Şiir Türünün Gelişimi ve Türk Edebiyatında Şiir

Şiir Türünün Gelişimi ve Türk Edebiyatında Şiir

ŞİİR
Nazım, manzume sözleri ile karşılanabilen şiirin tanımını en genel ifade ile şöyle yapabiliriz: Şuurla şuuraltının kavşak noktasında belirenin ilgi çekici bir ahenk ile kaleme alınması oluşan yazılı anlatım türüne denir. Yahya Kemal’e göre şiir, kalpten geçen bir hadisenin lisan halinde tecelli edişidir. Ahmet Hamdi Tanpınar şiiri “her türlü menfaat ilişkisinden uzak, gayesini yalnız kendinde bulan bir mükemmeliyet” olarak görür (Tanpınar 2005: 13). Peyami Safa ise şiirin muhtaç olduğu kavramları şöyle sıralar: “Kültür, seziş, düşünce, görgü, deneme, ruhu şişiren, büyüten, harekete ve varlıkla temasa getiren her şey, ruha ait her faaliyet çeşidi. Şiir bunların topuna birden muhtaç…” (Safa 1990: 235). Cemil Meriç’in ifadesi ile “müphemin ülkesi” (Meriç 2005: 248) olan şiirin daha güzel bir tarii varsa o da şiirin kendisidir.

Şiir Türünün Gelişimi ve Türk Edebiyatında Şiir

18. yüzyılın büyük filozofu Jean-Jacques Rousseau “ilk (insanın) konuşmaları, hep şiir biçimindeydi; akıl yürütme çok sonraları düşünüldü” diyerek şiirin ne kadar kadim (eski) olduğuna gönderme yapar. Şiirin çıkış noktası sözlü edebiyat kültürüdür. Yazıya geçildikten sonra dahi o kafiyeli, ahenkli oluşu ile sözsel olarak varlığını daima canlı tutar. Nitekim M.Ö. 7. ve 8. yüzyıllarda Grek yazısının kullanılıyor olmasına karşın, Grek yazını uzun bir süre, sözlü olmayı sürdürüyor. Sözlü Grek yazını derken, şiirden söz ediliyor elbet (Yavuz 2010: 112). Eski Yunan, Hint, Çin, Mısır, İslam medeniyetinin bugün yazılı anlatım türleri diye sınıflandırdığımız türler arasında ilk örneklerini şiir ile verdiğini söyleyebiliriz.

Türk edebiyatında şiir asırlarca geleneği olan bir türdür. Roman, hikâye, tiyatro gibi 19. yüzyılda tanıdığımız türlerin aksine, şiirimiz zirvelerde seyreden, edebi zevki kılcal damarlarına kadar hissetiren ve olgun yapısı ile örnek alınan bir seviyededir. “Biz ezelden beri şair milletiz ve edebiyat -bütünü ile- şiir demektir bizim için. Bu şiir -Tanzimat’tan çok önce- sınırlarını yoklamış, kıvamına erişmiş, mükemmeli yakalamıştı.(Meriç 2005: 325).

Türk edebiyatında şiirimizin gelişimini şüphesiz ki İslami gelenekten bağımsız değerlendiremeyiz. Fakat bizim şiir geleneğimiz İslamiyet’ten önce de vardı. İslamiyet’ten önceki dini törenlerde (Şölen, Sığır ve Yuğ) Şam, Kaman, Baskı ve Ozanların söyledikleri bizim ilk şiir örneklerimiz olarak kabul edilir. Talat Tekin, İslam öncesi Türk şiirinin 8. asır ile 11. asır arasını kapsadığını ifade ederken Reşit Rahmeti Arat Doğu Türkistan’daki Budist Uygurların eserlerini göz önüne alarak 8.- 13. yüzyıl arasını işaret eder. Orhun Abideleri, Maniheist ve Budist Uygur şiir örnekleri İslamiyet öncesi dönemde ortaya konulan varlığından haberdar olabildiğimiz şiirlerimizdir.

Şiir geleneğimiz ana hatları ile iki koldan ilerler:
1- Divan Şiiri
2- Halk Şiiri.

Divan şiiri: İslamiyet’le, onun getirdiği medeniyet ile birebir bağlantılıdır. Divan edebiyatının beslenme kaynaklarından olan Arap ve Fars edebiyatı da şiire önem vermiş, dünya çapında edebiyatçılar yetiştirmiştir.  Divan şiiri hem şekli hem de muhteva (içerik) olarak Arap ve Fars edebiyatından etkilenir. Vezin olarak aruz vezni kullanılır, şiir birimi genelde beyitir, nazım türü olarak gazel, kaside, mesnevi, müstezat, rubai gibi türler tercih edilir.

Edebi sanatlara çokça yer verilir, sanatlı bir üslubu vardır. Muhtevada pek çok Arapça ve Farsça kelimeler yer aldığı gibi işlenen temalar İslamiyet etrafında örgülenir. İstanbul’da saray etrafında şekillenen 16. yüzyılda Fuzuli, Baki gibi şairler ile zirveye çıkan ve varlığını 18. yüzyılın sonuna dek (Şeyh Galip ile bu geleneğin bittiği ifade edilir) sürdüren bir gelenektir divan edebiyatı geleneği. 19. yüzyılda Tanzimat’ın ilanı (1839) ile Batı etkisinde gelişen şiir geleneğimiz ile gerilemeye ve edebiyat sahnesinden çekilmeye başlar.

Halk şiiri: ise divan şiirinde olduğu gibi mürekkep yalamış, eğitimli şairlerin aksine ümmi, halkın içinde yetişen şekil ve muhteva olarak yabancı edebiyatların tesirinde de çok kalmayan şiir geleneğimizdir. Halk şiiri hece veznini (genellikle 7, 8 ve 111i) kabul eder, nazım türü koşma, semai, varsağı, türkü, mani’dir. Halkın konuştuğu sade dille şiirler söylenir. Ozan ya da aşık diye adlandırılan şairler şiirlerini saz eşliğinde söylerler. Halk şiiri kendi içerisinde anonim halk edebiyatı, aşık tarzı halk edebiyatı ve tekke tasavvuf edebiyatı olmak üzere üç kola ayrılır. Halk şairleri denilince akla gelen ilk isimler şöyledir: Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli, Köroğlu, Dadaloğlu, Karacaoğlan, Aşık Ömer, Erzurumlu Emrah, Erzurumlu İbrahim Hakkı.

Ayrıca bakınız-> Şiir Türleri ve Özellikleri

Kaynakça: İstanbul Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Ders Notları