Efsane Kavramı ve Özellikleri

Efsane Kavramı ve Özellikleri

Evrensel olarak yeryüzündeki bütün Halk Edebiyatı geleneklerinde yer alan türlerden birisi de efsane (legend) türüdür. Efsane terimi, dilimize Farsçadan girmiştir. Efsane kavramı İslâm medeniyeti dairesine girmezden önce Eski Türkçede “sab”, “saw”, “kep” ve “irtegi” kelimeleriyle ifade edilmiştir.

Batı dillerinde Latince “legendus” kökünden kaynaklanan “legend”, “legenda”, “leggenda”, “leyenda” gibi kelimeler efsane karşılığı olarak kullanılmaktadır. Ayrıca, Almanca “sage”, Rusça “predaniya” ve “skaz” Yunanca “mythe” veya “mythos” kelimeleri de efsanenin karşılığı olarak kullanılır.

Türkiye Türkçesinde efsanenin yanı sıra Arapça menşeli “ustûre”, “menkabe” ve “esatir”le, “mitoloji” kelimelerinin de kullanımı yaygındır. Türk lehçe ve şivelerinde ise, Azerilerde “esatir”, “mif”, “efsane”; Özbeklerde “efsane”, “rivayat”; Karakalpaklarda “epsane”, “legenda”, Kazaklarda “anız”, “epsane-hikayet”; Başkurtlarda “rivayat”, “legenda”; Kırım Tatarlarında “efsane”; Kazan Tatarlarında “rivayat”, “legenda”, “ekiyet”, “beyt”; Altay Türklerinde “kuuçın”, “legendakuuçın”; Tı-va Türklerinde “tool-çugaa”, “töögü çuga”, “toolçurgu bolgaş”; Karaçaylarda “ay-tıv”, “tavruh”; Uygurlarda “rivayet”, “epsene”; Yakutlarda “kepseen”, “sehen”, “kepsel”; Kırgızlarda “ulamış”, “mif”, “ılakap”, “comok” gibi terimler efsane karşılığında kullanılmaktadır.

Sözlü kültür ortamında yaratılan ve sözlü edebiyat geleneğinin bir türü olan efsanenin en yaygın olarak kabul gören tanımı “gerçek veya hayalî muayyen şahıs, hâdise veya yer hakkında gerçek olduğuna inanılarak anlatılan hikâye” şeklindedir. Bu kısa ve özlü tanımında yer alan üç ana unsurdan hareketle sistematik bir biçimde tanımlanışı şu şekildedir:

1) Efsane, anlatıcının tarihî zaman kavramı içinde uygundur.

a) Efsane, muayyen bir tarihî (gerçek veya hayalî) bir hadise ile birleştirilmiştir.

b) Efsane, muayyen bir şahısla, yani, bir ad verilen tarihî (gerçek veya hayalî) bir şahsiyet ile birleştirilmiştir.

2) Efsane, anlatanın coğrafî alan kavramına uygundur; yani, o, belirli bir yerle birleştirilmiştir;

3) Efsane gerçek olduğuna inanılan bir hikâyedir. Gerçi o, tabiatüstü hâdiselerle iş görür, ama anlatıcıları tarafından onun gerçek olduğuna inanılır. Onu anlatanın ve dinleyenin yaşadığı dünyasına aitmiş gibi itibar edilir. Bu unsurlar içinde yer alan belirli “tarihî” bir olay ve kişi ile birleştirilmesi ile “belirli coğrafî” bir yerle birleştirilmesi hususları efsanelerin en temel özellikleri arasındadır.

Tarihî bir olay dolayısıyla, “tarihsel zaman”la birleştirilmiş olmak efsaneleri, zaman bakımından “başlangıç zamanı” veya kosmostan kâinata dönüşüm sürecinde “ilk yaratılış zamanı”nı konu edinen veya kozmik zamandaki olayları konu edinen “mit” türünden ayırt edici bir özelliktir. Ayrıca efsanelerde kahramanlar, olağanüstü güçlere sahip olmalarına karşın tanrı veya yarı tanrı değildir. Efsaneler bu özellikleriyle, kahramanları genellikle tanrı ve yarı tanrı olan mitlerden ayrılırlar. Anlatıcı ve dinleyicileri tarafından efsanelerin gerçek olduklarına inanılır. Bu gerçek ölçülebilen objektif bir gerçek olmaktan ziyade anlatan ve dinleyene bağlı göreceli bir gerçektir ve geleneksel icra bağlamlarında benzer olayları güncel örneklerle nakleden bir başka sözlü edebiyat türü olan memoratlardan kaynaklanan nedenlerle “mutlak” bir gerçek olarak kabul görür ve inanılır.

Bu özellikleriyle de efsanelerin en önemli işlevi bir toplumdaki yaygın halk inançlarını kökleştirmek, bir veya birkaç cümleyle ifade edilebilecek bir inanç çekirdeğini (ritini) bir çok “tarihî” veya “tarihîleştirilmiş” olaya bağlayarak törensel hâle getirmek (ritüelleştirmek) ve bu törensel kutlamalarla geniş bir gelenek çevresi meydana getirmek veya mevcut gelenek çevresinin devamını sağlamaktır. Nakledilenlerin gerçek olduğuna inanış efsaneleri bir başka sözlü edebiyat türü olan ve esasen içeriğinin gerçek olduğuna inanılmaması veya “yalan” yahut “kurgu” olarak düşünülen masal türünden ayırır.

