Cinas Türleri, Özellikleri, Örnekleri

Cinas Türleri, Özellikleri, Örnekleri

Asıl anlamı iki veya daha fazla şeyin birbirine benzemesi olan cinas, bir edebî terim olarak manzum veya mensur (=düz yazı) bir metinde anlamları farklı sözcükler arasındaki yazılış ve söyleyiş benzerliği anlamına gelir. Bir ibarede cinas bulunması için o ibarede en az iki söz arasında kısmen ya da tamamen yazım ve ses benzerliği bulunması gerekir. Bu sözlerin isim veya fiil olması ya da kelime köküne getirilen birtakım eklerle meydana getirilmiş olması durumu değiştirmez. Cinasta ses benzerliği dört yönde olur. Bu dört yön, seslerin; 1. türü, 2. sayısı, 3. harekesi, 4. sırası ile ilgilidir.

Cinas, önce cinâs-ı tâm ve cinâs-ı gayr-ı tâm olmak üzere ikiye ayrılır. Cinası meydana getiren sözcükler arasında dört bakımdan da tam bir uyum varsa bu cinaslara cinâs-ı tâm (=tam cinâs ), böyle bir uyum yoksa cinâs-ı gayr-ı tâm (=tam olmayan cinâs) adı verilir.

1. Tam cinas: Tam cinas da kendi içinde basît (=birleşik olmayan) ve mürekkeb (=birleşik) olmak üzere ikiye ayrılır.

a) Basit cinas:

Birleşik olmayan kelimelerin oluşturduğu cinastır. Sayı sıfatı olan “yüz”le insan yüzü anlamındaki “yüz” sözcüğünün aynı ibare içinde kullanılmış olması gibi. Sünbülzâde Vehbî’nin,

Eyleme vaktini zâyi’ deme kış yaz oku yaz mısraındaki “yaz” sözcükleri arasında bu tür bir cinas vardır.

b) Mürekkeb cinas:

Cinası meydana getiren sözlerin en az birinin iki tam sözcükten ya da iki ayrı sözcüğün birleşen hecelerinden meydana gelmesidir:

Bülbül eder güle naz
Ağlayan çok gülen az

örneğinde cinası meydana getiren tarafların her ikisi de iki sözcükten oluşmaktadır.

Mürekkeb cinasta birbirini izleyen iki söz arasındaki sınırların değişmesi ve durakların kaldırılması ile ortaya çıkan farklı anlam, okuyanda ya da dinleyende olumlu bir etki bırakır. Mürekkeb cinasta benzer kelimelerin hem söyleyişleri hem de yazılışları aynı olabileceği gibi, söyleyişleri aynı, yazılışları farklı, yahut benzer sözcüklerin her ikisi de bağımsız sözcükler olabilir. Mürekkeb cinasın türlerine “dü zen (=iki kadın)” ile “düzen”, “cân ansız (=can onsuz)” ile “cânânsız (=sevgilisiz)” ve “semâda (=gökte)” ve “şemse mâda (=güneşe suda)” sözcükleri arasındaki cinaslar örnek verilebilir.

2. Tam olmayan cinas

Cinası meydana getiren sözcükler arasında tam cinası meydana getiren dört benzerlik yönünden biri bile eksik olursa; bu tür cinaslar, cinâs-ı gayr-ı tâm adını alırlar. Bu cinasların türleri aşağıda gösterilmiştir:

a) Cinası meydana getiren kelimelerde bazı seslerin farklı olması:

Farklılık yalnızca tek seste olur. Bu cinas türü de cinası meydana getiren kelimelerdeki seslerin farklı olmakla birlikte mahreç (=sesin ağızdan çıkış yeri) bakımından birbirine yakın olduğu cinaslar ve mahreçleri uzak olan cinaslar olmak üzere iki kısma ayrılır: “Safer” ve “sefer” ile “mestûr” ve “mestûr” kelimelerindeki “sad” ve “sin” ile “tı” ve “te” sesleri, farklı sesler olmakla birlikte çıkış yerleri, dolayısıyla da söylenişleri birbirine yakın harflerdir. Dolayısıyla bu sözcükler arasındaki cinas, ilkine “sâlik” ile “mâlik”, “şâ’ir” ile “şâkir”, “sâ’ir” ile “sâ’il” sözcüklerindeki farklı sesler ise, mahreçleri birbirinden uzak sesler oldukları için bu sözcükler arasındaki cinas da ikincisine örnektir. Cinasta esas olan ses benzeşmesidir. Benzeşmeden ne kadar uzaklaşılırsa cinastan da o kadar uzaklaşılmış olur.

