Türk Edebiyatında Doğu-Batı Çatışması

TÜRK EDEBİYATINDA DOĞU-BATI ÇATIŞMASINI KONU ALAN ROMANLARA GENEL BİR BAKIŞ

Türk Edebiyatında Doğu-Batı Çatışması

Özet

Bu makalede Türk romanlarında konu olarak sıkça işlenen Doğu-Batı çatışmasını ele alacağız. Doğu-Batı çatışması Türk Edebiyatında birçok romanda uzun yıllar konu olarak işlenmiş ve hala işlemekte olan bir konudur. Doğu-Batı konusunu eserlerinde ustalıkla ele alan Ahmet Mithat Efendi, Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpınar, Halide Edip Adıvar ve Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın romanları üzerinden bu konuyu eleştirel bir bakış açısıyla inceleyeceğiz. Bu makale aracılığıyla Doğu batı çatışmasının Türk romanlarında yazarlar tarafından nasıl ele alındığına da gözatma fırsatı elde edeceğiz.

Anahtar Kelimeler: Doğu-Batı çatışması, Yanlış Batılılaşma, Felatun Bey ve Rakım Efendi, Fatih Harbiye, Sözde Kızlar, Matmazel Noraliya’nın Koltuğu, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Sinekli Bakkal.

Giriş

Doğu-Batı çatışması, Osmanlı Devletinde 19.yüzyılda yayılmaya başlayan Avrupaya özenme, Avrupayı taklit etme gibi düşünce ve hareketlerin sonucunda ortaya çıkan toplumsal bir sorundur.

19.yüzyılda Osmanlı Devletinde yıkılma alarmlarının çalmasıyla beraber Osmanlı hükümeti, Avrupalı devletlerin yönetim sistemlerini yavaş yavaş kendinde uygulama başlamıştır. Bu olay ise beraberinde Avrupada tahsil görmüş çalışanlara ihtiyaç duyulmasına sebep olmuştur.

Devlet dairelerinde başlayan bu batılılaşma sorunu kısa zamanda günlük hayatada yansımıştır ve halkta yavaş yavaş Batıyı benimsemeye; onlar gibi yemeye, giyinmeye, konuşmaya, düşünmeye başlamıştır.

Bu Batılılaşma sorunu Türk toplumunu zamanla ikiye ayırmıştır. Halkın bir kısmı Batıyı tercih etmiş kendi kültüründen vazgeçmiştir, bir kısmı ise Batılılaşmaya karşı çıkmış, kendi özbenliğini korumak için savaş vermiştir. İşte bu durum Türk yazarlar tarafından farklı bakış açılarıyla romanlarda işlenmiştir.

Şimdi romanlar üzerinden bu sorunun yazarlar tarafından nasıl ele alındığına bakalım.

Felatun Bey ve Rakım Efendi – Ahmet Mithat Efendi

Felatun Bey ile Rakım Efendi

Bu romanda iki tip olarak karşımıza çıkan Felatun Bey ve Rakım Efendi birbirlerinden çok farklıdır. Felatun Bey romanda yanlış batılılaşmayı karşılayan tip iken Rakım efendi Doğuyu yani Türk insanına göre doğruyu temsil eden taraf olarak ele alınmıştır. Felatun Bey baba parası yiyen, uyuşuk, tembel, vurdumduymaz ve sorumsuz bir adamdır. Rakım Efendi ise onu tam zıddı olarak kendi kazancını yiyen, iyi kalpli, doğru sözlü, çalışkan ve akıllı bir insandır. Felatun Bey’in babasının etkisiyle aldığı eğitim yarımyamalak ve eksiktir ama bu olay onun iş bulmasına engel değildir, çünkü Felatun Bey’in babası yine kendi tanıdıkları vasıtasıyla onu devlet dairesine memur olarak işe aldırmıştır. Bu, Rakım Efendi de çok farklıdır, çünkü o küçük yaşta babasını kaybetmiştir ve bu yüzden kendi emeği ve çalışkanlığıyla iş bulabilmektedir.

