Simge Nedir? Özellikleri, Örnekleri

Simge Nedir? Özellikleri, Örnekleri

Genel anlamda simge, toplumsal anlaşmaya dayanan, anlamı önceden kararlaştırılmış, belirli bir işaret demektir. Sözgelimi, parmağımızda taşıdığımız bir yüzük ve bulunduğu el, karşımızdakilere nişanlı mı, yoksa evli mi olduğumuzu gösterebilir. Yüzük, bir simge, bir göstergedir burada durumumuzu belirleyen. Anlamı da saymacadır. Gerçekte öyle olmadığı halde öyleymiş gibi kabul etmiş, öyle saymışızdır. Bu bağlamda alfabedeki harfler, cebirsel işlemlerde kullandığımız işaretler, çeşitli kuruluş ve siyasal partilerin belirgeleri (amblemleri) birer simgedir. Her biri, başka bir nesnenin, kavram ya da düşüncenin yerini alan, onu üstlenen, tek anlamlı göstergedir. Örneğin, gamalı haç’ın Nazizmi, orakla çekiç’in de Komünizmi belirlediği, gösterdiği gibi. Hemen ekleyelim ki, bunlar günlük dilde kullandığımız simgelerdir. Anlamları kişiden kişiye değişmez. Aynı simgeden aynı şeyi anlar herkes.

Günlük dilde kullanılan bu ortak anlamlı simgelerin yanında, bir de yazarların, ozanların kendi yaratılarında oluşturdukları simgeler vardır. Birçok yönleriyle günlük dildekilerden ayrılır bu tür simgeler. Şöyle ki, anlamları önceden kararlaştırılmış değildir. Ortaklaşa bir yanı yoktur. Görecedir. Değişik yorumlara açıktır. Okuyucunun, böyle bir simgeyi anlaması ya da anlamlandırması, yaşantısına, ekinsel (kültürel) durumuna, düşünme ve düş gücüne bağlıdır. Çünkü yazınsal simgeler doğrudan bir anlatımın değil, dolaylı bir anlatışın ürünüdür. Yazarları, ozanları buna zorlayan da birtakım gizli doğruları, canlı gerçekler halinde sunma isteğidir bir bakıma. Simgeleri değişik yorumlara açık, çok anlamlı kılan da bu istektir.

Simgelerin anlamına, doğru bir yaklaşım kurmanın yolu nedir? Tek bir yol söylenemez bu konuda. Yazarın, ozanın yöntemini tanıma, onun dil dünyası ile bağlantı kurabilme, kimi durumlarda ruhbilimsel ve toplumbilimsel verilerden yararlanma gibi çok yönlü bir etkinlik gerektirir. Bir başka yalın yol da simgeleri metnin bütünlüğü içinde ele alma, değerlendirmedir. Salâh Birsel‘in Yunus Emre adlı şiiri üzerinde ayrıntılara yönelmeden somutlayalım bu yargımızı:

Uyumazsa kuzular ağıllarda
Tahtında uyur kral
Uyku krallara avuntu

Soyunsa da postundan kuzu
Kral yüzer kürklerde
Kürk krallara giysi

Bir tepeden ötekine
İnlese de vurularak kuzular
Susmak krallara özgü

Ey kuzu kuzulayan avcı
Bu ne kadar çok Nemrut
Ne kadar az Yunus Emre

Şiirde anahtar değerinde iki simge var: “Kuzu” ve “kral”. Bu iki simgeyi anlayarak ya da anlamlandırarak açabiliriz şiirin kapısını. Bilindiği gibi kuzu, günlük dilde de uysallığın simgesidir. Birinin aşırı derecede uysallığını belirtmek istediğimiz zaman, “kuzu gibi uysal” deriz. Aynı biçimde kral da zulmün, acımasızlığın bir simgesi olarak masallarda, efsanelerde işlenegelmiştir. Şiire de aynı anlamlarla aktarılmıştır bu simgeler. Nitekim son iki dize birer ipucu oluyor bu konuda. Uysallığın simgesi olan kuzu, Yunus Emre’yle; zulmün ve acımasızlığın simgesi olan kral sözcüğü de Nemrut’la özdeşleşip somutlaşıyor. Yaşantısıyla Yunusu, mitolojideki yeriyle Nemrut’u düşünerek bu simgelerin anlamına yaklaşabiliriz.

Kuşkusuz başka yaklaşımlar içinde de yorumlanabilir yukarıdaki simgeler. Değişmez bir özelliğidir bu, simgesel yapıtların. Buna tipik bir örnek olarak ünlü Amerikan yazarı Herman Melville’ın, Moby Dick (Beyaz Balina) adlı romanı gösterilir. Eleştirmenler, romanın kahramanı Ahab ile Beyaz Balina arasındaki kavganın simgesel bir anlam taşıdığını belirtmiş, ona değişik açılardan bakmışlardır: «…Ahab’ın belli bir balinanın peşine düşmüş olması, sonra yardımcısı Starbuck’a söylediği şu söz: “Starbuck, ruhumun gemisi üçüncü defa olarak seyahate çıkıyor!” daha başta, Moby Dick’in alelade bir hayvan, eserin de alelade bir balina avı hikâyesi olmadığına açık bir işarettir. Öyleyse Moby Dick neyi temsil etmektedir? Bazı münekkitler, balinayı sırasıyla tabiatın ilkel kuvvetlerini, insan soyunun şuuraltı derinliklerindeki enerjiyi, kader veya mukadderatı temsil ettiğini ileri sürmüşler; eseri de ferdin böyle kudretli bir varlıkla başarı göstererek mücadele edemeyeceğini belirttiği yolunda yorumlamışlardır. Başkaları, romanı, pek belirli olmayan bir kötülüğe, hayatın maddi, manevi güçlüklerine cesaretle meydan okuyan insanın temsili bir hikâyesi saymışlardır!» (Moby Dick, s.IV-V.)

İster düzyazıda olsun, ister şiirde, simge, anlatımı zenginleştiren öğelerden biridir. Bu öğeden çağlar boyu yararlanmıştır insanoğlu. Dilin çeşitli olanaklarıyla birlikte simgelemeyi de denemiştir. Deyişine bir derinlik, bir zenginlik kazandırmaya çalışmıştır. Atasözlerinde, ağıtlarda, türkülerde, masallarda, efsanelerde bu yola başvurulmuştur sık sık. Bunun için canlı gerçeklerden, somut olgulardan yola çıkarak nice simgeler yaratmıştır. Şu atasözümüzde açıkça görebiliriz bunu: Keçinin meşeye ettiğini, külü derisinden çıkartır. “Keçi” ile “meşe”, “kül” ile “deri” arasındaki ilişkiyi mi belirliyor bu söz? Değil elbette. Bakış açımıza, yorumlama gücümüze göre çok değişik anlamlar çıkarabiliriz bu sözden.

Yazınsal yapıtların anlam evrenine girebilmek için, sözcükleri gerçek ve aktarmalı anlamlarıyla düşünmek gerekir. Simgeler de sözcüklerin aktarmalı anlamlarından doğan sanatsal bir olgudur. Bu yönden şiir ve düzyazı değerlendirmelerinde sanatçının simgelemeye başvurup vurmadığını araştırmak da gerekir.

Kaynak: Emin Özdemir, Edebiyat Sözlüğü