzeyde İngilizce’nin yayılmasına karşı savaşmak için üç yol önerilmiştir. Birincisi, her şeyin İngilizce olmasının yani tek dilin olumsuz etkilerini yaymak, ikincisi İngilizce’nin ilerlemesine karşı Avrupa’da etkili bir çok dillilik (plurilinguisme) politikası geliştirmek,üçüncüsü ise çok dilliliği uygulamaya geçirmek için gerekli araçları hazırlamaktır (Hcéé, 2005).Grin ise raporunda tek dilin olumsuz etkileri yanında ekonomik boyutuna da dikkat çekmiştir. Grin’e göre İngiltere’nin resmi dilinin İngilizce olması bu ülkeye yılda17-18 milyar civarında Avro kazandırmaktadır.Bu ekonomik yapı İngilizce’nin tek dil olmasını zorlamaktadır (Grin,2005).

Bu ve buna benzer raporlar üzerine Avrupa’da tek dilin olumsuz etkileri üzerine yayınlar yapılmaya ve tek dile karşı çok dillilik politikaları uygulanmaya başlanmıştır.

Tek Dil İngilizce’nin Olumsuz Etkileri

İngilizce’nin dünya dili olma yolunda ilerlemesinin olumsuz etkileri çoğu ülkede yazar, araştırmacı, dil bilimci, eğitimci gibi görevliler tarafından sorgulanmaya başlamıştır. Eğer tek dile doğru gidersek bu durumdan önce zihinlerimiz etkilenecektir. Yani tek dille tek tip düşünen, anlayan, sorgulayan, düşünceleri ve bakış açıları tek tip hale gelmiş insan toplulukları ortaya çıkacaktır. Doğuştan gelen dil ve düşünme farklılıkları, yaratıcılık,farklı bakış açıları,farklı kültür gibi özelliklerin önemli bir bölümü kaybolacaktır. Tek dil tek yönlü bilgilenmeyi getirmektedir. Zaten İngilizce öğrenenler diğer dillere ihtiyaç duymadan her türlü bilgiyi bulabilmektedir. Bu kişiler İngilizce kullanan topluklarla iletişim kurmakta ve giderek diğer dillerden uzaklaşmaktadır. Bu kişiler eğitim, bilim, ticaret, teknoloji vb. her alanda İngilizce verilen bilgilerle düşünmekte, anlamakta ve bakış açısı oluşturmaktadır. Böylece İngilizce reklam ve propaganda yapma, çeşitli pazarları ele geçirme daha kolay olmaktadır. Kısaca İngilizce bireylerin sadece dillerini değil, zihinlerini, kültürlerini ve paralarını da ele geçirmektedir(Ammon, 2001, Bjeljac-Babic, Roland, Breton, 2000).

İngilizce sadece zihinleri değil dilleri de olumsuz etkilemektedir.Son yıllarda her dilde İngilizce kelime sayısı giderek artmaktadır. Bunun nedeni bilgi ve teknoloji araçlarıdır.Bu araçlar yoluyla çok sayıda İngilizce kelime diğer dillere girmektedir. Özellikle bilgi teknolojisi alanındaki İngilizce kelimelere derin kodlar konulmakta ve bu kelimeleri diğer dillere çevirmek mümkün olamamaktadır.Örneğin mouse, CD, MP3, iPod, iPhone gibi. Bu durum bilgi teknolojisi alanında İngilizce terim ve kelimelerin hızla çoğaltmasına neden olmaktadır. İngilizce kelimelerin diğer dillere girmesi İnternetle de desteklenmektedir. İnternet dil savaşında ikili vuran bir silah gibidir. İnternetteki bilgilerin büyük bir bölümü İngilizce sunulmaktadır. İnternet kullananların da çoğunluğu İngilizce’yi tercih etmektedirler. Böylece İnternet yoluyla çok sayıda İngilizce kelime diğer dillere girmektedir.