Romanda Felatun Bey, cahilliğini örtmek için Batıyı giyim, dil, yaşayış tarzı olarak kopyalamış ve kullanmıştır. Rakım Efedi ise gayet yalın bir dille ele alınmıştır. Saf, özbenliğini kaybetmemiş bir Osmanlı insanıdır. Romanın sonlarında ise asıl mutluluğu elde eden karakter Rakım Efendi yani Doğu olmuştur. Batılaşmaya özenen Felatun Bey ise hem mirasını hem de mutluluğunu kaybetmiştir.

Dikkat edersek Ahmet Mithat Efendi her ne kadar Batıya hayranlık duysada romanda Batıyı savunmamıştır. Türk insanının Batıyı nasıl yanlış yönleriyle benimsediğini gözler önüne sermiştir ve bu yanlış benimsemenin dönemin insanları üzerinde bıraktığı etkiyi okuyucuya sunmuştur. Ahmet Mithat Efendi tarafından yazılan bu roman Türk edebiyatında Doğu-Batı çatışmasını işleyen romanları arasında önemli bir yere sahiptir.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü – Ahmet Hamdi Tanpınar

Saatleri Ayarlama Enstitüsü – Ahmet Hamdi Tanpınar

Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Hayri İrdal’ın Halit Ayarcı’nın anısına yazdığı bir romandır. Romanda anlatıcı olarak karışımıza çıkan Hayri İrdal bizden biridir. Romanın başlarında Hayri İrdal kendi ailesini okuyucuya anlatmakla başlar bu kısımlarda batıl inançlara, hurafelere ve efsanelere bağlı bir aile karşımıza çıkar.

Tanpınar burada Doğuda yaygın olarak devam eden inanışların yanlışlığını, komikliğini okuyucuya farkettirmek için birçok örneğe yer verir.

Romanın devamında Hayri İrdal’ın Halit Ayarcı ile tanışması ile beraber absürt durumlar da artmaya başlar. Halit Ayarcı Batılı bir düşünceye sahiptir.

Halit Ayarcı Hayri İrdal’ın saatlere düşünlüğünden faydalanarak onu ikna eder ve berarber Amerika’da var olan ama gerçek bir işlevi olmayan, Saatleri Ayarlama Enstitüsünü gayet ciddiye alarak birde burada açmaya karar verirler ve burada da açarlar. Enstitüde gerçekleşen usulsüzlükler alır başını gider, sanki çok büyük bir iş yapılıyormuş gibi birde her seferinde yeni binalara taşınıp, yeni çalışanlar alırlar ve bu böyle uzun bir süre devam eder en sonunda yetkililer enstitünün gereksiz olduğuna karar verirler ve enstitü kapatılır.

Tanpınar daha en başta burda bize gösterir aslında toplumumuzun Batıyı tamamıyla yanlış yönlerinden örnek aldığını, enstitünün ne olduğunu bilmeden, ne işe yaradığını bilmeden, gereklikliğini tartışmadan hemen açılmasıyla bunu bize gösterir. Bu bizim Batı ne derse doğrudur anlayışımızdan kaynaklanıyor olabilir.

Bu romanda aslında Tanpınar Türk toplumunun Batıdan gelişmişlik olarak geri kalmasının hıncını aradan biraz zaman geçtikten sonra Batının her şeyiyle kabul edilmesiyle ve kopyalanmasıyla bu boşluğun kapatabileceklerini düşünmelerinden kaynaklanmaktadır. Aslından Türk toplumu Batıyı örnek almamış, Batıyı kopyalamıştır ve kendi köklerini yakıp yıkmıştır. Romanda Tanpınar da bunu eleştirmiştir. Türk toplumunun attığı yanlış adımları roman aracılığıyla alaycı ve gülünç yönleriyle bize aktarmıştır.

Ahmet Hamdi Tanpınar Batılılaşmaya karşı değildir. O köksüzlüğe karşıdır, özünü kaybetmeye taklitçi yaşayışlara karşıdır. Bu konudaki görüşlerini de zaten Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı romanında gayet açık ve alaycı bir dille işlemiştir.