b) Cinası meydana getiren kelimelerdeki harf sayısının farklı olması (cinâs-ı nâkıs):

Sözcüklerden birinin harf sayısı diğerine göre daha az ya da eksikse bu tür cinaslar “nâkıs (=eksik)” cinas olarak adlandırılır. Fazla olan harf “dem” ile “âdem”de olduğu gibi kelime başında, “cem” ile “câm”daki gibi kelime ortasında, “divân” ile “divâne”de olduğu gibi kelime sonunda olabilir. Fazla olan harf birden fazla ve kelime sonunda olursa buna cinâs-ı müzeyyel adı verilir.

c) Cinası meydana getiren kelimelerin hareke ve sükûnda farklılık göstermesi:

“Verd” ile “vird”, “cennet” ile “cinnet”, “devr” ile “dûr” arasındaki cinaslar bu türden cinaslardır. Cinasta şeddeli harf şeddesiz kabul edilir. Örnek olarak “müfrit” ile “müferrit” sözcüklerinin oluşturacağı bir cinasta ikinci sözcükteki “r” harfi tek ses olarak değerlendirilir.

d) Cinası meydana getiren sözcüklerde noktalı harfler olması ve bu sözcükler arasında nokta farklılığı bulunması:

Yazılışları aynı, noktaları farklı harflerin bulunduğu “âkil” ile “gâfil” ve “hâ’iz” ile “câ’iz” kelimelerinde olduğu gibi.

e) Cinası meydana getiren sözcüklerdeki harflerin sıralanışlarının farklı olması (cinâs-ı kalb):

Bu cinası oluşturan sözcükler sıralanışları farklı olmakla birlikte aynı harflerden oluşurlar. Bu harfler “felek” ile “kelef”te olduğu gibi sondan başa doğru sıralandığında başka bir kelimeyi oluşturuyorlarsa, bu tam bir kalbdir. Eğer “ihmâl” ile “imhâl”de olduğu gibi harflerin sıralanışı böyle bir sıra gözetmiyor ve diğer kelime ile sadece aynı harflerden oluşuyorsa bu eksik bir kalbdir.

Cinas belâgatin bedî bölümüne ait sanatlardandır. Söz güzel olmadıkça cinas o söze değer katmaz. Fakat doğal ifadeye sahip cinaslar aslında güzel olan bir sözü daha da değerli kılar. Cinas bir söz sanatıdır; ancak, anlama da katkısı vardır. Gerek manzum gerekse mensur metinlerde okuyanı ya da dinleyeni etkilemeye yönelik farklı bir imkân sunar. Çünkü cinas aynı zamanda şiir dilinin etkileyicilik ve kalıcılık sağlayan özelliklerinden biridir. Bu nedenle de cinas yalnız Divan edebiyatında değil, halk edebiyatında da ilgi görmüştür.

Cinaslı sözcüklerin kafiye olarak kullanılması cinaslı kafiyeyi meydana getirir, Ancak klâsik dönem Türk şiirinin kafiye sisteminden söz eden eserlerde böyle bir kafiye türüne yer verilmemiştir.

Dikkat!
Cinası oluşturan sözcüklerin yeni harflerle yazıldıkları biçimler değil, eski harflerle yazılışları göz önünde bulundurulmalı ve bu konudaki değerlendiribneler sözcüklerin eski yazıdaki özgün yazılışları dikkate alınarak yapılmalıdır.

Örnekler
Beklerim kış yaz ayaz
Kuyruklarda İstanbul’u yaşıyorum
Yaşamaksa

Behçet Necatigil

Şair, bu şiirin ilk dizesinde zıt anlamlı iki sözcük olan “kış” ve “yaz”ı birlikte kullandıktan sonra mevsimi ya da hava durumunu çağrıştıran üçüncü bir sözcüğü daha zikretmektedir: “ayaz”. Bu sözcüğün ses yapısı kendisinden bir önceki sözcük ile kısmî bir benzerliğe sahiptir. Şairin bu iki sözcüğü aynı mısrada yan yana kullanmış olması söz konusu etkiyi daha da vurgulu hâle getirmektedir. Burada cinası oluşturan sözcükler birleşik değil, tek kelime olduğu için bu cinas basit, sözcüklerden birinin harf sayısı diğerine göre daha azdır. Bu cinas Sünbülzâde Vehbî’nin,

“Eyleme vaktini zâyi’ deme kış yaz oku yaz” mısraını hatırlamaktadır.