İngilizce’nin dil yapısı, kelimeleri, dil kuralları, ses yapısı, yazım biçimi, dil bilgisi ve kullanım biçimleri bütün dilleri etkilemektedir.Çeşitli araştırma sonuçları İngilizce’nin çoğu dilde yeni kelime ve terimleri oluşturduğunu göstermektedir. Bunlara “franglais”, “japlish”, “denglish”, yani Fransız İngilizce’si, Japon İngilizce’si, Alman İngilizce’si denilmektedir. Çünkü bu kelimeler ne Fransızca’ya ne Almanca’ya ne de Japonca’ya benzemektedir. Ayrıca bu kelimeler çoğu dilde tartışmalı durumlara ve kullanımlara neden olmaktadır. Eskiden başka dillerden gelen kelimeler küçük değişikliklere neden olurdu. Ancak son yıllarda çoğu dilde gerçek anlamda karışıklıklar çıkmaya başlamıştır.Bu durum yani İngilizce’nin diğer dilleri içten eritmesi çoğu ülkede tartışılmaktadır.Almanya’da bu durumu önlemek için çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Almanca’nın İngilizce ve diğer dillerden gelen kelimelerle bozulmaması için dil gümrüğü oluşturulmuştur. İngilizce’den gelen kelimelere Almanca eklemeler yapılarak değiştirilmektedir.Ancak tüm çabalara rağmen bu kelimeler belli olmakta ve çoğu Alman tarafından reddedilmektedir. Dil gümrüğüne rağmen İngilizce kelimelerin Almanca’ya girmesi önlenememektedir.Benzer durumlar Türkçe’mizde de görülmektedir.

Tek Dil Yerine Çok Dil Savaşları

Eskiden çok dil fikrine karşı olan Avrupa ülkeleri son yıllarda fikir değiştirerek çok dilliliği savunmaya başlamıştır. İngilizce’nin ilerlemesi durdurmak için geliştirilen bu çok dillilik politikası çerçevesinde Avrupa Birliği, üye ülkelerdeki azınlık dillerini tanımak ve küçük dillerin ölmesini engellemek için bir savaş başlattı. Bu savaşta çok az kişi tarafından konuşulan, eğitim dili olarak kullanılmayan ve kaybolmak üzere olan küçük dilleri geliştirmeyi amaçladı. Bu savaşın adına da multilinguisme yani çok dillilik adını verdi. Bu çalışmalar üzerine azınlık ve küçük dilleri konuşanlar kendi dillerine yönelik Avrupa’nın bu çabalarını desteklemeye, yapılacak çalışmaları heyecanla ve olumlu gözle izlemeye başladılar (Frath, 2010). Ancak sonraki yıllarda beklenenler gerçekleşmedi.

Avrupa Birliği’nin Dil Politikaları Bölümü çok dillilik (multilinguisme) kavramını “belirli bir coğrafyada bulunan büyük ve küçük çeşitli diller” olarak tanımladı.Ardından bu kavram bireysel, toplumsal ve ulusal çok dillilik diye üçe ayrıldı. Bireysel çok dillilik, farklı veya aynı aileden gelen birden fazla dili bilme; toplumsal ve ulusal çok dillilik ise bir topluluk veya ülkede konuşulan büyük ve küçük çeşitli diller olarak açıklandı (Leclerc, 2009).Ardından dünyamızdaki çok dillilik durumları araştırılmaya başlandı. Bu incelemelerde bazı dillerin yazılı olmadığı, dağınık yörelerde konuşulduğu, bazı ülkelerde ise çok fazla küçük ve yerel dilin olduğu görüldü.Örneğin Kamerun’da 240 dil, Brezilyada 152 dil, Tanzanya’da 150 dil gibi(Güneş,2000). Dünya geneline bakıldığında dünyamızda 6700 dilin ve 225 ülkenin olduğu, her ülkeye ortalama 30 dilin düştüğü görüldü. Kıtalar düzeyinde ise Avrupa kıtasında 49 ülke ve 225 dilin olduğu, ülke başına ise 4.5 dil düştüğü belirlendi. Amerika’da 46 ülke ve 1000 dilin olduğu, ülke başına 21,7 dilin düştüğü saptandı. Afrika’da 56 ülke ve 2011 dilin olduğu, ülke başına 35,9 dilin düştüğü görüldü. Asya’da 46 ülke ve 2165 dilin olduğu, ülke başına 47 dilin düştüğü, Antarktika’da ise 27 ülke ve 1302 dilin olduğu, ülke başına ise 48.2 dilin düştüğü belirlendi(Leclerc, 2009).Sonuç olarak dünyamızdaki her ülkeye ortalama 30 civarında küçük, yerel ve azınlık dilinin düşmesi, çok dillilik (multilinguisme) politikalarını olumsuz etkiledi ve uygulanamaz duruma getirdi.

