Kimdir?

Hüseyin Rahmi Gürpınar

Hüseyin Rahmi Gürpınar Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

Hüseyin Rahmi Gürpınar

Hüseyin Rahmi Gürpınar (D: Ayaspaşa/İstanbul, 17 Ağustos 1864 – Ö: 8 Mart 1944 Heybeliada/İstanbul)

Hüseyin Rahmi Gürpınar, 19 Ağustos 1864’te İstanbul’da doğdu. 8 Mart 1944’te Heybeliada’da yaşamını yitirdi. Heybeliada’daki Abbas Paşa Mezarlığı’na defnedildi. Roman ve öykü yazarı.

Eserlerinde 19 ve 20’nci yüzyıl başındaki İstanbul yaşamını gerçekçi bir biçimde yansıttı. Hünkar yaveri Mehmet Sait Paşa’nın oğlu. Üç yaşındayken, okur yazar bir kadın olan annesinin (22 yaşında) veremden ölümü üzerine Girit’te bulunan babasının yanına gönderildi. İlkokula burada başladı. Babası tekrar evlenince 6 yaşında İstanbul’a anneannesinin Aksaray’daki Konağı’na döndü. Yakubağa Mektebi, Mahmudiye Rüşdiyesi ve İdadide öğrenim gördü. 1878’de Mekteb-i Mülkiye’ye girdi. 1880’de hastalık nedeniyle ikinci sınıfta iken okulu bıraktı. Kısa bir süre Adliye Nezareti Ceza Kalemi’nde memur, Ticaret Mahkemesi’nde Azâ Mülazımı olarak çalıştı.

1887’de Ahmet Mithat Efendi‘nin Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazmaya başladı. Batı uygarlığının yaşantısını taklit ederken gülünç duruma düşen insanları anlattığı ilk romanı “Şık” aynı yıl bu gazetede tefrika şeklinde yayınlandı. Paul Bourget, Paul de Kock, Alfred de Musset gibi Fransız yazarlardan çeviriler yaptı. 1894’te İkdam gazetesine geçti. Kendisine büyük ün sağlayan ilk eseri “Mürebbiye” ile “Metres”, “Tesadüf” ve “Nimetşinas” bu gazetede tefrik edildi. Sansürün “Alafranga” romanını yasaklaması üzerine yazarlığı bıraktı. 1908’e kadar suskun kaldı. Alafranga, 1909 yılında “Şıpsevdi” adıyla kitap olarak basıldı.

İkinci Meşrutiyet döneminde Ahmet Rasim ile birlikte 37 sayı süren “Boşboğaz ile Güllâbi” adlı mizah dergisini çıkardı. Sabah ve Vakit gazetelerinde çalıştı. 1912’de Heybeliada’ya taşındı. Kütahya milletvekili olduğu 1936-1943 dışında tüm yaşamını Heybeliada’da geçirdi. 1924’te Son Posta gazetesinde tefrik edilen “Ben Deli miyim” romanı ahlaka aykırı bulunarak yargılandı, beraat etti. Anneannesinin yalısında dadılar arasında geçirdiği çocukluk ve gençlik yılları, İstanbul yaşamı ve insanlarını tüm detaylarıyla öğrenmesini sağladı. Ev kadınlarının çeşitli konulardaki düşüncelerini öğrendi. Batılı yazarların yanısıra Türk halk edebiyatından da yararlandı. Romanı ahlakın aynası olarak gördü. Geniş bir okur kitlesine ulaşabilmek için yalın bir dil kullandı. Çok okunan bir yazar olmasını da bu yalınlığına bağladı.

Eserlerinde toplumsal ve ekonomik eşitsizlikleri, kadın-erkek ilişkilerini, din sorunlarını konu aldı.

Zeki ve kurnazların, saf ve cahilleri kandırarak işlerini yürüttükleri çarpık bir düzenden kurtulmak için akılcı düşüncenin gelişmesi gerektiğini savundu. Dar sokakları, ahşap evleri, konakları, yalıları ve çarşılarıyla hep İstanbul’u işledi. Romanlarında döneminin İstanbul’un her kesiminden, sınıfıntan insana yer verdi. Külhanbeyler, züppeler, fahişeler, hanımefendiler, mahalle kadınları, paşalar, memurlar, beslemeler, imamlar, esnaf.

