Yek-Âhenk Gazel Nedir? Özellikleri, Örnekleri

Yek-Âhenk Gazel Nedir? Özellikleri, Örnekleri

Yek-Âhenk Gazel, her beyti başlı başına bir cümle ve müstakil bir şiir olmakla berâber böyle beyitlerin bir duygu ve düşünce merkezi etrafında birbirini bütünlemesiyle meydana gelen gazel’dir. Böyle gazellerde, Dîvan şiirinin parça güzelliği estetiğiyle Avrupa şiirindeki toplu güzellik anlayışına benzer bir söyleyiş birleşir. Türk Dîvan şiirinin gittikçe daha makbul saydığı ve büyük şâirler elinde kuvvetli örnekler veren gazel çeşidi budur.

Gerçi bu gazelin güzelleri yığın yığın değildir. Bunun tabiî sebebi, dünyânın her edebiyâtında olduğu gibi, Türk Dîvan Edebiyâtı’nda da halis şiirin ancak bu şiiri söyleyebilir şâirler tarafından söylenmesidir. Bir misâl olarak Fuzuli’nin gerek Dîvânı’nda gerek Leyla vü Mecnûn’unda yek-ahenk gazel sayısı hayli yüksektir. Ayrıca İran ve Türk Dîvan şiirinin daha birçok büyük gazel şâirlerinde; Türkiye’de Tanzîmat sonrası Dîvan şiirinde bilhassa XX. asır şâiri Yahyâ Kemal‘de bu tarzın çok sayıda ve mükemmel örnekleri görülür.

Yek-âhenk gazel’i bir de örnekleriyle tanıtmak için, buraya Fuzûlî‘den iki gazel alıyoruz. Bunlardan biri şâirin ilâhî aşk anlayışıyle söylediği bir gazel’dir:

Yarab bela-yı aşk ile kıl aşna beni
Bir dem bela-yı aşkdan etme cüda beni

Az eyleme inayetini ehl-i derd’den
Yani ki çok belalara kıl mübtela beni

Temkinimi bela-yı mahabbetde kılma süst
Ta dost ta’n edüb demeye bi-vefa beni

Gittikçe hüsnin eyle ziyâde nigarımın
Geldikçe derdine beter et mübtela beni

Öyle za’if kıl tenümi firkatinde kim
Vaslına mümkün ola yetürmek saba beni

Nahvet kılub nasib Fuzulî gibi bana
Yarab mukayyed eyleme mutlak bana beni

Açıklama:

«Tanrım! Beni aşk ıztırâbıyle tanıştır, beni bir an bile bu ıztıraptan uzak düşürme!»
«Derd ehline bu iyiliğini az tutma. Yâni ki beni çok ıztıraplara müptelâ et.»
«Aşk ıztırâbında metânetimi gevşetme. Tâ ki sevgili, beni ayıplayıp (bana) vefâsız demesin.»
«Gün geçtikçe sevgilimin güzelliğini arttır. Sonra bana dön ve beni onun derdine daha beter düşkün et.»
«Onun ayrılığıyle vücûdum öyle zaîf düşsün ki saba gibi hafif bir rüzgâr (bile, bir kuru yaprak misâli) beni alıp onun yanına götürebilsin.»
«Fuzuli gibi, bana da bencil’liği nasib edip, Tanrım, sakın beni kendime bağlı kılma, O’na bağlı kıl!…»

Cümleleriyle özetlenebilecek bu ‘münâcât gazelinde Fuzûlî; Leylâ ve Mecnûn’undaki Mecnûn’un dilinden konuşur. Bütün gazel, şâirin tasavvuf îmânıyle dolarak ilâhî aşk yolunda kendi vücûdundan yok olup Tanrı’da vâr olma dileğini; söyleyişte, dünyâ güzellerine karşı duyulan aşktan farkedilemiyecek bir ustalıkla haykırır.

Şâirin diğer «bütün» gazellerinden biri de bir yıkanma şiiridir. Gazel, hamama giden bir güzel’in soyunuş, yıkanış ve giyiniş güzelliğini, şiirleşmiş bir vak’a, bir hikâye bütünlüğü’yle söyler; eskilerin hammâmiyye dedikleri bu tip şiirlerin bir şâheseri hâlinde söylenir:

Kıldı ol serv seher naz ile hammime hıram
Şem’-i ruhsarı ile oldı münevver hammim

Görinürdi bedeni çak-i giribanundan
Cameden cıkdı yeni ayını gösterdi temam

Nİl-gûn futaya sardı beden-i üryanın
San benefşe içine düşdi mukaşşer badam

Oldı pa-bus-ı şerifiyle müşerref leb-i havz
Buldı didar-ı lâtifiyle ziya dide-i cam