Daha sonraki yıllarda Avrupa Birliği çok dillilik (multilinguisme) politikalarını bir kenara bırakarak plurilinguisme politikasını oluşturdu ve desteklemeye başladı. Avrupa Birliği’nin Dil Politikaları Bölümü plurilinguisme kavramını “bireyin ana diline dayalı olarak bildiği çeşitli diller” şeklinde tanımladı.Günümüzde bu kavram çoğu yerde çok dillilikle (multilinguisme) aynı anlamda kullanılmakta ve karışıklıklara neden olmaktadır. Oysa iki kavram arasında önemli farklılıklar vardır. Avrupa’da “plurilinguisme” bireyin aynı aileden gelen dilleri öğrenmesi olarak kullanılmaktadır. Yani İngilizce bilenlerin Fransızca ve Almanca öğrenmesi gibi. Kısaca Avrupa Birliği son yıllarda küçük ve azınlık dilleri geliştirme, farklı ailelerden gelen dilleri öğretme yerine, aynı aileden gelen çeşitli dilleri öğrenme (plurilinguisme) politikalarını desteklemektedir. Yani Avrupa Birliği çok dillilik adı altında İngilizce bilenlere Almanca ve Fransızca öğretmeye çalışmaktadır.

İngilizce’nin ilerlemesi durdurmak için geliştirilen bu çok dillilik politikası, Avrupa Konseyi’nin 12 Haziran 1995 yılındaki toplantısında, Unesco’nun ise 6 Kasım 1999 yılındaki 30. Genel Konferansı’nda “tek dil baskısına karşı çok dilli eğitim ve dil çeşitliliği oluşturma” olarak kabul edilmiştir. Bu amaçla uluslararası dil politikaları oluşturulmuştur. Dil politikalarında “bütün toplumlarda üç dilliliği harekete geçirmek ve bunu başarmak” temel amaç olarak alınmıştır. 2001 yılında Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve UNESCO’nun katılımıyla ‘Avrupa Dilleri Yılı ‘düzenlenmiştir. Bu çerçevede büyük dil projelerinin başlatılması, öğrencilere önce anadil, ardından buna yakın ve aynı aileden gelen bir dil ve uluslararası bir dil olmak üzere üç dilin öğrenilmesi önerilmiştir( Poth, 2000). Unesco Dil Bölümü Müdürü Poth ise bu süreci ana dil, komşu dil ve uluslararası dil olarak özetlemektedir.,Anadille aynı aileden gelen dil için “yabancı dil” yerine “komşu dil” kavramını kullanmaktadır.Böylece “yabancı dil” kavramı ile diller arasında savaş yerine komşu dil” kavramı ile diller arasında barış düşünüldüğünü” belirtmektedir. Poth’ a göre aynı aileden gelen dilleri öğrenme (plurilinguisme) politikaları dil barışını sağlayan politikalardır( Poth, 2000).

Aynı aileden gelen dilleri öğrenme (plurilinguisme) politikalarının nasıl uygulanacağı çeşitli raporlarda ayrıntılı olarak açıklanmıştır.Grin’e göre Avrupa’da 21′ den fazla resmi ana dil vardır. Bu nedenle çok dilli eğitim ve iletişim tesadüfe bırakılmamalıdır. Farklı ailelerden gelen küçük ve azınlık dilleri (multilinguisme) yerine bireyin ana diline dayalı ve aynı aileden gelen çok dillilik (plurilinguisme) uygulanmalıdır.Bu çok dillilik zaten diğerini (multilinguisme) kapsamaktadır(Grin,2005, Hcéé, 2005). Aynı aileden gelen çok dili öğrenme (plurilinguisme) modeli ise şöyle açıklanmıştır. “Her Avrupalının ana dilinden hareketle ve ana diline yakın iki dil öğrenmesi sağlanmalıdır. Bu amaçla üç dili içeren bir dil repertuvarı oluşturulmalı, bunlardan ikisi seçilmelidir.Dil repertuvarı herkes tarafından kabul edilen, ihtiyaçlara cevap veren ve yüksek statüsü olan dillerden seçilmelidir.Örneğin İngilizce, Fransızca ve Almanca üçlüsü temel olarak alınmalı,bunlardan ikisinin seçilmesi zorunlu olmalıdır (Grin,2005). İngilizce bilenlerin Fransızca ve Almanca’yı öğrenmesi istenmelidir. Ana dili Portekizce olanlar ikinci dil olarak İngilizce, Fransızca ve Almanca dillerinden birini seçmelidir. Bunlar eğer isterlerse üçüncü dil olarak İtalyanca veya Japonca da öğrenebilirler(Grin,2005, Hcéé, 2005).