Çevre betimlemeleri üzerinde durmaktansa karakterlerini güçlendirmeyi tercih etti. Bu karakterleri yerel şivelerle konuşturmakta ustalaştı. Emile Zola‘nın deneysel roman yöntemini benimsedi ve uyguladı. Ömrünün son otuz yılını Heybeliada’daki köşkünde yazarak geçirdi. En çok ürün veren, en çok okunan ve sevilen yazarlardan biri oldu.

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Edebi Kişiliği (Özet)

  • 1887’de Ahmet Mithat Efendi‘nin Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazın yaşamına başlamıştır. Batı uygarlığının yaşantısını taklit ederken gülünç duruma düşen insanları anlattığı ilk romanı “Şık” aynı yıl bu gazetede yayımlanmıştır.
  • Anneannesinin yalısında dadılar arasında geçirdiği çocukluk ve gençlik yılları, İstanbul yaşamı ve insanlarını tüm detaylarıyla öğrenmesini sağlamış; yapıtlarında İstanbul’un mahallelerindeki yaşam tarzını gerçekçi bir biçimde dile getirmiştir. Bu yönüyle “sokağı edebiyata getiren sanatçı” olarak kabul edilmiştir.
  • Yapıtlarını herkesin kolayca okuyup anlayabileceği bir dille yazmıştır.
  • Edebiyatımızda natüralizmin temsilcisi sayılmıştır.
  • Yapıtlarında Ahmet Mithat geleneğini sürdürmüş; anlatımın akışına karışarak kendi duygu ve düşüncelerini aktarmıştır.
  • Yapıtlarında, kahramanları çevrelerinin diliyle konuşturmuş, taklitlere yer vermiştir.
  • Romanlarının önemli bir özelliği de toplumsal bir yergi taşımasıdır.
  • Eski İstanbul yaşamının geleneklerini yansıtan belge değerindeki romanlarında; “Şık”, “Şıpsevdi”, “Gulyabani”, “Mürebbiye”, “Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç” ince bir mizah da göze çarpar.
  • Yapıtlarında halk deyimleri geniş yer tutar.
  • Yapıtlarında, Tanzimat’tan Cumhuriyet sonrasına kadar, toplumsal değişimin bütün evrelerini İstanbul’un gündelik yaşamını temel alarak işlemiştir.
  • Yapıtlarının önemli başka bir yönü de yoksul çevrelerin kadın yaşamını dile getirmesi, onların çilesini işlemesidir. “İffet, Tesadüf, Nimetşinas, Sevda Peşinde” adlı yapıtları bunun en güzel örnekleridir.

Romanlarındaki Karakterler ve Konular

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın romanları, İstanbul toplumunun hemen her tabakasından insanın bir araya geldiği geniş bir hayat sahnesi gibidir. Konaklarda yaşayan hanım ve beylerden dadılara, kalfalara, kâhyalara ve evlatlıklara; bürokratlardan küçük memurlara, öğretmenlerden doktorlara, hukukçulardan askerlere kadar farklı meslek ve çevrelerden pek çok kişi onun kurmaca dünyasında yer bulur. Yazar, yalnızca varlıklı ve eğitimli kesimleri değil; yoksulları, kimsesiz çocukları, dilencileri, dolandırıcıları ve toplumun dışına itilmiş insanları da romanlarına taşır.

Bu zengin şahıs kadrosu içinde alafranga züppeler, mirasyediler, sonradan zenginleşenler, vurguncular, hovardalar, şıpsevdiler, dedikoducular ve çıkarcı kişiler önemli bir yer tutar. Ancak onun romanlarında fedakâr, dürüst ve hayatın güçlükleri karşısında ayakta kalmaya çalışan insanlarla da karşılaşılır. İstanbul’un çok kültürlü yapısı; Türklerin yanı sıra Rum, Ermeni, Yahudi, Fransız ve Rus kökenli kişiler aracılığıyla da eserlere yansıtılır. Böylece Hüseyin Rahmi, birbirinden farklı hayatların, inançların ve davranış biçimlerinin yan yana bulunduğu geniş bir toplum panoraması oluşturur.

Yazarın gerçekçiliği, kahramanlarını konuşturma biçiminde özellikle belirginleşir. Her kişi; eğitimine, mesleğine, yaşadığı çevreye ve toplumsal konumuna uygun bir dille konuşur. İstanbul Türkçesinin farklı söyleyişleri, halk ağzı, meslek terimleri, yabancı kelimeler, argo ifadeler ve şive özellikleri konuşmalara doğal biçimde yansıtılır. Bu dil çeşitliliği sayesinde kahramanlar yalnızca anlatıcının tanıttığı kişiler olarak kalmaz; kendi sesleri, kelime seçimleri ve konuşma biçimleriyle okuyucunun karşısında canlı birer insan hâline gelir.