Efsanelerde, tabiatüstü “aşkın” güç veya güçlerin tecelli ettiği olayların bağlı olduğu gizli ve esrarengiz bir âlem vardır. Bu âlemin sırlarına hiçbir zaman tam olarak erişilemez. Bu bağlamda, yukarıda işaret edildiği gibi gerçeklik unsurunun yanında olağanüstülük ve kutsallık da efsanenin sahip olduğu unsurlardandır. Bir başka ifadeyle, bir efsanenin temelinde inanç unsuru mutlaka bulunurken, diğer özelliklerden bir veya birkaçı mevcuttur.

Yapı bakımından masal gibi sabit veya yarı sabit bir forma sahip olmayan efsaneler icra edildikleri konuşma durumuna uygun bir biçim alarak hacimleri ilk, ikinci defa veya daha fazla anlatılmakta olduklarına bağlı olarak değişebilen konuşma-lık türlerin (conversional genres) özelliklerini gösterirler. Ancak kendi başlarına bağımsız bir anlatı olarak anlatıldıkları için anlatmalık türler arasında yer alırlar. Efsaneler genel olarak bir veya birkaç motif içeren kısa bir anlatım türüdür.

Efsanelerin bazıları pek az değişiklerle bir ülkenin değişik yerlerinde veya değişik ülkelerde, anlatıldıkları yere uygun düşen bir mahallîleşmeye uğrayıp söz konusu coğrafyaya bağlanarak anlatılırlar, bu tür efsanelere “gezgin efsane” (migratory legends) adı verilir. Bazı hayvan ve bitkilerin oluşum ve kökenini anlatan efsanelere de “etiyolojik efsaneler” denilmektedir. Türk kültüründeki büyük sufilerin, evliyaların, hayatlarından, kerametlerinden bahseden efsanelere “menkıbe” ve bu tür menkıbeleri toplayan eserlere de “menakıb-nâme” adı verilir.

Taş kesilme motifi Türk efsaneleri arasında son derece yaygın bir motiftir. Bu motifi taşıyan bir efsane şöyledir: “Erzurum ’un, Karayazı İlçesinin Kızmusa adlı köyünde vaktiyle bir adam yaşarmış. Bu adam veliymiş fakat kızı kendisinin sözünü dinlemezmiş. Aynı köyden Musa adında bir genç varmış. Musa bu kızı seviyor-muş. Kızla gizli gizli buluşurlarmış. Gençler bir gün aralarında anlaşırlar ve kaçarlar. Kızın babası kaçtıklarını anlayınca peşlerinden gitmemiş. Köylüler gelip, “Müsaade et, biz gidelim Musa’yı öldürüp kızını getirelim demişler. Kızın babası müsaade etmemiş. “Siz gelin oturun onlar kaçamaz” demiş.

Sabah olunca köylüler, köyün dışında iki kişi görürler, yanlarına yaklaşınca delikanlıyla kızı taşlaşmış olarak görmüşler. O günden sonra bu köyün adı “Kız-musa” olarak kalmış. Hâlâ köyün girişinde bu taşlaşmış iki insan şeklini görmek mümkündür.” Bu efsane bir yönüyle köyün adını, diğer yönüyle de köye yakın insan şekline benzeyen iki kayanın oluşum nedenini açıklamaktadır. Efsaneyle baba sözünün dinlenmesinin önemli olduğu ve toplumsal geleneklerin çiğnenmesi durumunda Tanrı’nın gazaba gelip isyankarları cezalandıracağı anlatılmaktadır.

Tematik olarak son derece zengin bir çeşitliliğe sahip olan efsanelerin ihtiva ettikleri konulara göre yapılmış ve genel kabul görmüş sınıflandırması şu şekildedir:

I) Yaratılış ve Dünyanın Sonu ile İlgili Efsaneler

II) Tarihî Efsaneler ve Medeniyet Tarihi ile İlgili Efsaneler

A. Medeniyetle ilgili yerlerin ve şeylerin kaynağını anlatan efsaneler.
B. Belli yerlerle ilgili efsaneler.
C. İlk ve erken tarihle ilgili efsaneler.
Ç. Savaşlar ve felaketlerle ilgili efsaneler.
D. Belli ve seçkin şahsiyetlerle ilgili efsaneler.
E. İsyanlarla ilgili efsaneler.

III) Olağanüstü Kişiler, Varlıklar ve Güçlerle İlgili Efsaneler

A. Kaderle ilgili efsaneler.
B. Ölüm ve ölülerle ilgili efsaneler.
C. Tabiatın ve hayvanların koruyucularıyla ilgili efsaneler.
Ç. Olağanüstü yaratıklarla ilgili efsaneler.
D. Tabiatta bulunan ruhlarla ilgili efsaneler.
E. Hayaletlerle ilgili efsaneler.
F. Şekil değiştiren yaratıklarla ilgili efsaneler.
G. Şeytanla ilgili efsaneler.
H. Hastalık ve sakatlığa sebep olan yaratıklarla ilgili efsaneler.
I. Olağanüstü güçleri olan yaratıklarla ilgili efsaneler.
İ. Mistik hayvanlar ve bitkilerle ilgili efsaneler
K. Hâzinelerle ilgili efsaneler.

IV) Dinî Efsaneler.

Kendi başlarına bağımsız bir tür olmakla birlikte pek çok diğer sözlü edebiyat türü gibi efsaneler de icra edildikleri bağlamın durumuna göre bazen mitler, epik destanlar başta olmak üzere diğer anlatıların içinde de yer alabilirler.

Kaynak: Prof.Dr. Özkul Çobanoğlu, Halk Edebiyatına Giriş