Bu öneriler bazı ülkelerde kabul görmüş bazılarında da sert eleştiriler almıştır. Bazı araştırmacılar bu amaçları gerçekleştirmenin çok zor olduğunu öne sürmektedirler. Bazıları da üç dilli olmanın gerekli olduğunu ancak üç dili öğrenme çabalarının öğrenciye büyük bir zihinsel yük getireceğini; öğrencinin bu dillerden birini kullanacağını, sonraki yıllarda diğerlerini terk edeceğini belirtmektedirler (Ammon, 2001). Dil profesörü Pierre Frath ise “Avrupa Birliğinin aynı aileden gelen dilleri öğrenme (plurilinguisme) politikaları aslında diğer diller karşısında Almanca ve Fransızca’yı geliştirmekten başka bir şey değildir.” demektedir (Frath, 2010).

Günümüzde çok dillilik çalışmaları devam etmektedir.Bu çalışmalara ana okulundan başlanmakta ve yaşam boyu sürdürülmektedir. Bu amaçla Eurom4, Galatea, EuroCom gibi projeler uygulamaya konulmuştur. Bu projelerin temel amacı aynı aileden gelen latin dillerinin bir veya ikisinde okuma ve dinleme becerilerini geliştirmektedir. Bunun için öğrencilerin mevcut dil becerilerinden hareket etmek, İnterneti öğrenme aracı olarak kullanmak, İnternet üzerinden grup yayınlarına ağırlık vermek ve bilgi paylaşımını desteklemek amaçlanmıştır (Klein,1999-2002). Bunların yanında okullarda çok dilliliğin önemi konusunda çeşitli yayınlar yapılmaktadır. Bu yayınlarda çok dilli olmanın getirdiği yararlar, çok dilli yetişen çocukların düşünme, anlama, sorgulama ve sorun çözme becerilerinin tek dillilere göre daha ileri düzeyde olduğu, dünyaya bakış açılarının tek dil bilenlere göre daha farklı olduğu, dünyaya ve olaylara başka insanların gözlüğü ile bakmadıkları, gibi özellikler vurgulanmaktadır.

Çok dillilik konusunda çeşitli araştırmalar da yayınlanmıştır. Eskiden Batı toplumunda 19. ve 20. yüzyılın başında iki dillik bir engel olarak görülüyordu.İki dil ortamında yaşayan çocukların durumlarının zor olduğu, iki dilliliğin çocukların kişiliğini ve kültürünü etkileyeceği söyleniyordu. Hatta “İki dille büyümek zihin yükünü artırır, bu çocuklar hiçbir dili iyi geliştiremez, çevrelerinde olumsuzluklar yaşarlar, kültürel olarak da sorun yaşarlar.” deniliyordu. Günümüzde ise Avrupa Birliği’nin çeşitli raporlarında bu görüşleri tamamen değiştiren araştırmalar yayınlanmaktadır. Son araştırmalarda çok dilliliğin çocukların zihinsel-sosyal ve psikolojik gelişimlerine önemli katkılar sağladığı, dil ve zihinsel becerileri ikiye katladığı ve çok dilin çok kültürü öğrettiği vurgulanmaktadır.Ayrıca zihinsel becerileri ve yaratıcılığı artırdığı, bir dilde öğrenilen becerilerin ötekine aktarıldığı, düşünme sistemi, yaratıcılık ve üst düzey zihinsel becerilerin akranlarına göre çok geliştiği, bu durumun dil, edebiyat ve okul derslerinde başarıyı artırdığı, dile ve iletişime duyarlılığın üst düzeye çıktığı, diğer dillerin daha hızlı öğrenildiği,dikkatin arttığı, görsel okuma testlerinde iyi sonuçlar alındığı, analitik düşünme ve zihinsel açıklığın üst düzeye çıktığı, gibi çeşitli beceriler sıralanmaktadır (Conseil de l’Europe,2006).

Avrupa Birliği bu raporlarda çok dilliğin yanında ana dile ve resmi dile de dikkat çekmektedir.Bu durum;
-Her Avrupalı ana dilini öğrenebilir ancak resmi dilde konuşmak zorundadır.
-Her birey vatandaş olabilmek için yaşadığı ülkenin resmi dilini öğrenmek zorundadır.
-Avrupa ülkelerinde çocukların yaşadıkları ülkeye uyumları için resmi dil zorunludur.
-Ana dilde eğitim bir amaç olmamalı resmi dile geçiş için bir araç olmalıdır.Bu eğitim yapılırken ana dilin resmi dilin yerine geçmemesine dikkat edilmelidir (Conseil de l’Europe,2006), cümleleriyle açıklanmaktadır.