Fatih Harbiye – Peyami Safa

Fatih-Harbiye: Peyami Safa

Doğu-Batı çatışması denince akıllara gelen ilk yazar Peyami Safa oluyor; çünkü o romanlarının birçoğunun içerisinde bu konuya yer veriyor. Peyami Safa’nın Fatih Harbiye adlı romanı Türk edebiyatında Doğu-Batı çatışmasını işleyen en iyi örnekler arasında gösterilir.

Bu roman da Peyami Safa Neriman adında Batı’ya hayranlık duyan Fatih semtinde oturan bir genç kızın başından geçenleri anlatmaktadır. Romanın ilk sayfaları Neriman’ın Batıya olan hayranlığını ve Doğuya olan nefretini bize gayet açık sunmaktadır. Neriman Şinasi isminde bir Doğulu genç ve Macit adında bir Batılı genç erkek arasında gelgitler yaşar. Ne kadar Batıyı sevsede, Doğulu Şinasi’yi de bırakmak istemez ama Batıdan da vazgeçemez. Neriman’ın birgün dayısının kızlarına gitmesi ve orada Batılı bir Bey ile evlenen bir genç kızın başına gelenleri öğrenemesi ve bu evliliğin kötü sonla bitmesi onu çok etkiler. O olaydan etkilenen Neriman kendine çeki düzen verir ve eski haline yani özüne Doğuya geri döner.Doğunun doğru yol olduğunu anlar, pişman olur ve roman böyle sonlanır.

Kısa bir roman olmasına rağmen dönemin Doğu ve Batı çatışmasını güzel yönlerinden ele alan bir romandır. Peyami Safa’nın birçok romanında da gördüğümüz gibi bu romanda Batıyı savunan Doğulu bir kişinin Doğuyu yermesiyle başlamış ama Doğunun doğruluğunu farketmesiyle son bulmuş bir romandır.

Bu romanda Şinasi ve Fatih semti Doğunun sembolleridir. Macit ve Beyoğlu ise Batının sembolleridir. Romanda Neriman’ın onlar arasında gidip gelemesi toplumun Doğu ve Batı arasında gidip gelmesiyle özdeştirlebilir. Romanda Neriman’ın Şinasi’den kopamaması ve Maciti’de bırakmak istememesi Osmanlı devletinin kendi benliğini kaybetmek istememesi ama bir yandanda Batıya ayak uydurmaya çaba göstermesi yönünden benzerlik göstermektedir. Bu yapı Peyami Safa’nın romanlarının tamamında böyle devam etmiştir çünkü Peyami Safa Doğuya ve kendi değerlerine bağlı bir yazardır ve eserlerini de bu doğrultuda kaleme alır. Doğuyu yüceltirken, Batıyı alçaltır.

Sözde Kızlar – Peyami Safa

Sözde Kızlar – Peyami Safa

Sözde Kızlar romanında, Mebrure adında bir genç kız Yunan işgalinden kaçarak İstanbul’daki akrabalarının yanına Yunanlılar tarafından esir alınan babasını aramaya gelir ve İstanbul’da hiç ümit etmediği olaylar yaşar. İstanbul’da akrabası Nazmiye Hanım’ın idaresinde olan bir köşkte yaşamaya başlar ama bu köşk sosyetenin sürekli toplandığı ve eğlenceler düzenlediği bir köşktür.

Mebrure bu eğlencelerden uzak kalmaya çalışarak babasını aramaya devam eder ama Nazmiye Hanım’ın oğlu Behiç Mebrure’yi rahat bırakmamaktadır.Behiç sosyetedeki arkadaşlarıyala bir iddiaya girer ve yakışıklılığıyla Mebrure’yi kandırmaya çalışır ve kandırır da ama Behiç’in sevgilisi Belma Mebrure’ye her şeyi anlatır Behiç’ten hamile kaldığını ve Behiç’in bebeği öldürerek gömdüğünü söyler.

Mebrure bu olayları duyduktan sonra zaten sevmediği ve iğrenç bulduğu bu köşkü terk eder ve o sırada babasının bulunduğu haberini alır ve arkadaşı Fahri ile birlikte babasının yanına gider ve roman böylece sonlanır.

