Konularına ve Temalarına Göre Roman Türleri

Konularına ve Temalarına Göre Roman Türleri

Yazılı anlatımda estetik türler arasında en yaygın, popüler türün roman olduğu söylenebilir. Romanın tanımını en genel manasıyla şöyle yapabiliriz: Olmuş ya da olabilecek olayların anlatıldığı uzun edebi türdür.

Namık Kemal: “romandan maksad güzerân etmemişse bile güzerânı imkan dâhilinde olan bir vakayı ahlâk ve âdât ve hissiyât ve ihtimâlâta müteallik her türlü tafsilatıyla beraber tasvir etmektir.” (Kemal 1978: 347) derken, Piskopos Huet on yedinci yüzyılda romanı şöyle tanımlar: “Roman, okuyucu eğlensin ve bilgisini artırsın diye sanatkarane bir tarzda kaleme alınan sevda serüvenleridir, aylak efendilerin hoş vakit geçirmesine yarar.” (Didier 1862: 1579).

Cemil Meriç, romanın görevinin okuyucuyu gündelik hayattan uzaklaştırmayı ve hayalen de olsa başka bir hayatı yaşamasını, tutkuya, serüvene katılmasını sağlamak olduğunu söyler (Meriç 2005: 142).

Okuyucuyu başka hayatların içine çekmek, serüvene dâhil etmek ve tutkuyu daimi kılmak ancak estetik formla mümkündür. Uzun bir anlatı türü olan roman, mekânı, zamanı ve kahramanları merak unsurunu canlı tutarak okuyucuya estetik bir tarzda vermelidir.

Romancının çıkış noktası hayatın herhangi bir anı olabilir; Ahmet Hamdi Tanpınar, “Hayatımız dardır; karışıktır. İyi ama bu hayat nihayet vardır ve yaşıyoruz, nefret ediyor, ızdırap çekiyor, ölüyoruz. Bir romancı için bu kadarı yetmez mi? Bir tek insanın ızdırap çektiği yerde insanlara söylenebilecek her şey vardır.” (Tanpınar 2005: 50) der. Romanı başarılı kılan ise malzemenin estetik bir şekilde işlenmesidir.

Roman türünün ilk örneği Cervantes’in Don Kişot (1605) eseri kabul edilir. Esas manada gelişmesini 18. ve 19. yüzyılda tamamlayan romanın bizdeki ilk örneği ise 1872 yılında Şemsettin Sami’nin kaleme aldığı “Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat”tır. İlk çeviri Yusuf Kamil Paşa’nın 1862 yılında Telamak adı ile tercüme ettiği Fransız romancı François Fenelon’un Telemahos’un Maceraları’dır (1699).

Tanzimat dönemindeki romanlarımızda batılılaşmanın doğurduğu problemler, kölelik cariyelik kurumu, ailedeki ve toplumdaki çözülmeler, geleneğin özellikle görücü usulü merkezinde tenkidi en sık işlenen temalardır. İlk romancılarımız olan Tanzimat romancılarımız

  • Namık Kemal (İntibah, Cezmi),
  • Ahmet Mithat Efendi (Letâif-i Rivâyât),
  • Sami Paşazade Sezai (Sergüzeşt),
  • Fatma Aliye Hanım (Muhadarat, Refet),
  • Nabizade Nazım (Zehra),
  • Mehmet Murat (Turfanda Mı Yoksa Turfa Mı),
  • Recaizade Mahmut Ekrem (Araba Sevdası) romanlarında bu temaları işleyen ilk isimler olmaları hasebiyle önemlidir.

Tanzimat döneminden sonra gelen Servet-i Fünun (1896-1901) döneminde ise romanımız gelişmiş, nitelikli eserler verilmiştir. Hususiyle Halit Ziya’nın “Mai ve Siyah” ve “Aşk-ı Memnu” romanları romanımız açısından, romanımızdaki tekniğin, üslubun, kurgunun, muhayyilenin gelişmesini göstermesi bakımından önemlidir. Ahmet Hamdi Tanpınar, “Halit Ziya’ya kadar, romancı muhayyilesiyle doğmuş tek muharririmiz yoktur. Hepsi roman veya hikaye yazmağa hevesli insanlardır” (Tanpınar 2003: 289) diyerek Halit Ziya merkezinde Servet-i Fünun döneminde romanımızın gelişmesine vurgu yapar. Servet-i Fünun döneminde ön plana çıkan diğer isimler ise Mehmet Rauf ile Hüseyin Cahit Yalçın’dır. Yine bu dönemde “Ahmet Mithat’ın popüler roman çığırını tek başına ve büyük kudretle devam ettiren” (Akyüz 1995: 141) Ahmet Mithat Efendi’nin bazı tekniklerini kullanan Hüseyin Rahmi Gürpınar vardır. Ahmet Rasim, Mehmet Celal yine bu dönemde eser veren romancılarımızdandır.

