Anlatım Çeşitleri: Sözlü-Yazılı Anlatım ve Özellikleri

Anlatım Çeşitleri: Sözlü-Yazılı Anlatım ve Özellikleri

Anlatım Nedir?

Dileklerin, duyguların, düşüncelerin sözlü ya da yazılı olarak belirtilmesi anlatım olarak ifade edilebilir. Bir düşünceyi açıklama, bir duyguyu aktarma, bir isteği dile getirme eylemi olarak anlatma, açık ya da örtülü bir amaç doğrultusunda sözlü ya da yazılı olarak gerçekleştirilebilir.

Yazılı ve sözlü anlatımın temeli ise dildir. Dil insanlar arasında iletişim kurmak için en yaygın kullanılan araçtır. Dil; duygu, düşünce ve isteklerin, bir toplumda ses ve anlam yönünden ortak olan öğeler ve kurallardan yararlanılarak, başkalarına aktarılmasını sağlayan, çok yönlü, çok gelişmiş bir araçtır (Aksan, 1977). İnsanın dış dünya ve bireylerle ilişkilerini yansıtan, biçimlendiren, düşünceyle birlikte tüm ruhsal ve toplumsal kişiliğini oluşturan dil, gerçeklik ya da nesneler üstünde etki aracı olduğu gibi, kimi yönleriyle de başkalarını etkileme, yönlendirme ve yöneltme aracıdır. Dil, nesnel gerçekliğin öznel biçimde algılamış ve anlatılışını sağlayan bir çerçeve, bir tür düşünsel yapı sunduğu gibi yansıtıcılık ve yaratıcılık özelliklerini de taşımaktadır (Demirel, 2002).

İnsanların anlaşma aracı olarak kullandıkları dil, görevlerini sözlü ve yazılı anlatımla gerçekleştirir. Kuşkusuz konuşma dili, yazı dilinden daha eskidir. Yazılı anlatım ancak belli bir uygarlığa erişen insan topluluklarının sahip olduğu bir anlaşma aracıdır. Ayrıca yazılı anlatım, özel yaşamın ve toplum yaşamın vazgeçilmez gereksinimlerinden biridir. Bireyler dili, amaca uygun olarak farklı biçimlerde kullanabilirler.

Dil eğitiminin temel amaçlarından biri, öğrenenlerin dinlediklerini ve okuduklarını doğru anlamaları olarak ifade edilir ise, bir diğeri de duygu ve düşüncelerini doğru, yeterli ve etkili biçimde anlatmalarıdır. Dinleme ve okuma anadilinde anlamaya dayalı, bir ölçüde pasif eylemler olarak ifade edilirse; konuşma ve yazma ifade etmeye dayalı etkin eylemlerdir. Bireyler amaçlarını söz ya da yazı ile anlatmak için, zihinlerinde düşüncelerini düzenler; sözcükleri seçer, cümleler kurar, etkili ifade yolları belirler. Bir dili edinme, o dilde duygu ve düşüncelerin sözlü ve yazılı olarak ifadesini gerektirir (Gülensoy ve diğerleri, 2003). Etkili bir sözlü ve yazılı anlatım “düşünme, dili kullanma ve yeniden üretme” gibi çağdaş eğitim sistemlerinin temel kavramları ve ilkeleri üzerine kurulmuştur. Bu bağlamda, anlatım becerilerinin kazandırılması Türkçe öğretim programlarında oldukça önemli bir yer tutmaktadır.

Bu ünite kapsamında, sözlü ve yazılı anlatımın kapsamı belirlenerek, anlatımın özellikleri ve anlatım biçimleri açıklanmıştır.