Yaz geçer, sonbahar olur ve dere
Dalar esrâr içinde bir kedere
Faruk N. Çamlıbel

Mısra sonlarındaki cinasta kulağı okşayan, söylenmesi ve dinlenmesi rahat, ince, geniş, düz bir ünlü olan “e” sesi hâkimdir. Burada ses tekrarından doğacak ahengi tam anlamıyla duyabilmek için “dere”yi “ve” bağlacı ile birlikte, yani “ve dere” olarak değerlendirmek gerekmektedir.

Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç
Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç
Yahya Kemal

Bu beyitte cinası mısra sonlarındaki iki “geç” sözcüğü meydana getirmektedir. Buradaki cinas, cinası meydana getiren “geç” sözcüklerinde hem yazılış hem de söyleyişte tam bir benzerlik olduğu için tam cinastır. Ayrıca bu cinasta sözcükler birleşik (mürekkeb) olmadığı; yani tek kelimeden ibaret oldukları için de cinas basit bir cinastır.

Vicdanların azâbıyız onlar tanır bizi
Ta’zîb için ziyârete gelmiş sanır bizi
Yahya Kemal

Birinci mısradaki “tanır” ile ikinci mısradaki “sanır” arasında ilk ses dışında bir ses uyumu vardır. Bu iki sözcük arasındaki tek benzemeyen yön ilk seslerinin birbirinden farklı olmasıdır. Dolayısıyla burada cinas vardır. Bu kelimelerdeki “s” ile

“t seslerinin çıkış yerleri yakın olmasa da diğer ünlü ve ünsüzler arasındaki ses benzerliği cinastan beklenen ahengi sağlamaktadır.

Cem bezm-i câmı kurduğu gün şâd olun dedi
Ey dil-harâblar için âbâd olun dedi
Yahya Kemal

Beyitteki “Cem” ile “câm” sözcükleri arasında harf sayısı bakımından farklılık vardır. Eski yazıda “câm” kelimesinde “cim”den sonra bir de “elif” vardır. “Cem”de ise “e” sesini harf değil hareke karşılamaktadır. Buradaki cinas tam olmayan cinas türlerinden biri olan nâkıs cinastır.

Derler: İnsanda derin bir yaradır köksüzlük
Budur âlemde hudutsuz ve hazîn öksüzlük
Yahya Kemal

“Köksüzlük” ve “öksüzlük” arasında bir harf fazlalığı olduğu için beyitte eksik cinas vardır.

Benim için her bir sözün kıymetlidir bir inciden
Gözyaşlarını akıtma gel, odur bu gönlüm inciden
İhsan Raif Hanım

Mısra sonlarındaki iki “inciden” sözcüğünden ilki bir tür mücevher, ikincisi ise incitmek mastarından sıfat-fiildir. Fakat ses yapıları aynıdır. Bu nedenle beyitte bir tam cinâs vardır.

Ben akıldan isterim delâlet
Aklım bana gösterir dalâlet
Abdülhak Hamid

Cinası meydana getiren “dalâlet ve “delâlet”in ilk harfleri eski yazıda farklıdır. Dolayısıyla burada tam olmayan bir cinas vardır. Bununla birlikte cinasta esas olan ses benzeşmesidir ve bu iki kelimenin ilk harfleri Arapçada her ne kadar farklı sesler olsalar da Türkçede bu farklılık söyleyişe yansımamaktadır.

Gelince va’d-i visâle bahâneler söyler
O şâh-ı kişver-i hüsn ü bahâ neler söyler
Şeyh Gâlib

“Sevgili, sıra vuslat (=kavuşma) sözü vermeye gelince bahaneler söyler. O güzellik ülkesinin şahı neler söyler.” anlamındaki beytin ilk mısraındaki “bahâneler” kelimesi ile “bahâ (=güzellik) neler” kelimeleri sınırların ve durakların değişmesi ile cinası meydana getirmektedir. Beyitteki cinas tam ve mürekkep bir cinastır.