Aslında bu roman yanlış Batılılaşma karşısında Peyami Safa‘nın görmek istediği Doğulu kadın modelinin bir yansıması niteliğindedir. Mebrure ve köşkteki Batı hayranı kadınlarla aralarında ki farklılıklar Peyami Safa tarafında gayet açık bir şekilde okuyucuya sunulmuştur.

Mebrure’nin onlara karşı bakışı aslında Peyami Safa’nın Batıya karşı olan duruşudur aynı zamanda romanın son sayfalarına doğru Behiç’in kendi çocuğu öldürecek kadar cani bir insana dönüşmesi Peyami Safa’nın Batının yanlışlığını gözler önüne sermek için kullandığı en acımasızca olaylardandır.

Matmazel Noraliya’nın Koltuğu – Peyami Safa

Matmazel Noraliya’nın Koltuğu – Peyami Safa

Matmazel Noraliya’nın Koltuğu romanında, Ferit karakteri annesini ve iki ablasını veremden kaybetmiştir ve bu acıya dayanamayan babası Ferit’i ve bir kız kardeşini bırakarak avrupaya gitmiştir. Ferit’in yanında bulunan kız kardeşi de hastadır ve Ferit bu sıkıntılar içerisinde iken tıp fakültesini yarıda bırakır ve bir pansiyona yerleşir. Ferit bu pansiyona yerleştikten sonra hayaletler, düşler ve gerçek olmayan birçok şey görmeye başlar ve bu sırada sevdiği kız olan Selma ile de aralarındaki bağın kopmaya başlaması onu derin bir bunalıma sürükler gerçek ile hayali birbirine karıştırır duruma gelir aynı zamanda Ferit’in yerleştiği bu pansiyonda birçok farklı tipte insan birlikte yaşamaktadır ve pansiyonda da enterasan olaylar gerçekleşmektedir.

Daha sonrasında gelişen olaylar çerçevesinde Ferit orada tanıdığı aklı selim bir arkadaşıyla beraber başka bir yere taşınır ve kardeşinide yanına aldırıp tedavi ettirmek ister; ama yeni taşındığı yerdede absürt olaylar onun peşini bırakmaz. Yıllar önce bu evde yaşayan Matmazel Noraliya’nın hayat hikayesi bu sefer Ferit’i meşgul eder ve Ferit bu hikayeyi öğrendikten sonra romanın içerisinde gerçekleşen her ilginç olayın nedeni ve cevabı almış olur. Daha sonrasında sorularına cevap bulduğu için ruhu huzura erer, rahatlar ve Selma‘nın da Ferit’in yanına gelmesiyle roman son bulur.

Peyami Safa’nın en olgun eserlerinden biri olan bu roman aslında psikolojik analizlerin yoğunlukta olduğu bir romandır ama Peyami Safa tarafından yazılan tüm eserlerde olduğu gibi içerinde Doğu-Batı çatışmasının yansımalarına da yer verdiği için bu romanıda inceleyeceğiz.

Romana adını veren Matmazel Noraliya’nın hikayesine bakacak olursak Noraliya’nın Doğulu bir babaanne ve Batılı bir anne arasında gelgitler yaşayan bir kadın olduğu söyleyebiliriz romanda Noraliya’nın annesi vurdumduymaz savurgan gelenekleri hiçe sayan bir kadın olarak karşımıza çıkar babaannesi ise Doğulu geleneklerine sadık, dindar bir kadın olarak tanıtılır. Bu hikayede Noraliya’nın asıl adının Nuriye olduğunu annesi ona Noraliya dediği için adının öyle kaldığını ve Noraliya‘nın bu durumdan hiç hoşnut olmadığını öğreniriz; çünkü o tam da babaannesinin yertiştirdiği gibi bir insan olmuştur ve annesinin hayatı ona saçma ve boş gelmiştir.

