Modern Söylem ve 1980 Sonrası Türk Romanı

Modern Söylem ve 1980 Sonrası Türk Romanı

ÇAĞDAŞ TÜRK ROMANINDA YENİ AÇILIMLAR, YENİ SÖYLEMLER

Köy-Kasabanın Dar Çevresinden Büyük Kentin Geniş Mekânlarına ya da Zamana, Mekâna ve İnsana Açılma Sanayileşmenin ön plana çıktığı, uygarlık ürünlerinin yaygınlaştığı 1970’li yıllarda köy romanında bir durgunluk görülür. Bu tür romanlardan bunalan kimi yazarlar, yeniden aydın problemi çevresinde kent insanının sorunlarına yönelirler. Bir eleştirmenimiz köy romanının ölümünü ileri, akılcı ve toplumcu görüşlere dayanmayan ‘Türkiye’nin sanayi öncesi dönemine ait anlayış ve düşüncelerin ölümü’ne benzetirken (Gevgilli, 1972); yazılarında toplumcu gerçekçi çizgiyi benimsemiş görünen Fethi Naci “Romanlar, Köyler, İnsanlar” adlı yazısında köy romanının giderek tekdüze bir hâl alışından şöyle yakınır:

Postmodern_Edebiyat“Köy üstüne roman yazanlarımızın çoğu, toprak konusuna, tarım konusuna el atmayı, roman yazmak için yeterli sanıyorlar. Örneğin bir köyün su sorununu ortaya koymak, ya da bir başka köye traktör girişini anlatmak başlıca kaygıları oluyor. Okuyun bu romancılarla yapılan konuşmaları, hep birtakım sorunlara (değinmekten, birtakım gerçekleri göstermekten söz ederler; pek rastlayamazsınız birtakım insanları anlatmak için roman yazdığını söyleyene. Bence köyden söz açan romanların bıkkınlık vermeğe başlamasının nedenini burada aramak gerek. Bu anlayıştaki romancılarımız, romanın eğitici görevini yanlış anlıyorlar, diyorum. Romanın eğitici görevi, insansız bir toplum gerçeğini anlatmak değil, bu gerçek içindeki insanın bu gerçekle karşılıklı ilişkilerini, bu ilişkilerin belirlediği davranışlarını, bu ilişkilerin biçim verdiği bilincini, bu bilinçle toplumsal ilişkileri değiştirme çabasını anlatmak olsa gerek. Çünkü yalnız toplum gerçeği olarak köyleri anlatmak, köylerin bozuk düzenini ortaya koymak, bilim adamlarımıza düşen bir iştir.”(Kalpakçıoğlu, 1963).

Yeni açılımlara açık olan genç kuşak romancılar, 1960’lı yıllardan başlayarak aydın problemi çevresinde ve büyük kentin sorunları arasında ezilen Türk entelektüelinin bunalımlarını, zamanla hesaplaşmasını konu alan romanlara yönelirler. Bir önceki kuşaktan toplumdaki sosyal dengesizlikleri gündeme getiren romancıları, yeni kuşaktan modern roman tekniklerini eserlerinde uygulayan ve toplumsal sorunlardan bireysel sorunlara geçen romancılar izler. Bu romancılar arasında dönem aydınının içinde bulunduğu yalnızlığı, korkuları, çelişkileri işleyen Hikmet Erhan Bener (Acemiler, Loş Ayna, Ara Kapı ilk yayımlanışı Kedi ve Ölüm adıyla, Baharla Gelen, Yalnızlar/ilk yayımlanışı Gordium adıyla, Bir Büyük Bürokratın Romanı, Elifin Öyküsü, Macellos da Vinci’nin Akıl almaz Serüvenleri, Böcek, Bir Ölü Deniz, Sisli Yaz, Ortadakiler, Tekilleşme, Anafor, Köleler ve Tutkular), aydındaki yalnızlık acılarını işleyen Ferit Edgü (Kimse, O), bütün romanlarının konusunu 50’li 60’lı yılların Beyoğlu hayatından alan ve bu mekânda yaşanan renkli ve canlı hayatı anı tadında öyküleştiren Demir Özlü (Bir Uzun Sonbahar, Bir Küçük Burjuvanın Gençlik Yılları, Bir Beyoğlu Düşü, Bir Yaz Mevsimi Romansı, Tatlı Bir Eylül, İthaka’ya Yolculuk, Amerika 1954, Dalgalar).. gibi romancılar dikkati çeken adlardır.