Romanlarında Ele Aldığı Başlıca Konular

Hüseyin Rahmi Gürpınar, romanlarında gündelik hayatın hemen her yönüne temas etmiş; bireysel çatışmalardan aile sorunlarına, yanlış Batılılaşmadan yoksulluğa, batıl inançlardan ruhsal bunalımlara kadar geniş bir konu alanı oluşturmuştur. Eserlerini kesin sınırlarla birbirinden ayırmak mümkün olmasa da ağırlık verdikleri meseleler bakımından şu başlıklar altında değerlendirmek mümkündür:

Yanlış Batılılaşma ve Alafranga Züppe Tipi

Hüseyin Rahmi’nin en çok üzerinde durduğu konulardan biri, Batı medeniyetini yeterince tanımadan onun yalnızca dış görünüşünü taklit eden insanlardır. Giyim kuşam, eğlence, yabancı kelimeler ve gösterişli davranışlar üzerinden modern görünmeye çalışan bu kişiler, kendi toplumlarının gerçekleriyle uyuşamadıkları için çoğu zaman gülünç ve acınacak durumlara düşerler. Yazar, alafranga züppelikle birlikte kültürel yabancılaşmayı ve değer kaybını da eleştirir. Şık, Mürebbiye, Metres, Şıpsevdi, Tutuşmuş Gönüller, Gönül Bir Yeldeğirmenidir, Sevda Öğütür, Dirilen İskelet, Kaderin Cilvesi ve Can Pazarı bu konu çevresinde değerlendirilebilir.

Yoksulluk, Kimsesizlik ve Korunmasız İnsanlar

Yazarın bazı romanlarında ekonomik ve toplumsal güvenceden yoksun insanların hayat mücadeleleri öne çıkar. Aile desteğinden mahrum kalan, yoksulluk içinde yaşayan veya çevresindeki güçlü kişiler tarafından sömürülen kahramanların karşılaştıkları güçlükler gerçekçi gözlemlerle anlatılır. İffet, Nimetşinas, Hakka Sığındık ve Billur Kalp, toplumun korumasız kesimlerine yönelen bu duyarlılığın belirgin olduğu eserlerdir.

Batıl İnançlar ve Olağanüstü Olaylar

Hüseyin Rahmi, halk arasında yaygın olan cin, peri, büyü, ruh, muska ve benzeri inanışları romanlarında sıkça kullanır. Ancak bu unsurlara okuyucuyu korkutmak veya olağanüstü olayları doğrulamak amacıyla yer vermez. Görünüşte esrarengiz olan olayların arkasındaki insan oyunlarını, çıkar hesaplarını ve bilgisizliği ortaya çıkarmaya çalışır. Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, Gulyabani, Cadı, Efsuncu Baba, Muhabbet Tılsımı, Mezarından Kalkan Şehit ve Şeytan İşi bu yaklaşımın görüldüğü başlıca eserlerdir.

Evlilikte Geçimsizlik ve Aile İçi Çatışmalar

Karı koca arasındaki iletişimsizlik, kıskançlık, ekonomik sorunlar, karakter uyuşmazlığı ve çevrenin aile hayatına müdahalesi yazarın üzerinde durduğu konular arasındadır. Hüseyin Rahmi, evlilikte yaşanan anlaşmazlıkları yalnızca kişilerin kusurlarına bağlamaz; bu sorunları hazırlayan ailevi ve toplumsal şartları da göstermeye çalışır. Mutallaka ile Tebessüm-i Elem, evlilik ilişkilerindeki çatışmaların merkezde bulunduğu eserlerdir.

İstenmeyen ve Baskıyla Kurulan Evlilikler

Taraflardan birinin rızası alınmadan gerçekleştirilen veya sevgi yerine aile baskısı ve çıkar hesabıyla kurulan evlilikler, Hüseyin Rahmi’nin eleştirdiği toplumsal uygulamalardandır. Bu tür evliliklerin eşler arasında mutsuzluğa, sadakatsizliğe ve aile düzeninin bozulmasına yol açtığı gösterilir. Bir Muadele-i Sevda, Tesadüf, Sevda Peşinde ve Son Arzu bu konuyu farklı olay örgüleri içinde işler.