Milli Edebiyat devri diye adlandırılan dönemde ise Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halit Karay, Aka Gündüz gibi isimler görülür.

“II. Meşrutiyet’in Türk romanına kazandırdığı adlar Halide Edip, Yakup Kadri, Reik Halit ve Reşat Nuri ise Cumhuriyet döneminin de önde gelen adları olacaklardır” (Enginün: 2009 448). Romancılarımızı tasnif ederken kesin çizgilerle bir ayrıma gitmek mümkün değildir. Yakup Kadri, Fecr-i Ati ile başlayan serüvenine Milli Edebiyat akımına dâhil olarak devam etmiş, Enginün’ün de ifade etiği gibi Cumhuriyet dönemi romanımızın da önde gelen simalarından olmuştur. Cumhuriyet dönemi romanına bu isimlerin haricinde Peyami Safa, Abdülhak Şinasi Hisar, Mithat Cemal Kuntay gibi romancılarımız eklenebilir.

1945’ten sonra ise Ahmet Hamdi Tanpınar, Kemal Tahir, Orhan Kemal, Tarık Buğra, Yaşar Kemal, Yusuf Atılgan, Adalet Ağaoğlu, Oğuz Atay, Sevinç Çokum, Alev Alatlı, Selim İleri, Ahmet Altan, Orhan Pamuk, Elif Şafak romanlarıyla adından söz etirmişlerdir.

Romanlar işlenişlerine ve konularına göre farklılık arz eder:

Konularına Göre Romanlar:

a. Macera (Serüven) Romanları: Günlük hayata sıkça rastlanmayan olayları işleyen romanlara denir. Alexander Dumas’ın “Üç Silahşörler”i, Daniel Defoe’nin “Robinson Crusoe”su bu tür romanlara örnek gösterilebilir. Türk edebiyatında Ahmet Mithat Efendi’nin Hasan Mellah, Hüseyin Fellah, Dünyaya İkinci Geliş romanları bizde bu türün ilk örneklerindendir.

b. Tarihi Romanlar: Konusunu tarihi olaylardan, şahsiyetlerden alan romanlara denir. Geçmişteki hadiselere birebir bağlı kalınabileceği gibi olaylar yazarın hayal gücüyle birlikte de verilebilir. Batı’da tarihi romanın en büyük temsilcilerinin başında Walter Scot gelirken, Türk edebiyatında ilk tarihi romanı 1881’de “Cezmi” adlı romanı ile Namık Kemal kaleme almıştır. Mithat Cemal Kuntay’ın Üç İstanbul romanı da başarılı tarihi romanlarımızdandır.

c. Sosyal Roman: Toplumun problemlerini ele alan romanlara denir. Bu toplumsal problemler; geleneksel yapıdaki değişiklikler, göç, ekonomik sıkıntılar, rejim değişiklikleri, sınıfsal çatışmalar başlıca gelenlerdir. Batı’da Victor Hugo’nun Sefiller romanı bu türün başyapıtı olarak kabul edilir.

Bizdeki örnekleri ise şöyle sıralanabilir:

  • Ahmet Mithat Efendi – Felatun Bey ile Rakım Efendi,
  • Şemsetin Sami – Taaşşuk-u Talat ve Fitnat,
  • Namık Kemal – İntibah,
  • Recaizade Mahmut Ekrem – Araba Sevdası,
  • Sami Paşazade Sezai – Sergüzeşt,
  • Reşat Nuri Güntekin – Yaprak Dökümü,
  • Yaşar Kemal – İnce Mehmet, Teneke,
  • Orhan Kemal – Bereketli Topraklar Üzerinde, Köyün Kamburu.

d. Psikolojik Roman (Tahlil Romanı): İnsan ruhunun derinlemesine ele alındığı, olayların insanlar üzerindeki etkilerinin bilinçaltına da inilerek ayrıntılı olarak konu edildiği romanlara denir. Psikolojik romanın ilk örneği De La Fayette’nin “La Princesse De Cleves”(Cleves Prensesi, 1678) adlı romanıdır. Goethe, Dostoyevski, Franz Kafka, Stendhal dünya edebiyatında psikolojik roman türünde eser veren diğer yazarlardır.

