1920-1940 Arası Türk Şiiri

Öncekiler ve Cumhuriyet Dönemindeki Şiirsel Etkinlikleri ve 1920-1940 Arası Türk Şiiri

GİRİŞ

Büyük siyasal dönüşümler, rejim değişmeleri kuşkusuz bir toplumun köklü değişimlerini, farklılaşmalarını da hazırlayan olaylardır. Buna karşılık en köklü kopuşlarda bile, değişmeleri ölçebileceğimiz, ilişkilendirebileceğimiz bir arka plan her zaman vardır. Değişen ile değişmeyen arasındaki gerilim, dönemlerin karakterini oluşturur. Bu, yaşamın ve doğanın içinde zaten mevcut bir durumdur.

Tanzimat’tan beri oluşa gelen bütün yeni edebiyat hareketleri gibi Cumhuriyet’ten sonraki Türk şiirinin ilk özelliği de, eskiyi reddederek yerine yeninin konulması çabaları olmuştur. Batı şiirinin geçtiği yolun daha yakından izlenmesi, modern estetik anlayışlarının çeşitlenerek yerleşmesi, yeninin içerisinde eskinin klasikleşmiş öğelerinden nelerin alınıp tekrar değerlendirilebileceği kaygıları, halk edebiyatının, folklorik öğelerin bu yeni zevk ve estetik içerisinde yeniden yorumlanması bu sürecin belirleyenleri olmuştur.

Aslına bakılırsa bu durumun yalnızca şiirle sınırlı olmadığı, tam tersine şiiri de kuşatan bir genel toplumsal-kültürel bir sorun olduğu açıktır. Bu bakımdan özellikle 1920-1940 yılları arasında oluşan Türk şiiri, Kurtuluş Savaşı’ndan yeni çıkmış olmanın ve Cumhuriyet’i kurmanın getirdiği coşku ile eskiye karşı reddedici bir genel havayı yansıtırken; yeninin kaynakları konusunda kimi zaman tereddütlü, kimi zaman duygusal tutumlar içerisinde olmuştur. Bu yüzden bu dönem Türk şiirinin bir yandan Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerine oranla geçmişten daha keskin bir kopuşu içerdiğini, öte yandan Divan, Batı ve Halk edebiyatı kaynaklarından yararlanma konusunda da daha gelişmiş bir bilince ulaştığını söylemek mümkündür.

Bu dönem şiirine genel bir bakış, şiir zevki Tanzimat dönemi veya Edebiyat-ı Cedide anlayışı çerçevesinde oluşmuş şairlerin, Meşrutiyet, Mütareke dönemlerinde şiir dünyasına adım atmış şairlerin ve nihayet Millî Mücadele süreci ile Cumhuriyet döneminde şiire başlamış şairlerin oluşturduğu bir kadroyu karşımıza çıkarır. Bu kadro estetik anlayışlar bakımından şiirin tamamen kişisel duyarlılıkların yansıma alanı olarak görülmesinden, toplumu dönüştürecek bir araç olarak kabul edilmesine; tıpkı felsefe ve dinde olduğu gibi şiirin de metafizik gerçeklerin kavranması konusunda kendisine özgü bir yol olarak kabul edilişinden, sığ ve yüzeysel duyguların sanat gösterisi amacıyla yansıtılmasının yolu olarak kullanılmasına kadar geniş bir yelpazeye yayılmış durumdadır. Bütün bunların yanı sıra edebiyat dilinde ve biçimde de çeşitlenmenin başlangıcı olmuştur.

Önceki Dönemden Gelen Şairlerin Etkinlikleri ve Mehmet Âkif, Yahya Kemal ve Ahmet Hâşim’in Modern Türk Şiirindeki Kurucu Rolleri

(Amaç: Modern Türk şiirinin kurucu şairleri olan Mehmet Akif, Yahya Kemal ve Ahmet Haşim’in eserleri ve kişilikleri hakkında açıklama yapabilmek.)

