Ötelerin Çocuğu – Halikarnas Balıkçısı

Ötelerin Çocuğu (1956) – Halikarnas Balıkçısı

Asıl adı Cevat Şakir Kabaağaçlı olan Halikarnas Balıkçısı doğaya, denize, deniz insanlarına, bitki örtüsüne, mitologyaya adanmış, hepsi çok şiirli eserlerin yazarıdır. Ötelerin Çocuğu Bodrum’da geçen ve deniz töresine yönelik bir roman. Bununla birlikte tarihi perspektife yer verilmiş, mekân yelpazesi İstanbul’a, hattâ Bosnasaray’a kadar açılmıştır.

Ötelerin Çocuğu (1956) – Halikarnas Balıkçısı

Çevikliğinden dolayı “Tiycan” adı verilmiş, Bodrum’un Çatalkay köyünden Elif, küçük yaştayken anababasını yitirmiştir. Elif üç ablasıyla birlikte yaşar. O da, otuzuna gelmesine rağmen, ablaları gibi evlenmemiştir. Zaten deniz, yörenin bütün erkeklerini bir bir bağrına çekmektedir.

İstanbul’da yetişmiş, Reşadiye’ye gitmekte olan bucak müdürü Şefik Ulvi’nin deniz taşıtı Gökova açıklarında bozulur. Evli ve eşi İstanbul’da olan Şefik Ulvi, sığındığı Çatalköy’de Elifle yakınlık kuruyor. Tiycan bile isteyerek Şefik Ulvi’ye kendini verir. Reşadiye’ye vardıktan sonra Elif’e mektup yazan Şefik Ulvi, gebe kalmışsa, çocuğu aldırtmasını belirtir genç kadına, Tiycan hayata ve doğaya güvenerek çocuğunu doğurmaya karar veriyor. Ablalarıyla görüşüyor, köyün uzağındaki bir değirmende yaşayan Âdem Dayı’yla karısı Nefise’nin yanına gidiyor.

Tiycan’a öteden beri göz dikmiş köy ağası Hacı Resul olayları izlemiştir. Reşadiye’den kaymakam sıfatıyla dönen Şefik Ulvi, pişmanlık içinde, Elifle ve ağaçlara tırmanacak kadar büyümüş kızıyla ilgilenmek ister. Tiycan bu ilgiyi yanıtlamaz, kaymakamın babalık talebini geri çevirir.

Hacı Resul, silâhlı adamlarıyla, yalnızlığı seçmiş Tiycan’ı dağa kaldırmaya yelteniyor. Tiycan kendini korumak için savaşırsa da, Âdem Dayı’yla birlikte vurularak ölür. Roman, haksızlıkları, namussuzluğu, insanlıkdışılığı erdem saymaya koyulmuş dünyada, Birinci Dünya Savaşı’nın patlamak üzere olduğu sezdirisiyle sona eriyor.

Dolambaçlı olay örgüsünün yanı başında, Ötelerin Çocuğu, bir vicdan ödeşmesinin dökümüdür. Romanın sonuna doğru, Birinci Dünya Savaşının patlak verişini, yazar birdenbire ve taa uzaklarda yaşanmış kötücül olaylara âdeta bağlayarak anlatır: İnsanlık, vicdan değerlerini yitirdikçe daha korkunç bir dünyaya sürüklenmektedir.

Halikamas Balıkçısı, Ötelerin Çocuğunun kahramanlarıyla Avusturya-Macaristan’da olup bitenler arasında, tuhaf, etkileyici bir koşutluk kurmuştur: “Karakız ve Âdem Dayı’nın ölüleri dağ başında, eşek damında serili durdukları gece, Avusturya-Macaristan’ın Bosna-Hersek Eyaleti’nde, Bosnasaray (Sarajevo) şehrinin hükümet dairesinde, biri erkek, biri kadın, iki insan naaşı yatıyordu. O güne dek yeryüzünün görmediği kadar büyük bir savaş patlamak üzereydi. Savaş! Kıyasıya savaş! Topyekûn savaş!”

Halikamas Balıkçısı, destansılaşan bir anlatımla devam eder ve Türk romanının en çarpıcı ‘son’larından birine yol alır.

Selim İleri – Edebiyatımızda Sevdiğim Romanlar Kılavuzu

Bir Yorum Ekle