Türk edebiyatında ise ilk psikolojik roman örneği olarak Mehmet Rauf’un Eylül’ü kabul edilir. Peyami Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu ve Bir Tereddütün Romanı da psikolojik romanlarımızdandır.

e. Otobiyografik (Yaşam Öyküsel) Roman: Yazarın kendi gerçek hayatını anlattığı romanlara denir. Alphonse Daudet’in “Küçük Şeyler”i Batı edebiyatında önde gelirken bizde Oğuz Atay’ın “Bir Bilim Adamının Romanı”, Peyami Safa’nın “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” gibi örnekler verilmiştir.

f. Polisiye Roman: Merak duygusunun korku, heyecan, gizem ile sürekli canlı tutulduğu, ana temanın cinayet olduğu romanlara denir. Dünya edebiyatında Agatha Christie ( Miss Marple, Hercule Poirot), Arthur Conan Doyle (Sherlock Holmes), Edgar Allan Poe (The Tell- Tale Heart), Umberto Eco (Gülün Adı), Dan Brown (Da Vinci Şifresi) gibi isimler polisiye romanın başarılı örneklerini vermişlerdir. Ahmet Mithat Efendi’nin Esrar-ı Cinayet’i, Mehmet Rauf’un Define’si, Peyami Safa’nın Server Bedii takma adıyla yazdığı Cingöz Recai serisi de bizim edebiyatımızdaki örneklerdir.

g. Nehir Roman: Bir olayın, durumun, kişinin, toplumsal hayattaki herhangi bir gelişmenin aynı kahramanlar merkezinde birbirinin devamı olacak şekilde seri halinde anlatılması ile oluşan romanlara denir.

  • Nihal Atsız’ın “Bozkurtların Ölümü” (1946) ve”Bozkurtların Dirilişi” (1949),
  • Tarık Buğra’nın “Küçük Ağa” (1964), “Küçük Ağa Ankara’da” (1966) ve “Firavun İmanı” (1976) nehir romana örnek gösterilebilir.

Akımlarına Göre Romanlar:

a. Romantik Roman: Romantizmin akımının etkisinde gelişen ve duygulu ve coşkulu bir anlatıma yer veren romanlara denir. Victor Hugo’nun Seiller’i, Namık Kemal’in İntibah’ı, Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası romantik romanlara örnek olarak gösterilebilir.

b. Klasik Roman: Eski zamanlardan günümüze kadar gelen, ünlü kişilerin yazdıkları ve hem kitleleri hem de romancıları yüzyıllardır etkileyen romanlara denir. Madame De La Fayete’nin “La Princesse De Cleves” romanı klasik romanlar arasındadır.

c. Realist (Gerçekçi) Roman: Konusunu günlük hayattan seçen topluma ayna tutan, yazarın kendini ön plana çıkarmasından çok gözlemlerini aktardığı romanlara denir. Tolstoy’un Savaş ve Barış’ı, Balzac’ın Goriot Baba’sı, Halit Ziya Uşaklıgil’in Aşk-ı Memnu’su realist romana örnek olarak gösterilebilir.

d. Natüralist Roman: Olayları olduğu gibi aktaran, gerçeğin izinde olan natüralizmin etkisinde oluşturulan romanlara denir. Emile Zola’nın Meyhane’si, Alphonse Daudet’in Jack’i, Nabizade Nazım’ın Zehra’sı, Ahmet Mithat Efendi’nin Müşahedat’ı, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Mürebbiye’si natüralist romanlardır.

Romanın Genel Özellikleri:

  • Olmuş veya olabilecek olayların anlatıldığı uzun edebi metinlere denir.
  • Şahıs kadrosu, olaylar ve mekan ayrıntılı olarak ele alınır.
  • Romanın ilk örneği Cervantes’in 1605’te yazdığı Don Kişot‘tur.
  • Türk edebiyatında roman Avrupa’dan çeviriler ile başlamıştır.(Yusuf Kamil Paşa’nın 1862 yılında Fenelon’dan çevirdiği Telamak ilk olması bakımından önemlidir). Bizdeki ilk roman örneği Şemsettin Sami’nin 1872’de kaleme aldığı Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat‘tır.
  • İlk romanlarımızda doğu batı sorunu, cariyelik kurumu, ailenin çözülüşü, alafrangalık, eğitimsizlik, hürriyetsizlik gibi temalar işlenir.
  • Romanlar konularına göre yediye ayrılabilir: Macera( Serüven) roman, tarihi roman, sosyal roman, psikolojik roman (tahlil romanı), otobiyograik roman (Yaşam öyküsel roman), polisiye roman, nehir roman.

Kaynakça: İstanbul Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Ders Notları