Noraliya babaannesinin yanında kendini ilim yolunda geliştirmiştir. Bu sebeplede birçok kişi tarafından sevilmiş ve sayılmıştır. Adadaki evinde yaşarken kendisine komşuları tarafında Noraliya denmesini istemez Nuriye diye anılmak istediğini her seferinde söylemiş ve bunun için çok uğraş vermiştir ama bunu başaramamıştır. Öldükten sonra bile Noraliya olarak anılmaya devam etmiştir ve bu onu ruhunun hüzünle kaplanmasına neden olmuştur. İşte burada yine görüyoruz ki Peyami Safa Doğu ve Batıyı yine karşı karşıya getirerek Doğuyu doğru yol olarak romanında işlemiştir. Bu romandanda da gördüğümüz gibi o dönemler de Doğu-Batı çatışması öyle bir seviyeye ulaşmış ki aile içerisinde bile anlaşmazlıklara sebebiyet vermiş. Böylesine büyük bir sorunu ise Peyami Safa nerdeyse bütün romanlarına konu olarak işlemiştir.

Sinekli Bakkal – Halide Edip Adıvar

Sinekli Bakkal – Halide Edip Adıvar

Halide Edip Adıvar’ın Sinekli Bakkal romanının Doğu-Batı çatışması açısından Türk edebiyatının en önemli romanlarından biri olduğunu söyleyebiliriz.

Sinekli Bakkal romanı ‘Geleneklerimizi kaybetmeden, batının yalnızca iyi yönlerini alabiliriz.’ tezini işler.

Halide Edip Adıvar Doğu-Batı çatışmasına romandaki karakterler üzerinden değinmiştir:

Tevfik tamamen yozlaşmış ne doğulu ne batılı olamamış bir karakterdir.

Emine ve İmam dünya hayatını yalnızca cennete gitmek için yaşayan asık suratlı,öfkeli karakterlerdir. -Mahalle imamı ve Emine’nin Doğu’nun kötü yönlerini temsil ettiğini söyleyebiliriz.-

Peregrini İtalya’da afaroz edilmiş bir piyanisttir. Peregrini de Batıyı temsil etmektedir.

Romanın ana karakteri Rabia ise babası ve dedesinin aşırı uçlardaki kimliklerini de tanıma fırsatı bulmuş ideal bir hayat tarzı benimsemiş olan modern bir Türk kızıdır.

Sinekli bakkal romanının başında Halide Edip Doğu’nun yanlışlarına, sıkıntılarına ve kötülüklerine yer vermiştir. Tevfik’in toplum tarafından dışlanması, Mahalle imamının uç yaşamı ve tavırları, Emine’nin ve o dönemin kadınlarının yaşam biçimleri gibi sorunlar ile roman başlamaktadır.

Ardından doğu gelenekleriyle büyümüş Rabia’nın batı gelenekleriyle buluşması konu edilmiştir. Rabia’nın Vehbi dede ile tanışmasıyla birlikte Halide Edip Doğu’nun ahlak ve dini bakımdan mahalle imamına benzediğini, fakat asıl doğrunun Vehbi dede olduğunu bizlere gösterir.

Buraya kadar Doğu’nun yanlışlarına ve bu yanlışların doğrularına değinen Halide Edip romanın devamında ise Peregrini vasıtasıyla Rabia’nın batı gelenekleriyle olan sentezini bizlere gösterir. Bu sentez kısmında Rabia’nın batının iyi yönlerini aldığı gösterilmektedir.

Romanın sonunda Peregrini Rabia ile evlenebilmek için kimliğinden vazgeçmiştir. Bu durum sayesinde romanın tezi kanıtlanmış olur.

Sinekli Bakkal romanına göre: Doğu’nun sıkıntıları ve yanlışları olsa da bu yanlışları düzeltmeliyiz ve kimliğimizden vazgeçmemeliyiz. Aynı zamanda da Batı’yı kötü görmemeli ve iyi olan yönlerini kendimize katmalıyız.

Şık – Hüseyin Rahmi Gürpınar

Şık – Hüseyin Rahmi Gürpınar

Hüseyin Rahmi Gürpınar‘a ait, Şık adıyla 1889 yılında basılmış olan bu eserde Batılılaşmanın birçok toplumsal değişikliği beraberinde getirdiği gözler önüne serilmiştir. Alafrangalık ve Batılılaşma adı altında toplumda kabul görmeye başlayan yanlış ve hatta komik olabilecek alışkanlıkların yalnızca Batıya benzemek için sorgusuzca toplum tarafından kabul edilmesi eserde Şatırzade Şöhret Bey üzerinden alaycı bir dille eleştirilmiştir.