Görüldüğü gibi Avrupa Birliği İngilizce baskısı karşısında eriyen Fransızca ve Almanca’yı kurtarmak amacıyla çok dillilik projelerini başlatmıştır.Ancak bunlar henüz uygulama aşamasındadır.Üç dilli eğitimin tam olarak uygulandığı ve henüz tam olarak gerçekleştirildiği bir ülke bulunmamaktadır. Unesco Dil Bölümü Müdürü Poth ise Lüksemburg’ta bu çalışmaların ilerlediği ancak bu ülkenin küçük ve zengin bir ülke olduğunu belirtmektedir.Kısaca bu projelerde küçük ve azınlık dilleri yerine aynı aileden gelen Avrupa’nın büyük dilleri öne çıkmaktadır.

Bunların yanında dili yayma savaşları çeşitli ülkelerde farklı düzeylerde okullar açarak da sürmektedir. Bunlara son yıllarda üniversite açma projeleri de eklenmiştir. Çeşitli ülkelerde Fransız ve Alman üniversiteleri açılmaktadır. Çünkü ilk ve orta öğretim düzeyindeki okullar bilim diline fazla katkı sağlayamamaktadır. Bu nedenle çeşitli ülkelerde üniversiteler açarak hem eğitim hem de bilim dilinde ilerlemeye çalışılmaktadır. Ayrıca çeşitli ülkelerde yaşayan Fransız, Alman gibi bilim insanlarına kendi dillerinde yayın yapma çağrıları yapılmakta ve bu yayınlara çeşitli ödüller verilmektedir.

Türkçe’mizin Üstünlükleri ve Geleceği

Türkçe milâttan önce dört bin yılına kadar uzanan eski ve köklü bir geçmişe sahiptir. Tarihsel süreç içerisinde dünyaya yayılmış ve çeşitli dilleri etkilemiştir. Türkçe’miz diğer dillere göre çeşitli üstünlüklere sahiptir.Günümüz araştırmalarına göre Türkçe’nin beynin işleyişine uygun olduğu ve zihinsel becerileri geliştirici özellikler taşıdığı açıkça ortaya çıkmıştır. Türkçe’deki ses zenginliği, ses-harf ilişkisi, kelime tanıma, hece ve kelime türetme, zihinsel sözlük geliştirme gibi özellikler hem zihinsel becerileri geliştirmekte hem de eğitim öğretim sürecinde kolaylıklar sağlamaktadır. Türkçe çoğu dile göre daha kolay öğrenilmektedir. Kısaca Türkçe’miz dil savaşlarına karşı duracak güce sahiptir.

Son yıllarda dünyamızda sondan eklemeli dillerin okuma, anlama, düşünme, sorgulama, sorun çözme, akıl yürütme gibi becerileri geliştirdiği gündeme gelmiştir. Bu durum OECD tarafından yürütülen PISA (Uluslar Arası Öğrenci Başarısını Belirleme) araştırmalarıyla ortaya çıkmıştır. Bu araştırmaların okuma alanında öğrencilerin anlama, düşünceleri analiz etme, sorun çözme, akıl yürütme gibibecerileri ölçülmektedir. PİSA 2000, 2003, 2006 ve 2009 yıllarında okuma alanında en yüksek başarıya ortalama 50 ülke arasından Finlandiya ve Güney Kore’den katılan öğrenciler ulaşmıştır. Oysa uzun yıllar düşünme, anlama, sorgulama, yaratıcılık gibi becerileri geliştirdiği, daha kolay öğrenildiği, üstün özellikler taşıdığı öne sürülen İngilizce, Fransızca, Almanca, İspanyolca gibi dillerin bu araştırmaların hiç birinde ilk üç sıraya girememesi de dikkat çekmiştir. Bu sonuçlar üzerine dilbilimciler Fince, Korece gibi sondan eklemeli dillerin okuma ve zihin becerilerini geliştirme yönüyle diğer dillerden daha üstün olduğunu dile getirmişlerdir.Türkçe de eklemeli bir dildir ve Türkçe’de de aynı başarıya ulaşmak mümkündür.Bu nedenle yurt içi ve yurt dışı her düzeydeki öğrencilerimize dil ve zihinsel becerileri geliştirici bir Türkçe öğretimi verilmelidir.Ayrıca her düzeydeki öğretmenlerimiz de iyi yetiştirilmelidir.

Türkçe’yi geliştirmek, yaymak, eğitim ve bilim dili yapmak için çeşitli ülkelerde Türk okulları ve Türk Üniversiteleri açılmalıdır.Türkçe bilim dili olmalıdır.Bunun için Türk bilim insanlarına Türkçe yayın yapmaları, yayınlarına Türkçe özet yazmaları konusunda çağrılar yapılmalı, yurt dışındaki Türkçe yayınlara çeşitli destekler verilmelidir. Akademik yükselmelerde yabancı dilde yayın yapma yerine Türkçe yayın yapma öne çıkarılmalıdır. Türkçe rapor, makale, kitap vb. yayınlar İnternette ücretsiz sunulmalı ve dünyanın her yerinde Türkçe bilgi paylaşımı desteklenmelidir.Üniversiteler ve çeşitli kurumların yaptığı sempozyum, kongre gibi bilimsel toplantılarda ve yayınlarda öncelik Türkçe’ye verilmelidir. Yurt dışında Türkçe yayın yapan basın, televizyon ve radyolar desteklenmelidir. Ürünlerimize Türkçe derin kodlar konulmalıdır. Türkçe’nin üstünlükleri, zihinsel becerileri geliştirme özellikleri ve öğrenme kolaylıkları konularında araştırmalar yapılmalı ve yayınlanmalıdır.

Ayrıca bakınız-> Türkçenin Gücü ve Geleceği / Prof. Dr. Firdevs GÜNEŞ

Kaynaklar

Ammon, Ulrich.(2001). L’anglais, puissance mondiale ? – Dossier : les langues européennes, Revue: Culture, http:// www.leforum.de/artman/publısh/article_166 Bjeljac-Babic, Ranka. (2000). 6 000 Langues: Un Patrimoine en Danger , Dossier: Guerre et paix des langues,
Le Courrier de l’UNESCO, Avril 2000, s:17-20.
Conseil de l’Europe(2006).La place de la langue maternelle dans l’enseignement scolaire, Rapport de
Commission de la culture, de la science et de l’éducation, Rapporteur M.Jacques Legendre, 7 février
2006 Doc. 10837, France.
Frath, Pierre.(2010) Plurilinguisme et Développement du Français, de l’allemand et des Autres Langues,
Université de Reims Champagne-Ardenne,France, CIRLEP,Erişim tarihi:2010
Grin, François (2005).L’enseignement des langues étrangères comme politique publique, Haut Conseil De L’évaluation De L’école (HCéé),N° 19,Septembre, 2005
Güneş,Firdevs (2009).Hızlı Okuma ve Anlamı Yapılandırma, Nobel Yayınları.
Güneş,Firdevs (2007). Türkçe Öğretimi ve Zihinsel Yapılandırma,Nobel Yayınları.
Güneş,Firdevs (2000). Okuma-Yazma Öğretimi ve Beyin Teknolojisi,Ocak Yayınları.
Hcéé, (2005).Quelle Politique Linguistique Pour Quel Enseignement Des Langues ?Avis du Haut Conseil De L’évaluation De L’école (HCéé),N° 19,Octobre, 2005
Klein, Horst G.(1999-2002).L´Eurocompréhension, EuroComResearch, Informations, und Publikationsforum zur EuroCom-Methode, www.eurocomresearch.net.
Laponce, Jean A. (1984). Langue et Territoire, Centre İnternational de Recherche sur le Bilinguisme,les
Presses de l’Université Laval,Canada Leclerc, Jacques (2009).L’aménagement linguistique dans le monde, Québec, TLFQ, Université Laval, http://www.tlfq.ulaval.ca/axl/
Poth, Joseph (2000). Éloge du plurilinguisme, Dossier: Guerre et paix des langues , Le Courrier de
l’UNESCO ,Avril 2000
Roland, J., Breton, L. (2000). La suprématie de l’anglais est- elle inéluctable ?, Dossier: Guerre et paix des langues , Le Courrier de l’UNESCO ,Avril 2000.
UNESCO (2009). Plus de 2.500 langues en danger dans le monde, L’Atlas 2009 international des langues.