Bir evde dü zen olsa düzen olmaz o evde
Keçecizâde Fuad Paşa

“Bir evde ‘dü zen (=iki kadın)’ olursa o evde ‘düzen’ olmaz.” anlamındaki bu mısrada bir cinasın meydana gelmesi için gerekli bütün şartlar oluşmuştur. Ayrıca cinası meydana getiren taraflardan biri olan ilk sözcük iki kelimeden meydana gelmektedir. Dolayısıyla mısrada tam ve mürekkeb bir cinas vardır.

Yokken güneşin eşi semâda
Bir eş görünürdü şemse mâda
İsmail Safa

“Şemse (=güneşe)” sözcüğünün son hecesi kendisinden sonraki sözcük olan “mâda (=suda)”ya bitiştirildiğinde üst mısradaki “semâda (=gökte)” sözcüğü ile cinas oluştururlar. Dolayısıyla bu iki mısrada da tam ve mürekkeb bir cinas vardır.

Mûr gibi emrine kılmıştı itâ’at halk-ı Rûm
Râm oluptur nitekim Mûsâ’ya ey şeyh sihr-i mâr
Sürûrî-i Kadîm

Her iki mısrada da bir “kalb-i kül” örneği vardır. Birinci mısradaki “mûr” ile “Rûm” ve ikinci mısradaki “râm” ile “mâr” sözcükleri aynı harflerden oluşmaktadır. Cinasın mantığı gereği beyitte “Rûm”, “mûr”un; “mâr” ise “râm”ın harflerinin tersten dizilmiş şekli olarak kabul edilmektedir.

Ey Fuzûlî öldün efgân itmedün rahmet sana
Rahm kıldun halka efgânunla zahmet virmedün
Fuzulî

Beyitteki “rahmet” ile “zahmet” sözcükleri arasında harf sayısı, harflerin ünlü (=hareke)leri ve sıralanışlarında benzerlik vardır. Ancak bu iki sözcüğün ilk harfleri farklıdır. Bu farklılık eski yazıda “zahmet”in ilk harfinin noktalı, “rahmet”in ilk harfinin de noktasız olmasından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla beyitte tam olmayan cinas vardır.

Gerçi ey dil yâr içün yüz virdi yüz mihnet sana
Zerrece kat’-ı mahabbet itmedün rahmet sana
Fuzulî

“Ey gönül! Gerçi sevgili için sana yüz mihnet ve dert teveccüh etti, yöneldi; sen yine de ona duyduğun sevgiyi kesmedin. Aşk olsun sana!” anlamındaki beyitte yer alan “yüz” kelimeleri farklı anlamlardadır. Dolayısıyla beyitte hem tam hem de basit cinas vardır.

Pây-mâl etme bizi mûr görüp ey gafil
Mûr iken mâr oluruz mâr iken ejderhâyız
Hayâlî

“Ey gafil! Bizi karınca görüp ayak altına alıp ezme! Biz karınca iken yılan oluruz, yılan iken ejderha kesiliriz.” anlamındaki bu beyitte cinası meydana getiren “mûr” ile “mâr” sözcüklerinin ikinci harfleri farklıdır. İlk sözcükte ortadaki harf “vav”, diğerinde “elif”tir. Dolayısıyla beyitte tam olmayan cinas vardır.

Kısmetündür gezdüren yer yer seni
Göge çıksan âkibet yer yer seni
İbni Kemal

İlk mısradaki “yer yer” ile ikinci mısradaki ilki “toprak”, ikincisi “yemek”masta-rının geniş zaman üçüncü tekil kişi çekimi olan “yer yer” arasında mürekkep cinas vardır.

Kimün geçsen öninden sanma ardunca baka kalmaz
Baka kalur gözi ammâ vücûdından beka kalmaz
Emrî

“Önünden geçtiğin insan senin ardınca bakakalmaz sanma! Gözü bakakalır ama varlığından eser kalmaz.” anlamındaki beytin mısra sonlarındaki “baka kalmaz” ve “beka kalmaz” sözcükleri arasında, iki sözcükten oluştukları için mürek-keb, aralarında her bakımdan ses benzerliği mevcut olmadığı için de tam olmayan cinas vardır.

Çeşm ü hâlüni idüp zülf-i izârunda nihân
Dâr-ı dünyâyı bu miskînüne dar eylersin
Emrî

“Gözünü ve benini yanağına inen saçlarında gizleyip dünya evini bu miskine dar eylersin.” anlamındaki bu beytin ikinci mısraındaki “dâr” ve “dar” sözcükleri arasında basit ve tam cinas vardır.