ANLATIMLA İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR

Falih Rıfkı Atay‘a göre “Düşündüğünü ve duyduğunu karşısındakine derli toplu anlatabilmek, ne bir meslek ne de bir sanattır…” Başka bir deyişle kendini karşıdakine doğru biçimde anlatmak günlük yaşamda gereksinim duyulan temel becerilerden biridir. Bu doğrultuda kendini ifade yolu olan anlatım, sözlü ya da yazılı olarak amaçlı bir biçimde gerçekleştirilir. Anlatımda amaç ve konunun yanı sıra amacın ve konunun kesiştiği uygun bir anlatım türü ve anlatım biçimi kullanmak, mesajını daha anlaşılır olmasını sağlayacak temel ögelerdir. Bu ögelere ek olarak anlatımla ilgili birçok öge ve kavram bulunmaktadır.

Anlatım; sözcükleri seçme, sözcükleri birbirine bağlayarak cümle kurma ve cümleler ile paragraflar oluşturma biçiminde gerçekleştirilir. Anlatımdaki başarı, bu anlatım birilerinin (sözcük, cümle, paragraf) doğru kullanılmasına bağlıdır. Anlatım birimlerinin farklı biçimlerde kullanılmasıyla gerçekleştirilen anlatıma ilişkin kimi kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir. Anlatımla ilgili temel kavramlar aşağıdaki biçimde tanımlanabilir:

Dolaylı anlatım: Yazım türlerinin kimilerinde, olayların bir anlatıcının ağzından anlatılması dolaylı anlatımdır. Ayrıca sözcük ve kavram seçiminde de dolaylı anlatım seçilebilir. Bir sözcüğü, sözlük anlamının dışında kullanmak da dolaylı anlatımdır. İstiarelere (eğretileme), dolaylamalara yer vermek de dolaylı anlatımdır.

“bayrağımız” yerine “hilâl”, “lületaşı” yerine “beyaz altın”, “asker” yerine “Mehmetçik” denmesi.

Dolaysız anlatım: Yazım türlerinin kimilerinde olayların kahramanın ağzından anlatılmasıdır.

Nesnel anlatım: Akla ve mantığa dayalı anlatımdır. Bilimsel verilere ve gözleme dayalı, ölçülebilir ve kanıtlanabilir niteliktedir. İletilen yargı, kişiden kişiye değişmez. Kişisel duygulara ve kamlara yer verilmez.

Öznel anlatım: Kişisel duygulara ve kamlara dayalı bir anlatımdır. Nesnel anlatım yargılar kişiden kişiye değişir niteliktedir. Kanıtlanabilir özellikler taşımaz, Nesnelerin gerçeği değil kişilerin beğenisi bu anlatımın belirleyici özelliğidir.

Anlatımın Özellikleri

Anlatımda amaç, konu hakkında duygu ve düşünceleri okuyucuya en etkili biçimde aktarılarak bireyin anlatımdan zevk almasını sağlamaktır. Bunun için anlatımın kimi niteliklere sahip olması gerekir. Bu özellikler şöyle sıralanabilir (Yörük, 1997):

Duruluk: Gereksiz sözcüklerin ve gereksiz cümlelerin bulunmayışı demektir. Cümleler yazıldıktan sonra, çıkarılabilirlik bakımından gözden geçirilmeli, gereksiz kullanımlar ayıklanmalıdır. Türkçesi varken yabancı kökenli sözcükler kullanma, uzun cümleler kurma; duruluğu önleyen yanlışlar, grubuna girmektedir.

Doğruluk: Cümlenin dil kurallarına uygun olmasıdır. Doğru cümlede özne yüklem uygunluğu vardır, ekler doğru kullanılır, sözcükler birbiriyle uyum içindedir. Ayrıca doğru cümle, noktalama ve yazım kurallarına uygundur. Aynı zamanda doğru cümlede anlam bir bütünlük içinde verilir.

Açıklık: Kolay anlaşılan ve amacı açıkça ortaya koyan cümlelerle yazmadır; bir anlatımın okuyucular ya da dinleyenler tarafından aynı biçimde algılanmasıdır. Özümsenmemiş dil bilgisi kuralları anlatıma aktarıldığında kapalı, bozuk, anlaşılmaz yazılar biçiminde ortaya çıkar.