Yaş Farkına Dayanan Evlilikler

Genç kadınların kendilerinden çok daha yaşlı erkeklerle evlendirilmesi, yazarın aile ve evlilik bağlamında ele aldığı bir başka sorundur. Bu eserlerde yaş farkı, duygusal uyumsuzluk ve karşılanmayan beklentiler aile içindeki huzursuzluğun temel sebepleri hâline gelir. Genç kadınların kendi yaşıtlarına yönelmeleriyle gizli ilişkiler, kıskançlıklar ve yeni çatışmalar ortaya çıkar. Toraman, Cehennemlik, Dünyanın Mihveri Kadın mı, Para mı? ve Namuslu Kokotlar bu konu çevresinde değerlendirilebilecek romanlardır.

Fuhuşun Toplumsal Boyutu

Hüseyin Rahmi, fuhuş meselesini yalnızca bireysel ahlak üzerinden değerlendirmez; yoksulluk, eğitimsizlik, korunmasızlık ve toplumsal eşitsizlik gibi sebeplerle ilişkilendirir. Bu hayatın içindeki kadınları tek yönlü kişiler olarak değil, içinde bulundukları şartların etkisiyle ele almaya çalışır. Hayattan Sayfalar ve Kokotlar Mektebi, fuhuş olgusunu gerçekçi gözlem ve toplumsal eleştiriyle işleyen eserleridir.

Felsefi Arayışlar ve Hayatın Anlamı

Bazı romanlarda olayların merkezinde, hayatı ve insanı felsefi düşüncelerle açıklamaya çalışan kişiler bulunur. Bu kahramanlar dünya, ölüm, ahiret, ahlak, toplum ve insanın tabiat içindeki yeri üzerine düşünür; çevrelerindeki insanlarla sürekli tartışırlar. Yazar, onların düşüncelerini vermekle yetinmez; fikirleriyle davranışları arasındaki uyumu veya çelişkiyi de sorgular. Deli Filozof ile İnsanlar Önce Maymun mu İdi? bu yönü ağır basan eserlerdir.

Ruhsal Sorunlar ve Topluma Yansıyan Davranışlar

Hüseyin Rahmi, ruh sağlığı bozulan veya düşünce ve davranışlarında ciddi sapmalar görülen kişileri de romanlarının merkezine yerleştirir. Bu kahramanların iç dünyalarını, çevreleriyle ilişkilerini ve neden oldukları yıkımı ayrıntılı ruh çözümlemeleriyle ele alır. Ben Deli miyim? ve Utanmaz Adam, bireyin ruhsal yapısı ile toplum arasındaki ilişkiyi sorgulayan eserlerdir.

İleri Yaşta Olgunlaşmamış Kişiler

Yazar, yaşları ilerlediği hâlde davranış bakımından olgunlaşmamış, tutkularını ve kişisel isteklerini denetleyemeyen insanları da mizah ve hiciv yoluyla eleştirir. Bu kişilerin ölçüsüz davranışları hem kendilerini gülünç duruma düşürür hem de aile çevrelerinde ciddi sorunlara yol açar. Evlere Şenlik, Kaynanam Nasıl Kudurdu? bu konunun öne çıktığı eseridir.

Eşkıyalık, Kaçırılma ve Zorbalık

Eşkıya İninde romanında insanları kaçırarak yakınlarından para almaya çalışan eşkıyalar ve onların eline düşen kişilerin yaşadıkları anlatılır. Eser; korku, esaret, şiddet ve hayatta kalma mücadelesi çevresinde gelişirken eşkıyalığın toplumsal ve insani sonuçlarını da gözler önüne serer.

Polisiye Olaylar ve Suçun Aydınlatılması

Kesik Baş, Hüseyin Rahmi’nin polisiye yönü en belirgin romanıdır. Eserin olay örgüsü bir suçun ortaya çıkarılması, ipuçlarının değerlendirilmesi ve gerçeğe ulaşılması çevresinde kurulur. Gizem ve gerilim, romanın sonuna kadar canlı tutularak okuyucunun olayların çözümüne katılması sağlanır.

Ruhçuluk ve Ölülerle İletişim İnancı

Ölüler Yaşıyor mu? romanında ruhçuluk, ölümden sonra hayat ve ölülerle iletişim kurulabileceği düşüncesi ele alınır. Ruh çağırma girişimleri ve bu inanca bağlanan kişilerin yaşadığı korku, şaşkınlık ve ruhsal sarsıntılar romanın temel çatışmasını oluşturur. Yazar, meseleyi hem psikolojik hem de eleştirel bir bakışla değerlendirir.