Ter tutup safha-i haddüm yazıcak kâtib-i ışk
Sanmanuz katre kodı üstine yer yer nokta
Emrî

Eski yazıda ilk mısradaki “ter”in “t”si ile ikinci mısradaki “yer yer”in “y”lerinde noktalar farklı yerlerdedir. Dolayısıyla burada tam olmayan cinas vardır.

Benzedi âbileye âb ile pür didelerüm
Nâle döndi bedenüm de dün ü gün nâle ile
Emrî

Beytin ilk mısraındaki “âbile (=su kabarcığı)” ile “âb ile (=göz yaşı ile)” arasında mürekkeb cinas, ikinci mısraında da “nâle (=kamışa)” ile “nâle (=inilti)” kelimeleri arasında da tam ve basit cinas vardır.

Bin cefâ görsem ey sanem senden
Bu ne sözdür ki usanam senden

Tâli’imdir seni vefâsız eden
Ben onu sanma kim sanam senden
Şem’î

Bu şiir cinas için oldukça güzel bir örnektir. İlk mısradaki “sanem (=put gibi güzel)” ile alt beyitteki sanmak fiilinden türeyen “sanam” kelimeleri tam bir cinası meydana getirirken, ilk beyitteki “usanam” sözü ile bu kelimeler arasındaki ses benzerliği de tam olmayan bir cinası oluşturmaktadır.

Hey ala gözlüm bizümle nice bir bu mekr ü al
Cevr ise pâyâna irdi cân ise maksûdun al
Ahmed Paşa

“Hey ala gözlü sevgilim! Bizi ne zamana kadar aldatacak, kandıracaksın! Maksat zulüm ise canımıza tak etti. Maksadın canımız ise al onu.” anlamındaki bu beytin ilk mısraındaki “al”, “hile” anlamında bir sözcük, ikinci mısraındaki “al” ise “al-“ın emir kipidir. Dolayısıyla bu iki sözcük arasında tam ve basit cinas vardır.

Âh kim ömrüm cihan mülkinde cânânsuz geçer
Ben cihan mülkin n’iderem çünki cân ansuz geçer
Ahmed Paşa

Beyitteki “cânânsuz” kelimesi ile “cân ansuz” kelimeleri arasında tam bir yazılış ve söyleyiş benzerliği vardır. Bundan dolayı beyitteki cinas tam bir cinastır. Bu cinasta ikinci mısradaki “cân ansuz” iki sözcükten oluştuğu için bu cinas aynı zamanda mürekkep cinas örneğidir.

Sînesin itse kaçan kân-ı me’ârif ârif
Kılsa her harfe nazar bir nice ma’nâ görinür
Bâkî

“Ârif olan kişi sinesini bilgi madeni kıldığında her harfe bir kez baksa nice manalar görünür.” anlamındaki beyitte “me’ârif” ile “ârif” sözcükleri arasında bir cinas vardır. Fakat “me’ârif”te “ârif”e göre hem farklı hem de fazla harf vardır. Dolayısıyla beyitte eksik cinas meydana gelmiştir.

Bize Tâhir Efendi kelb dimiş
İltifâtı bu sözde zâhirdür.
Mâlikî mezhebim benüm zîrâ
İ’tikâdumca kelb tâhirdür
Nef’î

Eski yazıda “tâhir” ile “zâhir”in ilk harfleri olan “tı” ile “zı” arasında sadece bir nokta farkı vardır. Bundan dolayı buradaki cinas, tam olmayan cinastır.

Yar yüreğim yar gör ki neler var
Bu halk içinde bize güler var
Yunus Emre

İlk mısradaki “yar”lar ile “var” arasında tam olmayan cinas vardır.

Sana eydürem ey paşa neler geliserdür başa
Kim isiden bağrı pişe kim şarâba kanışıcak
Yunus Emre

İlk mısradaki “paşa” kelimesi ile “başa” kelimeleri arasında mütekarib cinas vardır. “Paşa” kelimesi ile “pişe” kelimesi arasında ise yalnızca hareke farklılığı olduğu için burada tam olmayan cinas vardır.

Varı yoğu var iden ol durur
Dünyede her olanı ol oldurur
Süleyman Çelebi

İlk mısra sonundaki “ol durur (=odur)” ile ikinci mısra sonundaki “oldurur (=yapar)” arasında cinas vardır.

Kaynakça: Prof.Dr. M.A. Yekta SARAÇ, Eski Türk Edebiyatına Giriş: Söz Sanatları