Edebiyat tarihlerinde yapılan gruplandırmalar tartışmaya açık olmakla birlikte, belli bir ölçüt esas alınarak yapıldığında açıklayıcı bir amaç taşır. Genellikle doğum tarihleri, edebiyat tarihinde kabul gören ilk eserlerini yayımladıkları dönem, içinde bulundukları edebî akım, topluluk gibi etkenler bu ölçütlerden bazılarıdır. Burada tercih edilen ölçüt ise şairlerin edebiyat tarihinde yer edindikleri dönem ve anlayış tarzı ile şiirlerinin genel özellikleridir. Buna göre Cumhuriyet’ten önce şiir alanında yer edinmiş olup da bu dönemde de şiir yazmaya devam eden şairleri üç grupta ele almak mümkündür.

Şiir zevkini 1900’den önce, yani Tanzimat ve Servet-i Fünûn süreçlerinde edinen

  • Abdülhak Hâmid Tarhan (1852-1937),
  • Ali Ekrem Bolayır (1867-1937),
  • Cenap Şahabettin (1870-1934),
  • Hüseyin Sîret Özsever (18721959),
  • Sâmih Rifat (1874-1932),
  • Faik Âli Ozansoy (1875-1950) gibi adları ilk gruba;

şiir zevkini II. Meşrutiyet’ten sonra ve/veya özellikle Millî Edebiyat anlayışı çerçevesinde edinen

  • Süleyman Nazif (1869-1927),
  • Mehmet Emin Yurdakul (1869-1944),
  • Rıza Tevfik Bölükbaşı (1869-1949),
  • Ziya Gökalp (1876-1924) ve
  • Celâl Sâhir Erozan’ı (1883-1835) ise ikinci gruba dahil etmek mümkündür.

Üçüncü grubu ise şiir anlayışları, estetik tutumları birbirinden tamamen farklı olmakla birlikte Türk şiir çizgisi üzerinde oynadıkları rol bakımından

  • Mehmet Âkif Ersoy (1873-1936),
  • Yahya Kemal Beyatlı (1884-1958) ve
  • Ahmet Hâşim (1887-1933) oluşturur.

Tanzimat’ın ikinci kuşak şairlerinden olan ve o dönemde yazdığı şiirlerle yenilikçi şiir çizgisine atılım yaptıran Abdülhak Hâmid, Servet-i Fünûn, Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde de yaşamış ve bütün bu süreçlerde yenilik yapma çabası içerisinde olmuştur. Bu dönemler içerisinde pek çok şairi etkilemiş ve yaşarken “şâir-i a’zam” ünvanıyla anılmış olan şair, şiirlerindeki metafizik duyarlılık bakımından başta Necip Fazıl olmak üzere Cumhuriyet şiirinin bu özelliği taşıyan şairleri üzerinde belirgin etkisi olsa da dilinin savrukluğu, disiplinsizlik gibi baştan beri şiirinde bulunan zaaflar, etkisinin oldukça sınırlı kalmasına yol açmıştır. Buna karşılık “Halk”, “Dâhi-i Teceddüt” vb., dönemin havasına uygun konuları işlediği şiirleriyle gündemde kalmaya çalışmıştır.

Edebiyat-ı Cedide’nin en önemli iki şairinden birisi olarak Servet-i Fünûn estetiğinin, daha doğru bir ifadeyle Batı tarzı şiir anlayışının kökleşmesinde önemli bir işlev görmüş olan Cenap Şahabettin Meşrutiyet döneminde Ömer Seyfettin ile girişmiş olduğu dil tartışmaları ve sulhperverlik bahanesiyle Millî Mücadele sırasında takındığı karşıt tavır dolayısıyla döneminin dışında kalmış bir şair idi. Cumhuriyet sonrasında neredeyse hiç şiir yayımlamamış olmakla birlikte, daha önceki şiirlerindeki özgün imgeleri ve ince duyarlılığıyla onu, Abdülhâk Hâmid ile Ahmet Hâşim arasında Türk şiirinin kat ettiği mesafenin sağlam halkalarından birisi kabul etmek yanlış olmaz. Servet-i Fünûn şairlerinden Ali Ekrem ise, daha önce yayımlanan Ordunun Defteri adlı şiir kitabını eklemelerle birlikte Vicdan Alevleri adıyla yeniden yayımladıktan (1925) başka, çocuklar için yazdığı Şiir Demeti (1925) kitabını çıkarır. Mehmet Âkif’in özellikle şiirde tasvir ve “muhavere” (konuşma) tekniği bakımından kendisinden çok şey öğrendiğini söylediği Ali Ekrem’in bu son yayınları, ne kendi şiir birikimine ne de Cumhuriyet dönemi Türk şiirine bir katkıda bulunur.