İntihar Düşüncesi ve Ruhsal Çöküntü

Ölüm Bir Kurtuluş mudur? romanında ağır ruhsal bunalımlar yaşayan ve hayatın sorunlarından kurtulma yolunu intiharda arayan insanlar ele alınır. Hüseyin Rahmi, intiharı romantikleştirmek yerine kişileri bu noktaya sürükleyen umutsuzluğu, psikolojik dalgalanmaları ve toplumsal şartları sorgular. Roman, ölümün bir kurtuluş olup olamayacağı sorusunu farklı kişilerin yaşantıları üzerinden tartışmaya açar.

Romanlarının Anlatım ve Yayın Özellikleri

Hüseyin Rahmi’nin romanları, güçlü olay örgüleri ve canlı diyalogları sayesinde kolay okunan ve merak duygusunu sürekli ayakta tutan eserlerdir. Yazar, okuyucunun ilgisini yalnızca olayların sonucuna bağlamaz; kişilerin karşılaşmaları, konuşmaları, yanlış anlamaları ve içine düştükleri beklenmedik durumlarla da anlatımı hareketlendirir.

Roman ve hikâyelerinin önemli bir bölümü önce gazetelerde tefrika edilmiş, daha sonra kitap hâlinde yayımlanmıştır. Bu nedenle bazı eserlerin yazılma veya gazetede yayımlanma tarihleriyle kitap olarak basılma tarihleri arasında uzun zaman aralıkları bulunmaktadır. Yazarın sağlığında kitaplaşmayan kimi metinleri ise ölümünden sonra yayımlanmıştır.

Hüseyin Rahmi’nin eserlerinin özellikle 1960’lı yıllardan itibaren sadeleştirilmiş baskıları hazırlanmıştır. Bu yayınlar eserlerin daha geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmasını sağlamış; ancak özgün metinlerdeki kelime zenginliğinin, ağız özelliklerinin ve dönem dilinin bir bölümünün kaybolmasına da yol açmıştır.

Gündelik hayattan seçtiği konular, akıcı anlatımı, güçlü gözlemleri, canlı konuşmaları, kıvrak Türkçesi ve mizahi yaklaşımı Hüseyin Rahmi’yi geniş okuyucu kitlelerinin ilgiyle takip ettiği bir yazar hâline getirmiştir. Toplumsal sorunları öğretici bir tavırla ele alırken okuru eğlendirmeyi de başarması, onun çok okunmasında ve çok sayıda eser vermesinde etkili olmuştur.

Romanlarından birkaçının kısa özeti:

Şık (1889):

Şöhret Bey alafranga meraklısı bir gençtir. Bu merakı yüzünden sürekli gülünç durumlara düşer. Madam Potiş adlı hafifmeşrep bir kadınla ilişkisini sürdürebilmek için annesinin küpelerini çalar. Madam Potiş, Şöhret Bey’in zaaflarının farkındadır ve onu kullanır. Şöhret Bey, Madam Potiş ile ilişkisini sürdürebilmek için en sonunda arkadaşı olan Maşuk Bey’in arkadaşlarının paralarını ve değerli eşyalarını çalar. Romanın sonunda da hırsızlık suçuyla hapse atılır.

Mürebbiye (1899):

Dehri Efendi, altmış beş yetmiş yaşında zengin bir adamdır. Ölen karısından biri kız diğeri erkek; odalığından da yine biri kız diğeri erkek olmak üzere dört küçük çocuğu vardır. Çocukların eğitimi için Anjel adlı Paris’ten İstanbul’a gelmiş, düşük ahlaklı olduğunu bilmediği ecnebi bir kadını mürebbiye olarak işe alır. Anjel yalıda, Dehri Efendi’nin büyük oğlu Şemi’yi, Dehri Efendi’nin yirmi yaş kadar küçük kardeşi olan Amca Bey’i, Dehri Efendi’nin kızı Melahat’ın eşi Sadri’yi “paralarından yararlanmak için” baştan çıkarır. Bu üç kişiyi de yalı içinde idare eder. Sonunda, Anjel’i kıskanan Şem’i bir gece amcasıyla eniştesinin planları ile mürebbiyenin odasına hücum eder. Rakibini öldürmek için odayı ararken açtığı bir dolapta babasıyla karşılaşır.

