Dram (Tiyatro) Sanatının Kaynağı ve Temel Özellikleri

Dram (Tiyatro) Sanatının Kaynağı ve Temel Özellikleri

Dram sanatının genel niteliklerini saptamaya, yakın olduğu öteki sanatlarla aralarındaki ayrımları belirlemeye girişmeden önce, kökenine bakmak zorundayız.

Dram sanatı, bütün öteki sanatlarda olduğu gibi, bir sanat olarak ortaya çıkmamıştır. Ne bu amaç ve bilinçle yapılmıştır ne de bu bakış açısıyla alımlanmıştır. Tersine, zorunlu bir gereksinmeden doğmuştur.

Dram sanatının ağırlıklı olarak “büyüden”, büyü amaçlı ritüellerden ve mitoslardan doğduğu egemen bir görüş olarak karşımıza çıkmaktadır.

İlkel dönemdeki insanın araç yapmaya başlamasından ve hayatını yaptığı araçlarla kolaylaştırmasından sonra, doğayı ve dünyayı değiştirebileceği fikrine ulaştığı belirtilmektedir. ilkel insan, bunu da büyü yoluyla yapabileceğine inanıyordu (Brocett, 2000; 15)

Bilimin, teknolojinin gelişmediği ilkel dönemlerde, ilkel insan, dünyayı ve hayatı düşgücüyle anlamlandırıyor, büyü yoluyla değiştireceğine, dönüştüreceğine inanıyordu. Büyünün, o dönemde, biliminkine benzer bir işlevi vardı. Tıpkı bilimin işlevi gibi, büyünün işlevi de insanın güdülerine, gereksinimlerine, uğraşlarına yakından bağlıydı. Pratik amaçlar için kullanılıyordu.

Dram sanatının kökeni de, büyü amacıyla yapılan, simgesel sözlere ve simgesel eylemlere dayanıyor, bunlar da mitoslarda ve ritüellerde karşılık buluyordu.

Dram sanatının kökenini oluşturan mitoslar ve ritüeller, pratik bir nedenle, tanrılara yönelik olarak ve hayatı kolaylaştırmak için oluşturulyordu.

Mitoslar, simgesel sözlerdi. ilkel insanların kurdukları anlatılar, uydurdukları gerçek dışı öykülerle dünyayı anlamaya, anlamlandırmaya, anlatmaya ve dönüştürmeye çalışıyorlardı.

Anadolu ritüelleri ve mitosları üzerine araştırmalarıyla tanınan Metin And, “bu bolluk törenleri işlevseldi, amaçları doğanın canlandırması içindi” demektedir.

Dram sanatının kökenini oluşturacak olan kaynaklardan biri de ritüellerdir. Ritüeller de, tıpkı mitoslar gibi ve onlarla birlikte, simgesel eylemlerdi. Başka bir deyişle büyünün eyleme dökülmesiydi.

Nesnel bilginin, modern bilimin gelişmediği çağlarda insanlar, yansılama özelliklerini çok yönlü kullanmaktan başka çare bulamıyorlardı. Bununla birlikte, yapı lan ritüel dansları büsbütün işlevsiz değildi. İlkel dönemdeki insanlar, olmasını arzu ettikleri işleri ve olayları, kafalarında daha iyi tasarlıyor ve bir çeşit planlama yapıyorlardı. Bunun yanı sıra, yaptıkları büyüden dolayı yapacakları işlere daha çok inanıyor, işlerine dört elle sarılıyor, sonuçlar da arzu ettikleri düzeyde, olumlu gerçekleşiyordu.

Drama sanatının temel özelliklerinden biri olan bu yansılamaların yanı sıra, kişileştirme, kimlik değiştirme ve role girme de bu ritüeller sırasında gelişiyordu.

Sanatın kökeninde, çalışmanın da yattığını, dram, şiir, türkü sanatlarının ortaya çıkışında ve gelişmesinde, birlikte iş yapmanın, kollektif çalışmanın da etkili olduğunu biliyoruz. Örneğin birlikte iş yaparken, birlikte davranma ya da birlikte duraklama amacıyla ve kendiliğinden nakarat ya da heyamolaların ortaya çıktığı belirtilmektedir.  Öte yandan, şiirdeki ritmin ve ezginin ortaya çıkmasında çalışmanın etkili olduğunu biliyoruz.

Nesnel ve bilimsel bilginin gelişmesiyle, büyünün etkisi azaldı. Üretim araçlarının gelişmesi ve doğa yasalarının anlaşılmaya başlamasıyla da büyü yerini daha bilinçli üretime bırakmaya başladı. Büyü törenlerinin, ritüelin ve mitosun sanatsal bir biçime dönüşmesi de bu döneme denk düşer. Öteki sanatları olduğu gibi dram sanatını bu gelişmelerin etkilediği söylenebilir. Çünkü bunlar ardıl bir sırayla değil, iç içe oluşup gelişmiştir.

Dram sanatının ortaya çıkması simgesel söz olan mitosun ve simgesel eylem olan ritüelin değişime uğramasıyla biçimlendi. Zaten, ritüeller, sanat amaçlı yapılmamış olsa da, biçim olarak dramatikti.

Aynı şey mitoslar için de geçerliydi. Sanatsal bir işlevle değil, pratik bir işlevle oluşturulmuş olan mitoslarda da farkında olmadan sanatsal bir nitelik vardı. Dili şiirseldi.

Anlatısında kurmaca egemendi. Daha sonra epik şiir, roman ve öykü buradan doğup gelişecekti.

Kaynakça: Prof.Dr. Hasan ERKEK, Türk Tiyatrosu, Anadolu Üniv.Yay.