Yazıda açıklığı sağlamak için:

  • Sözcüklerin seçimine özen gösterilmeli, cümlede sözcüğün kullanılacağı yere dikkat edilmelidir.
  • Yazı bir defa okunduğunda anlaşılmalıdır.
  • Sözcüğün anlamı ve yazılışı konusunda bir tereddüt varsa mutlaka sözlüğe ve yazım kılavuzuna bakılmalıdır.
  • Eş anlamlı sözcüklere yer verilmemelidir.
  • Herkesin anlayabileceği yaşayan bir dil kullanılmalıdır.
  • Düşüncenin anlatımı açık olmalı, içeriğin oluşturacağı soruların yanıtları yazıda bulunmalıdır.

Yalınlık: Süs ve özentiye başvurmadan, edebi bir metin oluşturma kaygısı duymadan doğal ve içten cümleler oluşturmadır.

Akıcılık: Anlamca açık, pürüzsüz, sözcüklerde ses çakışması olmayan, bir engele takılmadan akıp giden cümleler kurulmasıdır.

Özgünlük: Geniş bir sözcük dağarcığına sahip atasözü, deyimlere egemen yazılar; kendilerine özgü bir anlatım biçimine sahip olurlar. Yazarın birikimlerini, yetilerini ortaya koyan kısaca kimliği yansıtan yazılar üretilmesi özgünlüktür.

Doğallık: Gerçekliğin dışına çıkılmadan bir duygunun, bir düşüncenin içten geldiği gibi anlatılmasıdır. Anlatımda inandırıcılık doğal anlatımla sağlanır. Yapay (doğal olmayan) anlatım; inandırıcı olmadığı gibi yadırganır. Aynı zamanda bu türlü bir anlatımın zorlayıcı, sıkıcı yönü vardır. Sıcak içten olan bir anlatım ise insanı hemen etkisi altına alır. Doğal anlatımda sıradanlığa, yavanlığa da düşmemek gerekir.

Ayrıca bakınız ⇒ Anlatımın Özellikleri

ANLATIM TÜRLERİ

Duygular, düşünceler ya da istekler sözlü ya da yazılı olarak anlatılır. Konuşma, karşılıklı duygu ve görüş alış verişini ve günlük yaşamda kişilerin birbirine hitap etmesini sağlayan bir anlatım yoludur. Yazı ise sözün resimleştirilmiş biçimidir. İnsanların birbiriyle iletişim kurmak için kullandıkları dil denen sistemi, belli işaretlerle belirleyen ikinci sistem de yazıdır. Yazıya dayalı olarak gerçekleştirilen yazılı anlatım ise günlük yaşantıda sözlü anlatımdan sonra en çok kullanılan anlatım türüdür. Sözlü ve yazılı anlatımın özellikleri aşağıda kısaca açıklanmıştır.

SÖZLÜ ANLATIM (KONUŞMA)

Sözlü anlatım bir başka ifade ile konuşma, düşüncelerin ve duyguların başkalarına sözlü olarak bildirilmesi ya da duygu, düşünce, istek, bilgi ve tasarımların sözle aktarılması olarak tanımlanabilir (Sever, 2000). Konuşma eylemi; dil, düşünce, duygu, ses ve konuşma organları gibi öğelerle doğrudan ilgilidir. Bunlardan birinin eksikliği ya da yetersizliği konuşmayı kusurlu yapar. Başka bir anlatımla dilin kurallarının ve söylenişinin yanı sıra, sözel olmayan davranışların da öğrenilmesini gerektiren konuşmanın; fiziksel, fizyolojik, psikolojik ve toplumsal niteliği vardır. (Demirel ve Şahinel, 2006):

Konuşmanın fiziksel niteliği: Ses dalgalarının boşlukta yayılması ile gerçekleşen bir süreçtir.

Konuşmanın fizyolojik niteliği: İnsan bedeninde var olan beyin, sinir sistemi, akciğerler, ses telleri, küçük dil, büyük dil, dudak ve dişler gibi organların dengeli bir uyum içinde iş birliğiyle çalışmalarına bağlı olarak oluşan bir süreçtir.

Konuşmanın psikolojik niteliği: Anlam bilimle ilgili olarak, kavramların kendileri üzerinde değil kavramlara ilişkin deneyimler üzerinde konuşulur.

Konuşmanın toplumsal niteliği: Toplumsal yaşamın bir ürünü olan konuşma, dili kullanarak iletişim kurma yoludur. Zihinde oluşan bir iletinin konuşma organlarından yararlanılarak dinleyiciye ses titreşimleri ile iletilmesi olarak da ifade edilen konuşmamın bireyin yaşamındaki önemi kısaca şöyle açıklanabilir:

  • Bireyin her türlü bireysel ve toplumsal ilişkisinde iletişimi sağlar,
  • Günlük işlerin yürütülmesini sağlar,
  • Bilgi alışverişini sağlar,
  • Çağın vazgeçilmez bir çalışma yolu olan iş birliğini sağlar,
  • Toplum sorunları üzerindeki görüşleri bildirmeye yardım eder.
  • Telefon, radyo ve televizyonda bireyin haber ve bilgi almasını sağlar,
  • Başkalarına düşünce, tasarı, sıkıntı ve sevinçlerini anlatmasını sağlar,
  • Demokrasi ile yönetilen toplumlarda bireylerin toplum sorunları üzerinde konuşma hak ve görevini yerine getirmesini sağlar,
  • Bireylerin kendi iş alanlarında etkili olması ve toplumsal görevlerini yapabilmesi için konuşma yeteneğini geliştirmesi gerekir.
  • Kişilik konuşma ile belirdiği gibi, kişiliği geliştirmenin bir yolu da konuşmadır.

Bireyin yaşamında oldukça önemli bir yer oluşturan konuşma en eski iletişim araçlarından biridir ve dinleme ile yakından ilişkilidir. Çocuklar konuşmayı çevrelerindekileri dinleyerek öğrenmeye başlarlar. Bu bağlamda konuşma eylemi dinleyici ile birlikte karşılıklı yapılan bir etkinliktir. Kişi duygu ve düşüncelerini dinleyiciye iletir, diğer bir deyişle uyarır; dinleyici de konuşmacıdan aldığı iletiye tepki verir. Çevreyle girilen etkileşimle başlayan konuşmanın işlevlerini tam olarak yerine getirebilmesine yönelik olarak okul öncesinden başlayarak yükseköğretime kadar geliştirilmesi nitelikli bir konuşma eğitimi yoluyla olacaktır. Bu bağlamda konuşma eğitiminin amaçları çeşitli beceriler yönünden şöyle belirlenmiştir (Yıldız, 2003):

Bildirme yönünden: İsteğini, düşündüğünü, duyduğunu, öğrendiğini başkasına sözle anlatabilmek; sorulara açık, kısa, doğru karşılık verebilmek; sözle doğru bilgi verebilmek; sözlerinde amaç, neden-sonuç ilgisi gözetebilmek; konuşurken doğru ve çabuk düşünebilme yeteneği edinmek; konuşurken konudan ayrılmamaya çalışmaktır,

Kişilik kazanma yönünden: Düşünce ve duygularını anlatırken inandırıcı, canlandırıcı örneklerden ve kendi yaşantılarından yararlanabilmek; günlük yaşamdaki konuşmalarında kendine güven kazanabilmek; çevredekilerle söyleşi yapabilmek; işindeki becerisi, yeterliği üzerinde konuşurken çevresine güven verebilmektir.

Topluluk içinde konuşabilme yönünden: Grupça konuşmalara katılabilmek ve konuşmasıyla çevresine zevk verebilmek; bir tartışmaya katılıp konunun aydınlanmasına yararlı olabilmek; duygu ve düşüncelerini bir topluluğa aktarabilmek; duyuru, tanıtma ve haber verme konuşmalarını tanıyıp bu konuşmaları yapabilmektir.

Söyleyiş yönünden: Sözcükleri doğru ve açık söyleyebilmek; vurguları yerinde kullanabilmek; kültür ağzıyla konuşma alışkanlığı kazanabilmek ve konuya göre konuşma yeteneği kazanabilmektir. Konuşma eğitiminin amaçları doğrultusunda konuşma alışkanlığının kazandırılması süreci aşağıdaki biçimde açıklanabilir (Demirel, 2002, ss.9596):

Konuşma öncesi dönem (0-1,5 yaş arası): Bu dönemde bebekle sürekli konuşmak, onun çıkardığı sesler karşısında memnuniyetini göstermek, onu dinlediğini göstermek, çocuğu sürekli konuşulan ortamlarda bulundurmak konuşma becerisinin gelişimi için gereklidir.

Konuşma dönemi: Bu dönemde çocuk sırasıyla hecelerden, tek sözcüklerden başlayarak konuşma sürecine girer. Konuşma döneminde çocukla bebek gibi konuşulmamalıdır. Eşyaların kişilerin isimleri doğru ve net söylenmelidir. Çocuğa yanlışını doğrudan doğruya söylemek yerine en uygun en yakın zamanda bu sözcüğü doğru ve düzgün kullanarak duymasını sağlamalıdır. Çocuğun sorularına uygun yanıtlar verilmelidir. Onunla her fırsatta konuşulmalıdır. Arkadaş gruplarına katılması sağlanmalıdır. Özellikle okul öncesi eğitim kurumları bu tür ortamların oluşturulmasına yönelik uygun ortamlardır. Çocuklara resimler yaptırılıp hakkında konuşturularak ve kitap okunup uygun sorular sorularak konuşmaya teşvik edilmelidir.

İlköğretim dönemi: Yukarıdaki aşamaları doğru biçimde tamamlayarak ya da tamamlamadan öğrenciler okula dillerini konuşarak gelirler. Ancak bu konuşma kendi yaşlarının ve çevrelerinin konuşmasıdır. Bu konuşmalarda; çekingenlik, yerel ağızla konuşma, sesi ayarlayamama, kısa ve yersiz konuşma, gereksiz şeyler söyleme, dağınık konuşma, sözcük dağarcığının yetersizliği, konuşurken gereksiz el kol hareketleri yapma gibi eksiklikler ve yetersizlikler olabilir. Buna karşın öğretmenler konuşma becerisini geliştirmeye yönelik Türkçe derslerinin öğrenme öğretme sürecinde sınıf içi etkileşime ve öğrencilerin dili etkin biçimde kullanmalarına olanak sağlamalıdır.

Konuşma türleriKonuşma eğitimi sürecini doğru biçimde tamamlama birçok konuşma türünü kullanmada bireylerin yetkinleşmesini etkileyecektir. Farklı düzeylerde konuşma eğitimi alan kişiler, birbirleriyle selamlaşma, bilgi alma, haber verme, konferans tartışma vb. birçok farklı amaçla konuşur. Bu bağlamda daha sonraki bölümlerde ayrıntılı biçimde açıklanacak olan konuşma biçimleri;

  • Hazırlıksız konuşmalar; günlük konuşmalar, söyleşiler, soru sorma ve yanıtlama vb.
  • Hazırlıklı konuşmalar; tek kişilik konuşmalar, toplantılar (açık oturum, panel vb.) olmak üzere iki grupta incelenebilir.

Hazırlıklı ya da hazırlıksız olarak gerçekleştirilen tüm konuşmalarda, iyi bir konuşma için düşüncenin açığa çıkarılması, sözlerin anlam değerinin bilinmesi ve vurgu ile tonlamaya dikkat edilmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle iyi bir konuşma için konuya ilişkin düşüncelerin ifade ediliş biçimlerinin kolay anlaşılır olmasının yanı sıra sözün toplum üzerindeki etkisinin göz önünde bulundurulması ve dilin kullanılış alanına göre özellik kazanmasının da önemli olduğu unutulmamalıdır. Bu doğrultuda etkili bir konuşma gerçekleştirebilmek için göz önünde bulundurulması gereken ilkeler şöyle sıralanabilir (Bayramıçlılar ve diğerleri, 1990; Uğur, 2002; Gülensoy ve diğerleri, 2003):

  • Konuşmanın amacı olmalı: Konuşma bir amaca dayanmalı, konuşma öncesinde konuşmacı, zihninde düşünsel bir hazırlık gerçekleştirmelidir.
  • Konuşma içten ve canlı olmalı: Konuşmada istek, coşku ve canlılık konuşmanın dinamiğini oluşturmalıdır,
  • Konuşma doğal olmalı: Kişinin konuşması kendisine özgü, kendi üslubunda gelişmelidir.
  • Konuşma açık ve anlaşılır olmalı: Konuşmada amaç dinleyiciye bilgi vermek; bir duyguyu, bir düşünceyi açıklamaksa, konuşma dinleyicinin anlayacağı bir dilde olmalıdır,
  • Konuşma akıcı olmalı: Konuşmacı, konuşma hızını dinleyicinin anlayabileceği şekilde ayarlamalıdır,
  • Konuşma inandırıcı olmalı: Konuşmacı, sözleriyle, davranışlarıyla, yargılarıyla dinleyicide güven duygusu oluşturmalıdır,
  • Konuşma ilgi çekici olmalı: Konuşma dinleyicinin dikkatini çekecek nitelikte olmalıdır,
  • Konuşmayı destekleyen öğeler olmalı: Konuşma; söz yanında el, yüz hareketleri (jest ve mimikler) ve iyi bir tonlama ile desteklenmelidir.
  • Konuşmada görgü kurallarına uyulmalı: Konuşmacı saygılı olmanın etkili konuşmamın temel koşullarından biri olma olduğunu unutmamalıdır.
  • Konuşmada ses iyi kullanılmalı: Konuşmacı işitilebilir, anlaşılabilir ve amaca göre değişiklik gösteren bir ses kullanmalıdır.

Bütün bunlara ek olarak kimi zamanlarda bir ön çalışma gerektiren konuşmada, sözcüklerin seçimi ve cümlede kullanımına yönelik dil ve üslup becerisi de önemlidir.

YAZILI ANLATIM

Dilbilime dayalı olarak, yazma becerisi dilin ifade edilme yollarından biridir. Bu beceri yazılı anlatım terimiyle karşılanmaktadır (Karatay, 2011). Yazma, bireylerin konuşma ve düşüncelerini yazılı olarak anlatmalarıdır (Özdemir, 1987). Başka bir deyişle yazma, bilginin toplanması, bilginin edinilmesi ve bilginin ifade edilmesi ile ilgili süreçlerin bütününden oluşur (Carter ve diğerleri, 2002).

Yazma temel dil becerisi, ilköğretimin ilk yıllarından itibaren çocuklara kazandırılmaya çalışılan temel okuryazarlık becerilerinden biri olmakla birlikte, öğrenim sürecinin her aşamasında etkili kullanılabilmesi için de yazılı anlatım etkinlikleri yoluyla sürekli olarak geliştirilmeye çalışılır. Öğrencilerin kendilerini yazılı olarak anlatabilmeleri için bilişsel ve devinişsel olarak olgunlaşmaları yeterli olmayabilir. Bu becerinin etkin kullanılabilmesi bireyin dış dünyayı gözlemlemesine, sürekli okumasına, düşünmesine ve yazmasına; kısaca hem anlama hem de anlatma becerilerinin yeteri kadar gelişmesine bağlıdır. Yazma becerisini geliştirmenin en önemli yolu, sürekli yazma çalışmaları, deneyimleri yaptırmaktır (Karatay, 2011).

Yazma da konuşma gibi bir anlatım yoludur. Öğrenenlerin bir konuda istenilene uygun bir biçimde yazması, onların konuşma ve düşünme yetilerine bağlıdır, Bu yönden yazma çalışmalarını konuşmalara bağlama, yazılı anlatım etkinliklerinin çıkış noktası olacaktır. Ayrıca dört temel dil becerisi zincirinin son halkası olan yazma becerisini mekanik olarak değil, eleştirel bir düşünme süreci olarak algılamak ve bilmek gerekir (Demirel ve Şahinel, 2006).

Yazılı anlatım; bir fikrin, duygunun, düşüncenin, görüşün ya da olayın en anlamlı yanlarının yazı yoluyla ifade edilmesidir (Bülbül, 2000). Bireysel ve toplumsal gereksinimler için kimi zaman yazılı anlatıma başvurulur. Öğrenciler dünyalarını ve kendi algılarını yazarak biçimlendirirler. Yazılı anlatım öğrencilerin iletişim kurmaya yönelik gereksinimlerini karşılaması yanında öğrenmelerine de yardım eder. Öğrenciler yazılı anlatım becerileri geliştikçe, düşünme becerilerini kontrol eder, zihinlerini sürekli kullanır ve öğrenme sürecini daha etkili duruma getirirler (Raimes, 1983). Eğitimin birçok amacının gerçekleştirilmesine dönük bir araç olan yazılı anlatım yoluyla, öğrencilerin kendilerini ifade etmeleri sağlanır ve aynı zamanda onların dil ve bilişsel gelişimlerine ilişkin önemli katkılar da getirilir.

Yazılı anlatımları yoluyla çocuklar, var olan bilgi ve deneyimlerini kullanarak konuştukları ya da yazdıkları konuyu ifade etmede etkinleşir. Yeni bilgi ve deneyimler edinir, olayların nedenini bulur, sonuçlarını tahmin eder, kendi yaşantılarından yola çıkarak, bilgi ve deneyimlerini aktarır. Yazılı anlatım, her öğrencinin gözlem gücünü mantığa uygunluk yönünden düşünme ile hayalinde canlandırma yeteneğini ve anadilini kullanabilme becerisini göstermektedir. Öğrencilerin yazılı anlatımlarının yeterliği için öğretim, gözlem yeteneği, tartışma ve eleştirme gücü önemlidir. Yazılı anlatım becerisi hem kendi yapısından kaynaklanan “içsel” karmaşık bir süreç olması hem de uygulama sürecinde değerlendirme, dönüt ve düzeltme süreçlerinin yeteri kadar izlenememesi, sınıfların öğrenci yoğunluğu ya da öğretmenden kaynaklanan “dışsal” sorunlar nedeniyle diğer dil becerilerine göre daha yavaş gelişen ya da yeteri kadar gelişemeyen bir beceridir (Karatay, 2011).

Yazılı anlatıma dayalı bilgi, düşünce ve duygularını aktarına işlemi, hazırlık, planlama, sınırlama, sıralama, ilişki kurma, düzenleme, düzeltme ve sunma (yazılı metin) süreçlerinden oluşur. Bu süreçler, ayını zamanda anlatmaya dayalı yazılı ya da sözlü anlam bütünlüğü olan tutarlı metin oluşturma evreleridir. Yazılı anlatımda karmaşık gibi görünen bu süreçlerle ilgili ne yapacağının farkında olan öğrenciler, yazılı anlatım çalışmalarında bunları daha etkili ve bilinçli işleteceklerinden başarılı bir yazma çalışması, ürünü ortaya koyacaklardır (Karatay, 2011).

Başarılı bir yazılı anlatım için; konuyu ve ana düşünceyi saptamak ve sınırlandırmak, bakış açısını belirlemek, düşünceleri düzenlemek (plan yapmak) ve anlatımın hangi anlatım biçimiyle gerçekleştirileceğini belirlemek gerekir. Bunun yanı sıra başarılı bir yazılı anlatım gerçekleştirebilmek için (Temizkan, 2007):

  • Yazılacak konuya ilişkin fikirlerin açık olması ve zihinde değerlendirilmesi,
  • Konu hakkında yeterli bilgiye sahip olunması, iyi bir okuyucu olunması,
  • İyi bir sözcük dağarcığına sahip olunması,
  • İyi bir gözlemci olunması,
  • Yazılacak konuya ilişkin anlatım birimlerinin doğru biçimde kullanılması,
  • Noktalama ve yazım kuralları uyulması,
  • Açık, yalın, özgün, duru ve doğru bir anlatımın gerçekleştirilmesi önemlidir.

Başarılı bir yazılı anlatım için yukarıda belirtilen konuların yanı sıra yazma sürecinin aşamalarına uyarak yazma etkinlikleri gerçekleştirmek de önemlidir. Bu bağlamda yazma eğitimi süreci; ön yazma, taslak oluşturma, gözden geçirme, düzenleme ve yayımlama olmak üzere 5 aşamadan oluşmaktadır. Ön yazma aşaması; konuyla ilgili neler söyleneceğinin planlandığı aşamadır. Bir tür hazırlık aşaması olarak değerlendirilebilir. Taslak oluşturma aşaması; amacın belirlendiği ve konunun temel hatlarıyla ortaya konduğu aşamadır. Gözden geçirme aşaması; taslağın elden geçirildiği aşamadır. Düzenleme aşaması; yazının yazım kuralları ve noktalama işaretleri bakımından gözden geçirildiği aşamadır. Yayımlama aşaması ise yazının dinleyenler ya da okurla paylaşıldığı aşamadır (Tompkins, 2004). Sınıf içinde düzenli olarak gerçekleştirilecek yazma etkinliklerinde yazma sürecinin nasıl uygulanacağının öğrencilere öğretilmesi ve sürecinin uygulanmasının sağlanması başarılı yazılı anlatım etkinliklerinin temelini oluşturacaktır.

Yazılı Anlatım Türleri:

Yazılı anlatım türleri düşünce niteliği olanlar, sanatsal değeri olanlar ve yazışmalar olmak üzere üç grupta toplanabilir.

Sözlü ve Yazılı Anlatım Arasındaki Farklar

Sözlü anlatım kuşkusuz kimi özellikleriyle yazılı anlatıma benzemektedir. Ancak benzer özellikleri yanında iki anlatım biçimini farklı kılan özellikler de vardır. Bu özellikler şöyle sıralanabilir (Uğur, 2002):

  • Sözlü anlatım, konuşmanın yapıldığı anda anlaşılır olmalıdır; aksi durumda konu önemini kaybeder. Konuşmacı, dinleyenlerin ilgisini çekmek için konuyu ilgi çekici duruma getirmelidir. Yazılı anlatımda; yazılı bir metni tekrar tekrar okuma olanağı vardır. Okuyucu da yazar da düşüncelerini ifade etmede çoğu kez rahat ve yalnızdır.
  • Sözlü anlatımı yazılı anlatımdan ayıran diğer bir etmen de sestir. Ses, düşüncelerin önem ve anlamına göre ayarlandığında dinleyenleri olumlu biçimde etkiler.
  • Konuşma anında vücudun aldığı durum önemlidir. Konuşurken elimizi, kolumuzu gereksiz yere hareket ettirmek ya da konuşurken hareketsiz kalmak dinleyici açısından olumlu değildir. Hareketlerin ölçülü olması gerekir.
  • Anlatım çeşitliliği, yazıda olduğu kadar sözlü anlatımda da geçerlidir. Yazarken ve konuşurken seçilecek sözcükler, düşünceleri anlatmaya yardımcı olur.
  • Noktalama işaretleri yazıda akışı sağlar. Aynı şey, sözlü anlatımda sözcüklerin cümlede aldığı anlama göre söylenmesi ile olur. Bu bakımdan yapılacak konuşmalarda sözcükleri dikkatli kullanmak onları doğru telaffuz etmek ve cümledeki anlamına göre söylemek gereklidir.

Bütün bu benzerlik ve farklılıklarına karşın gerek sözlü gerekse yazılı olarak gerçekleştirilen anlatımda, anlatılacak içeriğin özelliğine ya da anlatım amacına göre farklı anlatım biçimlerinden biri ya da birkaçı bir arada kullanılabilir.

Yrd.Doç.Dr. Dilek BELET,  Türkçede Sözlü Anlatım

Ayrıca bakınız ⇒ Anlatım Türleri (Biçimleri, Çeşitleri) ve Özellikleri