Saf ve züppe bir tip olarak karşımıza çıkan Şatırzade Şöhret Bey’in kılık kıyafeti de bir o kadar eleştirel bir tutumla ele alınır o dönemlerde moda olan dar giyinmek ve uzun yakalıklar kullanma yeniliği Şöhret Bey tarafında son derece ciddiye alınır ve abartılır. Her türlü yeniliğe ayak uydurmak için daha fazlasını yaparak komikleşen Şöhret Bey Hüseyin Rahmi’ye göre dönemin alafrangalığa özenen genç erkeklerini temsil eder.

Eserde yer alan bir diğer gülünç olay ise Şöhret Bey’in yeni bir alışkanlık olan cins bir köpek sahibi olma isteğini metresi Madam Pötiş’e anlatmasıyla ortaya çıkar. Şöhret Bey köpeği bulma konusunda metresinden yardım ister ve kısa zamanda Şöhret Bey’in Batı hayranlığını farkına varıp onu kullanmaya başlayan Madam Pötiş sokaktan bulduğu zayıf bir köpeği giyindirerek köpeği Şöhret Bey’e getirir ve bu köpeğin ender bulunan bir cins olduğunu söyleyerek onu kandırır . Son derece saf ve yalnızca en şık olmak için elinden gelen her şeyi yapan Şöhret Bey köpeğin sokak köpeği olduğunu farkına varmaz ve eserde de bu köpek yüzünden pek gülünç hallere düşer.

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın kaleme aldığı ve yanlış batılılaşmanın son derece açık ve eleştirel bir tutumla ele alındığı bu eserde yalnızca Batıya benzeyebilmek için kendi değer ve yargılarımızdan sorgusuzca vazgeçmenin bizi soktuğu gülünç haller vurgulanmıştır. Yazar bu eseriyle dönemin toplumsal anlayışını gözler önüne sererek uyarıda bulunmuştur.

Sonuç

Romanlardan da gördüğümüz gibi Doğu-Batı çatışması tek bir yönden değil toplum üzerindeki etkileri yönünden yazarlar tarafından ele alınmıştır. Bu romanların dışında o dönemde kaleme alınmış birçok roman içerinde de Doğu-Batı ve yanlış batılılaşma gibi konulara rastlama olasılığımız çok fazladır. Bunun nedeni ise artık Türk toplumunun Batıyı örnek almak değil, Batı olmak istemesinden kaynaklandığını söylemek mümkündür. Durum böyle olunca yazarlar da böyle bir konuyu eserlerinde işlemekten çekinmemişlerdir.

Kaynakça

  • Adıvar, HE. (2007). Sinekli Bakkal. İstanbul: Can Yayınları.
  • Ahmet Mithat Efendi. Felatun Bey ile Rakım Efendi. istanbul: Timaş Yayınları, 2005.
  • Edebiyat.k12.org.tr.doğu- batı çatışması, http://edebiyat.k12.org.tr/kavramlar/Bat%C4%B1l%C4%B1la%C5%9Fma+ve+%22Do%C4%9Fu+-+Bat%C4%B1+Sorunu%22+Kavramlar%C4%B1/33 ( 10.05.2020).
  • Safa, Peyami. Matmazel Noraliya’nın Koltuğu. İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2006.
  • Safa, Peyami. Fatih- Harbiye.İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2007b.
  • Safa, Peyami. Sözde Kızlar. İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2007d.
  • Tanpınar, Ahmet hamdi .Saatleri Ayarlama Enstitüsü.İstanbul: Derah Yayınları,1987.
  • wikipedia. felatun bey ve rakım efendi, https://tr.wikipedia.org/wiki/Fel%C3%A2tun_Bey_ile_R%C3%A2k%C4%B1m_Efendi (23.05.2020).
  • Wikipedia. sinekli bakkal, https://tr.wikipedia.org/wiki/Sinekli_Bakkal (23.05.2020).

Hazırlayan: Fatma Zehra ONAY, İstanbul Kültür Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı

Benzer İçerikler:

Başa dön tuşu