Konularını Doğu-Batı çatışması içinde yurt dışına çalışmaya giden/göç eden işçilerin/göçmenlerin yaşamlarından alan;

  • Bekir Yıldız (Türkler Almanya’da, Alman Ekmeği/Demir Bebek, Darbe),
  • Gülten Dayıoğlu (Dönmeyenler),
  • Tarık Dursun K. (Bağrıyanık Ömer ile Güzel Zeynep),
  • Adalet Ağaoğlu (Fikrimin İnce Gülü),
  • Dursun Akçam (Almanya ‘nın Zencileri, Almanya ‘nın Üvey Çocukları/belgesel)
  • Zülfü Livaneli (Arafat’ta Bir Çocuk/Dönemeyenler),
  • Yüksel Pazarkaya (Oturma İzni),
  • Abbas Sayar (Dik Bayır),
  • Necati Tosuner (Sancı Sancı),
  • Tekin Sönmez (Yeryüzü Gurbeti),
  • Nevzat Üstün (Alamanya Beyleri),
  • Günay Dal (İş Sürgünleri, E5, Yanlış Cennetin Kuşları),
  • Hasan Kayıhan (Gurbet Ölümleri, Köln’de Bir Kız),
  • Rıza Hekim (Alpler Geçit Vermiyor, Uzak Yuvada Bahar),
  • Gül Turan (Gülün Dikeni),
  • Özdemir Başargan (Gurbet Sofrası),
  • Fethi Savaşçı (Almanlar Bizi Sevmezdi),
  • Renan Demirkan (Sakallı Kadın),
  • Mustafa Akgün (Menh’ten Münih ‘e, Köln Diye Bir Yer, Satı Gelinin Türküsü),
  • Ali Erkan Kavaklı (Alman Doktor, Başkaldırıyorum)…

romanlarında bu insanların yaşadıkları olumsuz şartları, gurbet duygusunu, konuk olarak bulundukları ülkelerin insanları tarafından aşağılanmalarını, ülkelerinde ‘gurbetçi’, ‘almancı’ gibi yakıştırma adlarla küçümsenmelerini işlediler. Ne var ki bu yazarların büyük bir bölümünün başlangıçta insancıl ve evrensel değerlerle yaklaştıkları Batı’ya ve Batılılara olan iyimser ve hayranlık dolu düşünceleri, tanık oldukları ulusalcı tavır ve dinsel bağnazlıklar sonunda düş kırıklığına dönüştü (Miyasoğlu, 2000: 75-76).

Konularını tutukevlerindeki tutukluların yaşam öykülerinden alan;

  • Kerim Korcan (Linç, İdamlıklar) gözleme dayalı romanlar yazarken,
  • Mehmet Kemal Kurşunluoğlu biyografik hüviyetli Sürgün Alayı’nda taşıdığı sosyalist düşüncelerinden dolayı askerliğini çavuş olarak yapan kahramanının kişiliğinde eleştirilerini devlete ve sağ güçlere yöneltir, aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı sırasındaki devlet politikalarını eleştirir.
  • Yaman Koray (Deniz Ağacı, Gelintaşı, Mola, Sığırcıklar, Büyük Orfoz),
  • romanlarında leitmotiv, iç monolog gibi yeni anlatım tekniklerini uygulayan ve yeni bir zaman kurgusu deneyen Emine Işınsu Öksüz…

varsıllık-yoksulluk, fabrikatör-işçi gibi sınıf çatışmasına dayalı romanlarıyla

  • Yılmaz Güney (Boynu Bükük Öldüler),
  • Burhan Günel (Ökçe, Umut Zamanı, Acının Askerleri, O Güzel Kadının Çocukları),

kent insanının sorunlarını ve iç çatışmalarını işleyen İnci Aral (—», Selim İleri (—», Güven Turan (Dalyan, Yalnız mısın, Soğuk Tüylü Martı) izler.

1960 sonrası Türkiye’de yaşanan sosyal olayları ve toplumsal çatışmaları farklı bakış açılarından ele alan