Kakülin şane açub kıldı havayı müşgin
Tig muyın dağıdub etdi yeri anberfam

Tas elin öpdi hased kıldı kara bağrımı su
Yetdi su cismine reşk aldı tenümden aram

Çıkdı hammamdan ol perde-i çeşmim sarınub
Dutdı asayiş ile güşe-i çeşmimde makam

Merdüm-i çeşmim ayağına revan su dökdi
Ki gerek su dökile servin ayağına müdam

Müzd-i hammam Fuzûlî verürem can nakdin
Kılmasun sarf-ı zer ol serv-kad ü sim-endem

Açıklama:

  • «O servi boylu güzel, seher (vakti) naz ile hamama (doğru) yürüdü. Yanağının ışığı ile hamam aydınlık içinde kaldı.»
  • «Yakasının yarığından bedeni (bir yeni ay gibi) görünürdü. (Fakat o) giyindiklerinden sıyrılıp yeni ay’ın tamâmını gösterdi.»
  • «Çıplak vücûdunu mâvi (veyâ lâcivert) bir ipek peştemala sardı. (Bu) menekşe içine, kabuğu soyulmuş bir bâdem düştü zannını verdi.»
  • «Mübârek ayağını öpmek sûretiyle havuzun kenafı şereflendi. Güzel yüzünün yankısıyle kadehin gözü aydınlandı.»
  • «Tarak, kâküllerini açıp havayı mis kokusuyle doldurdu. Tığ (gibi parmakları) saçlarını dağıtıp yeri anber kokulu kıldı.»
  • «Tas elini öptü. Hasetten kara bağrım su oldu. Vücuduna su değdi, kıskanma’dan bende rahat kalmadı.»
  • «(Nihâyet,) bakışlarımın perdesine sarınarak hamamdan çıktı; tam bir huzûr ve emniyet içinde gözümün köşesine yerleşti.»
  • «Göz bebeklerim ayağına akarsu döktü ki servinin ayağına her zaman su dökmek lüzumludur.»
  • «Fuzulî! Hamam ücreti (olarak) ben canımı veririm. O servi boylu ve gümüş endamlı güzel (bunun için) para sarfetmesin. »

Bu şiir ve Dîvan edebiyatındaki türlü benzerleri, klâsik Türk şiirinin toplu güzellik anlayışı’yle de eserler verdiğinin âşikâr delilidir. Sonrakilerin şiddetle yanılarak yalnız Avrupa şiirinde var sandıkları bütün şiir anlayışı’nın, eski şiirde bu türlü örnekler vermesi, şüphesiz, şiirimizin bilinmesi gereken taraflarındandır. O kadar ki bu şiir, Türkiye’de Avrupa şiirini en iyi anlayan Yahya Kemal’in, bunun için, Dîvan şiirini de çok iyi anlayarak söylediği gazellerle, meselâ Mâhûrdan Gazel şiiriyle aynı vasıflardadır:

Gördüm ol meh duşuna bir şal atup lâhurdan
Gül yanaklar üstüne yaşmak tutunmuş nurdan

Nerdübanlar busiş-i nermin-i damanıyle mest
İndi bin işveyle bir kâşâne-i fağfurdan

Atladı damen tutup üç çifte bir zevrakçeye
Geçti sandım mah-ı nev ayine i billûrdan

Halk-ı Sa’dabad iki sâhil boyunca fevc fevc
Va’de-i teşrifine alkış tutarken durdan

Cedvel-i Sim’in kenarından bu avazın Kemâl
Koptu bir fevvare-i zerrin gibi Mahurdan

Açıklama:

«O ay yüzlü güzel’i gördüm: Omuzuna lahurdan bir şal atıp gül yanaklar üstüne nurdan bir yaşmak tutunmuştu.» «Merdivenler, eteklerinin yumuşak öpüşleriyle kendinden geçerken, bin işveyle, fağfur bir kâşâneden indi.» «Eteğini tutup üç çifte bir kayığa atladı. Ben billur bir aynadan yeni doğmuş bir ay geçti sandım.» «Sâdâbâd halkı, iki sâhil boyunca, yığın yığın, onun gelişi müjdesine uzaktan alkış tutarken» «Ey Kemal! Senin bu şiirinin sadâsı, Cedvel-i Sim’in kenârından, altundan bir fıskiye ve Mahur’dan bir beste gibi yükseldi.»

Kaynak: Nihat Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi.