Kafiye (uyak) nedir?

Kafiye (uyak) nedir?

KAFİYE: Şiirde en az iki dize sonunda tekrarlanan, anlam ve görev bakımından birbirinden farklı ek ve sözcükler arasındaki ses benzerliği. eş. Uyak.  Halk edebiyatındaki karşılığı “ayak”tır.

Eskiden vezinli (ölçülü) ve kafiyeli (uyaklı) sözlere şiir denirdi. Günümüzde bu tanım artık geçerliliğini yitirmiştir. Gerçek şiir için vezin ve kafiye tek başına yeterli değildir. “Gerçek şiir”, az sözle çok şey anlatan; insanın duygu, düşünce ve ruh dünyası üzerinde derin ve anlamlı etkiler yaratan şiirdir.

Dünya şiirinde kafiyenin kullanılmaya başlanması vezinden sonradır dense de, bunu kanıtlayacak belgeler elde yoktur.

Şiirde kafiye ve veznin ne işe yaradığı konusunda hâkim iki görüş vardır: Bir kısım edebiyatçılarımız, kafiyesiz ve vezinsiz şiir olamayacağı örüşündedirler. Onlara göre kuşta kanat ne ise, şiirde de vezin ve kafiye odur; yani mutlak anlamda gerekliliktir. Onlara göre vezin ve kafiye, şiirde bir ahenk öğesidir ve mânâ onlarla güç kazanır.

Bir kısım edebiyatçılarımız ise bu görüşün tam karşısındadırlar. Örneğin Orhan Veli (1914 – 1950), şiirde ahengin önemli olduğunu ancak bunu sağlayan şeyin vezin ve kafiye olmadığını söyler. Orhan Veli: “Bir şiirde eğer beğenilmesi gereken bir ahenk varsa, onu sağlayan şey ne ölçektir ne de ayak. O ahenk, ölçekle ayağın dışında da , ölçekle ayağa karşında vardır. Fakat onu şiirde bilinçli hale getirip anlayışları en kıt insanlara bile bir ahengin var olduğunu haber veren şey ölçekle ayaktır. Bunlarla farkına varılan, yani ölçekle ayakla sağlanan bir ahenkten zevk duyabilmek ya da lakırdıyı bu basit ölçüler içinde söylemeyi ustalık sayabilmek, bönlüklerin en görkemlisi olmalıdır.” demektedir.

Kafiye bahsinde önemli noktalar:

-Sözcük ve eklerin birbirleriyle kafiyeli sayılabilmeleri için, bunların ses bakımından birbirlerine benzemeleri, fakat anlam ve görev bakımından benzememeleri gerekir.

Seslerinden başka, anlamları ve görevleri de aynı olan sözcük ve ekler kafiyeli sayılmaz. Bu şekildeki sözcük ve eklere “redif” adı verilir. (Ayrıca bkz. Redif)

Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç
Bu son fasıldır, ey ömrüm, nasıl geçersen geç
(Yahya Kemal, Rindlerin Akşamı)

Bu beytteki “geç” sözcüklerinden I. dizedeki “belirli zamanlardan sonra olan”, “2. dizedeki “geçmek fiilinden emir” görev ve anlamındadır. Görüldüğü üzre bu sözcükler ses olarak benzemektedirler, ancak görev ve anlam olarak farklıdırlar; dolayısıyla birbirleriyle kafiyelidirler.

Pas tuttu bu akşam suların rengi havuzda;
Anlat, değişen biz miyiz, eşyâ mı cihânda?

Bu örnekte ise, “havuzda” ve “cihanda” sözcüklerindeki ismin bulunma hali (Lokatif) durumundaki –da hal ekleri sesten başka, görev ve anlam bakımından da aynı oldukları için kafiyeli sayılmazlar; bunlar rediftir.

Divan edebiyatında kimi zaman nesirde de cümle içinde veya sonlarında kafiye kullanılmıştır. Nesirde (düzyazıda) kullanılan kafiye ye “seci” denir. (Ayrıca bkz. Seci)

-Divan edebiyatında kafiyenin pek çok koşulları ve özellikleri vardır; bunlar ayrı ayrı terimlerle anlatılmıştır. Arap alfabesine dayanan bu koşul ve özellikleri latin alfabesine uygulama hatta bu alfabeyle anlatma imkânı olmadığı gibi gereği de yoktur.

Kaynak: Açıklamalı Edebiyat Terimleri Sözlüğü/ Murat AKINCI