  • Lütfi Kaleli (Haşhaş),
  • Yılmaz İncesu (Doktor Cemil),
  • Necmi Onur (Arap Abdo, Kadınlar Daha Çok Sever),
  • Mehmet Davaz (Mevsimler),
  • Ömer Polat (Mahmudo ile Hazel),
  • Mehmet Selahattin (Kaybolan Dünya),
  • Mustafa Miyasoğlu (—», Yahya Akengin (—», Duygu Asena(—», Ayla Kutlu (—); Yıldırım Keskin (Bir Gecenin Beyliği, Ölümü Bekleyen Kent/1997 Orhan Kemal roman ödülü);
  • ironik anlatımıyla ve yarattığı Donkişotvari kişileriyle toplumdaki kirliliği eleştiren Tahsin Yücel (Mutfak Çıkmazı, Peygamberin Son Beş Günü, Bıyık Söylencesi, Vatandaş);
  • tüm romanlarında ulusçu söyleme gösterdiği aşırı tepkiyle dikkati çeken ve sosyal, siyasal olayları insancıl bir yaklaşımla ve ironik bir üslupla irdeleyen Çetin Altan (Büyük Gözaltı, Bir Avuç Gökyüzü, Viski, Küçük Bahçe, Rıza Bey’in Polisiye Öyküleri, Uçuk),
  • doğuştan sorunlu kişileriyle psikanaliz yöntemini romana uyarlayan Yusuf Atılgan (—>),
  • yeni anlatım teknikleriyle modern/post-modern anlatım yönteminin yolunu açan Oğuz Atay (—>),
  • Kurtuluş Savaşı’nı ulusalcı söylemle ve anı tadında romanlaştıran İlhan Selçuk (Yüzbaşı Selahaddin’in Romanı I-II);
  • sosyal konuları toplumcu-gerçekçi bakış açısıyla irdeleyen ve politik eleştiri türü romanlar yazan Sevgi Soysal, Ömer Faruk Toprak (Tuz ve Ekmek, Karşı Pencere),
  • politik yergi ve gülmece romanlarıyla ünlenen Oktay Verel (Kuklalar, Şimdi Tasa Anayasa, Maksat Vatan Kurtulsun, Arslan Gibi Eşekler, Şeytan Mağarası),
  • kadının üzerindeki sosyal baskıları ve kadının bağımsız olabilmek için yaptığı mücadeleleri temel izlek olarak işleyen Ulviye Alpay (Ben Sevilmeye Değerim), Aysel Özakın (Alnımda Mavi Kuşlar/1979 Madaralı Roman Ödülü, Genç Kız ve Ölüm),
  • çocuk romanları dışında yazdığı eserlerinde kara mizahın özgün örneklerini sunan
  • Sulhi Dölek (Korugan, geç Başlayan Yargılama, Küçük Günahlar Sokağı, Kiracı, Truva Katırı) ve
  • Muzaffer İzgü (Gecekondu, İlyas Efendi, Halo Dayı),
  • Hasan Kıyafet (Gominis İmam, Başlayan Kavga, İnsan Yokuşu),
  • Selçuk Baran (Bir Solgun Adam, Bozkır Çiçekleri, Güz Gelmeden),
  • İrfan Yalçın (Genelevde Yas, Pansiyonda Huzur, Fareyi Öldürmek, Ölümün Ağzı/1980 TDK Roman Ödülü),
  • Güney Dal (Aşk ve Boks ya da Sabri Mahir’in Ring Kıyısı Akşamları, Küçük Adında Biri),
  • Afşar Timuçin (Yarına Başlamak, Gece Gelen Eski Dost, Kıyılar Durunca) öne çıkan adlardır.

Bu dönem romancıları arasında romanı birikimlerini okurla paylaşma aracı olarak gören, daha çok iyi niyetle, toplumsal sorunlara kendince çözüm getirmek isteyen, entelektüel tarafı ağır basan romancılar da vardır. Bunlar arasında

  • Fikri Sezer (Yasak İlişkiler),
  • Çetin Öner (Dağlara Yazılıdır),
  • Alev Alatlı, (—); kadın sorunlarını gündeme taşıyan Duygu Asena (—>), Feyza Hepçilingirler (—>);
  • edebiyatı ideolojik ve politik söylemlerden uzaklaştırarak hiciv yoluyla bizdeki abartılı değerleri, “tek yol”culuğu ve özümsenmemiş batılılaşmayı irdeleyen Ahmet Altan (Dört Mevsim Sonbahar, Sudaki İz, Yalnızlığın Özel Tarihi, Tehlikeli Masallar, Aldatmak),
  • Doğu-Batı çatışması içinde yanlış batılılaşmayı eleştiren Necip Fazıl Kısakürek (Aynadaki Yalan),
  • Emre Kongar (Hocaefendi’nin Sandukası),
  • Barlas Özarıkça (Ters Adam) öne çıkan adlardır.

Bu adlar arasında öykü ve romanlarında ele aldığı konu, işlediği temel izlekler ve anlatım teknikleri bakımından kendinden söz ettiren Selim İleri, Alev Alatlı, Feyza Hepçilingirler ve Duygu Asena’nm romancılıkları üzerinde kısaca durmak istiyoruz.

Yazının devamı diğer sayfalarda- >