Şıpsevdi (1909):

Meftun Bey, okumak için gönderildiği Paris’te yıllarca kalmasına rağmen hiçbir şeyden yapamadan geri döner. Fransa dönüşü, babasından kalma Erenköy’deki köşkte alafranga bir hayat sürmek ister. Komşusu Kasım Efendi çok zengin; fakat cimri bir adamdır. İstediği gibi bir hayatı yaşayabilmek için çok paraya ihtiyacı olan Meftun Bey, Kasım Bey’in kızıyla evlenebilmek için kendisine piyangodan büyük ikramiye çıktığı söylentisini yayar. Başlık parası ile kızını evlendiren Kasım Bey, Meftun’un kız kardeşi Lebibe’yi de oğlu Mahir’le evlendirir. Lüks yaşantısı ve kalabalık ailesinin masrafları nedeniyle büyük borca giren Meftun Bey, kayınpederinin parasına göz koyar. Öte taraftan evlendikten sonra şıpsevdiliği bırakmayan Meftun Bey, McFerlan adlı Fransız bir kadınla birliktedir. Kayınbiraderi Mahir Bey’in de bu kadına zaafını fark ederek bu durumu kullanır. McFerlan, Mahir’den babasının parasını isteyerek vaatlerde bulunur. Babasının parasını çalan Mahir, Meftun ve McFerlan arasındaki gizli aşkı öğrenir ve intihar eder. Meftun Bey ise Fransa’ya kaçar ve oradan yazdığı bir mektupta kayınpederinin ölümünü beklediğini yazar.

Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç (1912):

Babasından yüklü bir servet kalan İrfan Galip, Aksaray’da oturan kültürlü bir gençtir. Kadınları küçük gören İrfan Galip, Halley Kuyruklu Yıldızı’nın dünyaya çarpacağı söylentileri ile mahalle halkını korkutur ve kadınlarla alay eder. Fakat Halley’in göründüğü gün mektuplaştığı bir kadınla düğün yaparak evlenir. Aralarında geçen bilimsel konuşmalardan sonra aradığı kültürlü kadını bulduğunu anlar ve ona âşık olur.

Hüseyin Rahmi

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Eserleri

ROMAN:

  • Şık (1889)
  • İffet (1896)
  • Mutallâka (1898)
  • Mürebbiye (1899)
  • Bir Muadele-i Sevda (1899)
  • Metres (1900)
  • Tesadüf (1900)
  • Şıpsevdi (1909)
  • Nimetşinas (1911)
  • Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç (1912)
  • Gulyabani (1913)
  • Cadı (1912)
  • Sevda Peşinde (1912)
  • Hayattan Sayfalar (1919)
  • Hakka Sığındık (1919)
  • Toraman (1919)
  • Son Arzu (1922)
  • Tebessüm-i Elem (1923)
  • Cehennemlik (1924)
  • Efsuncu Baba (1924)
  • Meyhanede Hanımlar (1924)
  • Ben Deli miyim (1925)
  • Tutuşmuş Gönüller (1926)
  • Billur Kalp (1926)
  • Evlere Şenlik, Kaynanam Nasıl Kudurdu (1927)
  • Mezarından Kalkan Şehit (1928)
  • Kokotlar Mektebi (1928)
  • Şeytan İşi (1933)
  • Utanmaz Adam (1934)
  • Eşkıya İninde (1935)
  • Kesik Baş (1942)
  • Gönül Bir Yeldeğirmenidir Sevda Öğütür (1943)
  • Ölüm Bir Kurtuluş mudur (1954)
  • Dirilen İskelet (1946)
  • Dünyanın Mihveri Para mı Kadın mı (1949)
  • Deli Filozof (1964)
  • Kaderin Cilvesi (1964)
  • İnsanlar Maymun muydu (1968)
  • Can Pazarı (1968)
  • Ölüler Yaşıyor mu (1973)
  • Namuslu Kokotlar (1973)

ÖYKÜ:

  • Kadınlar Vaizi (1920)
  • Namusla Açlık Meselesi (1933)
  • Katil Bûse (1933)
  • İki Hödüğün Seyahati (1934)
  • Tünelden İlk Çıkış (1934)
  • Gönül Ticareti (1939)
  • Melek Sanmıştım Şeytanı (1943)
  • Eti Senin Kemiği Benim (1963)

OYUN:

  • Hazan Bülbülü (1916)
  • Kadın Erkekleşince (1933)
  • Tokuşan Kafalar (1973)
  • İki Damla Yaş (1973)
  • Gülbahar Hanım

TARTIŞMA:

  • Cadı Çarpıyor (1913)
  • Şekavet-i Edebiye Tartışmaları (1913)
  • Sanat ve Edebiyat (Ölümünden sonra H. A. Önelçin derledi, 1972)

Ayrıca bakınız:

Başa dön tuşu