Yine bu dönemde Bağbozumu (1928) ve Kıvılcımlı Kül (1937) adlı kitaplarını yayımlayan Hüseyin Sîret’in, nesirleri ile şiirlerini içeren Malta Geceleri (1924) adlı kitabını yayımlayan Süleyman Nazif’in, Buhurdan (1925) adlı kitabı ile Mehmet Behçet Yazar’ın, Kırpıntı (1924) adlı hicviyesiyle Fazıl Ahmet Aykaç’ın bu dönem etkinliklerinin hem kendi şiirlerine hem de dönem edebiyatına pek bir şey kattıkları söylenemez. Buna karşılık birkaç defa basılan Azab-ı Mukaddes (1924, 1949, 1959) şairi Neyzen Tevfik (1879-1953) ile Âyine-i Devran (1924), Mâhitâb (1924) ve Ağaç Kasidesi (1947) adlı kitaplarıyla Halil Nihat Boztepe (1882-1949)’yi hiciv türünün bu dönemdeki dikkati çeken şairleri olarak anmak gerekir. Milli Mücadeleye karşı olduğu için 1922’de sürgüne gönderilen Rıza Tevfik Serab-ı Ömrüm (1934, 1943) adlı kitabında topladığı şiirlerindeki mistik söyleyiş ve tekke şiiri özellikleri ile hece veznini tercih eden şairler arasında kendisine özgü bir edaya ve küçümsenmeyecek bir etkiye sahip olmuştur.

Önceki dönemlerden gelen şairler arasında Samih Rifat ise şiirlerini bir kitapta toplamamış olmakla birlikte Millî Edebiyat anlayışı çerçevesinde yazdığı vatanî, hamasî şiirleriyle Cumhuriyet’in ilk yıllarında da dönemin ruhuna uygun bir söyleyişin temsilcisidir. Türkçü edebiyat çizgisinin iki önde gelen, daha doğrusu kurucu şairinden Mehmet Emin Cumhuriyet’ten sonra Mustafa Kemal (1928); Ziya Gökalp ise ölümünden bir yıl önce Altın Işık (1923) adlı şiir kitabını çıkarmış ise de dönemin şiir ortamına bir etkileri olmamıştır.

Görüldüğü gibi buraya kadar değinilen şairler, zaman bakımından Cumhuriyetin ilk yıllarında şiir alanında bazı yayınlar yapmışlardır; ancak bu dönem şiiri içerisinde etkili oldukları söylenemez. Bunların Cumhuriyet dönemi şiiri açısından en önemli işlevleri, hecearuz, sade dil-edebî dil konusundaki tartışmaların 1920’lerin başında birinciler lehine bir çözüme kavuşmuş olmasıdır. Ayrıca edebiyatta uluslaşma amacının gerçekleşmesinde düşünce ve tartışmalarıyla önemli bir rol oynadıkları da görülmektedir.

Oysa Mehmet Âkif, Yahya Kemal ve Ahmet Hâşim, her ne kadar Meşrutiyet döneminde şiirler yazmaya ve yayımlamaya başlamış olsalar da şiirlerinin niteliği, kendisinden sonrakilere yaptıkları etki bakımından Cumhuriyet dönemi şiirinin başlangıcında, kurucu şairler olarak ele alınması gereken isimlerdir. Bu üç şairin şiirlerinin birbirinden farklı özellikler taşıdığı yukarıda söylenmişti. Görünürdeki tek ortak noktaları (Yahya Kemal’in “Ok” şiirinde heceyi denemesi dışında) dönemin genel eğiliminin tersine aruz veznindeki ısrarlı tutumlarıdır, denilebilir. Etkileri ve modern Türk şiirini kurucu işlevleri ise farklı açılardan olmuştur.

Kaynak: Doç. Dr. Yılmaz DAŞÇIOGLU, Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri