LAİKLİK VE DİN

LAİKLİK VE DİN

Türkiye Cumhuriyeti döneminde yurdumuzda uygulanan laiklik geniş ölçüde din hürriyetine saygıyı getirmiştir. Laiklik ne dinsizliktir ne de vicdanlara baskıdır. Konuyla ilgili bulunduğu için cumhuriyetimizin laiklik ilkesi ve halifelik sorunu üzerinde durmak yararlı olacaktır. Yunanca laik os, Latince laikus sözcükleri ruhani olmayan kimse, dinî olmayan fikir ve kurum için kullanılmıştır.

Laiklik, geniş ölçüde din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Laiklik ilkesine göre kimse devletin sosyal, siyasi ve ekonomik düzenini teokratik esaslara göre düzenleyemez. Din bir vicdan sorunudur. Kul ile Allah arasındaki manevi ilişkidir. Herkes dilediği gibi inanır, ibadetini serbestçe yapar. Her yurttaşa camiler açıktır. Türkiye Cumhuriyeti’nde kimse bir başkasını dinî inançlarını açıklamaya zorlayamaz. Laiklik inançsızlığı savunmak ya da yaymak anlamına gelmez. Ancak hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti devletinin temel ilkelerini hedef alarak dini kötüye kullanamaz.

Dini siyasete alet edemez. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 24’üncü maddesinde din ve vicdan hürriyeti hakkında şöyle denilmiştir: “Herkes vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. 14’üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî ayin ve törenler serbesttir. Kimse ibadete, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlarını açıklamaya zorlanamaz. Dinî inanç ve kanaatlarından dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Dinle ahlak eğitim ve öğretimi devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır. Kimse devletin sosyal, ekonomik, siyasi ve hukuki temel düzenini kismen de olsa din kurallanna dayandirma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amaciyla her ne surette olursa olsun dinî veya din duygulanni yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.”

Atatürk, birçok vecizesiyle laikliği anlatmış ve inanca saygıyı ifade etmiştir. Bazı özdeyişlerinde Hz. Muhammed’i övmüştür. Atatürk dine karşı olmamıştır. Aksine Diyanet İşleri Başkanlığına yönetimde yer vererek bir yandan yurttaşların dinî ihtiyaçlarına yardım etmeyi sağlamış, öte yandan bazı insanların bu konuyu kötüye kullanmasını önlemeye çalışmıştır.

Atatürk’ün din ve laiklikle ilgili bazı görüşlerini kendi ifadesinden sunalım: “Dinime bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam ona da öyle inanıyorum.” “Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanın emrine uymakta serbesttir. Düşünce ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz. Kasta ve fiile dayanan taassupkâr hareketlerden sakınıyoruz.” “Hiçbir kimse, hiçbir kimseyi ne bir din ne de mezhebi kabul etmeye zorlayabilir.” “Türk Devleti laiktir. Her yetişkin dinini seçmekte serbesttir.” Ancak “Din lüzumlu bir kurumdur. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şu var ki din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır.” “Bizim yolumuzu çizen içinde yaşadığımız vatan, bağrından çıktığımız Turk milleti ve bir de milletler tarihinin bin bir acıklı olay ve üzüntü dolu yapraklarından çıkardığımız sonuçlardır.”

Ahmet MUMCU, Ergun ÖZBUDUN vd. Atatürk İlkeleri ve İnkilap Tarihi II